Actions

Work Header

Rainy Day (Changbin/Reader)

Summary:

Kötü bir rüya görüyorsun ve Changbin seni sakinleştiriyor.

Notes:

Gök gürültüsü yüzünden uyumakta zorlandığım bir gün yazdığım bir yazıydı. Sonunda tüm bahanelerimi bir kenara bırakıp paylaşmaya cesaret ediyorum. Keyifli okumalar. ^0^

(See the end of the work for more notes.)

Work Text:

Bir cumartesi akşamıydı. Hafta sonların tatil olduğu için tüm gün boş zamanın var. Geç uyanmıştın, yapacak hiçbir şeyin yoktu. Günü diziyi izlerken tek başına geçirecekmişsin gibi duruyordu. Uzun süredir kız arkadaşlarınla birlikte vakit geçiremiyordunuz. Hepinizin farklı işleri oluyordu ve birlikte bir şeyler planlamak imkansız gibiydi. Ama bu gün arkadaşlarından gelen mesajla yataktan kalkmak için sebep bulmuştun. Sonunda hepinizin aynı anda müsait olduğun bir gün yakalamıştınız. Bu akşam dışarı çıkmak için plan yaptınız.
Changbin son bir haftadır fazlasıyla yoğundu. Zamanının nerdeyse tamamını çalışma odasında ya da şirkette geçiriyordu. Bugün uyandığında da yanında yoktu. Odasında olduğunu düşünüp kontrol etmeye gittiğinde orada da bulamadın. Kesinlikle bugün evde kalmak istemiyordun. Dün işten eve geldiğinde onu çalışma odasında bulmuştun ve tatilinde en azından bir günü birlikte geçirmeyi teklif ettin. Aynı evdeyken bile birbirinizi görmeniz nasıl bu kadar zor olabilirdi. Bir haftadır ikiniz de yoğunluktan birbirinizle vakit ayıramamıştınız. Böyle dönemleriniz çok nadir de olsa oluyordu. Yani ilk değildi ama onu çok özlemiştin. İkinizin de çalışmak dışında bir şey düşünemediği zamanlarınız vardı şu bir haftadır olduğu gibi. Bu sefer senin işlerin erken bitmişti ve şimdi onunla vakit geçirmeyi ne kadar özlediğini daha net anlıyordun. Böyle zamanlarda birbirinizi beklemeyi öğrenmiştiniz. Ama yine de kolay değildi. Onunla vakit çok geçirmeyi özlemiştin. En azından evde bir kaç saatliğine bir şeyler yapmayı teklif ettiğinde Changbin yine çok işi olduğunu ve ara vermek istemediğini söyledi. Bu yüzden dün, bugünü evde tek başına dizi izleyerek geçirmek zorunda kalacağını düşünmüştün. Bunu sevmediğinden değil sadece evde oturmak dışında başka bir şeyler yapmaya ihtiyacın vardı. Neyse ki arkadaşların kızlar gecesi yapmak için en doğru zamanı seçmişlerdi. Dışarı çıkmak kesinlikle sana iyi gelecekti.
...
Eve geri döndüğünde saat gece yarısını geçmişti. Evde hiçbir ışık yanmıyordu. Sadece koridorun sonunda Changbin'in çalışma odasından gelen ışık huzmesini görebiliyordun. Eve ne zaman dönmüştü acaba? Evden çıkmadan önce ona dışarı çıkacağın ile ilgili mesaj atmıştın. O da kendisinin de eve geç geleceğini söylemişti ve iyi eğlenceler dilemişti. Yanına gidip döndüğünü söylemeyi düşünsen de vazgeçip direkt yatak odasındaki banyoya ilerledin. Dışarıda uzun zamandır şiddetli yağmur vardı. Dönüş yolunda oldukça ıslanmıştın. Biraz rahatlamak ve kendine gelmek için hemen küveti hazırladın. Galiba dışarı çıkmak için o kadar da uygun bir gece değildi diye düşünmemek için kendini ikna etmeye çalışıyordun. Sonuçta her şeye rağmen fazlasıyla eğlenceli bir geceydi. Yorgunluğunu atmak için sıcak su her zaman senin için en iyisiydi. Gözlerini kapatıp suyun seni rahatlatmasına izin verdin.
