Work Text:
Telefon çalıp çalıp cevapsız kaldı. Cesur ve Rüya ikisi de aynı anda ulaşmaya çalışıyorlardı Yaman’a. Artık hangisi başarırdı bilmiyordu Asi. Belki öyle boş boş otururacaklardı ve sabaha hangi haber onlara ulaşırdı bilmiyordu. Kötü haber tez gelir derlerdi mahalledeki teyzeler,bu ne kadar doğruydu onu da bilmiyordu, hiç böyle kötü bir haber beklememişti. Hayatının en kötü haberi Umut’u başkaydı. Umut nerdeyse gözlerinin önünde ölmüştü, onun gözlerinin içindeki ışığın sönüşünü hatırlayınca irkildi Asi.
Hayır. Yapamazdı, öyle bir anı bir daha yaşayamazdı, birini daha kaybedemezdi, onun kendine ait olup olmadığını bilmediği halde dahi olsa, bu Alaz dahi olsa, dahi değil bu özellikle Alaz olursa. Onu paramparça bile etse, o Alaz oğlandı, onu bir bakışta çözen, sırtından hançerleyen, ne kadar kovsada siktirip gitmeyen, Alaz oğlan. O dikkatle, özenle taş taş, tek tek inşaa ettiği duvarlarını bir dokunuşta yerle bir eden. Bilmiyordu o duvarları tekrar nasıl örecekti ona karşı. Onu bu kadar yakınına aldıktan sonra nasıl tekrar uzaklaştırırdı bilmiyordu işte.
Yakmıştı onu, “Ateş olsan cürmüğün kadar yer yakarsın” diye idaalaştığı Alaz. Yanılmıştı alaz alaz bir ateşti o ve onu yakmıştı işte. Yanarken hiç şikayeti de yoktu, asla pişman olmayacaktı. Elindeki Kelebek bahaneydi o gece, biliyordu. Eğer gerçekten hayır deseydi Alaz ona asla dokunmazdı,öyle biri değildi. Görmüştü Asi öylelerini yeterince “hayır”, “istemiyorum” “dur” kelimelerinin anlamını bilmeyenleri, bilmek istemeyenleri, onlarin açtığı hasarı da görmüştü. Sokak kızları dövüşürler, bağırırlar, çağırırlar ama işe yaramazdı bazen asi ve hırçın olmak. Yaman ve Cesur olmasaydı kimbilir belki kendisi bile tecrübe edecekti o hasarları. Kendini bu konuda şanslı hissediyordu, en azından bu konuda, bilinçli bile isteye ateşe yürümüştü yanmak için. Cesur ne dersi desin, Alaz‘ın ne gibi bir amacı bahanesi olursa olsun, Asi biliyordu bunu çok net biliyordu. Alaz onu istemişti, Asi de onu iştemişti, bütün duvarlarını yıkacak kadar, öyle bir arzu uyandırmıştı ki içinde. Öyle bir şehvet, ilk defa arzulanan bir kadın olarak hissetmişti kendini. Bu duygudan da asla pişman olmayacaktı. Soluğunu, nefesini sanki ondan, onun dudaklarından alıyormuşcasına kopamamıştı bütün gece onun bedeninden. Sabahın ilk ışıklarına kadar sevişmişlerdi, tekrar tekrar. Alaz sanki bir geceye bütün bir ömrü sıkıştırmak istercesine doyumsuzdu, Asi sonunda uyuduğunda yanından kalkıp gittiğini bile duymaştı, oysa çok hafifti başka zaman uykusu.
“Seni kendine şahit tutmak için yanına geldi, senin kara kaşına kara gözüne değil,” demişti Cesur, “sen bide sana aşık oldu mu sandın” diye eklemişti, daha da deşerek yarasını. Tokadi yemişti ama, ne biliyordu da ne konuşuyordu. O gece birbirlerine ne söylediklerini, ne konuştuklarını nerden bilebilirdi sanki. Emindi Asi, Alaz ona yalan söylememişti, onu kandırmamıştı.
‘O kadar güzelsin ki, Asi’m. Nefesimsin Asi’m, Alaz’ın sesi hala kulağına fısıldıyordu. Sabah elinde o not ile, duvar olmuştu yine, diye aklıdan geçirdi tekrardan Asi, herhangi bir duvar. Ama buna inanmak istemiyordu.
Kelebeği Alaz’ın karın boşluğuna geçirdiğinde eli titrememişti, titremesi sonra başladı, Alaz’ın kendisinin fark etmeden döktüğü gözyaşlarını eliyle yanağından silerken başlamıştı titremeye. Neden yapmıştı bunu, ani bir boşluğuna mı gelmişti, aklını mı yitirmişti bir süreliğine, cevap bulamıyordu yaptıkları için. Öyle bir bakmıştı ki Alaz gözlerine, o gece, bedenleri birbirine kenetliyken gözlerinde yanan ateş gibi değildi, usul usul yanan mum ışığı gibiydi. Derinden yumuşacık sıcacık bir ateş, yakmayan aydınlatan bir ışık gibi parlıyordu gözleri kendi gözlerine bakarken.
Bırakamamıştı onu o gece o sokakta, ağzından çıkan kelimeler ne derse desin kendisini ne kadar yaralarsa yaralasın, bırakamamıştı işte. Ağzı başka, gözleri başka konuşuyordu. ‘Kurtar kendini benden’ diye fısıldamıştı arkasından, çakılıp kalmıştı Asi olduğu yere.
Ondan sonrası bulanıktı zihninde, nasıl doktora gitmişlerdi onun evinin nerde olduğunu nasıl hatırlamıştı, orayı nasıl bulduğunu bilmiyordu Asi. Alaz’ın acı dolu bağırışı çıkmıyordu ama aklından, kendini denizde bulmuştu birden bire, o buz gibi su bile dindirememişti tenindeki yangını, Alaz kanına, ateşine bulamıştı her tarafını, sönmüyordu bir türlü o alevler.
Elindeki bilekliğine kaydı gözü. Ne zaman bu kadar kaptırmıştı kendini Alaz’a. Hani Yaman’a aşıktı? Kalbini sorgulamak istedi. Alaz onu kendini sorgulamaya zorluyordu. Yaman’a karşı hep minnet duymuştu, kahramanıydı onun. Her zaman koruyucu bir kalkan gibi önünde durmuştu. Aklı hep Yaman’daydı ama kalbi de hep onunla mıydı bilmiyordu. Yaman’ı sevmek mantıklıydı, onun hep elinden tutan, yanında duran koruyan adamı hangi genç kız sevmez? Ama işte aşkta mantık ne arardı.
Alaz’a herhangi bir duygu beslemek tam bir akıl yoksunluğu idi, kaybolmak boğulmak gibi bir şeydi. Tamanen mantıksızdı, yarayı açanda merhem aramak gibi saçmaydı. Ama öyle yoğun hisler dolaşıyordu ki içinde her an çığlık atmak istiyordu. Sanki içindekileri dışarı haykırsa geçecekmiş gibi.
‘Alaz’a ya birşey olursa’, diye geçirdi aklından. Yaman o kadar kaybetmezdi kendini herhalde, ama Alaz’ın yarası da hala tam iyileşmemişti. ‘Ya bilmeden birşey olursa.’ Asi korkuyordu. Elinde bilekliğe bakarken eline bulanan kan izlerini hatırladı ve ürperdi.
