Actions

Work Header

one and only

Summary:

Kurabiyeler, tatlış Sehun, ısırıklar, korumacı Baekhyun hyung, oynaşmalar.

Notes:

hatalarım varsa kusura bakmayın iyi okumalarr

Chapter 1: Utanmaz Bakıcı

Chapter Text

Yalnızlık sorun değildi. Gerçekten. İlk başlarda bunu dünyanın sonu falan sanardım fakat yalnızlığa alıştıkça ve insanların gerçek yüzlerini gördükten sonra bu fikrim uçup gitmişti. Ben böyle, yalnız başıma, iyiydim. Mutluydum. Kimseye (özellikle kıçımdan ayrılmayan ve her boku bilmek zorundaymış gibi hisseden bir arkadaşa) ihtiyacım yoktu. Her şeyimi anlatmak zorunda olduğum bir en yakın arkadaşım veya sürekli öpüşmek zorunda olduğum bir sevgilim olmadığı için mutluydum.

İstesem kendime bir arkadaş veyahut bir sevgili bulabilirdim demek isterdim ama ne yazık ki özgüvenli bir çocuk değildim. Annem yakışıklı olduğumu söylüyordu ama aynaya baktığım zaman gördüğüm yüzle annemin söylediği sıfatın arasında binlerce fark olduğunu görüyordum. Biraz çirkindim sanki... Belki birazdan çok. Mahkeme suratı gibi bir ifadeye sahiptim ve bundan nefret ediyordum. Kaşlarım her zaman çatılıydı, sanki sürekli canımı sıkan bir şeye sinirlenmişim gibi. Oysa ki bu kaşlarımın doğal haliydi, bir şeye sinirlendiğim yoktu. İnanamayacaksınız ama güldüğüm zamanlar da garip bir şekilde çirkindim. Gözlerim zaten küçüktü, gülünce iyice kayboluyorlardı ve ah, diş konusuna girmeyecektim bile. Bu kadar çirkin olmayı nasıl beceriyordum? (Y/N: Çarpılmam inş, aslında yazar burada kendinden bahsediyordu)

"Tatlım, ben çıkıyorum. Geç geleceğimi biliyorsun. Merak etme, sana göz kulak olması için birini buldum. İyi anlaş, tamam mı? Seni seviyorum."

Annem yanaklarıma sulu öpücükler kondurarak beni düşüncelerimden çekip çıkardı. Ben düşüncelerimle boğuşurken o çoktan hazırlanmıştı ve ben bunu henüz şimdi fark ediyordum. Ayda bir ya da iki kez işi yüzünden eve geç saatlerde geliyordu. Bu sefer ki konseptin ne olduğunu bilmiyordum ama büyük ihtimal yine önemli bir şirketin organizasyonunu ayarlamıştı. Eh, anneme de katılmak düşüyordu. Akşamın harika geçeceğinden emindim çünkü annemin elinden bir şey çıkmışsa muhteşem olurdu. Onun gibi becerikli ve saygı duyulan biri olabilmeyi isterdim ama on yedi yaşında bir ergendim yani kendimden pek bir beklentim yoktu.

"Anne, ben çocuk değilim. Sen gelene kadar kendime bakabilirim, biliyorsun." Annemin sinir eden tek özelliği beni hâlâ küçük bebeği olarak görmeseydi. On yedi yaşımdaydım ancak annemin gözünde yedi, pardon bu bile çok gelirdi dört demeliyim, yaşında bir çocuktan farksızdım. Bana çok fazla değer verdiği için böyle yaptığını biliyordum ama böyle yaparak kendimi güçsüz hissettiriyordu. On yedi yaşında bir erkeğin tek başına evde kalamaması utanç vericiydi. Annem her zaman güvendiği arkadaşlarından birisini bana bakması için yollardı. Son iki aydır Bayan Song'a kafayı takmıştı ve iki aydır bana bakıcılık yapmaya onu yolluyordu. Bayan Song elli altı yaşında iyi biriydi ama inanın sohbeti çok bunaltıcıydı. Üstelik utanmaz gençlik anılarını anlatması da mide bulandırıcıydı! Onun zamanında kaç erkeğin altına girdiğini falan duymak istemiyordum! Anlaşılan bu gece yine uykum geldi taklidi yapacaktım yoksa bu çile çekilmezdi...

