Work Text:
İso ve Oruç yüzleri gözleri kan içinde eve döndüklerinde onları bekleyen üç kadının hücumuna uğradı. Öfkesi evden çıkarkenden de fazla olan İso bir yandan annesi bir yandan abisi ile kavga ederken Fadime istediği şekilde konuşamayacaklarını anlayınca pansuman için gerekli birkaç malzemeyi bahçe masadının üzerinden aldı.
“Biz kılçuk kocamla özel konuşalım, size habeririz,” dedikten sonra İso’nun montunu kavradı ve arkasından çekiştirerek yeni evleri haline gelmiş küçük odalarına kadar peşinden sürükledi. İso itiraz etmeden kadının onu çekiştirmesine izin verdi ama bir yandan da söylenmeye devam etti. Onun söylenmeleri Fadime tarafından odaya girene kadar sessizlikle karşılandı.
Odalarına vardıklarında Fadime İso’yu bıraktı. Genç adam sinirle montunu çıkardı rastgele bir yere attı. Yediği yumrukların acısı içindeki öfkenin yüzde biri kadar etmiyordu, sakinleşmesinin pek mümkün olduğunu düşünmüyordu ta ki odada olduklarını anlayana kadar. Fadime ile odalarındaki son anlarını hatırlayınca öfkesi yerini paniğe bırakmıştı. Bir an panikle Fadime’nin onunla kavgayı değil de el öpmesi hakkında konuşmak istediğini düşündü. Elini ensesine götürüp endişeli bir ifade ile Fadime’ye döndü.
“Ben kendime pansuman yapabilirim, sana gerek yok,” dedi.
Genç kadın çenesiyle yatağını gösterip “Otur,” dedi sadece. İso çekingen adımlarla yatağın köşesine ilişti. Fazla yer kaplamaktan korkar bir şekilde ellerini kavuşturdu. Fadime hala bir şey demeden yanına geçti, elindeki pamuğa koyu renkli bir sıvı döktü. İso onunla göz göze gelmekten utandığı için ona doğru dönememişti.
“Bana doğru dön,” komutunu verdi Fadime.
İso lafını ikiletmeden ona doğru dönecek şekilde oturdu ama gözleri Fadime dışında her yerde geziniyordu. Şu an pansuman ihtiyacı olan son şeydi, Fadime’nin ona pansuman yapması hele da odalarında pansuman yapması ise listede bile yoktu. İçinden Eyüphan’a ve Koçarili köylülere küfürler saydırıyordu, haksız yere abisiyle dayak yediği yetmemiş gibi şimdi kişisel işkencesini yaşıyordu. Fadime titizlikle pamuğu yarasına değdirirken oturduğu yerde rahatsızca kıpırdandı. Pansuman acısından değil, kendini Fadime’den uzakta tutmaya çalışıyordu.
Evden çıkarken kafasında kesin bir planı yoktu ama Fadime’ye söylediği yalan değildi. O korkak yüreği yetseydi milletin arkasına saklanmadan arabaya binseydi yardan aşağı birlikte arabayla uçuracaktı ikisini. Ölmese bile en azından Fadime’ye yaşattığını yaşardı o adi. Bu bile yetmezdi ama bir başlangı olurdu. Aklı hala Eyüphan’a yapamadıkları ve Fadime’ye olan tedirgenliği ile dolup taşarken homurdanıp kıpırdamaya devam etti. Ancak birden Fadime’nin ince parmaklarını çenesinde hissetti. Buz tutmuş gibi kaskatı kesildi. Kız belli ki hareket etmesini önlemek istemişti, çok nazik bir şekilde adeta sadece parmak uçları ile İso’yu sabit durması için tutuyordu. Bu küçük dokunuşun İso’ya neler yaptığını biliyor muydu acaba? Tanıdık dokunuşu kalbinin deli gibi çarpmasına neden oldu. Bu sefer elleri İso tarafından değil kendi isteği ile yüzündeydi. İso deli gibi daha fazlasını istedi, yine onun ellerinde kaybolmayı kokusunu içine çekmeyi diledi ama hareket etmeye cesaret etmedi. Tüm gücü Fadime’nin ellerini elleri arasına alma dürtüsüne karşı koydu. Göz ucu ile ona bakmamaya çalıştı, kendi hayal dünyasında hissettiklerini Fadime’nin gözlerinden anlamasından korkuyordu.
Fadime ise içinde kopan fırtınaları bilmeden pansumana devam etti. Bu bile İso’yu delirtmeye yetiyordu. Bazen daha iyi görebilmek için yüzünü İso’nun yüzüne yaklaştırıyordu ki bu da İso’nun nefesinin kesilmesine neden oluyordu. İso kendiyle olan kavgasında yenik düşüp sonunda gözlerini Fadime’ye çevirdi.
