Actions

Work Header

Benimle Kal

Summary:

İtiraf edelim, hepimiz ağır yaralanan İso ve onun için ağlayan, deliren Fadime'yi görmek istiyoruz. İso bebeğim sana acı çektirdiğim için çok üzgünüm ama Fadime'nin gözünü açmasını sağlamaya çalışıyorum, biraz dayan sana zahmet.
He bir de İso sonunda Fadime'nin saçlarına kavuşuyor?

Notes:

Şerif'i hapse tıkmışlar. Adil henüz sırrı bilmiyor. İsfad biraz daha ilerlemiş. Öyle bir eradayız.

(See the end of the work for more notes.)

Chapter Text

Şerif'ten kurtulmanın şerefine Koçari Konak'ta yemek veriyordu Adil. Esme geceden onlarda kalmış; Eleni, İlve ve Akça ile mutfakta hazırlıklarla ilgileniyordu. Gezep, Mika ile kesilecek hayvanı seçmeye gitmişti. Oruç ve Adil ise konağın önünde Fadime ile İso'nun gelmesini bekliyordu. Nihayet çıkıp geldiklerinde iki abi kardeşlerini kucaklayıp selamlaştı.

"Pideleri getirdik abi"
"Sağ olasın damat"

"Eleni, Esme nerede?"
"Mutfakta onlar, geç bakayım sen de yanlarına"
"İyi madem. Sofrada görü-"

Fadime'nin sesi art arda sıkılan silah sesleriyle kesildi. Seslerle birlikte giderek yaklaşan siyah aracı gördüklerinde hepsi elini alışkanlıkla beline götürdü silah çekmek için. Ama Şerif'ten kurtulduktan sonra barışı güçlendirmek adına hepsi silahlarını bırakmıştı. Adil, Fadime'yi omuzlarından tutup konağa iterken "Abim içeri geç. Kızlara da söyle çıkmayın dışarı"

"Abi olmaz"
"Fadime geç"
"Hayır"

"Fadime içeri gir"
"Girmiyorum İso"

Yukarıdan kızlar aşağı gelmeye başladığında onlara da gelmemeleri için bağırdılar ama nafileydi.

Araba yanlarında durduğunda hepsi gelenin kim olduğunu görüp şok oldu. Hapiste olması gerekiyordu...

"İso, al karını geç içeri"
"Fadime içeri gir. Ben kalıyorum"

"ADİL KOÇARİ!! "
"Şerif iti... "

Şerif gözlerinde delilik pırıltıları ile arabadan inip silahını doğrudan Adil'e tuttu. Esme'den bir dehşet çığlığı yükselirken Oruç dönüp onu ve diğerlerini tutmaya başladı, yaklaşmasınlar diye. "Oruç, İlve... Esme'yi tutun" diye bağırdı Adil.

"Kaybettim sandınız... Kazandığınızı sandınız değil mi?.. Peki hiç Şerif Furtuna kaybeder mi?"

Gözlerini Adil ve onun önüne geçmeye çalışan Fadime'nin arasındaki İso'ya çevirdi. Silahı tutan eli titriyordu, sinirden.

"İso! Yeğenim, sen söyle. Ben kaybeder miyim hiç? Beni sırtımdan vuranların, benim olanı alanların kazanmasına... İzin verir miyim hiç? "

İso dişlerini sıkarak Fadime'yi daha sıkı tuttu. Adil de bir koluyla İso'nun ve Fadime'nin önüne geçmesini engelliyordu. Şeriften hastalıklı bir kahkaha yükselirken gözlerine yaşlar dolmaya başladı. Oruç'un arkasındaki Esme'ye baktı. Ağlar gibi bir tonda konuştu.

"Esme... Şimdi ben hapisteyken siz mutlu olacaksınız öyle mi?.."

Birden sesi öfkeyle yükseldi "Ya benim mutluluğum?! Yok... Yok... Öyle bedava mutluluk yok. BEDAVA MUTLULUK YOK!"

"Biz 20 sene ödedik hiç suçumuz yokken bu mutluluğun bedelini. Bedava mı diyorsun?" diye haykırdı Esme Oruç’tan kurtulmaya çalışırken. Adil arkasını dönüp Esme'ye, Eleni'ye ve Fadime'ye bakmamak için tüm iradesini kullanıyordu. Fazla hareket ederse Şerif'in reflekse onu vurabileceğinin farkındaydı. Sabit kalmalıydı. Sevdiklerini ardında bırakmamak için şimdi arkasına bakmamalıydı.

"Ben de ödedim 20 sene? Benim mutluluğum nerede?! "

"Sen anca yaptıklarının bedelini ödedin, Şerif! Kötülükle bir şey kazanılmaz. Sen de böyle kaybettin." dedi Adil.  Arkadan Esme ve Eleni'nin yalvaran sesleri geliyordu. Onu kışkırtmasından korktuğu için "Adil..." dedi Eleni. Adil onun endişesini anlayıp dudaklarını kapattı. Bir ihtimal Gezep yetişirdi, o gelene kadar vakit kazanmaya çalışıyordu yalnızca. Ama ölümün çok yakınlarında gezdiğini hissediyordu.