"Elbette çocuksun, benim küçük tatlı kurabiyem. Her neyse, gitmeliyim." Askılıktan montunu alırken bir şey söylemeyi unutmuş gibi aniden yüzünü bana çevirmişti. "Ah, bu arada söylemeyi unuttum. Bayan Song hastalandığı için gelemeyecekmiş bu yüzden torununu yollayacak. Biraz sohbet etmeye çalış, olur mu? Sosyalleşmeni ve arkadaş bulmanı istiyorum. Kendine iyi bak, sonra görüşürüz." Kapıdan çıkmadan önce gülümsedi ve bana el salladı.

Sevinç dansı yapmamak için kendimi zor tuttum. Bayan Song gelmeyeceği için mutluydum. Ama hastalandığını duymak biraz üzmüştü. Hastalandığı için sevinip dans etmek beni kötü biri yapardı, değil mi? Ama ben kötü bir çocuk değildim. Bu yüzden uslu uslu oturup yeni bakıcım gelene kadar biraz televizyon izleyecektim. Ve elbette o geldikten sonra uykum geldi yalanıyla odama gidip manga okuyacaktım. Annemin söylediği umrumda değildi. Sosyalleşmek ve bir arkadaş edinmek istemiyordum. Hemde Bayan Song'un torunuyla arkadaş olmak? Kesinlikle olmazdı. Bayan Song böyle biriyse torununu düşünemiyordum. Umarım Bayan Song'a benzemiyordur yoksa ayvayı yerdim.

Annemin gidişinin ardından geçen yirmi yedinci dakikada nihayet beklediğim kapı zili çalmıştı. Bir an yeni bakıcımın (bunu söylemekten nefret ediyordum ama doğruydu, başka ne diyebilirdim ki?) hiç gelmeyeceğini düşünmüştüm. Aslında gelmemesi işime yarardı böylece anneme artık küçük bir çocuk olmadığımı kanıtlardım. Ancak gelmişti işte, biraz geç kalsa da gelmişti.

Yerimden hızla kalkıp hâlâ zilden parmağını çekmeyen aptalı bir an önce susturmak için kapıya koşturdum. Zile basılı tutmaya devam ettikçe kulaklarımı kopartmak ve tanımadan gıcık olduğum bakıcıya yedirmek istiyordum. Ne diye zile basılı tutardı ki? Bir kez çalsa geldiğini anlayacak ve kapıyı açacaktım zaten. Sanki bu şekilde kapı kendiliğinden açılacakmış gibi çalmanın bir anlamı yoktu.

Kaşlarımı çatarak kapıyı açtım. Açtım açmasına da karşımda böyle birini görmeyi beklemiyordum. Şaka mı yapıyordular? Bana bakması için on beş yaşında yavru köpeğe benzeyen bir çocuğu mu yollamışlardı? Kahkaha atmak istiyordum.

"Ben gelmeden uyudun sandım. Üzgünüm ufaklık küçük bir işim vardı, geç kaldım." Ufaklık mı? Dalga mı geçiyordu?

Daha fazla kendimi tutamayarak kahkaha attım. "U-Ufak...lık mı?" Kahkahalarım arasında zar zor söyleyebildiğim kelimeyi anlayınca bana ciddi bir ifadeyle bakmıştı. Vay canına, şimdi genç bir adama benziyordu.

"Ne yani, benden birkaç santim uzunsun diye kendini hyung mu sandın? Hyung olan benim, velet. Çekil şimdi," Beni omzumdan hafifçe ittirip yarattığı küçük boşluktan içeri girince arkasından öylece bakakalmıştım. Beni kekliyordu kesin. Ben buna kanar mıydım? Asla!

Şaşkınlığımı atlatınca arkasından kapıyı kapadım ve hızlı adımlarla peşinden giderek salona girdim.