Kapının tıklanmasıyla gözlerini açtın. Changbin "içeride misin? İçeri geliyorum" dedi. Su çok soğumuş. Zaten dışarıda yeterince ıslanmış ve üşümüştün üstüne bir de suyun içinde uyuyakalmak durumunu daha da kötü yapmıştı. Kesinlikle hiç iyi olmamıştı. Vücudunun her yeri ağrıyordu. Changbin senden cevap beklemeden zaten kapıyı aralamıştı ama sen yine de "gel" diye alışkanlıkla cevap verdin. Ve sesinin ne kadar cılız çıktığına şaşırdın. Sık hastalanan biri olmadığın için bir anda nasıl bu kadar kötüleştiğine anlam veremedin sadece biraz üşümüştün o kadar. Changbin kapı aralığından içeri baktı "hey! İyi misin? Geldiğini duymamıştım. Niye haber vermedin?" Seni küvette uzanırken görünce yanına yaklaşıp küvetin kenarına oturdu. Yüzüne yapışan saç tellerini geri itti. "Dışarıda eğlendiniz mi?" Hafif bir baş sallamasıyla onu onayladın. "Sen mesaj attıktan hemen sonra yağmur başladı. Eve dönersin diye erken çıktım şirketten ama... eğlendiysen sorun yok." Konuşurken bir yandan da suyun üstünde açıkta kalan omuzunu ve kolunu okşuyordu. Yüzü bir anda ciddileşti ve suyu kontrol etti. "Su buz gibi olmuş neden hala içindesin? Hasta olmaya mı çalışıyorsun?" Bir şey söylemeni beklemeden seni küvetten çıkarmak için uzandı. Küvetin yanında bir yandan titrerken bir yandan da Changbin'i inceliyor, gözlerinle onun hareketlerini takip ediyordun. Hala bir cevap vermemiştin ama zaten onun da cevap bekler bir yanı yoktu. Havlunu alıp vücuduna sarmana yardım etti. Kendi kendine söylenmeye devam ediyordu. Daha sonra seni yatak odasına taşıdı. Sen üstünü giyinirken o da üstü ıslandığı için kıyafetlerini değiştirdi. O kirlileri banyoya geri götürürken sen de yatağa yaklaştın. Isınmak için hemen yorganın altına girmek istiyordun. Ama Changbin'in elinde kurutma makinesiyle odaya geri döndüğünü gördün. "Otur." Yatağın kenarına oturduğunda önünde ayakta dikilip saçlarını kurutmaya başladı. Onun parmaklarının başında gezindiğini hissettikçe ve kurutma makinasından gelen sıcak hava ile yeniden uykun gelmeye başlıyor. Önce alnını Changbin'in karnına yasladın sonra yüzünü yan çevirip kollarını beline sardın. Göz kapakların çoktan kapanmıştı. İşi bittiğinde eğilip başının üstünden öpüyor. "Sen yatağın içine gir, bunu bırakıp geliyorum" diyerek elindeki makineyi işaret ediyor. Geri geldiğinde senin yorganın içinde büzülüp ısınmaya çalıştığını görünce tekrar yanına yaklaştı ve dudaklarını alnına yaslayıp ateşini kontrol etti. Ateşinin olmadığını fark edince rahatlamış bir şekilde bu sefer uzun bir öpücük kondurup geri çekildi. "Ateşin yok. Sen güzelce uyu, dinlen. Kötü hissedersen haber ver" diyor. Tam kapıdan çıkmak üzereyken ona sesleniyorsun. "Changbin!" Konuşur konuşmaz pişman oluyorsun boğazının acıması yetmezmiş gibi bir de sesin fazlasıyla çatallı çıkmış ve Changbin bunu fark etmişti. Hızlıca arkasını dönüyor ve konuşmanı devam ettirmeni bekliyor. "Sadece... Gitmeden su getirir misin, diyecektim." Aklından geçen pek çok şey varken onu biraz daha odada tutacak en basit seçeneği söylemeyi tercih ettin. Dudaklarında tatlı bir gülümsemeyle kafasını aşağı yukarı sallayıp odadan çıkıyor. Aslında seninle kalmasını isteyebilirdin, en azından uyuyana kadar yanında kalmasını isteyebilirdin ya da yağmuru bahane edip sana sarılmasını isteyebilirdin tüm bunlar yerine sadece su istemiştin. O da bunun farkındaydı. Bunu bilecek kadar uzun süredir birlikteydiniz. İş yoğunluğunun fazla olduğu zamanlarda evde olsa bile gününü çalışma odasında geçirirdi ve odasından çıkana kadar sanki o evde değilmiş gibi olurdu. Ne kadar onun ilgisine ihtiyacın olsa da çalışması için ona zaman verdiğinin, meşgul etmemeye çalıştığının o da farkındaydı. Onun ne kadar emek verdiğini gördüğün ve bu günlere gelmek için ne kadar çabaladığına şahit olduğun için elinden geldiğince onu desteklediğinin farkındaydı. Onun evde kalıp çalıştığı zamanlarda evin içinde sessiz olmaya çalıştığının, uzun süre odasında kaldığı zamanlarda onu görmek için kahveyi, yemeği bahane ederek yanına gittiğinin ya da kitap okuma bahanesiyle odaya girip sessizce orada oturup çalışırken onu izlediğinin farkındaydı. Bu dönemlerde aranızda sessiz bir anlaşma olurdu. İkiniz de şikayet etmeden birbirinize izin verirdiniz.
