Chapter Text
Tam 1 ay. Bir aydır Fadime Koçari'yle denk gelmiyordu İso. En son Sürmene'de, elinde mavi muskari ile arkasını dönüp gidişini izlemişti. O günden bu yana hiç çıkmadı karşısına.
Arada sırada Sürmene'deki çevresinden "senin düşmancık buralardaydı" cümlesini duyuyor ancak Fadime'yi bir türlü görmüyordu. Görmeye en yakın olduğu gün bir iki hafta önce sabah saatlerinde Oruç abisiyle balığa çıktığı gündü.
Çocukluktan beri abisinin en sevdiği aktivite balık tutmaktı. İso'yu sarmıyordu balık işi, o daha hareketli daha efor sarf edeceği hobileri tercih ediyordu. Ancak o gün uzun zaman sonra o da takılmıştı abisinin peşine.
Oruç, beraber balığa çıktıklarında balıkları kaçırdığı gerekçesiyle ne müzik açtırıyor ne de sohbet ediyordu İso'yla. Hayatı boyunca sessizlikten, ıssızlıktan hiç hoşlanmayan İso için Oruç abisiyle balık tutmak bir eziyetle eş değerdi. Ancak abisini bu dünyadaki herkesten çok sever, sırf onunla vakit geçirmek için katlanırdı bazen bu işkenceye.
O gün de sabahın erken saatlerinde açılmışlardı ve saatlerdir denizin ortasında sessizce oturuyorlardı. İso sıkıntıyla dalgın dalgın elindeki oltayı suya batırıp çıkartıyorken çalan telefonuyla irkilmişti. Oruç'tan ters bir bakış yakalasa da cebinden çıkardığı telefonun ekranına baktı. İdris'im arıyordu.
İdris, İso'nun en yakın arkadaşıydı. Orta okulda aynı sıraya oturmuşlar sonra bir daha da hiç kopmamışlardı. İso'yu ailesi de dahil herkesten daha iyi tanırdı İdris. En derin sırlarını, herkesten gizlediği takıntılarını bilirdi.
O sabah balığa çıkarken mesaj atmıştı İdris'e kalk gel sen de diyerek. Ancak İdris annesinin Maçka'daki ailesinin evine gideceğini söyleyerek reddetmişti. Şimdi aradığını görünce kaşları çatıldı. Normalde aramazdı, biliyordu Oruç'un telefonla konuşturmadığını. Bu yüzden merakla telefonu açıp dosdoğru kulağına götürdü İso.
"Efendim kardeşim?" Diye cevapladı aramayı.
Birkaç hışırtı sonrasında İdris direkt konuya girdi. "Kalk gel Maçka'ya. Seninki burda." İso'nun çatık kaşları önce gevşedi sonra tekrar çatıldı. Derhal oturduğu yerde doğrulmuş abisine tekneyi döndür işareti yapıyordu.
"Hayırdır ne işi varmış Maçka'da? Kim var yanında?" Diye sordu bir yandan kendisine dik dik bakmakta olan abisine el kol işareti ile derdini anlatmaya çalışırken.
Oruç'un ters bakışlarına daha fazla sabredemediğinden İdris'in cevabını beklemeden, "Abi dönmem lazım işim çıktı çevir tekneyi." Diye agresifce yükseldi.
İdris de bu sırada karşısındaki manzaraya baktı. Dayısının arıcılık işine her sene yardıma giden İdris bu sene de arı kovanlarının önünde kat atma için üstündeki başlıkla çalışıyordu.
Tanıdık bir ses duyduğunda boş petekleri kuluçkanın etrafına dizmeye başlamıştı. Sesin kime ait olduğunu anlamak için kafasını kaldırdığında Koçarilerle karşılaştı. Uzun zamandır en yakın arkadaşının kafayı taktığı ve yaklaşık 3 haftadır görmediği için delirmek üzere olduğu Fadime Koçari'yi görünce hemen telefonunu çıkartmış İso'yu aramıştı.
"Gezep ve seninkini görüyorum şu an. Dayımla konuşuyorlar. Acele et çok kalacaklarını sanmıyorum." Dedi bir yandan elindeki körükle başlığına girmeye çalışan arıları kovarken.