"Sana inanmıyorum," dedim onu koltukta bacaklarını uzatmış eline kumanda alırken yakalamadan önce. Bu kadar rahat oluşuna da şaşırmadım değildi. Kendi evindeymiş gibiydi ve ben kendi evimdeyken bile bu kadar rahat değildim, onu fark ettim.

İzlediğim komedi filmini değiştirerek umursamazca kanallarda gezinmeye başladı. Benim konuştuğumu duyunca bakışlarını bana çevirmişti ve yüzünde bana sinir olduğunu belli eden bir ifade vardı. Eh, duygularımız karşılıklıydı en azından.

"Yirmi yaşımdayım ve şu an bir partide olmam gerekirken çok sevgili büyükannem yüzünden yaşıma inanmayan ve evde tek başına kalamayan küçük bir ergene bakmak zorundayım. İşim gücüm yok birde sana yaşımla ilgili yalan mı söyleyeceğim? Çeneni kapa ve yerine oturup bu gecenin ikimizin için de iyi geçmesini sağla, anlaştık?"

Vay canına. Gerçekten çok şaşkındım. Keklenmiyordum. Karşımdaki çocuk gerçekten yirmi yaşındaydı çünkü az önce konuşurken cebinden bir kimlik çıkartmış ve suratıma fırlatmıştı. İnanamayarak kimliği elime aldığımda doğum yılını gördüğümde hâlâ inanamıyordum. Biraz da utanmıştım. Onunla dalga geçmiştim ve o da sonra beni mosmor etmişti. Ama benim bir suçum yoktu, tamam mı? O çok genç görünüyordu, onu küçük sandığım için sevinmeliydi bile!

Öylece karşısında ayakta kalakalmıştım. Elimde hâlâ kimliği vardı.

Söylediklerini sindirince kaşlarım iyice çatıldı. "Ben küçük bir ergen değilim."

Gözlerini devirerek bakışlarını tekrar televizyona çevirdi. "Dedi üzerinde Stitch tişörtü olan çocuk. Yaşın kaçtı senin? 13? 15?"

Dudakları yavaşça gerildi ve şimdi dudaklarında küstah bir gülümseme vardı. Dediği şeyle utanarak tişörtüme bir bakış attım. Nasıl değiştirmeyi unutmuştum? Bunu giydiğimin farkında bile değildim desem yalan söylemiş olurdum çünkü gayet de bilerek giymiştim bu tişörtü. En sevdiğim tişörtlerimden biriydi ve genelde evdeyken bunu giyerdim. Rahattı, tamam mı? Bunun Stitch'i çok fazla sevmemle alakası falan yoktu! Saçmalamayın.

Hem ne demek 13 ve 15? Ben 17 yaşındaydım! Resmen benimle dalga geçiyordu.

Yanaklarım alev alırken kollarımı göğsümde çaprazladım ve elimden geldiğince Stitch'i gizlemeye çalıştım. "Giyecek temiz tişört kalmamıştı, dalga geçme. Ve de 17 yaşındayım ben. Yakında 18 olacağım!"

Ona sesimi fazla yükseltememek beni daha çok utandırmıştı çünkü buna cesaretim yoktu. Dediğim gibi özgüvenli biri değildim. Ondan ne kadar uzun veya iri olursam olayım ona bağırmaya cesaretim yoktu. Kendimi koruyamamaktan tırsıyordum. Ve hayır, bu komik değildi!

"Her neyse, umrumda değil. Bira var mı? Ya da sormadım farz et. Eminim yoktur. Bana biraz abur cubur getir. Madem partimi elimden aldın beni partideymiş gibi hissettirmeye çalış," Dudakları daha da genişledi ve karnıma yumruk yemiş gibi oldum. "...ufaklık."

Evet, cidden karnıma yumruk yemiş kadar olmuştum. Bana tekrar ufaklık demişti ve bunu söylerken ne kadar kendini beğenmiş, küstah, dediğinden oldukça zevk alan bir pisliğin teki olduğundan bahsetmeme gerek var mıydı? Beni kışkırtmaya çalışıyordu. Ama ona istediğini vermeyecektim. Ben sandığı gibi biri değildim. Uslu ve akıllı bir 'çocuktum'. Onun aksine...