“Hadi aç şu telefonu Yaman” Rüya’nın sesi geldi kulağına. Hala bir cevap yoktu, ne kadar zaman olmuştu Yaman deli olmuş gibi evden çıkalı, ne demeye ağzında sakız gibi geveleyip duruyordu Cesur olanları, duymuştu Yaman herşeyi.
Bilekliği sımsıkı avcunun içine yerleştirdi ve sıkıntılı şekilde ileri geri dolanan Cesur´un yanından geçerek kendini kapıdan dışarı attı. İzin vermeyecekti onların birbirlerine zarar vermelerine. Ne Yaman ne de…. Alaz.
Arkasından seslenen Rüya ve Cesur’un sesleri kulklarına ulaşmıyordu bile. Kendini takip ediyorlarmıydı farkında bile değildi. Telefonunu çıkardı, öyle boş boş ileri geri koşup onları arayacak kadar gücü yoktu henüz. Daha yeni hasta yatağından kalkmıştı, hatta daha kalkmaması gerekiyordu. Ana yola doğru ilerleyip bir taksi durdurdu. Hemen ardından gelen ve bir taksi durduran Cesur ve Rüya’yı fark etmedi bile.
Yaman’ın telefonunu açmayacağını biliyordu, Alaz’ı aradi. O neredeyse Yaman da orada olmalıydı. İkinci çalışa kalmadan açıldı telefon.
“Asi” dedi Alaz sadece nazik bir ses tonuyla. Asi Kiz bile diyememişti, neden arıyordu şimdi onun her arayışını cevapsız bıraktıktan sonra. ‘Senden nefret ediyorum’ fısıldayışı yankılandı kulaklarında. Bilekliği bulumuştu demek, ona hesap mı soracakta, zaten bilsin diye bırakmamışmıydı onu orda. Kafası çok karışıktı. Korkuyordu, onu her gördüğünde, onun sesini duyduğunda, onun kokusunu burnuna çektiğinde delice atan kalbinden korkuyordu. Yanında olmadığında ondan başka birşey düşünemeyen aklından korkuyordu.
“Neredesin?” diye sordu Asi sakince. “Taksideyim” diye cevap verdi Alaz hiç düşünmeden. Ne kadar saçma bir cevap diye düşünmeden alıkoyamadı kendisini.
“Nereye gidiyorsun?” dedi Asi dişlerinin arasından, tek kelime ile sinirlerini zıplatmıştı.
“Abisi’nin babasına gidiyorum, doktorla konuşacaklarım var” diyordu Alaz, ama cümlesini tam bitirmeden Asi telefonu kapatmıştı. Ne demekti bu şimdi, Asi’yi geri aradı ama açmadı.
Asi doktorun adresini taksiye verdi, göğsü daralıyordu, ateşi tam geçmemişti herhalde, başı dönüyordu, eğer takside oturuyor olmasaydı düşüp bayıla bilirdi sanki.
Alaz’ın telefonu elinde iken Yaman aradı onu, daha önce de aramıştı defalarca, uyuzluğuna açmamıştı.
“Ne var” diyip sinirle soludu, ne istiyordu Yabani abisi yine.
Bu sefer telefonu açtığı gibi Yaman’ın bağırmasını duydu.
“Oğlum Alaz, nerdesin lan? Nerdesin söyle, senin o beş kuruş etmez canını alıcam senden. Söyle.”
“Babana gidiyorum, seni de alıp defolup gitmesini rica edicem kendisinden.” Dişlerinin arasından tıslayarak konuşmuştu sinirden, düşünmeden.
“Bekle lan” dedi Abisi sadece ve kapattı.
Demek Asi bu yüzden aramıştı, Yaman her şeyi öğrenmişti demek. İyi, belki bu sefer hak ettiği cezayı alabilirdi onun elinden. Yetmiyordu karnındakı yaranın acısı içindeki suçluluk duygusunu bastırmaya. Belki Abisi ona bu konuda yardımcı olurdu, ikisinin de istediği buydu. Alaz cezalandırılmak istiyordu, Abisini daha fazla nasıl çileden çikarabileceğini düşündü, taksinin camindan gecenin manzarasını izlerken.
Bodoslama dalmıştı Yabani abisi içeri. Tam beklediği gibi, rahatca yerleştirmi kendini koltuğa Alaz ve gelecek yumrukları bekliyordu.
“Hoşgeldin, Yaman Ali Soysalan Aydın. Kapıyı kırma diye aralık bıraktım.” Sankı sinirleri alınmıştı Alaz’ın sakince Yaman’ın karşısın daki koltuğa geçtiğini izledi. Demek yumruktan önce hesap soracaktı Abisi. Peki, ona uyardı. Yaman nasıl delirtebilirdi, ne söylebilirdi onu düşünmüştü yol boyunca.
“Ne istedin lan. Ne istedin Asi’den. Sen…. Sen ona yanaşabilecek adam mısın. Hangi cesaretle lan?”
Deli cesareti, çaresizlik, yolun sonunda nefes alabilme isteği. Hapise girmeden son kez huzur bulmak. Asi huzurdu, kafasında hapların alkolün bile getiremediği bir sakinlikti onun yanında olmak. Kokusunda, teninde nefes almak, dudaklarında çöl kuraklığından sonra vaha bulmaktı Asi. Haklıydı Abisi Asi’ye yanaşabilecek adam değildi. Aşk mıydı bu bilmiyordu kafası bu konuda çok karışıktı ve korkuyordu, bu karışık soruları kendi içinde dahi cevaplamaya korkuyordu.
Bunların hiçbirini Yaman’a söyleyemezdi, onu en zayıf noktasından vurabilmenin hesabını yaptı, Abisi çileden çıkmalıydı ki ona istediğini versin, temiz bir dayak, belki de daha fazlası, hiç fark etmezdi Alaz için.
“Ben de seni Rüya’nın yanında ilk gördüğümde aynı şeyi düşünmüştüm.” Kendi kendine gülmek istedi Alaz, doğru onları ilk yanyana gördüğünde sinirden deliye dönmüştü neredeyse, çok saçma geliyordu bunlar şimdi geriye baktığında.
“Lan sen varya… sen… sen yaşadığın sürece herkesin başına belasın oğlum.”
Hala fazla sakindi Yaman, ne söylese üzerine atlardı acaba diye düşündü. İçini sıksa da asıl mevzuyu deşmesi gerekiyordu.
“Asi’ye sor istersen. O hayatından memnun bence.”
Yaman gözlerini dikti Alaz’ın üzerine, nefret vardı bakışında, öfke ve acı. Nasil olurda onun kan kardeşi onun can kardeşine böylesine bir hainlik yapardı. Gözünden sakındığı, en kıymetlisi onun koruyup kollamaya yemin ettiği kardeşi, sırf bencil çıkarları için nasıl onu kullanıp bırakabilirdi ki. Nasıl, Yaman’ın aklı almıyordu.
İstediği olmuştu Alaz´ın, Yaman kendinden geçmişcesine yumruklamaya başladı onu.
“Ne istedin lan kızdan? Ne istedin?”
Nefes almak istedim diye bağırmak istedi Alaz, ama söyleyemezdi, daha da delirtmek istedi Yaman’ı yetmiyordu yüzündeki yaralar.
“Seni üzmek istedim lan. Başardıysam ne mutlu bana.” Kendinden sanki yeterince nefret etmiyormuş gibi bu sözleri, daha da fazla kendinen iğrenmesini sağladı.