Changbin odaya elinde bir bardak su ve ilaç ile gelmişti. Teşekkür edip ilacı ve suyu almak için yatakta otur pozisyona geldin. Yanına oturup ilacı içmeni bekledi. Sanki iyi olduğuna emin olmak istermiş gibi dikkatlice seni izliyordu. Bardağı yatağın yanındaki komodine bıraktın ve sırtını başlıktan ayırıp yüzlerinizi karşı karşıya getirdin. Elini Changbin'in yanağına koydun. Baş parmağın yanağının üzerinde hafif hafif gezinirken "ben iyiyim. Sadece biraz ıslanmıştım. Küvete de rahatlamak için girdim ama uyuyakalmışım. Sabaha bir şeyim kalmayacak, biliyorsun." Elini senin elinin üzerine koyup kafasını aşağı yukarı salladı ve başını hafifçe yan çevirip bileğini öptü. "Kötü hissedersen hemen söyle. Sakın! Sakın, haber vermemeyi aklından bile geçirme. Tamam mı? ... Doktora mı gitsek? Ya daha kötü olursa? Hmm... Daha da kötüleşmeden en iyisi doktora gitmek. Evet, had!" Ellerinizi yüzünden kucağına indirmişti. Onun elinin arasındaydı. Bir yandan parmaklarıyla usul usul ellerini okşarken -çoğu zaman bunu yaptığının farkında bile olmuyordu- bir yandan da kendi kendine konuşur gibi cümleleri peş peşe sıralayıp duruyordu. "Hayatım! Telaşlanma. Kolay kolay hasta olmadığımı biliyorsun. Sadece biraz üşüdüm o kadar." Ne kadar ciddi olduğunu anlamaya çalışıyor gibi uzun uzun gözlerine baktı. Emin olmuş olacak ki kafasını bir kaç kere aşağı yukarı salladı. "Tamam, peki." Yataktan kalkmadan önce dudaklarını dudaklarına bastırıyor. Öpücük seni iyileştirmeye çalışır gibi yumuşak ve gitmemek için de bahane arıyormuş gibi ahesteydi. Ayağa kalkıp bir kaç adım atmışken topuklarının üzerinde geri dönüyor. İşaret parmağını sana doğrultarak "kötü hissedersen sesleniyorsun" diye tekrar uyarıyor. Yüzü hala oldukça gergin olduğu için gülümseyerek "Binnie! Ben iyiyim. Sen çalışmaya devam et ben de yarım kalan uykuma..." diyorsun. "O zaman gidiyorum" diyor sanki hala gitme demeni bekler gibi yavaş adımlarla kapıya yürüyor ve son kez seni kontrol ettikten sonra odadan çıkıyor. Onun arkasından gülümserken yatakta eski yerini alıyorsun. Gözlerin iyice ağırlaşıyor. Yorgunluğun ve ilacın etkisiyle kolayca uykuya dalıyorsun.
Dışarıdan gelen şiddetli sesler ve rüyan yüzünden korku ve telaşla uyanıyorsun. Yatağın diğer tarafından sana arkadan sarılmış tanıdık kolları fark edince sakinleşiyorsun ama gördüğün rüyanın etkisiyle kendine gelmen zaman alıyor. Saatin kaç olduğunu bilmesen de dışarısı hala karanlıktı ve yağmur eskisinden daha şiddetli yağıyordu. Changbin'in kolları arasında dönüp sen de ona sarılıyorsun. O sırada Changbin konuşmaya başlıyor. "Sonunda uyandın. Önümüzdeki iki gün için fırtına uyarısı verilmiş. Gök gürültüleri devam edecek gibi görünüyor." Konuşurken bir yandan da seni kendine daha da yaklaştırmıştı. Changbin'in dediğini kanıtlar gibi gök gürültüsü her seferinde daha da yükseliyor, göğü parçalıyormuş gibi hissettiriyordu. Mümkünmüş gibi Changbin'e daha da sıkı sarıldın. Gördüğün rüya şimdi daha da anlaşılır olmuştu. Dışarıdaki seslerden etkilenmiştin ve ilaçlar da durumu daha iyi hale getirmemişti.
...