"Nasıl istersen," diye mırıldandım dişlerimin arasından. Kolay kolay sinirlenen biri değildim. Şuan çok sakindim, gerçekten. Beni sinirlendiremeyecekti, buna izin vermeyecektim. Yapmacık bir gülümseme bahşettim ve topuklarım üzerinde ona sırtımı dönerek mutfağa doğru ilerledim. Gitmeden önce onun duyabileceği bir tonda mırıldanmayı unutmamıştım. "Kendini evinde gibi hisset."

"Ah, evimdeymiş gibi hissediyorum gerçekten! Ama maalesef evimde bana böyle hizmet eden tatlı bir oğlan yok. Eğer olsaydı her gün yanaklarını sıkardım."

Sonra kendi kendine kıkırdamıştı. Midemin büküldüğünü hissettim. Az kalsın ona abur cubur getirmeken vazgeçecektim ama ben onun gibi küstah biri olmadığım için istediğini yerine getirecektim. Ardından def olup gidecektim-- elbette odama.

Birkaç (içerideki oğlana sövdüğüm) dakikanın ardından elimde tepsiyle dikkatli bir şekilde salona adımlıyordum. Vicdanım devreye girip evde ne kadar abur cubur varsa çıkartıp tepsiye koymama neden olmuştu. Anladığım kadarıyla benim yüzümden bir partiye gidememişti. Eğlenceli bir partide olmak yerine benim gibi sıkıcı birine bakıcılık yapmak için buradaydı ve bence bu kadar abur cuburu hak ediyordu. Her ne kadar çok parti havasında olmasa da yiyeceklerle onu partideymiş gibi hissetmesini sağlayabilirdim. Hayatımda hiç partiye gitmemiş olabilirdim ama izlediğim diziler ve okuduğum filmlerden çok şey öğrenmiştim.

"Oh, bu ne kadar güzel bir sürpriz! Hepsini yiyeceğim, ufaklık, teşekkürler."

Tepsiyi koltuğun hemen önündeki küçük masaya koyduğumda heyecanla söylemişti. Başımı kaldırıp onunla göz göze geldiğimde bana göz kırptı. Yanaklarım bir kez daha utançla yanmıştı.

"Bu kadar şeyi eve nasıl sığdırdınız bilmiyorum amaa getirdiğin için teşekkürler, ufaklık. İyi bir çocuksun." Yere oturmadan önce bana doğru uzanıp saçlarımı karıştırdı. Burnumdan soluyarak elinden kaçtım. Neyse ki sinir bozucu oyununu çok uzatmamış saniyeler sonra elini geri çekmişti. Elini getirdiğim atıştırmalıkları ağzına tıkmak için kullanmak daha cazip gelmiş olmalıydı çünkü gözümü açıp kapadığım an gördüğüm on parmağını da kullanıyor olduğuydu.

"Niye bakıyorsun? Parmaklarım hoşuna mı gitti yoksa? Biliyorum çok seksiyim ama azmış hormonlarını kendine sakla, ben olgun seviyorum."

Bu gece daha ne kadar utanabilir ve yanaklarım kızarabilirdi bilmiyordum fakat bu çocuk beni gerçekten sinir ediyordu. Birazdan yanaklarımın alev alıp ateş topuna dönüşmesinden korkmuyor değildim. Neden bu kadar utanmazdı? Hem parmaklarını falan röntgenlemiyordum, yanılıyordu! Olgun sevmesi de umrumda değildi çünkü her ne kadar eşcinsel olsam da ondan hoşlanacağımı falan sanmıyordum. Tipim değildi. Olsa bile hoşlanacağım son insan olurdu-Hatta olmazdı bile! Unutun gitsin. Onunla ilgilenmiyordum ve ilgilenmeyecektim de.

"Utandın mı? Ne kadar da sevimlisin!" Kıkırdayarak yanaklarıma uzandı ama o daha dokunamadan onun elini itekledim.

