Actions

Work Header

Kaderin Şarkısı

Chapter 2: Teklif

Summary:

Devi, abisini koruyabilmek için elindeki son koza sarılarak düşmanın ayağına gitmeye hazırdır. Hem ne derler bilirsiniz, denize düşen yılana sarılır.

Notes:

Tekrar selamlar herkese,
Umarım iyisinizdir ve sizin için her şey yolundadır.
İkinci bölümle karşınızdayım. Bölümü okumayı bitirdikten sonra Romance Club X Topluluğu'na gelerek gelecek bölümde senaryonun akışını etkileyecek ankette oy kullanabilirsiniz.

İyi okumalar dilerim.
Sevgiler...

(See the end of the chapter for more notes.)

Chapter Text

Devi sakinleşmeye çalıştı ve sessiz kalmaya karar verdi. Christian’ın gelişi hakkında Düzine’ye tek kelime etmedi. Abisinin her ne olursa olsun temkinli davranacağını umdu. 

Son detaylar da konuşulduktan sonra karar verildi. Ilk silahlar bugün akşam yapılacak taş sevkiyatı ile birlikte bazı bölgelere gönderilecekti. 

Kararı duyduktan sonra Devi, abisi için duyduğu endişeyi bastıramaz hale geldi. Nefesinin daraldığını hissetti. Kairas onda bir sorun olduğunu anladı ve elini tuttu. 

Kairas: “Devi? Ne oluyor? Iyi misin?” 

Devi: “Evet, sadece... Sadece biraz hava almak istiyorum.” 

Kairas: “Seninle geleyim.” 

Devi: “Hayır abi, sen kal lütfen.” 

Toplantının başından beri Devi’nin olduğu tarafa bile bakmayan Ram de onda bir sorun olduğunu fark etmişti. 

Gözlerini ayırmadan Devi’ye ve Kairas’a bakıyordu. 

Devi sonunda hava almak için müsaade istedi ve odadan ayrıldı. Koşarcasına bahçeye çıkan Devi sonunda büyük bir ağacın yanında durdu. 

Şimdi ne olacaktı? 

Abisi bu sevkiyatı sorunsuz tamamlayabilirdi, bu ihtimal hala vardı ama güçlü değildi. Devi ne yapacağını bilmeden ağacın etrafında volta atıyordu. Her şeyin iyi olacağına inanmak istiyordu ama mümkün müydü? Etraf düşmanlarla doluyken hala nefes alabiliyor olmak bile Düzine’nin başındaki beş aile için bir lüksken şimdi abisi bir de böyle bir riskin içindeydi. Annesinin ve babasının gidişini yaşı küçük olmasına rağmen çok iyi hatırlıyordu. 

Önce babası gitmişti. Bir gece yarısı aniden evleri düşman askerleri tarafından basılmıştı. Sese uyanan beş yaşındaki Devi odasından çıkıp aşağı indiğinde askerler babasını yere yatırmıştı. Ne olursa olsun direnen babasına öylece bakarken annesi bir anda onu kucağına almış ve olanları görmemesi için yüzünü göğsüne bastırmıştı. Bu kaos esnasında babasının sesini duymuştu.  

Baba: “Bırakın! Bırakın, ailemle vedalaşayım!” 

Ve sonra yabancı bir ses... 

Asker: “Aileni bunca şeyi yapmadan önce düşünecektin!” 

Askerler babasını yerden kaldırmış götürüyorlardı. 

Babasının sesini tekrar duydu, bu sefer onlara sesleniyordu. 

Baba: “Korkmayın! Bizi sindiremezler! Buna güçleri yetmez!” 

Asker susması için göğsüne dirseği ile vurmadan önce babası şunu söylemeyi de başardı. 

Baba: “Kendinize iyi bakın... Birbirinize iyi bakın...” 

Daha sonra askerin müdahalesiyle babasının nefesi kesilmiş, konuşamamıştı. Askerler babasını götürmüştü ve Devi, annesinin olanları görmesin diye yüzüne kapattığı elinin parmakları arasından babasını son kez, işte böyle görmüştü. Küçük yüreği ilk kez böyle paramparça edilmişti. 

