Chapter Text
Elimdeki sıcak konserveleri şöminenin önündeki masaya koyduktan sonra diğerlerinin yaptığı gibi diz çöküp yere oturdum. Yorucu ve uzun bir görevden sonra, öte dünyaya göçmüç Romanov'un malikanesinde kendimize ufak bir türlü tatil vermiştik.
Masada bir tek Pileon ve Anhea yoktu. İkisi bizden ayrı takılıyorlardı.
Masadaki herkes bir konserve alıp yanında birer parça ekmekle tadını çıkarıyordu, benim gibi. Ta ki Lester, masanın altından birkaç şişe çıkarana kadar.
"Romanov'un zulasını patlatmış olabilirim." diye açıkladı şişelerin kaynağını.
"Romanov içine ayin yapıp kan doldurmuş olmasın?" diye alayla sordum.
Sorum Lane dışında herkesi güldürmüştü. Lane ile Romanov'un kısa ama unutulmaz yaşadıklarını biliyordum lakin kendimi tutamıyordum.
Lester, general dahil herkese Romanov'un hatıra içkilerinden birer bardak doldurdu. General, bardağını kaldırdığında hepimiz ona eşlik ettik.
"Romanov'un ruhuna. Onun sayesinde bir malikanemiz var, içkilerini içip kadeh kaldırıyoruz. Hayatının geri kalanında olmasa dahi olürken eminim ki pişmandı tüm yaptıkları için." Dmitri, uzunca konuştu ama hepimiz ona katılıyorduk. Kadehleri Boris için gülerek tokuşturmamız bu nedendendi.
Saymayı unuttuğum kadehlerin sayısından sonra hepimiz-Kabil dışında- çakırkeyiftik. Sebebi bu olmalıydı ki Lester'ın şişe çevirme oyunu teklifini hepimiz kabul etmiştik ya da sadece kafa dağıtmak istemiştik. Bir delinin ipiyle kuyuya iniyorduk. Ve sişe çoktan dönüyordu. Bir süre kolay sorularla oyunu oynadık lakin sonrasında zor sorulara geldik. Döndü, döndü, döndü... Soru kısmı Kabil'e, cevap kısmı Lane'e geldi.
"Bu odada aşık olduğun biri var mı?" diye cesur soruyla başladı Kabil.
Lane bir süre durakladı lakin şeytani bir gülümsemeyle "Sen..." dedi.
Ne Lane'e ne Kabil'e şaşırdım grubun geri kalanının aksine.
Dmitri ise bir süre sessizce düşündü ve "Bence bu kadar yeterli. Artık dinlenmek için odalara dağılalım." dedi.
Sen zaten dağılmışsın general diyip içimden gülümsedim. Bu üçlünün arasında neler olduğunun az çok farkındaydım.
Müfreze, generalin emrinden sonra yavaş yavaş ayaklandı. Ben de kalkmaya niyetlenmiştim ki ayağım masaya takıldı ve hâlâ yerde oturan Lester'ın kucağına düştüm. Bunun üzerine ikimiz de sessizleştik... Kalbimin atış hızı değişti, soluklarım yavaşladı. Lester'ın gözlerine baktığımda kendimi gördüm, dağılmıştım. Lakin o gözlerde gördüğüm tek bu değildi, bu dağılışımda yalnız değildim, o da benden farklı değildi. Biz birlikte dağıldık orada. Müfreze üyelerinin bazısının hâlâ orada olduğu o odada, şöminede çıtır çıtır yanan odunlara bizim kalplerimiz de eşlik ediyordu.
Müfreze üyelerinin gülüşlerini duyduğumda Lester'ın omzunu tutmayı bırakıp özür diledim ve ayağa kalktım. Bu sefer daha dikkatliydim, aynı sahnenin yaşanmamasını istediğim için.
Kalbimi yatıştırmak için derin bir soluk çektim içime ve Lester'ın yüzüne bakmadan kısık bir sesle "Özür dilerim." diyip hızla odama kaçtım.
Ya da kaçtığımı sandım.
***