Aralarında bu kadar az mesafe varken bir anda göz göze geldiklerinde Fadime hareketsiz kaldı. Sabah yaşadıkları üzerinde konuşamamışlardı, ne yaşadıklarından kendi de emin değildi. İso’nun onun bileklerini nasıl nazikçe kavradığını hatırladı. İzin ister gibi bakışlarını, ellerini kendi yüzüne götürüşünü tekrardan yaşadı. Ellerinin İso’nun yüzüne ilk temas edişini, dudaklarının avuçlarında bıraktığı o hissi, İso’nun uzun zamandır ilk kez nefes alıyormuş gibi avuçlarını içine çekmesi kalbini yerinden çıkartacak şekilde çarptırmıştı. İso’nun onu odada bırakıp çıkmasından duyduğu endişe bu anı tekrar tekrar yaşamasına engel olmuştu ama şu an aynı yerde İso ile bu kadar yakın durmak Fadime’ye o anları, o hisleri tekrar yaşatmıştı. Parlayan gözlerinden İso’nun da aynı şeyleri hatırladığını anladı.
İso’nun suratını yönlendirmek için çenesine parmak ucuyla dokunan eli titredi. Daha sonra elini çekmek yerine adamın çenesini avucunun içine alacak şekilde elini hareket ettirdi. Bunu yaparken İso’nun çenesinin önce kasıldığını elinde hissetti ancak daha sonra yüzü rahatladı. Gözlerini kapatıp elini belli belirsiz Fadime’nin avucuna yasladı. Fadime hızla çarpan kalbine rağmen ellerini olabildiğince sabit tutarak bir süre konuşmadan pansumana devam etti.
Pansumanın sonuna yaklaştığında Fadime kısık sesle sordu “Eyüphan mı yaptı?”
İso kaşlarını çattı, gözlerini açıp kıza baktı. Fadime’nin bu anı bölmesine, hele de o adamın adını anması rahatsız etmişti, gereğinden biraz daha sert şekilde kıza çıkıştı. “O kansızda bunu yapacak güç yok. Sizin çobanlar olmasaydı elini süremezdi bana.”
“Çobanlar mı?”
“Hee, sağolsunlar şerefsizi korumak için 20 kişi abimle üstümüze atladılar.”
Fadime dediklerini doğru anlamak için tekrarladı. “Yani sen Eyüphanla konuşmaya gittiğinde orada 20 kişi daha vardı ama sen yine de geri dönmedin.”
“Ya ne yapacaktım, o kansız gibi saklanıp plan mı çevirseydim? O şerefsizi ben elbet elime geçireceğim.” Eyüphan’ın yılışık gülüşü aklına gelince damarlarından ateş akar gibi hissetti. Gözleri odanın köşesinde bir yere kilitlenmiş kaldı.
Fadime bir saniye hareket etmeden İso’ya bakakaldı. Sonra birden parlayan bir öfke ile elindeki pamuğu sertçe İso’nun yarasına bastırdı. Kaşında oluşan yanma hissi dalmış İso’yu irkitti, geri çekilirken küçük bir nida koyuverdi. “Kızım yavaş canım yandı!”
Fadime’ye baktığında onun çatık kaşlarını ve öfkeden titreyen çenesini göreceğini düşünmemişti. “İso sen salak mısın?! O kadar adam içine dalınır mı tek başına? Bununla kurtulduğuna şükret.”
İso kulaklarına inanamayarak Fadime’ye baktı. “Ula ben mi suçlu oldum şimdi?!”
“Ben sana dellenme demedim mi? Ya vursalardı seni-“
“Hoop o kadar değil!”
“Ben sana-” pamuğu İso’nun yarasına bastırdı “bir delilik etme”, bir pamuk daha, “demedim mi?!” İso’nun az önce içinde eridiği el kaçmasını engellediği için her darbede sadece acı içinde ses çıkarabildi. “Kızım yavaş yavaş! Bu nedir ya hem millet dayak yiyoruz hem de karımızdan!” Fadime elini suratından çekince bozuldu, memnuniyetsiz bir şekilde eli yanağına gitti. “Ne oldu, ‘Fadime Koçari’nin kocası dayak yedi’ derler, karizman çizilir diye mi bu öfke?”
Fadime sinirle nefes verdi, “İso ben sana git Eyüphan’a saldır diye anlatmadım her şeyi. Sır kalmasın istedim, sana da dellenme dedim. Eyüphan’a bir şey yapmanı istemiyorum.”
İso hemen alaya aldı, “Tabii canım, herif gelecek benim karımı düğün günü kaçıracak ben ona zarar vermeyeceğim! Düğüne gelip utanmadan horona girecek ben onun kolunu bacağını –” derken birden sustu. Konuşurken kalkan kolu havada sabitsiz bir şekilde duvara gözlerini dikti. Fadime gerginlikle “Ne?” diye sordu.