“Lan gebertirim seni. Gebertirim” diye bağırdı Yaman yüzüne, eli boynundaydı ama sıkmak yerine Alaz’ı bıraktı, sırtını dönüp uzaklaştı bir kaç adım. Yaman irkildi kardeş katili mi olacakti, Annesi geldi aklına. Çaresizce bir çözüm yolu aradı.
Alaz yüzündeki yumruk izlerini düşündü, hala yetmiyordu. Kendini korumak için tek hamle yapmamıştı ama yüzü hala yeterince acımıyordu, içindeki acıyı bastırmıyordu. Daha ne söyleyebilirdi istediğini almak için Yaman’dan.
Asi yavaş adımlarla açık kapıya yaklaştı, “Lan gebertirim seni. Gebertirim.” Yaman’ın sesi daha kapı eşiğine gelmeden duyuluyordu. Ufak deli bir gülme sesi geldi kulağına. Alaz’dı bu.
“O da beni istedi. Kardeşin bana aşık oldu Abisi. Süpriiizz.”
Aşk mı demişti o, aşık mıydı Alaz’a diye kendini sorguladi ama kesin bir cevap vermekten çekindi, kendinden bile çekindi. Deli deli gülüyordu Alaz.
Yaman’ın sadece bağırdığını duydu ve kapıdan içeri attı kendini.
“YAPMA” diye çığlık attı var gücüyle. Yaman’ın yumruğu havada kaldı. Alaz gözlerini kocaman açıp ona dikti, Yaman’ın bir eli hala yakasında ayağa kalktı. Olabildiğince hızlı şekilde onlara yaklaştı Asi. Aralarına girmeye çalıştı ama Yaman’ın eli Alaz’ın yakasını bırakmamıştı. Sırtını Alaz’ın göğsüne sürterek aralarına girdi. Alaz’a yapışıktı sırtı ve Yaman’a olabildiğince uzak. Temas etmek istiyordu, bedeninin sıcaklığı onu dengeliyordu Alaz’la arasından nefes bile geçemezdi ona kalsa, terlemeye başladığını hissetti. İkisi de donup kalmıştı Asi’nin bu hareketi karşısında. Gözlerini Yaman’ın gözlerine dikti ve öylece baktı, Asi.
Tam o an Cesur ve Rüya da içeri daldı, herkes birbirine bakıyordu ve sonraki hamleyi bekleyen satranç figürleri gibi pozisyonlarında donup kaldılar bir anlığına.
Sanki tekrardan canlanmış gibi geri attı kendini Yaman. Alaz bir elini Asi’nin beline doladı içgüdüsel bir yaklaşma isteği, beyni bu komutu ne zaman, nasıl verdi hiçbir fikri yoktu, Asi o kadar yakındı ki saçı burnuna değiyor onu kokusuyla sarhoş ediyordu, derince bir nefes alabildi sonunda ve içinde bağıran sesler sustu.
Rüya Yaman’ın yanına koştu ve kollarını beline sardı, hem yakın olma isteği hem de onu durdurmak için.
“Lan bıraksana kızı yavşak” Cesur onların üstüne atlamak üzereydi. Şerefsiz pislik hala kardeşine dokunuyordu.
“Yaklaşmayın” diye bağırdı Asi, “Çekilin, karışmayın.” dedi sakince.
Yaman ve Cesur köpürüyordu sinirden, bırakırsa oracıkta öldürebilirlerdi Alaz’ı ama konuşmak istiyordu, açıklık istiyordu. O gece söyletemediği ne varsa hepsini Alaz’ın ağzından duymak istiyordu. Kendine hep dürüsttü başka şansı yoktu sokakta. Korkak değildi, asla korkak olmayacağım diye yemin etmişti kendine. Ama Alaz’a yüzünü döndüğünde, onun gözlerine bakarak hesap sormak…. Hayatında hiçbir şeyden bu kadar çok korkmamıştı daha önce. Alaz’ın kendi belinde olan eli yakıyordu onu, bırakmamıştı öylece bakıyorlardı birbirlerine.
“Asıl karışık soru sensin, Alaz Oğlan” dedi sessizce. Zayıftı sesi ama Alaz onu duyuyordu, oradaki herkes ne dediklerini duyuyordu ama bu ne Alaz’ın ne de Asi’nin umrundaydı, hesaplaşacaklardı, şimdi, şu an da, ne olursa olsun.
“Sen de çok zorsun, Asi Kız” öylece yüzünde geziniyordu gözleri. Hala tam iyileşmemişti Asi, solgundu yüzü,yorgundu gözleri.
“Korkak herif” diye tısladı Asi. “Bu korkaklıkla kapıma gelecek cesarti o haplar verdi sana değil mi?” Elinin birini yumruk yapmış güçsüz bir şekilde Alaz’ın göğsünü yumrukluyordu tekrar tekrar. “Korkak” dedi tekrar.
“Sen ne dersen o, Asi Kız” dedi usulca. Asi keskin bakışlarını onunkiler ile buluşturdu, gözlerinden ateş fışkırıyordu birden. Bilerek onu tetiklemeye çalışıyordu. “Arsız” diye fısıldadı, sadece onun duyacağı şekilde.
Sesi titriyordu Asi’nin. Alaz onun bu halini gördükçe içi titredi, daha da nefret etti kendinden. Evet, korkağın tekiydi, ne bir adim ileri atabiliyordu Asi’ye dogru ne onu kendinden tamamen kurtarmak için siktirip gidebiliyordu ondan.
“Özür dilerim” diyebildi sadece güçsüzce, “bu kadar korkak oldugum için özür dilerim” kahroluyordu Alaz, ona nefes olanı bu kadar incittiği için. “Haplar kabuslar getirdi gözümün önüne, ne yaptığımın farkında bile değildim, boğulduğumu sandim” Yaman’a baktı bunu söylerken sonra gözlerini tekrar Asi’ye çevirdi „Senin yanına geldim çünkü sen gerçek olan tek şeysin bu boktan hayatımda.”
“Bırak lan palavrayı,” diye bağırdı Yaman. “Seni üzmek için gittim Asi’nin yanına dedin oğlum sen daha demin benim yüzüme, lan şerefsiz.”
Asi derince baktı Alaz’ın gözlerine. Alaz onu bir bakışta çözebiliyorsa, bu onun için de geçerliydi.
“Sana yalan söyledi Yaman,” dedi Asi sakince, hala Alaz’ın gözlerinin içine bakıyordu. “Anlamıyorsunuz, kendini dövdürtmenin peşinde bu Mal, seni kışkırtmak için ne gerekiyorsa onu dedi.” Ruhunu okuyordu Alaz’ın. Biliyordu neyin gerçek neyin yalan olduğunu.
Hışımla etrafta dolanıyordu Yaman şimdi duyduklarıyla, hala saldıracak yer arıyordu, ama Alaz’a yaklaşamıyordu, Asi vardı aralarında. “Lan it, adamsan bırak kızın arkasına saklanmayı, geberticem ulan seni.” Nasıl hala bu şerefsizi koruyabiliyordu Asi, aklı almıyordu yoksa gercekten aşık mı olmuştu?
“Ya kızım sen buna gercekten aşık mı oldun, aptal mısın kızım sen, ben sana demedim mi haplıydı diye, kendine şahit tutmak istedi seni işte, ondan girdi koynuna, mapusu boylamamak için.” Cesur patladı birden.
Acıyla gözlerini kıstı Asi duydukları karşısında, yine aynı şeyleri tekrarlayıp duruyordu Cesur. Bir bok bilmiyordu oysa.