"Tamam dönüş yolundayım, 1 saate orda olurum." Diyerek telefonu kapattı İso. Kendisine tip tip bakmakta olan abisine, "Gitmem lazım abi İdris'in bir sıkıntısı varmış." Diye yalan bile söylemişti.
İşte o gün neredeyse 200'le gitmişti Maçka'ya ancak gittiğinde yetişememişti Fadime'ye. İdris, o gelmeden 15 dakika önce çıktıklarını söylemişti. Bu olayın da üzerinden bir buçuk iki hafta geçmişti ve İso artık sabrının sonuna geldiğini hissediyordu.
Bu sabah Furtuna'daki çay hasadını kontrol etmek için fabrikadaydı. Elinde dronela beraber kendi köylülerinin çalışmasını izliyor acıkan, yorulan işçilerin olduğu bahçelere hemen yemek yolluyordu.
Dronela Furtuna'nın bir ucundan öbür ucuna giderken aklına yine Fadime gelmişti. Napıyor acaba Koçari kızı diye düşünürken içindeki o bir süredir- tam tamına 1 aydır-devam eden kaşıntı hissini durduramıyordu. Sürekli aklının bir yerinde duran o hisse daha fazla direnemedi ve droneu Koçari'ye yönlendirdi İso. Bir iki saniyeliğine saçmalama diye düşünse de kendini kandıracak hali yoktu. Görmek istiyordu, görmeye ihtiyacı vardı.
Daha önce hiç drone uçurmamıştı Koçari'ye. Aklından geçmediğinden değil de cesaret edememişti. Ancak artık sabrı kalmamıştı. Bugün Fadime'yi ya dronela görecek ya da birazdan İdris'ı arayıp Koçari'ye girelim gizlice diyecekti. Bu, daha önce yapmadıkları bir şey değildi o yüzden droneu Koçari'ye yönlendirirken çok da düşünmedi.
Merakla Koçari'ye sürmeye devam etti droneu. Koçari konağının çevresini, hayvanların ağıllarının çevresini dolandı ancak bir iz yoktu. Bir süre nereye gideceğini düşündü ve mera döneminde olmanın da etkisiyle yayla yoluna çevirdi rotasını.
Neredeyse 20 dakikaya yakın bir iz aradı ve ilerde 3-4 tane Koçari pickup'ının peş peşe park edildiği yeri görünce keyifli bir gülüş kaçtı dudaklarından.
"Buldum seni dağ keçisi." Diye mırıldandı keyifle.
Hemen çevreyi geniş görebileceği kamera açısına geçti ve bir iki keçinin otladığı kısmı görünce oraya yönlendirdi droneu.
Daha yaklaşmadan seçmişti Fadime'yi. Siyah ince bir badi üstüne keçi yününden olduğu belli kahverengi bir yelek giymişti. Kafasına bir keşan takmış kayanın üstünde oturuyor, yanında ayakta dikilen esmer bir uşakla konuşuyordu.
İso kaşlarını çatarak yanındaki tipe baktı. Tanıdık gelince biraz daha inceledi ve o gün Sürmene'de Fadime'yi almaya gelen uşaklardan biri olduğunu fark etti.
Kendi kendine sabır çektikten sonra tekrar Fadime'ye döndü. Henüz droneu fark eden olmamışken iyice incelemek istiyordu onu.
Fadime yanındaki çocuğun anlattığı şeye gülerken bir yandan da elindeki çakıyla küçük bir ağaç dalını yontuyordu. Baldırında barabellisinin kahverengi kılıfı takılıydı. Bir süre nefes bile almadan Fadime'yi izledi İso.
Droneu fark etmesinler diye uzaktan izlediği ve Fadime'yi yakından görmek istediği için de kamerayı zoomladığından biraz piksel piksel bir görüntü olsa da İso'yu 1 aydır rahatsız eden o kaşıntı hissi sakinleşmişti.
"Sonunda," diye düşündü. "Yakaladım seni Koçari kızı."
Bir süre sessizlik içinde Fadime'yi izledi. Saçlarını örten keşanı görünce keyifli gülüşünü tutamadı içinde. Fadime'yi böyle keşanla göreceğini kırk yıl düşünse aklına getiremezdi. Pek de yakıştırmış, suratındaki manalı bakışla uzun uzun süzmüştü.