İso ayağa kalkıp oda içinde yürümeye başladı, “Fadime sen o gün kaza yaptığını, Gezep’in seni kurtardığını söyledin.” Fadime rahatsız bir şekilde yerinde kıpırdandı. İso ayağa kalkınca iyice ufak göründü “Evet?”
“Eyüphan’dan nasıl kurtulduğunu söylemedin.” İso yüzü bembeyaz Fadime’ye baktı. Fadime parmaklarıyla oynayıp gözlerini kaçırınca “Fadime..” diye üsteledi.
Fadime hala ona bakmayıp tek nefeste “Gezep abi Eyüphan bir delilik eder diye onu takip etmiş. Ben kendime geldiğimde Eyüphanla yeni konuşuyordum. Geldi bir anda onu bayıltıp arabasıyla eve döndük. Sonrasını biliyorsun”
İso nefes almakta zorlanır gibi elini boğazına götürdü “Kendine geldiğinde mi?” dedi titreyen bir sesle. “Baygın mıydın?” Belindeki silahla kendini vurmasına az kalmıştı. ‘Kız uyanıkken kaçırmak bayıltıp kaçırmaktan daha mı onurlu?’ diyen vicdanı onu boğuyordu. Yine de Fadime’nin bir anda ayıldığında yaşadığı korkuyu düşününce nefes alamadı.
Fadime hemen başını kaldırıp İso’ya baktı. “Bir şey olmadı, Gezep abim hemen bizden sonra eve girdi.”
“E-ev?” İso kesik kesik nefes almaya çalıştı. Odanın duvarları üstüne gelmeye başlamıştı yine. Kısık sesle kendiyle konuşur gibi “O şerefsizi öldüreceğim, parçalara ayıracağım.” İki eli ile boğazına masaj yapar gibi hareket ettirirken bir yandan da tırnaklarını kendi etine geçiriyordu. Fadime panikle ayağa kaldı, İso’nun kollarından tutup ellerini indirdi. “İso sakinleş bir şey olmadı diyorum sana yemin ederim.”
İso kendini zorlayarak Fadime’ye odaklanmaya çalıştı “Fadime adam seni bayıltmış. Uyandığında bilmediğin bir yerdeymişsin. Bu mu olmayan şey?” Kendini Fadime’nin ellerinden kurtardı, ona dokunmayı kendine hak görmüyordu. “Ben” diye konuşmaya başladı “birini yargılayacak durumda değilim tabii” dedi amaçsızca odada hareket ederken. Fadime’ye bakmak istemiyordu “ama bunu sana yaşatması sonra hiçbir şey yokmuş gibi akşamına düğüne gelmesi…” Gözlerini kapattı sonra o detayı tekrar hatırladı. Anlamaz bir şekilde Fadime’ye döndü “Gezep biliyordu,” dedi sorudan çok cevap verir gibi. Fadime başıyla onayladı.
İso sinirinin tekrar yükseldiğini hissetti “Ne yaptı peki?”
Fadime yorgun bir şekilde cevap verdi “Amirum Dayı üzüntüden ölü-”
İso tek elini kaldırıp Fadime’nin lafını böldü. “Amirum Dayı’ya söylemediniz anladık. Gezep Eyüphan’a ne yaptı, ne ceza verdi?”
Fadime bir şey diyemeden bakınca devam etti “Çünkü ben çok net hatırlıyorum Gezep o adinin elinden tutup düğünümüzde horona kattı onu.”
“İso kurban olayım bir sakinleş.”
“Ben mi sakinleşim? Herif seni kaçırmış, Gezep son anda kurtarmış ama kulağını bile çekmemiş adamı düğüne getirdi! Bu adam hiçbir şey olmamış gibi geldi düğünümüzde yedi içti dans etti. Masamıza geldi karşına oturdu sahur yaptınız! Ne bir utanma duygusu ne başka bir şey! Ruh hastası yetmedi seni öldürecekti! Ama ben abartılı tepki veriyorum!” İso artık dayanamayıp sesini yükseltmeye başlamıştı.
“Kötü bir niyeti yoktu. Benim zorla evlendiğimi sandığı için, düğüne engel olmak için kaçırdı.”
“Fadime biz zaten evlenmiştik! Düğün olsa da olmasa da evliydik bu adamın derdi düğün değildi.”
“Yalandan evliyiz sanıyordu!” Fadime de artık karşılık vermeye başladı. “Ama doğru değil mi yalandan evliyiz. İsteyerek evlenmedik.”
İso kaşlarını çatıp ona baktı. “Bizim evlenme nedenimizle ne alakası var?”