“Ne diyorsun sen lan, Embesil. Ne şahidi gerizekali,“ diye sinirle bağırdı Alaz. Demek bunlarla doldurmuşlardı Asi’nin aklını, buydu karnındaki yaranın sebebi. Daha da iyi anladı şimdi Asi’yi.
Mecburdu artık herşeyi açık etmeye. Bu embesilin daha fazla Asi’nin aklını bulandırmasına izin veremezdi.
“Teslim olmaya gittim ben,” dedi sakince, öbür elini Asi’nin yanağına yerleştirdi.
“Hadi ordan, yalancı” diye Rüya da karığtı birden. “Sen bizi öldürmeye kalktın, şimdi de teslim olacaktım diye yalan mı söylüyorsun.”
“Babam…” dedi Alaz, Rüya ve Yaman’a doğru bakarken, elleri hala Asi’nin üzerindeydi. “Babam beni Emniyetin önünde yakaladı. İzin vermedi, şoföre arabayı ortadan kaldırmasını söyledi, beni de kendi otel odasına götürüp kapıyı üstüme kilitledi”, diyip gözlerini yine Asi’ye çevirdi, Asi’nin gözlerinden yaşlar süzülüyordu, baş parmağı ile onları silmeye başladı usulca. Tanıdığı en güçlü kızdı Asi, onu bu kadar yaralanmış görmek içini parçalıyordu. Eziliyordu açtığı enkazların altında.
Sonunda, diye düşündü Asi. Oturtamadığı taşlar şimdi yerine oturmuştu. Demek teslim olmak için gitmişti o sabah. Cesur fazla oluyordu artık, yeterince söylemişti artık susması gerektiğini, ama o vazgeçmiyordu durmadan Alaz ve ona özel olanları ortaya atmaya.
“Cesur bir daha bizim özelimizi ağzına alırsan, senin kafanı değil kalbini kırarım, anladın mı.“ Asi çok ciddi konuşmustu.
“Eyvallah kardeşim, benim tek derdim seni korumak olsun, sen benim kalbimi kır eyvallah,” diye evhamlandı Cesur ve kendini koltukların birine attı.
“Korumanıza ihtiyacım yok diye kaç kere daha söylemem gerekli.” Kızmıştı Asi. Alaz’a karşı tek koruması gerektiği şey kalbiydi, onu da kendimden başkası yapamazdı onun için. Aşık mıydı gerçekten Alaz’a? Nasıl ve ne zaman aşık olmuştu ki? Bilmiyordu, kafası karışıktı, hastalıktan hala başı bile dönüyordu biraz, Alaz onu tutmasaydı, belkide çoktan yere düşmüştü.
“Korumayalım, hesap sormayalım, öyle mi Asi Hanım?” Yaman bağırıyordu yine. “Bu herif de seni kullanıp çöp gibi atsın, öyle mi?”
Duydukları Alaz’ı delirtti. Ne hakları vardı onların karışmaya, ne biliyorlardi. Korumaktan bahsediyorladı, bu muydu onların koruması? Böyle rezil suçlamalar savurmak mıydı korumak.
“Ağzını topla lan, Yabani. Seni gebertirim.” diye çıkıştı, neredeyse üstüne atlayacaktı Abisi’ nin. Asi’nin göğsüne yasladığı elleri durdurdu onu.
“Bir bok bilmiyorsunuz, tek derdiniz benim üzülmemem olsaydı, bunları asla söylemezdin Yaman. Ya sen, Cesur. Hadi Yaman ve Rüya’ya kaza yaptırdı onların bu konuda hesap sormaya hakları var, senin derdin ne? Durmadan haplıydı, haplıydı diyip duruyorsun, sana ne ha sana ne? Yeter artık, hepiniz bir salın bizi. Kendi aramızda halletmemiz gerek bu konuyu.”
Çok yorgundu Asi, birden gözlerinin karardığını hissetti.
Alaz’ın kollarının arasında birden bilinçsizce yere yığılmıştı Asi. Alaz onunla birlikte dizlerinin üştüne düştü.
“ASİ, ASİ” ne yapacağını bilemedi bir an panikle sonra Asi’yi kucağına aldı ve kapıya doğru koştu.
“Yaman, Yaman arabayı aç. YAMAN hastaneye gitmemiz lazım, Yaman.” Aklını kaybediyordu neredeyse. Herkesin arkasından geldiğini hissetti. Yaman arabanın kilidini açtı uzaktan, Cesur yanından koşup arka kapıyı açıyordu bile, Yaman şoför koltuğuna geçerken.
Bütün kavgalarını bir anda unutmuşlardı. Rüya ona arka koltuğa yerleşmesine yardım etti, Asi hala kucağındaydı, onu bırakmaya hiç niyeti yoktu.
Onlar da anlamış olacaklar ki, kimse denemedi bile. Cesur’un on koltuğa tam oturup kapıyı kapatmadan bastı gaza Yaman.
“Çabuk ol Yaman çabuk.” Rüya korkarak bakıyordu Asi’nin solgun yüzüne.
Alaz’ın aklına Çağla geldi. Aynı bu şekilde onu da hastaneye yetiştirmeye çalışmışlardı. En azından Asi kanlar içinde değildi, diye kendini avutuyordu.
“Nabzı çok zayıf,” Alaz fısıldıyordu, durmadan Asi’nin yüzünü okşuyor onun kendine gelmesi için içinden yalvariyordu.
“Nefesim” dedi Alaz sessizce, ama arabada herkes onu pür dikkat dinliyordu. Hiç umursamadı. “Nefesimsin sen benim. Asi Kız ne zaman içime işledin kendini bu kadar. O kadar korkuyorum ki, Allah benim belamı versin. Sen çok güçlüsün Asi’m, aç gözlerini yine bana kafa at, bıçakla, ne yaparsan yap.”
Dudaklarından ufak bir öpücük çaldı Alaz, aynı daha önce yaptığı gibi. Kirpikleri kıpraştı Asi’nin ama uyanmadı, sadece “Alaz” diyebildi usulca.
Yaman, Cesur ve Rüya hiçbir şey söylemeden onu dinlemişti. Yaman şaşırıyordu bu biraz önceki Alaz mıydı? Onu deli etmek için elinden geleni yapan, Alaz. Gerçekten aşık mu olmuşlardı bunlar. Hayret ediyordu ne zaman, biraraya gelmişlerdi ki, onları cehennemin dibinde gördüğünden sonra.
“Geldik, geldik,” diye fren yaptı, kendi hastanelerine gelmişlerdi. “Sedye!” diye bağırarak kapıya koşmuştu Cesur. İçeridekiler sedyeyi getiremeden, Alaz kucağında Asi ile kapıdan içeri koşmuştu. Neyseki herşeyin yerini biliyordu. Hemen Acil’in kapısından geçti.
“Doktoru çağırın hemen, körmüsünüz lan, kim olduğumu görmüyor musunuz. Derhal mudahele edin.”
Alaz’ın bağırması işe yaramıştı, birden bir hareketlilik başladı. Alaz Asi’yi yataklardan birine yerleştirirken.
“Tamam Alaz Bey, siz geri çekilin biz hallederiz.” dedi Doktorlardan biri sakince ve Alaz’ı dışarı yönlendirdi. Diğerleri zaten orada bekliyorlardı. Alaz yanlarına gidip duvarın dibine çöķtü, dizleri taşımıyordu onu sanki.
