Work Text:
Uğultu. Sanki rakımı aştığı için kulağı bu yeni seviyeye ayak uydurmaya çalışıyormuşcasına bir uğultu. Tenine değen rüzgâr öyle yoğun bir kütle gibi davranıyordu ki normalde çıplak bedeninin bu soğuklukta tir tir titremesi gerekirken rüzgârın ağırlığı; üzerinde koyun yününden yapılma apağır bir battaniye varmış gibi hissettiriyordu. Üşümüyordu. Serindi, ama üşümüyordu.
Rüzgâr nazikti nazik olmasına, kötü bir niyeti yoktu. Ama güçlüydü doğası gereği. Onu çepeçevre sarıyor, kulaklarına yaptığı baskıyla kafasını iki yandan sıkıyor, beynini zonklatıyordu.
Kızmadı Orion. İçinde uzandığı çimenler onlara ağırlık yapan çiğ tanelerini bu rüzgâr sayesinde üzerlerinden atıp dikleşen boyunlarının getirdiği hafiflikle bir o yana bir bu yana tüm zarafetleriyle sallanarak Orion’u sararken, uzaktaki tekinsiz ufkun aksine ona yalnız olmadığını hissettiriyorlarken; nasıl kızabilirdi ki Orion rüzgâra. Anca teşekkür edebilirdi.
Kapalıydı gözleri. Bir kere bile açmamıştı buraya geldiğinden beri. Kalan dört duyusu yeterliydi şu anda. Arada sırada birini dinlendirmek iyi geliyordu. Diğerlerini daha da keskinleştiriyordu. Görmediğinden midir bilinmez, daha iyi duyuyor, daha iyi hissediyor, ciğerleri kokuyu daha iyi özümsüyordu.
Ne zaman gergin hissetse gelirdi buraya. Seviyordu bu çayırı. Peşinden koştuğu o aidiyet hissini burada az da olsa bulabiliyordu. Orion bu çimenleri, bu çimenler de Orion'u tanıyordu. En ufak bir yadırgama yoktu.
Gerçi, rüzgâra alışık olduğu söylenemezdi. Genelde gökyüzü açık olur, güneş içini ısıtırdı. Farklıydı bugün. Tekinsizdi.
Gözlerini kapattığında geldiği bu yer, bugün onu varlığından bile haberdar olmadığı bir tehdide karşı uyarıyordu sanki.
Orion yalnız değildi. Larg da oradaydı. Göremiyordu gerçi, duyamıyordu da. Ama biliyordu, oralarda bir yerdeydi Larg. Hiçbir zaman uzağında olmazdı ki.
Huzursuz hissediyordu. Tereddütlü hissediyordu. Hayal dünyasında yarattığı bu yer bile onu uyarmaya çalışırken nasıl kendisinden emin davranabilirdi. Arzuları aklını kontrol ediyordu, baskıladığı her şey yavaş yavaş gün yüzüne çıkıyordu bilinçaltında; engel olamıyordu.
Düşünmedi. Çok düşünmek istemedi. Düşünürse vaz geçerdi, gözlerini açar ve gündelik hayatına geri dönerdi. Düşünmedi.
Belli belirsiz belinde hissettiği sıcacık eller sahneye girdiği anda mantığı da pılını pırtını toplayıp gitmişti. Omuzları kasıldı, parmak uçları karıncalandı. Başta sadece tırnaklarını derisinde tüm nazikliğiyle gezdirerek temas ettiği her dokuyu acı verircesine gıdıklayan bu eller, Orion derin derin nefes almaya devam ettikçe tutuşunu sıkılaştırdı. Ellerden biri kolunu sıkıca kavramış, baş parmağı ile ileri geri, ileri geri, ağır ağır kolunu okşuyor; bir diğeri ise bir o kadar narin, bel kıvrımından milim milim aşağı iniyordu.
Soluk alışlarını düzensizleştirip panikle istemsizce kaşlarını çatmasına neden olan bu eller Larg’a aitti. Sımsıkı kapalıydı gözleri Orion’un. Görmemek az da olsa daha “ahlaklı” hissetmesini sağlıyordu. Larg’ı bu şekilde üstünde, elleri vücudunun üzerinde gezerken görebilmek için neler vermezdi… Şu an bu görsel karşısındaydı, ama bakamazdı. Saygısızca olurdu. Larg dostuydu sonuçta. Onunla ilgili böyle şeyler düşünmesi bile kendisini boğmasını istemesine neden oluyordu.
“Orion…” Duyduğu sesle irkildi, içi bi hoş oldu. Larg’ın sesi yumuşaktı. İpek gibiydi. Orion yutkundu. Gözlerini daha da kıstı.
