Work Text:
Bir hiçlik kadar boş bir sessizlik… Kafasındaki bu karanlıktan çıkmaya karar vermişti ancak bunu nasıl başaracağını hala bilmiyordu. Sabahın serinliği yüzüne vururken ısınmak için avuçlarına üfledi ve üçüncü denemede kilidini açtığı arabasına binip motoru çalıştırdı. Camların buğusunun çözülmesi biraz zaman alırken soğuk havayla uyandığını hissetmişti.
Sonra birden o sesi duydu.
"Miyav"
Minik mırıltı uzaklardan gelse de sanki o ilerledikçe onu takip ediyordu.
"Miyav"
"Miyav"
Etrafına bakındı ancak ses sıklaştıkça bunun tek bir açıklaması olduğunu biliyordu.
Siktir.
Arabayı kenara çekip motoru durduğu gibi kaputu açmış ve küçük, tüylü bir şey aramak için arabadan çıkarak motora eğilmişti.
"Miyav"
Sesi tekrar duyduğunda onu bulması daha kolay oldu ve ve büyük avcuyla onu kavramaya çalıştı. Ancak bu minik ürkmüş şeyi nasıl tutacağını bilememişti. Birkaç denemeden sonra onu tutup oradan çıkarabildiğinde patilerinin çırpınışlarına rağmen gövdesini avcuyla kavrayarak yüzünün hizasına getirdi.
Turuncuydu. Yumuk yumuk gözleri ve tiz bir sesi vardı.
"Miyav"
“Pekala seni gidi yaramaz.” dedi Minhyuk, hala onu nasıl tutacağından emin olmasa da bu durumu çok geçmeden fark edebildiği ve bu ufaklık iyi olduğu için rahat bir nefes almıştı. “Seninle ne yapacağız?”
"Miyav"
Uzun süredir neden orada olduğunu bilmediği küçük karton kutuyu hatırladı. Arabanın bagajını açıp yavru kediyi kutuya koyduktan sonra onu ön koltuğa taşımış ve arabayı yeniden çalıştırmıştı.
Daha fazla düşünmeden akşam işten dönerken dikkatini çeken veteriner polikliniğine doğru sürdü. Yaramaz turuncu kedi kutudan çıkmaya yeltense bile başarısız olurken yol boyu ara sıra onu yokladı. İşe geç kalmak pahasına da olsa onu veteriner hekime muayene ettirmeden rahatlamayacağını düşünmüştü. Yine de fazla oyalanmadan onu orada bırakıp gününe devam etti ve zamanında ofise ulaştı.
“Ama…” Minhyuk birkaç kez gözlerini kırpıştırıp veteriner muayene masasındaki küçük turuncu kediye baktı. “…onu ben alamam ki. Burada kalsa olmaz mı?”
Akşam eve dönerken, pek de düşünmeden numarasını bıraktığı veteriner hekim onu aramış ve yavru kedinin hiçbir sıkıntısı olmadığını, poliklinikten alınabileceğini haber vermişti. Amacı yalnızca soğuk havada arabasının motoruna saklanmış olan bu yavruyu kurtarmak olan Minhyuk, nasıl olduğunu anlatmadan polikliniğe geldiğinde kediyi burada bırakmak veya ona bir sahip bulmak gibi bir çözüm bulabileceğine inanıyordu.
“Poliklinikteki ünitelerimiz hastalarımız için önemli… Görünüşe göre annesinden ayrılma vakti gelmiş ve oldukça sağlıklı.” dedi yaşlı veteriner gülümseyerek.
Minhyuk, metal muayene masasının ucuna koşup düşmek üzere olan kediyi eliyle durduğunda yine tiz bir Miyav duyuldu. “Peki sahiplendiremez misiniz?”