Fadime derin nefes alıp daha sakin taraf olmaya çalışarak “Mantığında hata yok yani seninle zorla evlendiğimi düşünüyordu. Bu yüzden beni kaçırdı.”
İso kulaklarına inanamaz şekilde Fadime’ye baktı. “Mantığında hata yok mu? Fadime adam seni ka-çır-mış!” Hecelerini bastıra bastıra söylerken bir yandan da yumruk yaptığı elini diğer elinin avucuna vuruyordu.
“Evet, beni kaçırdı,” dedi Fadime sabırsızlıkla. “Benim meselem bu, seni ilgilendirmez!”
İso bir adım geri çekildi. Fadime haklıydı bu konuda söz hakkı olan son kişiydi. Bunu Fadime’ye de sabah söylemişti ama Gezep’in bile Fadime’nin hakkını savunmaması onu derinden yaralamıştı. “Tamam senin meselen ama Gezep-” küfretmemek için zor tuttu “Bu mu o meşhur Koçari adaleti?” Aklına bir şey gelmiş gibi dehşetle Fadime’ye baktı “Adil abi de biliyordu ama sustu dersen ha düşüp bayılırım.”
“Abim bilmiyor, öğrenmeyecek de. Zaten mahvolmuştur Eyüphan’ın bu ihanetine, daha da kötüleşmesin.”
“Mantıklı tepki verecek bir kişi var çok şükür,” diye homurdandı İso, “O Gezep de anca ortalıkta dolansın etrafı patlatsın. Hıyar.”
“Birlikte karar verdik, Amirum Dayı için,” dedi Fadime milyonuncu kez söylediği için bıkmış bir şekilde. Biraz daha kararlı şekilde ekledi “İşte yine aynı sebepten sen de kaza için intikam almayacaksın.”
İso gücünü tekrar toparladı, bir elini Fadime’yi yavaşlatmak ister gibi kaldırdı. “Orada dur Fadime. Kaza işi ayrı, cezasını çekecek.”
“İso, cezasını çeksin ama ona zarar vermeyeceksin.”
“Fadime,” dedi İso sabrının sınırına yaklaşırken “bu adam seni öldürecekti az kalsın. Ne demek ona zarar vermeyecekmişim?”
“Beni öldürmeye çalışmadı ki, seni öldürmeye çalıştı,” dedi Fadime sabırsızca.
İso bu cevap karşısında donakaldı. Kelimenin tam anlamıyla kalbinin kırıldığını düşündü, içinde bir şeyler acıyla sızladı. Suratında saklamaya çalışmadığı bir hayal kırıklığı ile Fadime’ye baktı. Fadime de söylediğinin anlamını yeni kavrar gibi surat ifadesi değişti. Panikle gözleri açıldı, ellerini kaldırıp İso’ya bir adım attı. “Onu demek istemedim, yani hedefi ben değildim diye düzeltmeye çalıştım,” diyebildi titrek bir sesle.
İso ise acı bir gülüşle kafasını sallayarak dinledi, “Tabii tabii,” diyebildi.
“İso yemin ederim onu demedim! Ben-”
“Ben de beni hedef almasını önemsemiyorum Fadime,” diye araya girdi İso “Kimi hedef aldıysa aldı. Sonunda sen zarar gördün mü? Gördün. O zaman o herif cezasını çekecek.”
“Ben seni hedef almasını önemsemedim demedim,” dedi Fadime gözleri dolarak. O kadar mahcup ve üzgün görünüyordu ki İso onu teselli etmeden çok fazla dayanamayacağını hissetti. Başını çevirdi ona daha fazla bakarsa gözyaşlarını silmekten korkuyordu. “Sonra konuşalım, benim abimle konuşacaklarım var,” diyerek kapıya yöneldi. Sesi saklamak istediğinden daha kırgın ve boğuk çıkıyordu. Boğazında bir yumru hissetti.
Tam o sırada Fadime’nin yumuşacık elini bir kez daha yüzünde hissetti.
Fadime, İso bakışlarını çevirince hepten gidecek diye korktu. Sadece odadan değil belki de hayatından. Panikle göz göze gelmek için elini uzattı, genç adamın yüzünü nazikçe tutup kendine çevirdi. “İso sana yemin ederim onu demedim. Özür dilerim.” İso’nun yüzündeki eli artık oraya alışmış gibi rahat hissediyordu. İstemsiz bir şekilde yanağını okşarken buldu kendini. “Frenlerin kesildiğini öğrendiğimden beri ne düşünüyorum sanıyorsun? ‘Ya İso arabayı kullanırken kaza yapsaydı? Ya ona bir şey olsaydı?’ diye ödüm koptu. Ama şimdi de korkuyorum ya Eyüphan’a bir şey yapacakken sana bir şey olursa? Ya hapse düşersen, ne bileyim bugünkü gibi Koçarililer sana bir şey yaparsa?” Tutamadığı gözyaşları yanaklarını ıslatmıştı. “Derdim Eyüphan’ı korumak değil seni korumaya çalışıyorum. Yemin ederim, özür dilerim.”