Devi ne olduğunu pek iyi anlamasa da daha sonra abisi birkaç gün içinde savaştığı cepheden gelip aile reisliğini devralınca babasının geri dönmeyeceğini anlamıştı. 

Fakat beklenmeyen bir şekilde birkaç gün sonra abisi, annesini yerine vekil olarak atayarak cepheye geri dönmüştü. Bir başına kalan annesini ve kız kardeşini geride bırakmıştı. Çünkü Kairas, onlar için yapabileceği en önemli şeyin düşmanlardan temizlenmiş bir vatanda yaşamalarını sağlamak olduğunu biliyordu. 

Bu yaklaşık bir yıl kadar böyle sürmüştü. Anneleri de gidince, Kairas savaşı bırakıp tamamen eve geri dönmüştü.  

Kairas’ı kaybetme ihtimali göğsüne bir yumru gibi oturuyor, nefesini kesiyordu. 

Abisini korumalıydı ama nasıl? Tırnaklarını avuçlarına geçirdi. 

“Gerekirse siper olurum ona, yine de izin vermem.” 

Tam o sırada aklına bir fikir geldi. Elindeki bilgi... 

Cellat’ın gelişi İngiliz tarafı için paha biçilmez bir bilgi olabilirdi. Bu bilgi karşılığında Lord’a bir anlaşma teklif edebilir ve abisini korumasını isteyebilirdi. 

Bu fikir biraz olsun sakinleşmesini sağlamıştı ama bunu yapabilir miydi?  Çocukluğundan bu yana Bay Basu hakkında duyduğu hikayeleri düşündü. Korkusuz, güçlü, yenilmez... Ülkesi için korkmadan, çekinmeden savaşmış bir adamı düşmana satabilir miydi? 

Terazinin diğer ucundaki abisi olmasaydı yapamazdı. 

Ama artık yapmak zorundaydı. 

Düşüncelerini tanıdık, sakin bir ses böldü. 

Ram: “Deviya, burada ne yapıyorsunuz?” 

Devi sese doğru döndü. Ram beklediğinden de yakında duruyordu. Aralarında sadece iki adımlık mesafe vardı ve Ram elini Devi’nin yanağına doğru uzattı. O dakikaya kadar ağladığını bile fark etmeyen Devi’nin yanağını ıslatan gözyaşlarını nazikçe sildi. 

Ram bunu yapmayı planlamamıştı. Bayan Sharma’nın tapınak ziyaretinden sonra içinde yükselen öfkeyi, onu görmezden gelerek bastırıyordu ama şimdi, burada, çaresizliğin hakim olduğu kocaman gözlerinden süzülen yaşlar, Ram’in öfkesini unutturmuştu. 

Ram: “Abin için mi endişeleniyorsun?” 

Devi başını hafifçe iki yana sallayarak Ram’in hala yüzünde duran elinden kurtuldu. Fısıldayarak konuşabildi. 

Devi: “Sen olsan endişelenmez miydin?” 

Ram: “Abin oldukça tecrübeli. Ne yaptığını biliyordur, inan bana.” 

Devi: “Ya bilmiyorsa?” 

Ram: “Eğer büyük varis ne yaptığını bilmiyorsa onu korumak küçük varisin görevidir.” 

Devi direkt olarak başını kaldırmış Ram’in göz bandı ile kapatmadığı tek gözünün içine bakıyordu. 

Ram devam etti. 

Ram: “Böyle bir şüpheye sahipsen kollarını sıvamalısın. Onu korumak için ayağa kalkmalısın.” 

Ram'in sözleri Devi’ye aradığı cesareti veriyordu. Evet, Düzine önemliydi, Bay Basu önemliydi ama abisi onun için her şeyden daha önemliydi. Devi hafifçe gülümsedi. 

Devi: “Ayağa kalkacağım.” 