Veteriner hekim bu kez başını iki yana salladı. “Onu bir barınağa götürebilirsiniz tabii, ama gün içinde bize ne kadar çok sahipsiz çocuk geldiğini bilseniz…” Onun evcil hayvanlara birer çocuk olarak sesleniyor olması Minhyuk’un bu yaramaz çocuğa bir bakış atmasına sebep oldu. “Ben…” diyebildi yalnızca. Onu götüremezdi. Ama güvende olacağını ve başka araba motorlarına saklanmayacağını da bilmek istiyordu.
“Onu bulduğunuz yere gidin, belki ailesi hala oradadır, sokakta güvensiz kalacağını düşünürseniz de…” Veteriner arkadaki tezgahın çekmeceli bölmesini açıp kurcalarken duraksadı. Bir kartvizit bulduğunda arkasını dönüp muayene masasının diğer ucundaki Minhyuk’a uzatmıştı. “…barınağın numarası burası… Ama onun gibi sağlıklı ve mutlu bir yavru öyle karanlık bir yeri hak etmiyor doğrusu.”
Minhyuk kartviziti alıp iç çekti. Hava kararmıştı çoktan, kendisi için iş yerinde de uzun bir gün olmuştu. “Ne yemesi… gerekiyor?” dedi yavruya bakarak. “Bu gece benimle kalırsa yani…”
Veteriner hekim bu genç adamın tutumundan hoşlanmış ve ona yardımcı olabilmek için elinden geleni yaptığını kanıtlamak istemişti. Bu yüzden arkadaki dolaplara ilerledi ve bir kutu yaş mamayla küçük bir poşet kuru mama buldu. Yavru kedi onun muayene tezgahına bıraktığı mamalara ilerlerken veteriner daha aşağıdaki bir dolaptan yarım bir kedi kumu torbası çıkardı.
“Yardıma ihtiyacınız olursa bizi arayın.” dedi veteriner hekim gülümseyerek, Minhyuk’a poliklinik ünitelerinde kullandıkları malzemelerden küçük birer porsiyon verirken.
Böylece Minhyuk, kendisinden muayene ücreti bile talep etmeyen veterinere karşı mahcup hissederek eve döndü. Arabasını park edip sabah onu koyduğu kutunun içindeki kediye baktığında bir köşeye kıvrılıp uyuduğunu fark etmiş, annesini bulmak için onu uyandırmak yerine şimdilik evine çıkarmaya karar vermişti. Karton kutuyu giriş holünün bir köşesine yavaşça bırakıp onun hala uyuduğundan emin olduktan sonra arabaya dönüp veteriner hekimin nazikçe paylaştığı gerekli şeyleri de aldı ve eve döndü.
Geri döndüğünde boş bulduğu kutuya iç çekip etrafa baktı. “Nereye kayboldun peki?”
Fazla aramasına gerek kalmadan hemen arkasında giriş holünün karolarında minicik duran kediyle göz göze geldi. O kadar küçük görünüyordu ki bu görüntü Minhyuk’un gülümsemesine sebep oldu. “Tatlısın ama seninle ne yapacağımı bilmiyorum…”
Yavru, o cümlesini bitirir bitirmez minik adımlarını onun ayaklarına doğru yönlendirdi ve Minhyuk nereye adım atarsa atsın hemen arkasında onu takip etmeye başladı.
“Bekle… Tamam. Sana yiyecek bir şeyler verelim.”
Mutfakta ortalama bir kase bulup kuru mamayı içine koydu ve kaseyi bir duvarın kenarına bıraktıktan sonra benzer bir kaseye su doldurmak için geri döndü. Belki de sabah barınakla konuşur ve onu nasıl sahiplendireceği konusunda bilgi edinirdi. Bu tatlı küçük yaramaz, sıcak bir yuvayı hak ediyordu.
Su doldurduğu kaseyi de mama koyduğu kasenin yanına bırakmak için döndüğünde yavru kedinin mamaya yetişebilmek için patilerini kabın içine soktuğunu gördüğünde dudaklarından küçük bir kahkaha çıktı. Öyle ki bu anın fotoğrafını bile çekmek istemişti ancak küçük kahkahası kediyi ürküttüğü için bu komik manzara bozulmuştu. Bir süre onu izleyip yemek ve su onu oyalarken rahatlamak adına duşa girdi.