"Bana dokunma," diye uyardım. Tanımadığım insanların bana dokunmasından hiç hoşlanmazdım.

Omuz silkerek önüne koyulan ziyafeti yemeye ve televizyon izlemeye devam etti. Umrunda olmayışım beni rahatlatmıştı. Alaycı bakışlarını bana yöneltmediğinde daha iyiydi. Kendimi baskı altında hissediyordum.

Uzun bir sessizlikten sonra bir anda başını bana çevirdi ve beni onu izlerken yakaladı. İşte geliyor... Önce dudaklarında alaycı bir sırıtma belirdi. Bundan sonra gelecek hamleyi biliyordum. Dalga geçecekti. O ağzını dahi açamadan onu susturmalıydım.

Hemen ortaya bir soru attım. "Adın ne?"

"Baekhyun." Önüne tekrar döndü. Aradan bir-iki dakika geçmişti ki bir şey söylemeyi unutmuş gibi yeniden bana dönmüştü. "Senin?"

Sanki kabalık olmasın diye soruyor gibiydi. Onu tanıdığım şu kısacık sürede aslında hiç umrumda olmadığını görebiliyordum. Adımı söyledikten saniyeler sonra unutacağına bahse girerdim.

"Sehun."

"Kendin gibi ismin de tatlı, Sehun-ah." Tamam, bu kadar yeter. Az önce bana hormonlarıma sahip çıkmamı ve olgunlardan hoşlandığını söyleyen kendisiydi ama şuan benimle flört eden de kendisiydi. Kendiyle çelişiyordu resmen, acaba farkında mıydı? Bana iltifat etmeyi acilen kesmeliydi.

Hadi ama, hoşuna gidiyor Sehun, kabul et.

İç sesimi susturmak ister gibi ayağa kalktım. Neden kalktığımı bile bilmiyordum. Sadece aklımı dağıtmam gerekiyordu ve aklıma ilk gelen şey oradan uzaklaşmam gerektiğiydi.

"Çekil şurdan, göremiyorum." Baekhyun hyung (ona böyle hitap etmeliydim sanırım) çirkef bir şekilde bana söylendiğinde hemen televizyonun önünden çekildim. "B-Ben gidiyorum."

Ona söylemek zorunda mıydım tanrı aşkına... Rezildim. Gerçekten dediği kadar çocuktum.

"Nereye?" İlgisini bana yönlendirince bakışlarımı ondan kaçırarak merdivenlere doğru kaçamak küçük adımlar attım.

"Odama."

Baekhyun hyung güldü. "Uyku vaktin mi geldi, bebeğim? Sütünü içmeyi unutma. Korkarsan bana seslen, tamam mı?"

Dalga geçiyordu. Benimle çok fena dalga geçiyordu ve ben onu öldürmemek için kendimi zor tutuyordum. Cehenneme git, Baekhyun!

"Üstümü değiştireceğim. Uyumaya gitmiyorum." diye açıkladım neredeyse bir yılan gibi tıslarcasına.

"Benim için seksi bir şeyler mi giyeceksin? Harika! Sabırsızlıkla bekliyorum, Sehun-ah, çabuk gel. Belki de olgunsundur." Göz kırparak söyledi.

Öfke ve utanç karışımıyla yumruklarımı sıktım ve tek kelime etmeden ona arkamı dönüp merdivenleri tırmandım.

Arkamdan ıslık çaldığında kafam karışmıştı. Niye ıslık çalıyordu? Aman tanrım, yoksa o benim... Evet, başımı çevirdiğim an gözlerinin odağını gördüğümde tahminim doğru çıkmıştı. Utanmadan popomu dikizliyordu sapık herif! Nasıl bu kadar iğrenç biri olabiliyordu?!

Ona kızgın bir bakış atınca pişkin pişkin sırıttı. Beni kızdırmaktan zevk alıyordu, bunu anlamıştım.

"Fikrimi değiştireceksin gibi, Sehun. Bu gece çok eğleneceğiz."