Karşılık olarak Ram de ona hafifçe gülümsedi. Bayan Sharma ile evlenme gündeminin onu neden diğer adaylar kadar rahatsız etmediğini yavaş yavaş anlıyordu. Bu kız açıktı. Duyguları gerçekti, korkuları gerçekti, gülümsemesi gerçekti. O, birçokları gibi toplumun baskısından korkup kendi doğasını, duygularını, düşüncelerini saklamıyordu. Ram ona bakarken onu okuyabiliyordu ve her seferinde bu kızın sahiciliği karşısında mest oluyordu. Duyduklarından fazlası olduğunu her seferinde daha iyi anlıyordu. Ram bu anda kalmayı her ne kadar sevmiş olsa da daha fazla burada durmanın şüphe çekebileceğinden emindi. 

Ram: “Hadi içeri dönelim artık.” 

Devi başını salladı ve Ram’i takip ederek sessizce içeri doğru yürüdü. 

Içeri girdikten sonra Sara’nın dikkatle ona baktığını fark etti ve kızların yanına gitti. 

Sara: “Nasılsın? Çıkarken iyi görünmüyordun.” 

Devi: “Daha iyiyim.” 

Radha: “Abin için mi endişeleniyorsun?” 

Devi hafifçe başını sallarken uzaktan onları izleyen Amrita ile göz göze geldi. Normalde bu konuşmalar dört kız arasında yapılırdı ama Amrita bu sefer nişanlısının yanında kalmayı tercih etmişti. 

Radha, Devi’nin kime baktığını görmek için yavaşça arkasını döndü ve Raj’ın yanında durmuş olan Amrita’yı fark etti. 

Radha: “Çağırdık ama gelmedi.” 

Sara: “Dürüst olalım Radha, ne biz onu içten bir şekilde davet ettik, ne de o gelmek istedi.” 

Devi bu gerginliğin geçmeyeceğinden emindi ama şu an buna odaklanmak istemiyordu. Kızlar bir şekilde yolunu bulurdu. Bulamazlarsa da Devi bununla daha sonra ilgilenecekti. Şu an odağı abisiydi. 

Kısa süre sonra abisi eve dönme vaktinin geldiğini söyledi ve herkesle vedalaşıp Basu Konağı’ndan ayrıldılar. 

Eve geldiklerinde Devi odasına çıkmak için merdivenlere yönelmişti ama abisi onu durdurdu. 

Kairas: “Konuşalım mı biraz?” 

Devi onaylayarak başını salladı ve abisinin ardından salona geçti. 

Kairas koltuktaki yerini alırken oturması için Devi’ye yanını işaret etti. 

Kairas: “Evlilik meselesinin senin için ne kadar zor olduğunu anlıyorum.” 

Devi'nin konuşmayı beklediği konu bu değildi. 

Devi: “Abi, şu an gündemimiz benim evliliğim değil.” 

Kairas, kardeşinin elini avcunun içine aldı ve sıktı. 

Kairas: “Benim gündemlerimden biri bu. Mutsuz olmanı istemiyorum.” 

Devi’nin kafası karışmıştı. Tek kaşını kaldırarak şüphe ile abisine baktı. Şüphesi abisinin onun mutluluğunu istemesi yönünde değildi ama bu konuşmanın gittiği yön Devi’yi rahatsız ediyordu. 

Kairas: “Ben bunun için bir karar vermeni istiyorum. Dün Kamal ile konuşacak vaktim oldu.” 

Devi dayanamadı ve abisinin sözünü kesti. 

Devi: “Söylentiler doğru yani?” 

Kairas: “Söylentiler doğru değil, çünkü az önce de söylediğim gibi Kamal’la dün konuştum. Daha öncesinde değil.” 

Devi’nin şaşkınlığına öfke de eklenmişti. 

Kairas: “Söylentilerin beni rahatsız etmediğini söylemeliyim. Kızgın olduğunu da anlıyorum ama Bayan Doobay’e hayır diyebilmenin tek yolu senin nişanın için bir başkasına söz vermiş olmamız.” 

Devi hemen itiraz etti. 

Devi: “Kamal ile evlenmek istemiyorum.” 

Kairas derin bir nefes verdi. Bu tepkiyi bekliyordu. 

Kairas: “Devi, bu şartlar altında senin için yapabileceğim en iyi şey kiminle evlenmek istediğine senin karar vermeni sağlamak.” 

Devi: “Senin önüme koyduğun seçenekler arasından ama.” 