Turuncu bir kedi…
Evimde turuncu küçük bir kedi var.
Sıcak su omuzlarından dökülürken kendini ona isim arar şekilde bulmuştu. Mochi kadar yumuşak bir göbeği var. Ama tam bir Portakal renginde.
Neyse. diye düşündü. Birisi ona nasıl sesleneceğini bulur nasılsa…
Duştan çıkıp kurulandığında pijamalarını giydikten sonra bir süre sosyal medyada takılmak için telefonu eline aldığı sırada yatak odasının kapısında küçük tırnakların çıkardığı bir ses duydu. Ardından tiz bir mırıltı. Miyav.
Minhyuk derin bir nefes alıp kapıyı açtı ve anında içeri adımlayan kediye baktı. “Buraya da mı girmek istiyorsun?”
Küçük kedi çoktan keşfe çıktığında kapısındaki rahatsız edici tırmalama sesindense bunu kabul edebileceğine karar verip yatağına döndü telefonu bu kez akşam yemeği sipariş etmek için eline aldı. Ara sıra oradan oraya yürüyen yavruyu bir yaramazlık yapmaması adına kontrol ederken siparişi tamamlamış ve yemeğini beklerken sosyal medya turuna dönmüştü.
Sonra bacaklarında minik bir ağırlık hissetti. Küçük patilerin yüzölçümü küçük olduğu için ağırlığı olduğundan fazla hissederken onun bedeninde yukarı çıkmasını izledi.
“Hey…”
Ona nasıl dokunacağını, hala nasıl tutacağını bilemez bir şekilde ellerini iki yanda havaya kaldırdı ve göğsünde burun buruna geldiği bu küçük tatlı şeyi izledi. “Şeftaliye benziyorsun; küçük top gibi, tüylü ve turuncu.” Küçük kedi kulaklarını oynattığında tekrarladı. “Şeftali. Sana yakıştı sanki…”
Tam da ne yaptığını, kedinin onu anlamadığını ve bu işe kendini kaptırdığını düşünürken Şeftali boynuyla köprücük kemiği arasındaki boşluğa kıvrılıp yerleşmeye karar verdi. Minhyuk kaskatı kesilmiş, bir kediye ilk kez bu kadar yakın olmanın verdiği afallıkla havadaki ellerini iki yana indirmişti.
Onun burnuna ulaşan kokusuyla şaşkın bir nefes aldı. Şeftali çiçeği gibi kokuyordu. Bir kedinin bu kadar güzel kokabileceğini hiç tahmin etmemişti.
“Şeftali misin o zaman?” diye sordu. Minhyuk konuştuğu için göğsünün inip kalkması sonu biraz sarsılan kedi yorgun nazlı bir şikayet mırıltısı çıkardı.
Kıpırdama, böyle çok rahat, der gibiydi.
“Peki.” diye fısıldadığında Şeftali’nin mırlamaya başladığını hissetti. Teninde hissettiği titreşim sakinleştiriciydi. Onu okşamak istiyordu ama ürkmesinden ve rahatsız olmasından da korkuyordu. Bu yüzden hareket etmeden beklemeye karar verdi. Hayatında bu kadar sakinleştirici başka bir şey yaşadığını hatırlamıyordu, üstelik kaskatı kesilmiş olmasına rağmen.
Ertesi sabah da kafasının üzerinde uyuyan bir tüy topu ile karşılaştığında aslında ne yapacağını bildiğine karar verdi. Kabul etmek, bilinmeyene karar vermek zordu ancak bir şey kesindi ki Şeftali’nin sıcaklığı onu mutlu etmişti. Küçük patileri ve tüyleri tenine dokunduğunda garip hissettirse de ondan ayrılabileceğini sanmıyordu.