Başını arkasındaki duvara vurmaya başladı. “Benim yüzümden, benim yüzümden, Allah benim belamı versin, hepsi benim yüzümden” Sayıklıya sayıklıya kafasını duvara vuruyordu, acıyı hissetmek istiyordu.
Kimse ona yaklaşmıyordu. Cesur öylece kapıya bakarak donup kalmıştı, Rüya Yaman’a sarılmış sessizce ağlıyordu. Yaman ise Alaz’a bakıyordu. Hala anlamdıramıyordu onun bu halini. Nerdeydi onu kışkırtan şerefsiz kardeşi. Karşısında gördüğü adam o değildi. ‘Seni üzmek için’ diyip onu deliye döndüren değildi bu adam. Arabada gelirlerken bütün o şeyleri söyleyen adam bambaşkaydı.
Asi haklı mıydı. Alaz ona bilerek yalan söyleyip kendini dövdürtmeye mi çalışmıştı? Kendini korumak için tek hamle yapmadığını şimdi fark etti, hiç tanıdığı Alaz değildi bu. Onun bildiği Alaz yediği yumruğu misliyle geri ödemeye çalışırdı. Bu kadar mı sorunluydu onun kardeşi? Evet, üstüne araba sürecek kadar sorunluydu. Haplıydı demişti Cesur. Nerden biliyordu, diye aklına takıldı birden, belkide şu an olanlardan aklını sıyırmamak için saçma sapan bir şeye takılmıştı kafası. Ama merak ediyordu.
“Cesur,” diye seslendi ve yüzünü kendisine dönmesini bekledi, onun gözlerine bakmak istiyordu bu soruyu sorarken. “bu itin o gece haplı olduğunu sen nerden öğrendin?”
Cesur’un gözleri kocaman açıldı, nerden çıkmıştı şimdi bu soru. Ne cevap verecekti şimdi Yaman’a.
“O sattı bana hapları” dedi Alaz, sakinlemişti kendine acı vere vere. Kafası zonkluyordu, ama daha sakindi. Cesur embesilini koruyacak değildi, ne olursa olsundu artık.
“Yaman, Rüya bir anlık delilikti, ben kendimden başkasına zarar vermek istemedim, sizin gerçek olup olmadığınızı bile anlamadım ilk önce. Yuvarlanan arabayı öyle görünce öldünüz sandım, panikledim, ne yapacağımı bilemedim.“ Alaz başka bir şey demedi. Onlara doğru bakmıyordu bile. Kuru bir özür bile değildi, yeterli filan da değildi ama ondan daha fazlası çıkmazdı. Bu kadarınv bile nasıl demişti bilmiyordu.
Yaman tam Cesur’un yakasına yapışmak üzereyken gelen konuşma onu yerinde dondurdu. Afalladı bu beklenmedik sözler ile. Sonrasında daha da sinirlendi. Yapıştı Cesur’un yakasına.
“Doğru mu söylüyor? O zehiri mi satıyorsun sen?”
“Yaman, bak ben nerden bilecektim bunun yapacaklarını, Allah kahretsin bilmiyordum.”
“Yani inkar etmiyorsun sattığını. Cesur beni delirtme biz bu pislik adamlardan kurtulmak için ne kadar uğraştık. Sen nasıl gidip yine bulaşırsın bu çamura.” Cesur’u yakasından tutup ittirmişti. Gücü yettiği kadar yumruklarını geçirmek istiyordu suratına, ama yapamadı. Ne olursa olsun Cesur onun kardeşiydi. Bitkin bir şekilde gidip Alaz’ın yanına çöktü duvarın dibine.
Rüya duyduklarının şaşkınlığı ile karşısındaki erkeklere bakıyordu. Ne yaşıyordu, ne yaşıyorladı. Ne demekti bütün bunlar. Alaz’ı affedebilirmiydi bilmiyordu, gerçi o af dilememişti ama Alaz işte ondan da bu kadar oluyordu demek. En azından Asi’ye karşı duyguları olduğunu sonunda belli etmişti. Belki böylece artık kendisine ve Yamana karşı olan takıntısından bir nebze kurtulmuşlardı.
Karşılarındaki otomatik kapı açılınca hepsinin kafası birden çıkan doktora yöneldi. Alaz aceleyle doktorun yanına koştu.
“İyi mi? İyi mi?” sayıklıyor gibi sordu. Başka şey düşünemiyordu. Asi hep iyi olmalıydı aksisini kaldıramazdı.
“Endişelenecek bir şey yok. Küçük Hanım biraz zayıf düşmüş, ateş yüksek olunca bünyesi kaldırmamış. Serum taktık şimdi iyi, ama getirmeniz iyi olmuş, bir kaç gün daha gecikseydi zatüreye çevirebilirdi. Çok üşütmüş. Bir gece burada kalsın, yarın eve götürebilirsiniz. Alaz Bey siz işlemlerle ilgilenecek misiniz yoksa biz halledelim mi? Sizi sordu yanına gidebilirsiniz şimdi odaya alacağız zaten.”
“Ben yaparım işlemleri, sen git yanına.” Şaşkınca Yaman’a döndü Alaz. Resmen izin veriyordu yani onun Asi Kızın yanına gitmesine. Gerçi izin isteyen falan yoktu ama Alaz içinin biraz ferahladığını hissetti. Yorulmuştu Yaman ile kavga etmekten, en azından Asi konusunda.
“Sağol…. Abisi” diyerek kapıya yöneldi.
Cesur tam bir taşkınlık için hazırlanıyordu. Yaman sadece bir elini kaldırıp, “Sen sus, şimdilik sus” demekle yetindi.
Asi gözü kapıda bekliyordu. Alaz geldiğinde rahatlamış bir nefes aldı. Öbürlerine tahammülü yoktu şimdi. Gerçi Alaz’a ne kadar tahammül edebilirdi bilmiyordu.
“Otur şuraya, bana herşeyi başından tek tek anlat, eğer tek bir anı atlarsan bozuşuruz, bilmiş ol.”
Açıklama istiyordu özür değil. Anlamak istiyordu, belki içinin yangını o zaman azalırdı. Neyi neden yaptığını bilirse belki affedebilecek küçücük bir ayrıntı yakalardı, umut hep vardı sonuçta.
Alaz derin bir nefes aldı ve sandalyeye yerleşmedi hiç, pek rahat değildi yer zaten. Daha iyidi böyle, eğer kendini affettirmek istiyorsa dürüst olmalıydı. Gevşekliğe alazlığa yer yoktu şimdi. “Odaya alacaklar seni şimdi, o zaman Asi Kız.”
Akşam kalacağı odaya geçirmek için bir hemşire gelmişti onlar daha konuşmaya başlamadan. Yeni odaya geçerken tekerlekli sandalyesini Alaz itiyordu hemşireyi takip ediyordu. Topluca peşinden gelmelerini istemedi Asi. “Yaman siz gidin artık.” Dedi hiçbirinin yüzüne bakmadan.
“Asi Kız, gelsinler, madem eteğimizdeki taşları dökeceğiz, duysunlar. Ama bölmek yok Abisi, sonra dışarıda dövüşürüz yine çok canın çekiyorsa. Tamam mı?“ Madem ruhsal olarak çıplak olacaktı, her türlü onları rahatsız ederek zevk almasında bir sakınca yoktu. Onlar gitmeden zaten asıl konulara giriş yapmazdı.