Kairas onayladı. 

Kairas: “Evet. Böyle olmasını istemezdim ama başka bir şansımız yok. Evliliğini daha fazla erteleyemem. Seçim senin, Ram’i seçersen Bayan Doobay’e nişanı kabul ettiğimize dair bir mektup yollayacağım. Kamal’ı seçersen de reddetmek zorunda olduğumuzu, nişan için Kamal’a söz verdiğimizi söyleyeceğim.” 

Devi, elini abisinin avucundan kurtardı. 

Kairas onun bu tepkisini görmezden geldi ve devam etti. 

Kairas: “Ram’den yana bir kuşkum yok. O, sakin ve iyi huylu biri, ama Bayan Doobay’in bu evlilik sürecinde seni baskı altına almasından endişe ediyorum. Kamal ile evlenirsen bu baskı üzerinde olmayacak.” 

Devi evlilik konusuna da sinirlenmişti ama diğer konunun baskısı altında daha fazla eziliyordu. Sonunda ayağa kalktı. 

Devi: “Umurumda bile değil abi! Bir seçim yapmayacağım! Benim gündemim evlilik değil! Bırak artık her şeyi bir kenara! Kendini nasıl bir riske attığının farkında mısın sen?” 

Kairas sakinliğini korudu. 

Kairas: “Başka yolu yok Devi. Ortada işgalden kurtarmamız gereken bir ülke var ve hepimiz elimizden ne geliyorsa onu yapmalıyız.” 

Devi sinirle bir kahkaha patlattı. 

Devi: “Sana bir şey olursa ne olacak abi? Ailemizi kim idare edecek? Ben ne yapacağım?” 

Kairas: “En kötüsünü düşünmek zorunda değilsin. Bu işin sonunda hiçbir sorun çıkmaya da bilir.” 

Devi: “Ama çıkabilir de!” 

Kairas da ayağa kalktı ve kardeşini kollarının arasına alıp saçlarını okşadı. Devi her ne kadar öfkeli de olsa ona direnmedi. Abisinin onu sakinleştirmesine izin verdi. 

Kairas: “Söz veriyorum. Çok dikkatli olacağım. Her şey sorunsuz halledilecek.” 

Devi abisinin göğsüne yasladığı başını hafifçe salladı.  

Kairas onu kendinden uzaklaştırıp kardeşinin yüzüne baktı. 

Kairas: “Ama sen de benim için bir şey yapacaksın.” 

Devi: “Eğer evlilik mevzusuysa...” 

Kairas: “Hayır, hayır. Onu biraz daha düşünebilirsin. Bombay’e gitmeni istiyorum. Orada satın almayı düşündüğüm birkaç maden var. Onları incelemeni ve uygun olanları ailemiz adına satın almanı istiyorum.” 

Devi: “Bunu bizim için çalışanlar yapamaz mı?” 

Kairas: “Yüklü bir yatırım olacak. Gözümüzle görmemiz ve satın alımı bizzat yapmamız daha uygun olacaktır.” 

Devi, abisinin yerine zaman zaman seyahat ettiği için durumu yadırgamadı ama içinden bir ses bunun altından başka bir şeyin çıkabileceğini söylüyordu. 

Ortalık bu kadar karışıkken abisini geride bırakıp gitmek istemiyordu ama itiraz etmenin de faydasız olduğunu biliyordu. 

Bayan Sharma ne kadar inatçıysa ailenin reisi olan abisi de o kadar inatçıydı. 

Devi içten içe Christian ile yapmayı planladığı anlaşmanın abisini o burada değilken korumak için yeterli olmasını umuyordu. 

Abisinin sözlerini onayladıktan sonra salondan ayrılan Devi odasına çıktı. Odasında pencerelerden birinin hemen yanında duran masaya oturdu ve çekmeceden kağıt kalem çıkararak bir mektup yazdı. 

“Saygıdeğer Lord Christian de Clare, 

Size böyle mi hitap etmeliyim yoksa gerçekten hak ettiğiniz sıfatı başına ekleyerek ‘Saygıdeğer Genel Vali Lord Christian de Clare’ diye mi? Bilemedim doğrusu ama mühim vazifenizi paylaşmaktan geri durduğunuz için sanırım şimdilik baştaki hitabım yeterli olacaktır. 