İso anlamıştı ki Fadime’nin gözlerinden sonra ellerine de teslim olmuştu. Bir küçük dokunuşu her şeyi unutturmuş, onun için geriye sadece Fadime kalmıştı. Kızın ağlayan yüzüne baktı “Ağlama,” dedi sesinin çıkabildiği kadar. Fadime’nin gözyaşlarını silemiyordu bari akmasına engel olmalıydı, “Ağlama tamam özür dilerim.” Kendi gözlerinin de nemlendiğini hissetti.
“Ben özür dilerim,” dedi Fadime elini istemeyerek İso’nun yüzünden çekti. Kendi yanaklarını sildi.
“Fadime zarar gören sensin, neden özür diliyorsun.” Başını eğerek Fadime’ye yaklaştı.
“Benim yüzümden sen hep zarar görüyorsun,” diye açıkladı “Evlendiğimizi söylediğimde abimler seni dövdü, Eyüphan sana zarar vermeye çalıştı.” Yüzünde acı bir gülümseme oluştu. “Evlenme nedenimiz bile beni korumak içindi, sen bu evlilikte sadece zarar gördün.”
“Benim bir şikayetim yok,” dedi İso kendini tutamayarak. Fadime bakışlarını kaldırıp onu anlamak ister bir merakla baktı. “Yani bu kavgalar yeni değil. Varsın senin için dayak yiyeyim.” Fadime’nin yüzündeki gülümsemeden cesaret alıp bir şeyi açıklığa kavuşturmak istedi. “Ama sen eğer hala kendini zorla evlenmiş hissediyorsan, onun” ismini söyleyip ağzını kirletmek istemedi “haklı olduğunu düşünüyorsan…”
“Yani evet,” diye başladı Fadime sağ kolunu ovarak, “normal bir evlilik değil bu ama yine de” saçını kulağının arkasına sıkıştırdı, “yalandan bir evlilik de olsa sen iyi bir kocasın.” Kızaran yüzünü saklamak için başını önüne eğdi ama kaçamak bakışlar atıp İso’nun tepkisini görmeye çalıştı.
İso ağzı hafif aralık şekilde Fadime’ye bakakaldı. Daha önce de demişti: ‘Essahtan evli olsaydık sen çok iyi bir koca olurdun.’ ama bu sefer varsayımsal değildi. Evlilik evet yalandı ama Fadime, İso’yu gerçekten iyi koca olarak görüyordu. Bu yalan yumağı içersisinde kendilerine ait gerçekler oluşmuştu, ve Fadime için bu evlilikte rahatsız olduğu şeyin kendisi olmadığını duydu. Bu sefer Fadime de arabaya koşturup kaçmadığı için bir cevap gerekliydi ama duyduklarıyla beyni durmuştu.
“Sen de” diye kelimeleri toparlamaya çalıştı “iyi bir karısın.” Sonra kaşlarını çatıp yukarı doğru baktı, dediği kulağa pek hoş gelmemişti. “Karı. Karı? Kocanın karşılığı karı ama hakaret gibi de kullanılıyor ya sanki böyle pek hoş durmadı mı sanki?” Yüzünde komik bir ifade, gerçek bir kafa karışıklığı ile dikkati dağılıp Fadime’ye baktı. Birden duygu karmaşası yaşayan Fadime İso’nun bu tepkisini duyunca kahkaha attı, bu sayede İso da normal rahat haline dönebildi. “Öyle değil mi ama? Karım diyince kibar karı diyince kaba oluyor.” Fadime kahkahasına devam edince “Eş diyeyim o zaman. Sen de çok iyi bir eşsin,” dedi. Yüzünden içten bir gülüşle Fadime’ye baktı.
Fadime’nin kahkahası da tebessüme döndü. İso başını hafif sola yatırmış yüzünde sıcak bir ifade ile ona bakıyordu. Suratındaki taze yara izlerine rağmen o kadar güvenli, o kadar huzurlu duruyordu ki Fadime’nin tüm gerginliğini alıp götürmüştü. İsoyla olan bu ortaklıklarında genç adamın bir bakışında kavuştuğu sakinlik onun en büyük dayanağı olmuştu. Teşekkür eder gibi kafa salladı.