Odaya geçip Asi kucaklayıp yatağına yatırdı. “Lan napıyorsun” demesine kalmadan yerleştirmişti onu bile. Yamuk yamuk sırıttı.
Yaman’ın “Tövbe, tövbe dengesiz herif” diye söylendiğini duydu. “Valla elimde kalacak bu.”
Alaz bir sandalyeye oturdu ve herkesin yerleşmesini bekledi. Asi’nin yatağının iki tarafına bölünmüslerdi, Alaz tekdi. ‘Peki’ diye içinden geçirdi. ‘Ben tek siz hepiniz, gelin. Hepiniz gelin lan’
“Şimdi ben Abisi’nin öz hakkiki babasının haberinin bombasını patlatınca…” diye başladı. Asi sinirlendi birden. Zevzek zevzek konuşuyordu, illaki boş yapacaktı.
“Tamam ulan gerizekalı, senin doğru düzgün bir şey diyeceğin yok. Uyuzluğuna kalsınlar dedin, değil mı?” Asi başını salladı. “Hadi Yaman, siz gidin yoksa biz bir şey halledemiyeceğız.”
Yorgundu, ama Alaz’la konuşmak istiyordu. Ama bunu yalnız yapmaları lazımdı, inen duvarlarını tekrar ona karşı inşaa etmeye çalışıyordu içinde, ama olmuyordu. O gece ona tattırdıkları, yaşattıkları, kulağına fısıldadıkları çıkmıyordu aklından.
Asi titriyordu, iki eli de Alaz’ın saçlarında geziniyordu. Utanıyormuydu bilmiyordu aklı terk edeli baya olmuştu. Çıplak bedeninden gözlerini aşağıya kaydırdı. Bacaklarının arasında kafasını bedenine gömmüş Alaz’ın gözleriye buluştu gözleri. Yutkunamadığını hissetti, ama bu diğer hissettiklerinin yanında bir hiçti. Alaz’ın dilinin her darbesiyle daha da kendini kaybediyordu sanki. Parmaklarını içinde hissediyordu, hareketlerini hızlandırdı Alaz.
Yaman ve Cesur’un ayağa kalkmalarıyla kendine geldi ve beynini işgal eden görüntülerden kurtulmak için kafasını tavana dikti, Asi. Yüzünün kıpkırmızı olduğunu hissediyordu. Ateşime yorarlar, diye umutlandı içinden. Gözleri Alaz’a kaydığında onun kendini dikkatlice izlediğini gördü, dudaklarında hafif bir kıvrım aklından geçenleri okuduğunu gösteriyordu. Gözleri parliyordu resmen. ‘Kahretsin’ Asi nasıl kurtaracaktı kendini bu durumdan.
“Güzelim içim hiç rahat değil, seni böyle bırakmak istemiyorum.” dedi Yaman, sinirli gözleri Alaz’ın üstündeydi. Biraz önceki olumlu tavrından eser yoktu sanki.
Cesur da karıştı araya, “Tabi ya, niye biz gidiyormuşuz, bu gitsin asıl.” Alaz’a doğru bir kaç adım atmaya kalktı.
Asi sabrının son demlerine geliyordu, eli masaya vurma zamanı diye düşündü. “Cesur, Yaman gidermisiniz artık.” Dişlerinin arasından konuşuyordu. “Seviştiğimiz geceyi bayağı ayrıntılı konuşmak istiyorum Alaz ile, bu özel şeylerin detaylarını duymak istediğinize emin misiniz. Uzayın hadi.”
Alaz burnundan alaylı bir ses çıkarmıştı. Asi bağırmadan, çağırmadan ne güzel ağızlarının payını vermişti. Onu asker arkadaşı gibi gören manevi abilerinin beti benzi atmıştı. Tabii ki onun hiçbir şekilde yaşadıklarından çekinmemesi ve bunu onların yüzüne tekrar tekrar vurması, Alaz’ın aşırı hoşuna gidiyordu, yüzündeki gülümsemeyi engelleyemiyordu. Parmaklarını dudaklarının üstünde gezindirdi hafifce dikkat çekmemek için. Birazdan sırıttığı için lafınv yiyecekti ama Cesur ve Yaman’ın kaçar gibi odadan çıkmalarını izlerken buna değerdi.
“Biz yarın geliriz,” dedi Rüya gülümseyerek. “İyi geceler,” diyerek odadan çıkıp kapıyı kapatmıştı arkasından.
“Sırıtmayı kes, bak ben çok ciddiyim.” Asi derin nefes alıp verdi, Alaz’ın işaret parmağı ile dudaklarının üstünde gezinmesini izliyordu, sanki birden terledi. O eller ve yapabildikleri bir türlü aklından çıkmıyordu. Bilerek yapıyordu onu affallatmak için, arsız.
“Tamam Asi Kız, sen ne dersen o.” Asi gözlerini kocaman açtı. Neden onun sinir uçlarıyla oynuyordu bu adam böyle. Bilerek yapıyordu her şeyi. O kelimeleri bilerek kullanıyordu. ‘Gerçekten tam bir arsız,’ diye düşündü Asi.
Sandalyesinden kalkıp kabanını çıkardı altındaki gömleğin kollarını dirseklerine kadar sıyırdı, bilerek yapıyordu, Asi’nin dövmeli ön koluna olan zaafını keşfetmişti sonuna kadar kullanacaktı bunu, yatağının kenarina oturdu. Olabildiğince yakın olmak istiyordu. Biliyordu oyun bitmişti kaçmanın, korkaklığın sonuna gelmişti. Asi o küflü evinde hasta yatarken onun yanına giderken ki ruh halini düşündü. Duvardan tırmanmıştı ya, hırsız gibi kendi evinden kaçıp onun yanına gitmişti, hasta olduğunu duymak onu öylesine panikletmişti ki. Onu görmeden rahat edemeyecekti. Gözünün önünde birden bayılıp kollarında öylece kalmasını düşündü Alaz ve ürperdi. Öyle bir korku kaplamıştı ki içini, kendine itiraf edemediği hissetiği tuhaf şeyleri göze alması gerekliydi. Asi ondan vazgeçip kendini kurtarmasını da istemiyordu artık. Bırakamıyordu onu onun da bırakmasını istemiyordu. Ne söylemesi gerekiyorsa söyleyecekti neyi açık etmese gerekiyorsa edecekti. “Sor, söyle, neyi bilmek istiyorsan anlatacağım, Asi.”
Gözlerini güçlükle karşısındaki adamın açıkta olan kollarından koparmıştı Asi. Ne diyecekti, ne soracakti, bir an hatırlamadı. En temel yerden açtı konuyu. “Neden Yaman’dan bu kadar nefret ediyorsun?”
Alaz şaşırmıştı, beklemediği yerden gelmişti soru. Tamam madem daha önce dediği gibi, bütün taşları dökecekti. “Peki, Yaman Abisinden nefret etmiyorum, Ali’nin hayaletinden nefret ediyorum.” Derin bir nefes aldı ve tekrar bıraktı. “O hayalet Anne’mizi elimizden aldı. Annem sadece Ali´yi kaybetmedi, bizi de görmedi gözleri onun karşısında durduğumuz halde. Çağla, Ece, ben, Alisinin yerini tutamadik,” diye devam etti. “Annem de hayalet oldu, o koca evin içinde üç küçük çocuk yapayalnızdık. Bir çocuk aynı evin içinde Annesine hasret kalır mı?” Neredeyse gözlerinden yaş gelecekti. “Biliyormusun Ali’nin asla doğum gününü unutmaz bize tutturdu dileklerini, bize üfletirdi mumlarını. Ama sor bakalım benim doğum günümü bilecek mi. Babam olmasaydi tamamen kaybolurduk biz de.”