Çok fazla uzatmadan söze girmem gerekirse, bu gece yine aynı saatlerde önemli bir konuyu görüşmek üzere dün gece karşılaştığımız yerde sizi bekliyor olacağım. Valilik işlerinden arta kalan kıymetli vaktinizi ayırırsanız memnun olurum. 

Saygılar, 

Bayan Deviya Sharma” 

Devi mektubu yazmayı bitirdikten sonra aslında amaçladığından daha öfkeli bir tonda yazdığını fark etti. Bu tonun Lord’u kızdırıp gelmemesini sağlayacağından endişe etti ve baştan yazmayı bile düşündü ama sonra bundan vazgeçti. 

Eğer Lord’un mektubu okurken kızmak yerine gülümseyeceğini bilseydi, kesinlikle baştan yazardı ama. 

Mektubun üzerindeki mürekkep kuruyunca onu güzelce katlayıp bir zarfa yerleştirdi. Daha sonra zarfı mühürleyip eteğinin beline sakladı. 

Devi odasından çıkıp aşağı indiğinde geçen sefer olduğu gibi hızlıca Arhat’ı buldu. Elindeki mühürlü zarfı ona uzattı. 

Devi: “Al bunu, Genel Vali Konağı’na götür. Oradakilere zarfın mührü açılmadan evin beyine teslim edilmesi gerektiğini söyle. Kimseye de hiçbir şeyden bahsetme.” 

Devi, Christian’ı açığa vurmayacak bu açıklamanın, mektubun doğruca ona ulaşması için yeterli olacağını umdu. 

Arhat ise şaşkındı. Hanımının Genel Vali Konağı’ndan birine gönderecek ne gibi bir mektubu olabileceğini anlamamıştı. Ayrıca Genel Vali ölmüştü ve yerine başkası gelmemişti henüz. O zaman evin beyi kimdi? 

Arhat: “Hanımım, konak boş değil mi?” 

Devi normalde bu sorgulamaya sinirlenebilirdi ama Arhat’ı severdi. Sakince cevap verdi. 

Devi: “Bilmiyorum Arhat. Eğer konak boşsa bile mektup sahibine daha sonra ulaşabilir. Sen teslim et lütfen.” 

Arhat onayla başını salladı ve evden çok geçmeden ayrıldı. 

Devi ilerleyen saatlerde Lord’dan bir mektup almadı. Bu sebeple geleceği konusundaki umudu azaldı ama yine de şansını denemek için gitmeye karar verdi. 

Evdeki herkes uyuduktan sonra Devi hazırlanmaya başladı. 

Binici kıyafetlerini dolaptan çıkarıp giydi. Bu kıyafet Avrupa tarzı pantolon, gömlek ve üzerinde Hint motiflerinin yer aldığı mavi, desenli bir yelekten oluşuyordu. Daha sonra aynaya bakarken saçlarını düzeltmeye karar verdi. Topladığı saçlarını açtı ve taradı. Onları tekrar toplamak istemedi. 

Nedense eli masasının çekmecesinde duran takılarına gittiğinde kendini durdurdu. Neden bu kadar süslenmek istediğine anlam veremedi. Sinirlendi ve pelerinini alıp öfkeyle odasından çıktı. 

Kimseye görünmeden ahıra ulaştı, atını aldı ve evden ayrıldı. 

Christian ile karşılaştıkları yer evden çok uzakta değildi ama Devi onun gelmeyeceğinden endişe duyuyordu. Tıpkı geçmişte olduğu gibi...  

Bir Yıl Önce, Londra, İngiltere 

Devi heyecanla yazdığı mektuba son bir kez baktı. 

“Saygıdeğer Lord Christian de Clare,  

Sizin için her şeyin yolunda olduğunu umuyorum. Bana gelirsek, sözlerinizi düşünmeden edemiyorum. 

Eğer kıymetli vaktinizi ayırırsanız bunu sizinle yüz yüze görüşmek isterim. 