Bir an garip ama sakin bir sessizlik oldu, ikisi de ne diyeceğini bilemeden öylece durdu. Fadime ellerini birleştirdi durduğu yerde sağa sola hafifçe sallanıyordu. İso da karşısında elleri cebinde ileri geri sallandı. Fadime dayanamayıp konuştu, “Sabah hani sen… Çıkmadan önce…” diye lafa girmeye çalıştı. İso odaya girdiğinde yaşadığı korkuyu tekrar yaşadı. Bu konuşmayı yapmak isteyip istemediğine emin olamadı bir an anlamamazlıktan gelmeyi düşündü. Bu da çok kaba olacağı için önce Fadime’nin devam etmesini bekledi.
Karşısındakinden tepki gelemeyince Fadime daha fazla açıklama yapma zorunluluğu hissetti ama kendisi de pek ne diyeceğini bilemiyordu. ‘Niye elimi tutup öptün?’, ‘O bakışlar neydi?’, ‘Benim kalbimi nasıl öyle hızlı attırdın?’ mı deseydi? ‘Hay soran dilime’ diye kendine saydırırken ellerini anlamsızca sallayarak olayı hatırlatmaya çalıştı. Hatırlatmasına da gerek olduğunu düşünmüyordu Kılçuk yine kılçukluk ediyordu da geri vites yapsa bu sefer başka şekil alaya alınabilirdi. “Hani senle konuştuk sabah sonra sen çıkacaktın ben seni tuttum sonra sen hani,” ellerini manalı şekilde gösterdi.
İso, kızın paniğinden güç aldı. Onun çırpınmasından keyif almış gibi diretti, tek kaşını kaldırdı “Neyi soruyorsun Fadime?”
Fadime ellerini arkasında saklayıp kuyruğu dik tutmaya çalıştı “Ne sorması bir şey sormuyorum ki. Hani böyle şey ettim, şeyden,” dudaklarını bastırıp bir yalan üretmeye çalıştı ama konuyu açmak bile heyecandan titremesine sebep olmuştu. Herkese tek ayak üstünde kırk yalan söyleyen Fırıldak Fadime konu Kılçuk’a gelince panikliyordu. O delici mavi gözlerinin nazarı mı değiyordu? Konuyu kendine hatırlattığı için tekrar içinden sövüp ellerini arkada sıkı sıkı tuttu çünkü birazcık salarsa, bilmiyordu kaçıncı kez, İso’nun yüzüne uzanacaktı gibiydi. “Şeyden şey yaptım…”
“Merak mı ettin?” İso sırıtarak bir adım yaklaştı. Bu da Fadime’nin sert bir şekilde yutkunmasına yol açtı. Gözleri İso’nun mavi gözlerine kilitlenmiş boş beyni tamamen çalışmaktan vazgeçmiş gibiydi. Narkoz etkisinden çıkarken bile daha çok kendine hakim olduğunu düşündü. Onun kontrolünü kaybedişinin İso’yu daha da güçlendirdiğini fark ettiği için sinirden daha da panik olmuştu.
“Yok be ne merak edicem ben seni? Ben öyle laf olsun diye-”
“Yapmasa mıydım?” dedi İso kalın ve ve neredeyse fısıldar bir sesle. Bunu gerçekten öğrenmek ister gibi sormuştu. İlk kez Fadime’ye etrafta kimse yokken dokunmuştu. Hem de hiç yapmadığı bir şekilde. Şu ana kadarki ilişkilerinden -o manada olmayan ilişkilerden- çok farklı bir andı bunu ikisi de biliyordu. Yani Fadime’nin sormasında bir sakınca yoktu ama İso’nun sorusu Fadime’nin tepkisine göre farklı sonuçlar doğuracaktı. Mesela kendini tamamen çekmiş bir İso, ki bu düşünce Fadime’yi rahatsız etti.
“Yok,” dedi Fadime çabucak. “Yani yapmasaydın demem.” İki saniye düşündü “Yani yap da demiyorum, yapma da demiyorum!” İso’nun yüzündeki zafer gülüşünü görünce sinirlendi. “Ne yaparsan yap be!” İso kaşlarını kaldırınca “Yani her istediğini de değil- Amaan İso!” İso kahkaha atarken sinirle omuzlarına vurdu. Sabah yediği yumruklardan hassas olan İso acıyla suratını buruşturdu. “Oh olsun sana,” dedi Fadime.
“Ne dedim ki ben?” diye masum masum sırıttı İso “Sen başlattın.”
“Ben değil sen başlattın,” dedi Fadime. Yenilmiş gibi hissettiği için tüm cesaretini topladı. İso’nun onun lafa giremeyişinden güç aldığını anladığı için karşı atak yapmaya karar verdi “Neden yaptın?” dedi ciddiyetle.