“Koymuyor bana artık dedim Anneme, ama onun her zaman Alisini tercih ettiğini görmek, onu daha çok sevdiğini bilmek... Koyuyor işte, Asi Kız.” Gözleri dolmuştu biraz. “Fazla dramatik oldu sanki,” diyerek dalgaya vurmaya çalıştı. Her zaman ki taktiği buydu.
Asi duyduklarını anlamdırmaya çalışıyordu. Alaz’ın içinde bu denli kalbi kırık bir çocuğun olması onu hüzünlendirdi. Annen seni de aynı seviyordur dese de faydası yoktu. Sokakta kimsesiz olmak kadar değildi belki acısı, ama herkesin mutsuzluğu kendine yetiyor diye düşündü. Hiç bilmediğin bir duyguyu özlemek başka şeydi, o duyguyu bilip kaymetmek ve onun gözünün önünde olmasına rağmen ulaşamamak apayrı bir acı olmalıydı. Annesizliğin ne olduğunu bilirdi Asi de Annesinin olup da Annesinin onu görmemesinin yada onu görmediğini düşünmenin ne olduğunu bilmiyordu. Cevap veremedi, zaten ne cevap verile bilirdi ki buna. Yüzünü pencereye çevirmiş karanlığı seyrediyordu Alaz. Asi elini uzatıp çenesinden yüzünü kendine doğru çevirdi, Alaz’ın kendi yüzünden yaşları sildiği şekilde şimdi Asi onun yanağını avucunun içine aldı ve okşadı.
“Alaz, o kaza da kendin de mi ölmek istedin? Fren izi yok dediler Yaman’a. Hayattan bu kadar mı koptun? Çağla’yi, Ece’yi hiç düşünmedin mi?”
“Bırak ya Asi, onlar olmasa zaten çoktan bok yoluna gideceğimin ikimiz de farkındayız.” Alaz alaylı alaylı sırıtıyordu, Annesinden bahsederken ki ağlamaklı durumundan eser yoktu. Kaldırmıştı koruyucu kalkanlarını yine. Asi’nin yüzündeki elini yakaladı ve avucunun içine bir öpücük kondurdu. Bırakmamıştı elini, Asi de geri çekmedi, temas etmek iyi geliyordu ikisine de.
“Gerçekten ölmek istedim mi veya Abisi ile birlikte ölelim mi diye düşündüm, veya gerçekten düşünebiliyor muydum bilmiyorum. Cesur’un hapları baya bir ayarlarımla oynadı, hallüsinasyon falan gördüm, tam olarak gerçeklik algımı kaybetmiştim. Arabanın enkazını görünce ne yapacağımı bilemedim.”
Asi duydukları ile şok üstüne şok yaşıyordu, Cesur mu vermişti o hapları, uyuşturucu işine mi bulaşmıştı yine. Allah kahretsin, onu gördüğü yerde ensesine çökecekti.
“Asi, ben nefes alamadım, katil olduğumu düşündüm, ne yapacağımı bilemedim. Sadece nefes almak istedim. Sana güvenli bir liman gibi sığınmak istedim, sen huzursun”
Alaz hala konuşmaya devam ediyordu. Aklına üşüşen anıları kovmak istedi Asi ama yapamadı.
„Nefesim“ diye fısıldıyordu Alaz kulağına. Yüzünü boyuna gömmüş tam deli gibi atan nabzından öpüyordu tekrar tekrar. Bütün bedeni titrerken, hissetlikleri onu altüst ediyordu. Hiç arzulandığını hissetmemişti, gerçekten istenilmenin bir farkındalığı vardi. Kollarını Alaz’ın boynuna daha sıkı sarmaya çalıştı, ona daha da yakın olmak istiyordu. Yetmiyordu daha fazla daha fazlasını istiyordu.
“Biliyorum Yaman ve Rüya’ya yaptığımın bir özrü yok, ben zaten teslim olacaktım, ama senin yanına çekildim, gerçek olan bir şey istedim o kabusun içinde. Sen bildiğim en gerçek şeysin. Sana dokunmak huzura ermek gibi, Asi. Özür dilerim seni öyle bırakıp gittiğim için, ama gözlerine baksaydım o sabah inan yanından gidecek gücü asla bulamazdım. Şahit falan o aklımdan bile geçmedi, inan bana.Yaptıklarımın bir bedeli olması lazım dı. Kendime bedel ödeteceğim diye en çok seni kırdım, asla affetmeyeceğim kendimi. Babam emniyetin önünde beni yaklamasaydı zaten hapisteydim şimdi.” Alaylı bir ses çıkarttı ağzından. Dilinin bağı çözülmüştü sanki, ne varsa dökülüyordu. Oysa sarhoş bile değilim, diye içinden geçirdi.
“Bir daha kendine bile bile zarar verirsen, seni öldürürüm Alaz Oğlan. Anladın mı beni?” Tam ne diyeceğini bilemedi ve hâlâ içi karmakarışıktı. Alaz kendine durmadan zarar veriyordu, onun gücü yoktu bu kadar parça parça olmaya. Kendi travmaları yetiyordu. Alaz en azindan bu intihar piskolojisinden çıkması lazımdı, yoksa yapamazlardı ve Asi ona değer verdiğini kendine itiraf etmişti en azından. Aşıktı işte inkar etmenin faydası yoktu artık, Alaz’a değer veriyordu, çok değer veriyordu. O yüzden düzelmeliydi.
“Tamam Asi Kız, sen ne dersen o.”
“Beni öyle sokuk bir notla bırakıp gittin ya, eğer bunu bir daha yaparsan seni keserim, sonra doktora da götürmem.”
“Haklısın Asi’m, sen ne dersen o.”
Asi gülümsedi, daha çözecek çok problemleri, konuşacakları çok şey vardı ama anlaşılan Alaz çoktan kaderine teslim olmuştu, arsız herif bırakmıyordu kalbini tekleten o cümleyi kurmayı.
Ciddileşti yeniden. “Alaz, ben… ben… senden özür dilerim. Kelebeği hak etmedin. Yapmamalıydım, ama kafam o kadar karışıktı ki, içim yanıyordu, kalbım acıyordu. Ne yapacağımı bilemedim, senin de canın yansın istedim. Tek bildiğim yol, öğrendiğim şey bu işte sokakta senin canını yakanın sen de canını yakacaksın yoksa hayatta kalmak zor. Hele kızlar için.” Yutkundu, daha ne söylebilirdi ki.
“Asi özür dileme, ben hak ettim o bıçağı, asla seni üzmek istemezdim. Sen hep iyi ol, Asim.”
Gözünden bir yaş süzüldü Asi’nin hâlâ elinde olan bilekliğe baktı. Söyleyecekleri vardı daha. “Sokak kızı olmak, sokak çocuğu olmaktan daha zordur biliyor musun, kız olunca tehlikeler çoğalıyor etrafında, Yaman beni kurtarmasaydı, veya Cesur yanımda olmasaydı…” Başını salladı Asi.
