Actions

Work Header

Gerçekten yoksun değil mi?

Summary:

Tenna, Spamton'un gidişini hala hazmedememiştir. Yavaş yavaş bir şeyler oturmaya başlasa da içinde hiçbir zaman kolay olmayacak.

Notes:

türkçe yazmıycaktm normalde ama olsn bişe olmaz fellow tr arkadaslarım varsa yorum atabilir öneri alırım

Chapter Text

"Sanırım seni gerçekten de çok seviyorum" dedi Tenna. Elinde tuttuğu çerçeveyi baş parmağıyla ovuşturdu. Camın içinden ona doğru bakan iki mutlu kişi vardı. Tenna sadece bir kişiye odaklanmış olsa da oradaydı işte. Mutluydu da, hem de çok. Gözlerinin kenarında kırışıklar bile vardı.

Aklından tam olarak farkında olamadığı düşünceler geçerken sadece onun yüzüne dalmakla yetinmişti. "Aradan çok yıllar geçti, yine de...." Dudağını ısırdı ve çerçeveyi aldığı yere, komidinin baş köşesine koydu. Çizgili pijamalarıyla yatağın kenarına oturmuştu. Onu bıraktıktan sonra da ellerini birleştirip önüne doğru eğildi. Yüzüne bakmıyordu ama gözünün önünden silinebilir miydi?

Resmine bakmamış olsa da fark etmezdi. Oradaydı, göz kapaklarının içine kazınmıştı yüzünün silüeti.

Çok uzun bir iç çekti. Ellerini çözüp yatağa doğru uzandı ve üzerine ince battaniyeyi çekti. Bacaklarını da gerip başını yatağa koymuştu, boynuna yapışık bir yastıkla uyuyordu. Böyle daha rahat olduğunu düşünüyordu neticede.

"Çok yıllar geçti." Gözleri tavana dikiliydi. Yüz ifadesi donuktu. Bir süre daha onu düşünmek istedi ama erken yatmalıydı. Gözlerini yumup yarın yapacaklarını düşünmeliydi. Programda geriye düşme lüksü yoktu sonuçta. Bataryasını iyi doldurmalıydı. Elini komidinin yanındaki kabloya uzatıp bileğinin içine soktu USB ucunu. Portun yanındaki küçük ışık yanınca da tekrar iç çekti. Eskiden bunu Spamton yapardı nasıl olsa. Yine de düşünmemeye çalışarak kendini kapattı. Burnu ve yüzü yok olmuştu, sadece karanlık vardı sadece artık.

Gecenin yarısında ekranında Spamton ile olan anıları belirmişti ama onun rüyasına şahit olacak bir şey yoktu. Zorlu gecelerden biriydi bu da, daha fazlası değil.

Spamton onu terk ettikten sonra aşk onun için artık bitmişti. İlk zamanlar kimseyle de konuşmuyordu. Programa çıktıktan sonra direkt eve gidiyordu. Ondan sonra da tek başına ağlıyordu evinde. Ekranını en az üç defa değiştirmek zorunda kalmıştı bu yüzden. Sonra akıllanmaya başladığında da hiçbir hevesi kalmadığını fark etmişti çoktan. İçinde neredeyse hiçbir şey yaşamıyordu gibi.
Sadece programını yaparken yaşıyormuş gibi taklit ediyordu. Onun gibi bir şovmen için zor bir şey değildi tabii.

Seks hayatı da onunla beraber sonlanmıştı. Zaten sadece bir televizyon sayılırdı. Onda ilgi çekici bir şeyler gören tek kişi Spamton sayılırdı.

Böylece programı dışında sonlanan sosyal hayatının durumu en az bir sene devam etti. Bunu kıran olay da artık evde tek başında oturmakan sıkıldığı için içmeye gittikleri bardı.

O bara Spamton ile çok kez gitmişlerdi. Mesailerinden sonra geldikleri ilk yer denebilirdi hatta. Günün yorgunluğunu atmak ve biraz daha stresten uzak bir şekilde eğlenmek için ideal bir yer sayılırdı. Normalde buraya gelmek iyi olmayacağını düşünse de biri, Tenna için bazı şeylerin üstesinden gelmesine neden olmuştu.

Artık olmadığını anlamıştı çünkü.

Yoktu, evet.