İso’nun gülümsemesi soldu, yüzünde karışık duygularla baktı Fadime’ye uzunca. “İyi olmana sevindiğim için” dedi. Sonra aklına birden gelmiş gibi “Ama yemin ederim hastanede öyle bir şey yapmadım. Yani dokunmadım sana.” Gözlerini Fadime’nin saçlarında gezdirdi, “Bir daha yapmam öyle bir şey. Asla.”
İso’nun yüzünden birçok şey dalga dalga geçti. Fadime’ye karşı duyduğu mahcubiyet, yaptığının pişmanlığı, kendine olan öfkesi, onu kaybetmenin korkusu, kurtulunca yaşadığı mutluluk, özlem, Eyüphan’a olan öfkesi, Fadime için üzüntüsü, onun sağladığı o rahatlık. Fadime hepsini gözlerinde okumuş gibiydi “Biliyorum,” dedi, “Kızmadım sadece merak ettim.” Sonra daha yumuşak sesle “Veda ediyorsun sandım. Gerçekten arabayla ikinizi de…” cümlenin devamını getirmeye gücü yetmedi. Şirinu aramasında en büyük etken bu olmuştu. İso adeta Fadime ile son kez görüşür veda eder gibi ellerini öpüp çıkınca Fadime en kötüsünden korkmuştu.
İso bir şey demeden durdu. Kendisinin de verecek pek bir cevabı yok gibi omuzlarını kaldırdı. ‘Evet, bir nevi veda da ediyordum’ diyip kızı daha fazla üzmek istemedi. Fadime de bu konunun konuşulacak yanının en azından şu an kalmadığını anladı. Daha kendisi için o hareketin ne olduğunu anlamamıştı, İso’nun da aynı karmaşada olması çok muhtemeldi. “Peki ne yapacaksın? Şey hakkında.”
İso gergin bir nefes verdi, “Bilmiyorum,” dedi “Seni de üzmek istemiyorum. Gerçekten istemiyorum ama öylece onu bırakamam.”
“Ben keseyim o zaman cezasını,” dedi Fadime kararlılıkla.
İso alaycı bir bakışlar “Valla kusura bakma canım karım, bana gelince çeyrek mafyasın biliyorum da” Fadime lakabını duyunca yüzünü buruşturdu ama gülümsemesini gizleyemedi “bu konuda sana güvenemem.”
“Niyeymiş?” dedi Fadime diklenerek “Sen bir Furtuna olarak bir Koçariliye hele de tanınan sevilen” –İso ‘hıh’ diye homurdandı “birinin oğluna” diye Fadime bastırdı lafının bölünmesine izin vermeden “ceza kesersen ortalık ayağa kalkar. Ama ben cezayı kesersem bir şey diyemezler, diyene de cevabını veririm. Hem senin için hem Eleni için hem de kendim için.”
İso bu laflar üzerine karısına hayranlıkla baktı. Fadime’nin hiddetinin çok kez muhattabı olmuştu ama onun için öfkelenmesi çok hoşuna gitmişti. Hatta biraz fazla hoşuna gitmişti. Öyleki Fadime’nin yüzünü kendi elleri arasına alıp-
İso düşüncelerinden ışık hızıyla çıktı, boğazını temizleyip kendini topladı. “Gerçekten hak ettiği cezayı verecek misin? Benim için hem de.”
Fadime kararlı bir şekilde ona baktı. “Veririm,” dedi, İso ‘Bilerek mi yapıyor bunu?!’ diye düşünürken. Sonra gülerek ekledi “Ama senin için değil. Eleni’yi sevdiğim için.” Tek kaşını kaldırıp İso’ya meydan okur gibi sırıttı.
“O zaman,” dedi ağır ağır “Eleni’ye teşekkür etmem gerek. En iyisi ona yepyeni bir steteskop alayım.” Fadime’ye göz kırptı. Fadime gözlerini devirdi. İso ciddileşip “Teşekkür ederim,” dedi.
“Ooo Trabzona kar yağacak, İso Furtuna bir Koçari’ye teşekkür ederim dedi.”
“Canım karım valla sen de dediklerimi hiç unutmuyorsun. Yalnız bir düzeltme yapayım, İso Furtuna bir Furtuna’ya teşekkür etti.”
“Ula!” Fadime İso’nun koluna bir yumruk indirdi. İso gülerek geri çekildi ama Fadime peşini bırakmadı. “Ne dedim ula yalan mı?”
“Gel ben sana gösteririm yalanı da doğruyu da!” İso hızla odadan, peşinde Fadime ile kaçtı. Şakalaşmaları salonda gözlerini dinlendiren Oruç’u görünce kesildi.
Oruç koltukta oturmuş başını arkaya atıp dinlenirken gelen seslere uyandı. Bir an taze evli çifti görünce ‘ne işleri var burada’ diye şaşırmış gibi oldu ama sonra ikisinin bir nevi yeni ev arkadaşları olduğunu hatırladı “Hayırdır bu ne gürültü?”