“Güvenmeyiz biz pek, güvenemeyiz daha doğrusu.” Alaz’a baktı, gözlerindeki acıyı gördü. “Ben sana güvendim Alaz, her şeyimle güvendim. Sana tamamen teslim oldum o gece, sadece bedenim değil, sana kalbimi de açtım. Gülüşümü, nefesimi, sesimi verdim sana. Öyle bir hayal kırıklığına uyandım ki o sabah tarif bile edemem. Ama ben yine de arkansında durdum yaşadıklarımızın. Cesur bana senin hapli olduğunu söyledi, kafası bile yerinde değildi yaptığını hatırlamıyordur bile diye ima etti. Durdun durdun ciğeri beş para etmez Alaz mı, diye sorguladı beni. Kendini bu kadar mı kaybettin, dedi. İtin önüne kemik gibi attın kendini bile dedi, ya bu kadar ağır söze karşı bile karışamazsın yaşadıklarıma diye savundum bizi.” Yutkundu Asi, korkmayacaktı her şeyi söylecekti. Kendini en çok acıtan şeyi de dillendirecekti. Özellikle bunu bilmesi gerekiyordu, Alaz’ın bu konuda vereceği cevap bütün her şeyin yönünü değiştire bilirdi.
Alaz’ın gözleri dolmustu, yarattığı enkazın büyüklüğünü görüyordu. Ama o Cesur embesiline öyle bir dayak atacaktı ki, kırılmadık kemik bırakırsa eğer eksik olurdu, yaklaşmak istiyordu Asi’ye, bir eli hâlâ kendi ellerinin içindeydi, göz yaşlarını silmek istiyordu ama cesaret edemedi. Asi’nin söyleyecekleri daha bitmemişti çünkü.
“Hastanede Yaman’ın yanına gittiğimizde, Güven doktor seni suçladi biliyor musun, içine mi doğdu Yaman bir ima da mı bulunmuştu ameliyattan önce, bilmem. Ama Alaz nerdeydi diye Babanı sorguluyordu. Herkes oradaydı, Annen, Baban, Çağla, Cesur, benim yanımda olduğunu söyledim o gece, bir tek Baban şaşırmadı, tabii şimdi biliyorum neden şaşırmadığını.”
Tekrar elindeki bilekliğe baktı, Alaz’ın da gözü oradaydı. “Alaz, bak ben sandığın kadar güçlü değilim, bunu sayende daha iyi anladım. Adam döverim, bıçaķ çekerim, ama güvene bilmek ayrı cesaret işi. Ben asla korkak olmayacağım diye yemin ettim kendime, o yüzden bu konuşmayı yapıyoruz. Yoksa deli gibi kaçardım senden de, bana bu hissettirdiğin tuhaf şeylerden de.” Başucunda dediklerini hayal meyal hatırlıyordu ve bunu bu sözlerle yine belli etmişti. Yarım ağız gülümsedi elindeki bilekliğe ve onu Alaz’a uzatti.
„Aklıma beni bu hastanenin çatısında ilk öptüğün an geldi, Cesur’un laflariyla. ‘Duvar bile olsa onu da öperdim, seninle alakalı değil’ demiştin. Duvar gibi herhangi biri miyim senin gözünde, yoksa nefes miyim? Karar ver Alaz Soysalan çünkü ben bu belirsizlikten şimdiden yoruldum.”
Bu kız onu mahvediyordu. Şapşal etmişti onu yine. Güçlü değilim diyip, gördüğü tanıdığı en güçlü insan olmayı nasıl becere biliyordu? Haklıydı güvenmek gerçekten cesaret istiyordu. Alaz Asi’ye güveniyordu ama kendine güveniyor muydu emin değildi. Ama korkaklığa son vereceğini söyleyip gelmişti bu konuşmaya. O zaman tüm cesaretini topladı ve kendine uzatılan bilekliği aldı. Bir nevi teslim olmaydı bu biliyordu. Asi ona bilekliği uzatıp‚ ‘Var mısın?’ demişti sanki. Bize, ikimize bu aramızdaki adlandıramadığımız şeye, var mısın. ‘Varım,’ demişti o bilekliği kabul ederek.
“Seni ilk öptüğüm an bile duvar değildin ki sen. Gecenin karanlığında o çatıda sanki büyülü bir peri gibiydin o kadar narin. Saçmaldım yaptıklarımla. Ama ilk dokunduğu andan sonra kopamadım senden. Asi, ben sana aşık oldum. Hissetiğim tuhaf şey aşk olmalı, daha önce hiç aşık olmamışım meğer adlandıramadım. Ne yapacağız biz şimdi?” Alaz ‘biz’ demişti ama ortada bir biz var mıydı onu bile bilmiyordu.
“Ben de sana aşık oldum.” Asi derin bir iç çekti. “Bir küçük kızın kurtarıcısına duyduğu minnet meğer aşk değilmiş. Ne yapacağız şimdi, keşke bilsem.” İkisi de birbirine gülümsüyordu, bir çekingenlik gelmişti sanki bu tanınmadık duyguları ile yüzleşince. Ama Asi’nin aklına hâlâ takılan bir şey vardı. Duvar değilsin demişti ama yine de tekrarlaması lazımdı.
“Ama şunu çok iyi biliyorum, ben ne yara bandıyım ne de bir duvar olurum, eğer bunu aklından bile geçirirsen, o kafanı kırarım.”
“Tamam nefesim, sen ne dersen o.”
Bu sefer bütün cesaretini toplayıp kızın dudaklarına yapıştı. Yavaş, yavaş öpüşüyorladı, her an kırılacakmış gibi usulca içine çekiyordu onu Alaz. Ama Asi dayanamadı kollarını adamın boynuna dolayıp onu kendine doğru çekti, elleri yumuşak saçlarında geziniyordu. Dilini Alaz’ın dudaklarının arasından geçirdi hafifce. Alaz’ın boğazından derin bir hırıltı yükseldi ve tam anlamıyla öpüşmeye başladılar. Dudakları ve dilleri birbiriyle dans ediyordu. Zar zor ayırdı dudaklarını kızın yumuşacık dudaklarından. Alınları birbirine dayalı nefeslerinin düzelmesini bekliyorlardı.
“Asi, yanında uyuyabilir miyim?” diye sordu Alaz, sesinde az da olsa bir çekingenlik vardı.
Biraz başını aşarı yukarı oynattı Asi onaylarcasına ve kayarak yanında yer açtı. Örtünün altına sokulup iyice sırnaştı Alaz kızın yanına. Burnunu gömdü Asi’nin boynuna ve derince bir nefes aldı. Özlediği kokusunu içine çekiyordu. Kolunu beline dolayıp gözlerini kapadı. En huzur bulduğu yerdeydi ve bütün bedeninin rahatladığını hissetti.
“Alaz, sabah yanında uyanacagım değil mi?” Asi’nin bu sorusu Alaz’ı sarsdı. Sesindeki tedirginliği duyabiliyordu.
“Ben seni artık bırakamam Asi Kız, asla yalnız bırakmayacağım bir daha, söz veriyorum,” dedi ve küçük bir öpücük kondurdu Asi’nin gülümseyen dudaklarına.
Asi bir eli Alaz’ın saçlarında dolaşıyordu ve adamın boynuna yaslanmış yüzüne baktı ve alnına bir öpücük kondurdu, onun nefesini hissediyordu, öbür elini kızın beline dolanmış, kolunda gezdirirken o da gözlerini kapayıp derin bir uykuya dalmaya çalıştı. İkisinin de en çok ihtiyaç duyduğu şey huzurlu ve derin bir uykuydu ve onu birbirlerinin kollarında bulmuşlardı.
THE END