Sizi, geçen akşam kenarında birlikte yürüyüş yaptığımız gölün orada bekleyeceğim. 

Saygılarımla, 

Bayan Deviya Sharma” 

Artık konuşmaları gerekiyordu, çünkü Devi de hazır hissediyordu. Lord’un sözleri üzerine çok düşünmüştü. En başında çok büyük anlamları olan kalıplar, inançlar, farklar, bugün bu adama karşı duyduğu hislere kıyasla çok anlamsız geliyordu. 

Mektubu gönderdikten kısa süre sonra hazırlanmış ve bahsi geçen gölün kenarına gitmişti. 

Devi bu buluşma için özellikle özenmişti. Üzerinde İngiliz tarzına yakın uzun bir yürüyüş elbisesi vardı ama elbisenin kumaşı Hint motifleri ile kaplıydı, rengi ise kırmızıydı. Saçlarını dalgalı olarak şekillendirmiş ve tatlı kırmızı detayları olan bir şapka takmıştı. 

O, gölün kenarında Lord’un gelmesini beklerken bir ulak yanına yaklaşarak ona Lord’dan gelen bir mektubu takdim etmişti. 

“Hanımefendi Deviya Sharma, 

Benim için her şey yolunda. Sizin için de yolunda olduğunu umut ediyorum fakat müsaadenizle bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek istiyorum. 

Siz haklıydınız, yanılan bendim. Bu sebeple sözlerimi unutmanızı rica edeceğim. Ayrıca bu gerçek hususunda bugün ya da daha sonra sizinle görüşmeye gelmemin doğru olacağını düşünmediğimden buluşma teklifinizi affınıza sığınarak reddediyorum. 

Kendime biraz vakit tanıyıp düşündüğümde gerçeği görmem çok vaktimi almadı. Biz sizinle aynı toprağın çiçekleri, aynı gökyüzünün yıldızları değiliz. Ikimizin de kendi yolu, kendi doğruları var. Hiçbir zaman aynı tarafta olamayacağız, hiçbir zaman birbirimize mutlak bir güven duyamayacağız. 

Bu koşullarda en doğrusu, her şeyin hiç başlamadan bitmesidir. Bugüne kadar sözlerim ve davranışlarımla size anlamsız bir umut verdiğim için de beni affedin. 

Benim için her zaman en iyi hatıralarımdan biri olacaksınız. Kendinize çok iyi bakın. 

Saygılarımla, 

Lord Christian de Clare.” 

Bu mektup Devi’ye o gün öğleden sonra ulaşmıştı ve aynı günün akşamı gerçekleştirilen bir resepsiyonda Lord Christian de Clare ailesinin statüsüne denk, güzel bir İngiliz Lady ile nişanlanmıştı. 

Günümüz, Kalküta, Hindistan 

Devi buluşma noktasına geldiğinde endişesinin yersiz olduğunu hemen fark etti. Christian çoktan oradaydı. Atını yakınlarda bir yere bağlamış, etrafı izliyordu. 

Devi ona yaklaştı ve atından inip o da atını bağladı. 

Christian bütün bu süreç boyunca Devi’yi izledi ve o işini bitirince gerçek bir İngiliz beyefendisi olarak ona hafifçe eğildi. 

Christian: “Bayan Sharma, mektubunuzu aldığımda ne kadar şaşırdığımı bilmelisiniz.” 

Devi: “Size mektup yazmış olmama mı şaşırdınız yoksa burada bulunmanızın gerçek sebebini öğrenmiş olmamamı?” 

Christian ona doğru bir adım attı ve tam karşısına gelerek durdu. 

Christian: “Mektup yazmanıza daha çok şaşırdım doğrusu.” 

Devi gözlerini devirdi ve konunun uzamasına izin vermedi. Buraya gelirken hatırladıkları tadını kaçırmıştı. 

Devi: “Ben buraya sohbet etmeye gelmedim. Eğer gerçekten önemli bir konu olmasaydı sizi tesadüfen bile olsa tekrar görmeyi istemezdim.” 

Christian elini uzattı ve Devi’nin elini tutmak istedi ama Devi bir adım geri çekilerek ondan kurtuldu. 