“Abi yetiş. Çobanların başladığı için bitirmeye çalışıyor.” Koşup abisinin yanına sığındı. Fadime göz devirip ellerini beline koydu. İso ufak bir çocuk gibi abisinin yanına kıvrılmıştı ama 1.90 boyu olduğunu unutmuş gibiydi. Bu farkındalık Oruç’ta da varmış gibi “Koca adamsın arkama mı saklanıyorsun eşek herif,” dedi gülerek. Sonra Fadime’ye dönüp “Yenge karar verdiniz mi şu meseleyi ne yapacağız?”
“Ben halledeceğim,” dedi Fadime. “Biraz zaman gerek, abimle de konuşmak istiyorum.”
Oruç kafasını salladı, “Akşam iftarda bu iş hallolacak o zaman.”
“Bakalım, abimle bir konuşayım da.” Cebinden telefonu çıkartıp saatine baktı. “Hatta daha zaman var, ben abimin yanına gideyim yüz yüze konuşurum.”
İso şakayı bırakıp oturduğu yerden kalktı “Ben de geleyim.”
“Sen dinlen, ben kapıdaki uşaklarla gider gelirim. Hem en azından bugün Koçari’den uzak durman gerek. Malum, ” dedi gözlerini yüzündeki yaralarda gezdirerek
İso somurtarak yerine oturdu, kollarını kavuşturdu. Oruç araya girip “Haklı, sen otur oturduğun yerde. Yenge senin de ihtiyacın olursa haber et.”
Fadime kafasını salladı, “Görüşürüz,” diye ortaya el sallayıp evden çıktı.
Fadime’nin arkasından bakakalan İso abisinin ona sırıtarak baktığını görünce “Ne var hayırdır?” dedi. Oruç da “Seni şu halde göreceğimi kırk yıl düşünsem inanmazdım. Hele hele Fadime Koçari ile,” diye keyifli keyifli güldü.
“Sevdaluk işte adamı ne hale getiriyor,” dedi tiyatral bir filozof gibi. Abisini üfleyip başına hafifçe vurdu.
“Cıvıklık yapma hemen,” dedi Oruç ciddileşerek. “Biliyorum öncesinde pek konuşamadık ama mutlu olduğunu görmek, bilmek beni de mutlu ediyor. Yani sevdiğin biriyle ne olursa olsun evlenmen,” takdirle küçük kardeşine baktı “helal olsun sana.”
İso yanaklarının kızardığını hissetti, yüzünü gizler gibi başını öne eğdi. ‘Sevdiğin biri’. Evlendikleri günden beri uçan kuşa bile Fadime’yi sevdiğini haykırmak durumunda kalmıştı, gösteri olduğu zaman işler daha kolaydı. Tıpkı düğün günü abisiyle konuşurken amcasını görmesi gibi, o zaman sevdiğini söylemek daha basit bir yalan oluyordu. Ama şu an etrafta kimse yokken, onu bu dünyada en iyi tanıyan kişinin yanında saklanacak bir yeri olmadan söylemek her şeyi çok gerçekçi kılacaktı.
Oruç gülerek omzuna vurdu, “Ne oldu ula, bağıra bağıra ‘Ben bu kızı seviyorum’ diye geziniyordun millete karşı. Bana gelince mi utandın?”
“Yok ondan değil,” dedi korkarak ensesini ovdu. O kadar söylemek istiyordu ki gerçeği. Kendisine bile söyleyemediği, Fadime’ye asla söylemeye cesaret edemeyeceğini düşündüğü gerçeği. Bugüne kadar bir yalan olarak söylediği gerçeği ilk kez bütün samimiyetiyle sesli bir şekilde söylemek istiyordu. “Abi,” dedi kalbi heyecanla atarken “Ben Fadime’yi gerçekten seviyorum.”
Oruç kardeşine gülümsedi, “Yemin et?” dedi yalandan bir şaşkınlıkla.
“Essahtan,” dedi İso kendine olan güveni gittikçe yerine geldi. Bu farkındalığın getireceği dertleri, geçmişlerini, bugünlerini unutuyor gibiydi. Aralarındaki imkansızlıkların, sırların, geçmiş kırgınlıkların bir önemi kalmamıştı. Bastırdığı söyleyemediği o duyguların ne kadar güçlü olduğunu daha net görüyordu. Hiçbir şeyin önemi yokmuş gibi hayatında sadece tek bu doğru varmış gibi hafiflemişti. Göğsündeki sıkışmanın azaldığını, ciğerlerine temiz hava ilk kez giriyormuş gibi tüm kalbiyle söyledi “Ben Fadime’ye aşığım, gerçekten seviyorum.”