Buna alışmaya başladığı ilk gün oydu. Yanında bütün sevdikleri vardı o dışında. O da... Olmalıydı ama değil mi? Yine de değildi. Terk edilmek çok ağır bir tepki vermesine neden olsa da bununla yüzleşmesi gerektiğinin farkına ilk vardığı an oydu.

Ondan sonra neredeyse her gün (eskiden Spamton'la yaptığı gibi) mesai çıkışı bardaydı. Yine sosyalleşiyordu ve sohbet ediyordu eskisi gibi. Herkes onun ne büyük sıkıntılar çektiğini çok açıkça görse de kimse ona bir şey demek istemiyordu. Hazır kendisi iyileşmişken onların, ona hatırlatmak istemediklerini düşünüyordu Tenna. Tabii, eğer unutabilseydi hatırlama kelimesi işin içine girerdi.

Unutamıyordu bir türlü aylar geçse de. Evet tabii ki bazen dikkati dağılıyordu ama olduğu ortamdaki her anısı Spamton ile ilişkiliydi. Nasıl aklından çıkabilirdi ki zaten?
Bir gün bunun olduğu günde de Tenna kahrından bayılacak gibiydi.

Herhangi bir program günüydü. İşini mükemmel ve profesyonelce yapıp programını sundu sonlandırdı. Çok iyi olduğunu bilerek girdiği sahneden yorgunca ayrılmıştı. Çok fazla palyaçoluk yapmak zorunda kalmıştı bu sefer. Neyse ki can dostu sigarası yanındaydı. Marlboro red, kısa.

Sigara içme alanına gider gitmez sigarasını pembe rüzgar çakmağıyla ağzındayken yaktı. İlk nefesi çeker çekmez verdi ve eline aldı sigarayı. Etrafı iziyordu. Tabii yeni bir manzara yoktu ama iş olsun, zaten evinde sürekli sigarasına bakıyordu.

Sessiz sedasız içti sigarasını. Kimse gelmemişti şansına. Zaten mesai çıkışı herkes pistten giderdi, kimse bu aradaki (yıldızlara özel) alana gelmezdi doğal olarak. Buraya gelmesinin tek nedeni işinin çok yorucu oluşundandı, stresini atmak için sadece.

Ondan sonra da şahsi odasına gitti. Koltuğuna oturmadan önce günlük kıyafetlerini giydi. Cırtlak kırmızı smokin üstünü çıkarıp normal, beyaz bir gömlek giydi. Altındaki de kumaş bir şık pantolondu.

Sonra da kenarları ışıklı aynasının önüne oturup makyajını (televizyon kafasının kenarlarına yapıştırdığı jelatini -bugün farklı bir program için farklı bir şey yapmıştı- çıkardı) temizledi. Bunu yaparken yavaş ve sakince yapmıştı. Dümdüz olarak aynaya bakıyordu, burnuna bakarken dalmıştı ve çok yakına girdiği için burnunun ucunu hesaplayamayıp aynaya vurdu yanlıştıkla. Hemen eliyle ucunu ovuşturdu, biraz acımıştı. Yüzünü biraz ekşitip kendine bakmaya devam ederken dondu. Spamton'u neredeyse otuz dakikadır hiç düşünmemişti.

Tabii, daha uzun süre onu düşünmeden yaşadığı zamanlar vardı ama hep bir şeylerle megul olur, iş veya arkadaşlarıyla ilgilenirdi. Şimdi ise durum farklıydı. Kimse yanında yokken şöyle bir aklına bile gelmemişti. Hem de beraber şahsi olarak kullandıkları odanın içinde.

Birden gözleri doldu. Televizyonunun camından damlalar akmaya başladı. "Nasıl... unuturum seni ben? Söyle bana." Ekranı cızırdayıp karıncalandı. Tekrar ekranını değiştirmeliydi muhtemelen. O yüzden değiştirmeden önce gönlünce ağlamaya karar verdi. Başının üst kısmını masaya yaslayıp burnu aşağıya bakacak şekilde oturdu ve elleriyle masayı tutup sıkarken, gözyaşları yere damlarken onu düşünerek ağlamaya başladı.

İşte ilk bu zaman onu unutmaya başladığını anlamıştı çünkü artık sesi kulağına tuhaf gelmeye başlamıştı. Sırf harddiskinde ona özel bir alan olsa da...