“Efendim?” bir nefeste konuştu. Sesi korku doluydu. Derken, kalbinin göğsünü delecek gibi atmasına neden olan ağırlığı hissetti. Rüzgarın ağırlığı gitmiş, yerini Larg’ın ağırlığı almıştı. Bedenini yavaş yavaş Orion’un üzerine bırakıyor; Orion, Larg’ın sıcak nefesini boynunda hissediyordu. Kalbi dayanmıyordu… Yanlıştı bu, çok yanlıştı. Suratı kıpkırmızıydı şu anda. “Larg bunu öğrense biterim ki ben…” diye sayıkladı kendi kendine. Eliyle alnını ovuşturdu, kafası alev alevdi. Çırılçıplak yattığı bu çayırın soğukluğu ile Larg’ın sıcaklığı arasındaki tezat öyle yüksekti ki üşümeli mi terlemeli mi anlayamıyordu.
“Orion ben… Dayanamıyorum” Larg’ın sesi çaresiz çıkmıştı. Ya da Orion öyle duymak istemişti. Onun dünyasıydı sonuçta burası. Orion kafayı yemek üzereydi. Hiçbir şey söylemedi. Kafasında iki kelime yankılanıyordu sadece; bu yanlış, bu yanlış, bu yanlış…
“Lütfen, n’olur… Seni… Seni keşfetmeme izin ver Orion.”
Orion kendisinden tiksindi. Larg’dan bu tarz şeyler duymaya olan açlığı ahlakıyla çatışıyor, resmen Larg’ı objeleştiriyordu. “Bu yanlış…”
“Orion, yalvarırım…” Larg devam etti. Orion’un belindeki eli kırılgan bir cam parçasını tutarcasına bir dikkat ve özenle kalçasına kadar indi. Orion titredi, tüm vücudu karıncalanıyor, nefes almakta zorluk çekiyor ve artık istemsizce bu çarşaf gibi çimenlerin arasında, Larg’ın dokunuşu yüzünden kıvranıyordı.
“İzin ver…” Larg yutkundu. “Sana dokunmama izin ver.”
Eli daha da aşağı kaydı, temkinli ve şehvetli bir yavaşlıkla Orin’un kasığından içeri kaydı parmak uçları. Değdiği her bir hücreyi yakıp kavurup arkasında iz bırakarak bacak arasına doğru ilerliyordu bu parmaklar.
Orion dişlerini gıcırdattı. Kalçalarını kıpırdattı. İstiyordu, çok istiyordu. Deli gibi istiyordu. Tüm benliği yalvarıyordu devamı için. Haykırmak istiyordu; n’olur Larg, devam et Larg, dokun bana, durma, n’olur durma… Asla diyemezdi ki bunları, mümkünatı yoktu. Beden dilinin davetkârlığı onun yerine konuşuyordu. Larg’ı hissettiği her yere milyonlarca iğne batıyordu. Dayanılmazdı. Dizginlerini nasıl eline alabilirdi ki bu raddeden sonra? Larg… Ona bu kadar yakınken, şahit olmak istediği şey bu kadar ulaşılabilir durumdayken, arzudan gözü dönmüşken… Larg’ın sağ eli tam olarak olmasını istediği yere bu kadar yakınken…
Sessiz bir çığlık gibi genzini yakarak aldığı bir soluk ile yattığı yerden fırlayıp gözlerini açtı Orion. Nefes nefeseydi, ateşi varmış gibi soğuk terler döküyordu. Dudakları kupkuruydu.
Koltuğun yanı başında duran titrek mum ışığına kaydı gözü. Demek fantezisini yarıda kesmeye gücü yetmişti…
Mumun çiviye olan uzaklığından anladığı kadarıyla, kuşluk vaktiydi. Gözleri az ileride masa başında üniformasıyla uyuyakalmış Larg’ı yakaladığında Orion’un suratı kıpkırmızı kesildi. Rahatsız koltuğa geri attı kendisini, elleriyle suratını kapadı. Nefeslerini düzene sokamıyordu. Koltuğa tam sığmayan bacağını koltuğun kolçağından dışarıya uzattığı anda fark ettiği bacak arasındaki rahatsızlık ile ağlamaklı bir iç çekti Orion. Kendisini kirli hissediyordu. Ahlaksız hissediyordu. Güneş doğunca Larg’ın yüzüne nasıl bakacağını dahi bilmiyordu.
Avuç içlerini gözlerine bastırdığı sırada dudaklarının arasından sadece kendisinin duyabileceği bir fısıltıyla çıktı sesi,
“Bittim ben…”
