Work Text:
Yoongi girişteki orta yaşlı bayana başını hafifçe eğerek selam verdi ve boş bir yer aramaya koyuldu. Final ayının son pazarı olmasına rağmen kütüphane tıka basa doluydu ve durum hiç iyi görünmüyordu. Okulda dördüncü senesini bitirmek üzere olan Yoongi, final haftası kütüphaneye daha erken gelinmesi gerektiğini iyi bilenlerdi fakat her pazar olduğu gibi yatağı tahrik edici bir şekilde biraz daha yatakta kalmasını fısıldamıştı. Ne sürtük ama.
Girişteki otomattan aldığı acı kahvesini dökmemeye çalışarak ortalara doğru ilerledi ve kafasını fazla kaldırmadan etrafa bakındı. Ana kısımdan bir şey çıkmayacağını anlayıp bu defa arşivin oralarda şansını denemek istedi. Dar koridorlardan geçerken birkaç birinci sınıfı ezdiğine yemin edebilirdi ki bu durumun düşündüğünden de fena olduğunu gösteriyordu: kütüphane o kadar doluydu ki insanlar yerlere serilmişti. Uzun raflara sırtlarını dayamış birkaç çocuk üstlerinden geçen öğrenci kafilesine rağmen ısrarla kitaplarına gömülmüşlerdi. Gözleri umutsuzca son bir kez etrafta dolandı ve derin bir iç çekerek çıkışa doğru ilerlemeye başladı. Şansını bir de bahçede deneyecekti.
"Hey, Min Yoongi!"
Başını refleksle sesin geldiği yöne çevirdi ve altındaki rahatsız bakışlara aldırmadan merdivenlere ilerledi. "Burayı doğal yaşam alanın gibi gördüğünü biliyorum fakat kahrolası bir kütüphanede olduğumuzu ne zaman fark edeceksin, Seokjin?"
"Dur tahmin edeyim, tüm akşam şu hoşlanmadığım oyunun yeni sürümünü bekledin?" Yoongi ensesini rahatsızlıkla kaşıdı, bu kadar tahmin edilebilir olmayı sevmiyordu. Arkadaşının suskunluğunu bir pes olarak kabul eden Seokjin, hafifçe sırıtarak çocuğu oturduğu masaya doğru yönlendirdi. "Gitmek için seni bekledik, bu saatte bir yer bulman pek olası gözükmüyordu." Yoongi'nin aksine yürürken ezdiği çocuklara ufak bir özür tebessümü göndermeyi ihmal etmiyordu.
Merdiven altındaki dört kişilik masanın üzerindeki açık lambaya ve bitmiş kahve bardaklarına bakarak arkadaşının uzun bir gece geçirdiğini anlayan Yoongi, çocuğa karşı minnet hissetti. Birkaç saniye geçmişti ki, çantasını toplayan Namjoon'un görüş alanına girmesiyle en iyi arkadaşının yaptığı tek şeyin ders çalışmak olmadığını anladı ve artık çok da minnettar hissetmediğini düşündü.
Sessizce kuzeninin arkasına yanaştı ve küçük olanın dün akşam odasından yürüttüğü sigara paketini bulmak umuduyla elini Namjoon'un çantasının içine daldırdı. Ne işse, eline geçen tek şey birkaç naneli sakız ve açılmış bir prezervatif paketiydi. Eline geçen şeyleri aceleyle geri koydu. "Tanrım, Namjoon! Çok verimli geçen özel dersinizden sonra Jinnie'miz anatomiden geçse iyi olur."
"Sana da günaydın, Yoongi." Nomjoon rahatsızlıkla çantasını sırtına attı ve sevgilisinin çantasını da alıp çıkışa yürümeye başladı.
Yoongi yüzünü buruşturdu. "Bunun nesi var bugün? Her zamankinden daha da dengesiz."
Jin, omuzlarını silkti ve yürüyen sevgilisine endişeli bir bakış attı. "Koçla kavga etmişler. Takıma giren yeni çocuk kaptan yardımcısı mı ne olmuş."
Yoongi kaşlarını çattı ve anlamsızca arkadaşına baktı. "Ve bu Namjoon'u rahatsız ediyor, çünkü?"
"Çünkü çocuk edebiyat fakültesinden ve takımdaki üçüncü haftasında kaptan yardımcısı."
Genç adamın kaşları bir kez daha çatıldı fakat bu kez hayrettendi. Takımla veya futbolla ilgili pek bir şey bilmiyordu ama atletizm bölümünde olan kuzeninin bile ikinci senesinin sonunda alabildiği kaptanlık statüsüne, bir edebiyat öğrencisinin bu kadar yaklaşması şaşırtıcıydı.
"Gitmeliyim, akşam konuşuruz." Yoongi başını yavaşça salladı ve arkadaşının omzunu sıktı. "Dikkat et, Jinnie."
Masaya oturduğunda kahvesi soğumuştu. Ne güzel!
***
Küçük bir tuvalet ve sigara molasının ardından masaya geri döndüğünde, yanında oturan alt sınıfların kalktığını fark etti. Hiçbir zaman birilerinin eşliğine muhtaç hissetmemişti fakat son günlerde yalnız olmayı eskisinden daha az seviyordu. Bu durumu, üç ay önce dünyaya veda eden büyükbabasına bağlıyordu fakat içten içe her gece battaniyesine daha sıkı sarılmasına neden olan hissin başka bir şey olduğunu biliyordu. Açıklayamadığı, sadece hissettiği bir şey.
Sandalyeye oturduğunda masanın üstünde birkaç dilim havuçlu kek ve dumanı tüten bir kahveyle karşılaştı. Plastik tabağın üstünde saman kağıdından küçük bir not vardı. Haftalardır aşina olduğu dağınık ama tuhaf bir şekilde estetik görünen el yazısını zorlanmadan tanıdı.
- kahvaltı yapmadığını tahmin ediyorum.
(bir gün de şaşırt beni!) -
Refleksle gözlerini devirdi fakat buna rağmen dudaklarında oluşan minik gülümsemeyi engellemedi. Etrafına şöyle bir bakınıp deli gibi gözükmemek için sadece dudaklarını oynatarak fısıldadı.
"Teşekkür ederim."
***
Akşama doğru teorik konuların çoğunu bitirmişti ve beyninden gelen hararet kokuları tüm kütüphaneyi doldurmadan önce gitmeye karar verdi. Kitaplarını sırt çantasına yerleştirirken çantanın minik gözünden geçen haftaki kardiyoloji dersinde yaptığı origami tavşanı çıkardı. Minik kulaklarını okşadı ve eğilip sandalyesinin ayağının altına sıkıştırdı.
Gencin kütüphaneden çıkmasıyla Jungkook dikkatlice etrafına bakındı ve seri adımlarla sandalyenin yanına yürüdü. Sandalyenin ahşap başlığına birkaç saniyeliğine dokundu ve midesini kemiren tüm o kelebeklere rağmen sakin kalmayı başarıp notu sıkıştırılan yerden dikkatlice aldı. Geniş avucunun içinde görünmeyecek şekilde sakladığı kağıt parçasıyla birlikte oturduğu masaya geri döndü.
"Bu defa ne? Lütfen bir penguen olsun!"
Genç adam avucunu yavaşça açtı ve Taehyung şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. "Sana bir şey söyleyeyim mi tavşanım, bu iş gittikçe daha da ilginçleşiyor."