Fırtınanın ortasındasın. Gök gürültüleri ve şimşekler arasında, dışarıda sırılsıklam olmuş bir hale Changbin'i bulmak için koşturuyorsun. Güneşli bir günde el ele dışarıda yürürlen bir anda yağmur başlamıştı ve Changbin ellerinin arasından kayıp gitti. Her yerde onu aradın. Ama yağmur o kadar yoğundu ki hiçbir şey göremiyor ve duyuramıyordun. Uzun süre etrafta koştuktan sonra sokağın karşısında Changbin'i görür gibi olduğunda ona doğru koştun. Seslenmene rağmen cevap gelmiyordu. Arkası dönük şekilde öylece dikiliyordu. Sonunda ona ulaştığında omzuna dokunduğun anda yeniden yağmurun içinde kaybolmuştu. Ağlayarak yere çökmüştün sonra uzaktan sesini duyduğunda yeniden kalkıp onu aramaya başladın. Sesin geldiği yöne doğru koşturup durdun ama ses sürekli senden uzaklaşıyordu. Gittikçe etraf kalabalıklaşıyor ve sonunda yağmur etkisini azaltmış ama sen yine de onu bulamıyorsun. Kalabalık içinde onu aramaya devam ettikçe korkun daha da büyüyor. Onu sonsuza kadar kaybettiğini düşünüyorsun.
...
"Şşş... Ben buradayım. Yanındayım." Changbin sürekli mırıldanırken sesi seni sakinleştirmeye devam ediyordu. Kafasını biraz geriye çekip yüzüne bakıyor ve "merak etme. Yanındayım, hep yanındaydım. Ben odadan çıktıktan sonra şimşek çakmaya başladı. Geri döndüğümde çoktan uyumuştun. Seni yalnız bırakmadım. Hep yanındaydım." Sana sakin sakin bunları açıklarken bir taraftan da terden yüzüne yapışan saçları parmaklarıyla yüzünden çekiyordu. Onun dokunuşu ile vücudunun titrediğini fark ettin. Gök gürültüsü seni her zaman korkuturdu. Hasta olmasaydın ve o saçma rüyayı görmeseydin bu kadar kötü olmazdı tabi. En azından küçüklüğünden beri hiç bu kadar kötü olmamıştı. Gök gürültüsüne uyandığın ya da uyumakta zorluk çektiğin olurdu elbette ama çok nadirdi ve böyle zamanlarda onun varlığını hissetmek seni hemen sakinleştirirdi. Bu sefer seni sakinleştirmesi her zamankinden uzun sürmüştü. Yorgun olman ve içtiğin soğuk algınlığı ilacı rüyalarını daha da korkunç hale getirmişti. Changbin'in "buradayım, yanındayım" diye tekrar tekrar mırıldandığını duyunca rüyan daha da netleşiyor ve rüyanda söylediklerini gerçekte de söylediğini anlıyorsun. Tamamen kendine geldiğini hissettiğinde sessizce konuşmaya başlıyorsun. "Rüya gördüm. Kabus... Sen elimi bırakıp gittin. Bir türlü bulamadım." "Özür dilerim." Başının üstünden öpüyor. "Sadece bir rüyaydı. Ben hep yanındayım. Hiçbir yere gitmiyorum." Söyledikleriyle gözlerin dolmaya başlıyor. "Biliyorum. Sadece rüyaydı ama elini sıkıca tutamadım bir anda gözden kayboldun. Bir sürü insan vardı ama sen yoktun." Sözünü yüzüne kondurduğu minik öpücüklerle kesiyor. Rastgele minik öpücüklerle konuşmanı kesmişti çünkü konuştukça gözlerin daha da doluyordu ve rüyanı hatırlamak tekrar vücudunun titremesine neden olmuştu. Seni bir süre de öpücükleriyle sakinleştirdikten sonra. "Seni hiçbir zaman bırakmayacağım. Ellerini o kadar sıkı tutacağım ki bırakmamı isteyeceksin ama ben daha da sıkı tutacağım." Parmaklarınızı birbirine sıkı sıkıya kenetlerken söylediği sözlerle gülümsüyorsun. Dudaklarına iffetli bir öpücük konduruyorsun ve "bırakmanı hiçbir zaman istemeyeceğim" diyorsun. Gülümseyerek sıkıca sarılıyor ve başını göğsüne yaslıyor. Uyumaya geri dönmeden önce son sözcükleriniz...
-"Seni seviyorum."
-"Seni seviyorum."

Notes:

Okuduğunuz için teşekkürler. Umarım beğenmişsinizdir. Düşüncelerinizi okumayı, önerilerinizi görmeyi çok isterim. Lütfen benimle paylaşın. Burada Türk Stay bulacağımdan şüpheliyim ama birinize denk gelebilmeyi umut ediyorum. <3333