Öylece dalıp gitmiş Fadime'yi incelerken birileri Fadime'ye seslenmişti sanırım. Drone ses kaydı almıyordu ancak Fadime'nin elindeki sopadan kafasını kaldırıp bir yöne dönüşünü, kaşlarını çatarak aceleyle ayağa kalkışını görünce tahmin etmişti İso.
Fadime yanındaki tipe bir şeyler söylemiş sonra da hızlı adımlarla onu çağıran uşaklardan birine yönelmişti. İso daha iyi görebilmek için biraz yaklaştırdı droneu. Tekelerden biri aşağıdaki dereye düşmüştü.
Fadime hızlıca indi dereye. Yanındaki uşağa işaret etti ve birlikte tekeyi dereden çıkartıp düzlüğe bıraktılar. Fadime bir süre hayvanın bacağına bakmış ve sonra başındaki keşanı çekip çıkartmıştı.
Adama birkaç şey söylemiş o giderken tekenin ayağını dizinin üstüne koyarak elindeki keşanla sarmaya başlamıştı yarasını. Bir yandan da tekeyle konuşurken dudakları kıpır kıpır oynuyordu. Hayvanın ayağıyla işi bitince usul usul okşamaya başladı tüylerini. Dudakları hâlâ kıpırdıyor, her ne söylüyorsa İso'da şimdi, şu anda yola çıkıp onu duyabileceği bi yere gitme isteği uyandırıyordu.
Tam bu manzaraya dalıp gitmişken yine o his geldi içine. Karnından göğsüne doğru bir ılıklık yayılıyordu. Sessiz odada yankılanacak şekilde sertçe yutkundu. Nefesleri tekliyor yine bulunduğu yere sığamadığını hissediyordu.
Birkaç dakika sonra bir adam geldi Fadime'nin yanına, tekeyi kucaklayıp ne zaman getirildiğini İso'nun kesinlikle görmediği bir arazi aracına koydu ve götürdü.
Oturduğu yerden kalkan Fadime onların arkasından bakıyorken bir rüzgar geldi arkadan usul usul saçlarını havalandırdı üstündeki yeleğin uçları oynadı. Terste kaldığı rüzgara döndü yüzünü Fadime. İso da droneu onunla beraber döndürdü.
Bir rüzgar daha vurdu yüzüne, saçları savruldu arkasına doğru. Ellerini kaldırıp kollarının üstüne koydu üşümüş gibi. Saçları rüzgarla beraber dalgalanıyor da ne hikmetse İso'nun da aklını dağıtıyordu sanki. Gözlerini kapattı kafasını hafifçe yukarı kaldırdı Fadime. Rüzgar yüzünden geçip giderken çok güzeldi.
Muskari çiçeği geldi aklına İso'nun. Üzüm sümbülü ya da dağ sümbülü de derlerdi muskariye. Yayla yollarında, dağ yamaçlarında, boş bulduğu her yerde çıkardı ortaya. Ancak tüketmesi zehirliydi. Fadime gibiydi işte. Varlığı tehlikeliydi ama yokken de gözleri arıyor, görmezse eksikliğini hissediyordu.
Gözleri kapalı bir şekilde ayakta dikilen kızın güzel yüzünden saçlarına değdi gözleri İso'nun. Rüzgarla dalgalanan saçları izlerken farkında değildi ama sanki bir tutamın üstünden kıvrılır gibi oturduğu koltuğun kolçağını okşadı İso.
Tam o anda gözlerini açtı Fadime. Dosdoğru dronea baktı. Ne zamandır tuttuğunu fark etmediği nefesini bıraktı İso. Fadime'nin elinin bacağına doğru uzandığını gördü. Baldırının üstündeki kılıftan barabellisini çıkarttı ve direkt dronea ateş etti. Drone düşerken görüntü de kaybolmuştu.
İso'nun kalbi gümbür gümbür atıyor, nefes sesleri odadaki sessizliğe karşı bir gürültü oluşturuyordu. Kendine gelmek ister gibi kafasını iki yana sallasa da kımıldayacak hali kalmamıştı. Bütün vücudu gerilmiş, kasları sertleşmişti. Bakışları hâlâ siyah olan ekrana kilitlenip kalmış, az önce bir saçı okşar gibi olan elleri şimdi yumruk halini almıştı.