Christian: “Ben sizi görmekten her seferinde çok memnun oluyorum.” 

Christian’ın sözlerinde alay ya da iğneleme yoktu. Saf gerçeği bütün açıklığı ile paylaşıyordu. Devi bu sözlere hiçbir tepki vermedi. Lord devam etti. 

Christian: “Peki... Madem bu kadar önemli sizi dinliyorum.” 

Devi: “Hayatta kalmak istiyor musunuz Lord de Clare?” 

Christian’ın kafası karışmıştı. 

Christian: “Bu bir tehdit mi?” 

Devi: “Hayır, bir teklif.” 

Christian elini uzattı ve devam etmesini işaret etti. 

Devi: “Ben sizi koruyacağım...” 

Christian: “Siz? Beni koruyacaksınız?” 

Devi gözlerini devirdi. 

Devi: “Evet, ne olmuş?” 

Christian: “Buradan bakınca beni kendi ellerinizle öldürebilirmişsiniz gibi geliyor. Beni ne için koruyacaksınız ve neyden koruyacaksınız?” 

Devi derin bir nefes aldı. 

Devi: “Sizi, Düzine’den koruyacağım. Siz de karşılığında abimi koruyacaksınız.” 

Christian için durum biraz netleşmişti. Devi’nin abisine olan düşkünlüğünü biliyordu ve yeni gelişen şartlarda onu korumak istemesi normaldi. 

Christian: “Abinizi korumak istemenizi anlıyorum tabi ki ama benim sizin yardımınıza neden ihtiyacım olabileceğini düşündünüz?” 

Devi böyle bir cevap bekliyordu. Christian nasıl Devi ile ilgili bir şeyler biliyorsa Devi de bu adam hakkında birçok şey biliyordu. 

Devi: “Çünkü benim yardımım olmadan kendinizi koruyamayacağınız bir durumun içine düşmek üzeresiniz.” 

Devi bu açıklamayı yaparken gülümsüyordu. 

Lord bu gülümseyi görmekten memnun oldu ve bundan cesaret alarak ona bir adım daha yaklaşarak fısıldadı. 

Christian: “Siz beni koruyacaksınız, ben ise abinizi koruyacağım. Peki ama sizi kim koruyacak Bayan Sharma?” 

Devi hafifçe başını eğerek aralarında kalan yalnızca bir adımlık mesafeye baktı ve geri çekilirlen ekledi. 

Devi: “Bu çok yakında müstakbel eşimin sorumluluğunda olacak. Dert etmenize gerek yok.” 

Christian neredeyse şaşkınlığını ele verecekti. Hızlıca kendini toparladı ama yumruklarını sıkmaktan geri duramadı. 

Tam o sırada Devi ekledi. 

Devi: “Sizin bu anlaşmanın size düşen tarafında endişe etmeniz gereken tek şey abimin güvenliği. Eğer ona bir şey olursa sizi kendi ellerimle öldürmek zorunda kalırım.” 

Christian, bu gece buraya gelirken birçok şey duymayı bekliyordu ama Devi’nin yakında evlenecek olduğunu ya da ona bir anlaşma teklif edeceğini duymayı beklemiyordu. 

O hem öfke hem de şaşkınlıkla boğuşurken Devi sordu. 

Devi: “E, ne diyorsunuz? Teklifimi kabul edecek misiniz?” 

Notes:

Lütfen Romance Club X Topluluğuna giderek seçimlerinizin senaryoyu etkilemesi için ankette oy kullanmayı unutmayın. Ayrıca yorumlarınızı da benimle paylaşabilirsiniz.

Haftaya üçüncü bölümde görüşmek üzere.

Kendinize iyi bakın!!

Notes:

Eveeet, bundan sonra olacak olanı seçmek size kalmış durumda.

Devi, düzineyi uyarsın mı?
Devi, Lord'u uyarsın mı?

Topluluğa giderek oyunuzu kullanabilir ve hikayedeki olay örgüsünün isteğiniz doğrultusunda değişmesine katkıda bulunabilirsiniz.

Okuduğunuz için teşekkür ederim. İkinci bölümde görüşmek üzere. Sevgiyle kalın...