"BEN KAYBETMEM! ŞERİF FURTUNA ASLA KAYBETMEZ! ASLA! SEN, ADİL KOÇARİ, SEN ÖLECEKSİN!"

Silahı kaldırıp bir volta atarken tekrarladı "Sen öleceksin..."

Tekrar Adile dönüp hızla silahı göğsüne doğrulttu.

 "SEN KAYBEDECEKSİN! "

Silahın patlamasına saniye kalmışken İso'nun elinden kurtulan Fadime "Olmaz" diyerek Abisinin önüne geçti. Adil hızla Fadime'yi arkasına çekmeye çalışırken İso da hareket etti. Şerif tetiği çektiği anda Fadime’nin önüne geçmeyi başarmıştı. Silah patladı.

İlk kurşun göğsüne, kalbinin biraz üstüne girdi.

Fadime’yi daha sert bastırdı arkasına.

Şerif tereddüt bile etmeden saniyesinde ikinci kurşunu sıktı. Bu kez İso’nun bedeni geriye savrulup nefesi kesilirken yeğeninin gözlerinde beliren şaşkınlığı gördü.

Amcasının bile isteye onu da vuracağını düşünmüyordu belli ki. Ama bilmiyordu ki onu da öldürmekten çekinmiyordu, arkasındaki karısını da. Adil'i öldürmek için iki kişiyi daha öldürebilirdi. Umurunda değildi. Kaybedeceği bir şey bile yoktu. O düşene kadar acımadan sıkmaya devam edebilirdi. Üçüncü kurşunu da sıktı hemen arkasından.

"İSO!"

Bir saniyede gerçekleşmişti her şey.  Herkes İso'nun vurulmasının şokunu yaşarken İso Fadime'nin önünde dikilmekte direniyordu. Karısı iyi olacaktı. Dudaklarından kan sızarken bilincinin son kırıntıları ile kararlı gözlerini amcasına dikmişti.

Amcası tekrar ateş etmeye niyetlendiği sırada ondan önce bir silah sesi duyuldu. Şerif Furtuna vurulup yere düşerken silah elinden kaydı.

Hepsi Şerif'i vuran kurşunun geldiği yere döndü refleksle. Fadime ise titreyen ellerini önündeki bedene sardı. İso kollarına yığılırken gözyaşları çoktan dehşetle bakan gözlerine dolmaya başlamıştı.

Üzerindeki ağırlıkla beraber yere çökerken onu iyice kucağına çekti. Ellerini nereye koyacağını bilmiyordu. Bir yarasına bir yüzüne dokundu. Hiçbir şey yapamayacak gibi hissederken önce adı dudaklarından sessizce döküldü "İso..."

Gezep ve Mika Şerifi etkisiz hale getirirken Adil İso'nun adını haykırarak Fadime ve İso'ya uzandı. Oruç kardeşinin vurulduğunu gördüğü an onlara doğru koşmaya başlamış, hızlıca yanlarına ulaşmıştı. Esme ve Eleni de onun adını söyleyerek koşmaya başladılar.

İso’nun göğsündeki ağrı düzgün nefes almasını engelliyordu. Zihninde bir sis belirmeye başlamıştı. O sisin ardından Fadime’yi görmeye çalıştı. Yanındaydı, ona bakıyordu o da.

Fadime, İso'nun yüzünü tuttu iki eliyle. Göğsünde bakmaya korktuğu kocaman bir kan lekesi vardı. Bu yüzden gözlerine baktı. Ruhunu görmek ister gibi. Hala orada olduğunu görmek ister gibi. Gözlerinden akan yaşlar İso'nun yüzüne, boynuna damladı.

Adil ve Oruç Fadime'nin kucağından İso'yu çekip yere yatırdı yavaşça. Oruç gözyaşları içinde kardeşinin yaralarına uzanırken Esme ve Eleni de bitiverdi yanında.

 "İso! Kardeşim! İyi olacaksın bana bak! Bırakma kendini! Bırakma bizi"

Fadime, İso kollarından alınmasıyla dizleri üzerine çöküp yüzünü avuçladı tekrar. Mavi gözleri ışığını kaybetmeye başlamıştı. Hıçkırıklarının arasında adını sayıklamaya devam ederken nihayet bir karşılık aldı "Fadime..." dedi zayıf bir ses. Fadime İso'nun eline uzandı bir eliyle. Onu sıkıca tutup kendi saçlarına götürüp cevapladı "Buradayım... Buradayım ne olur İso... Ne olur benimle kal... Lütfen..."

İso'nun ellerini kendi saçlarına daha da bastırdı. Bana tutun. Bırakma beni...

İso hafif şaşkın bakışlarla Fadime'nin saçlarındaki eline ve onu tutan karısının eline baktı. İzin vermişti. O getirip koymuştu elini saçlarının arasına. Güçlükle parmaklarını hareket ettirip değdiği tutamları okşarken gözlerinden bir yaş aktı. "Saçların... Çok güzel... Affettin mi beni Fadime'm?"

Fadime saçlarındaki elinin bileğini öptü hızlıca, başını sallayarak güçlükle gülümsedi "Affettim.  Ne olur benimle kal"

İso'nun yüzünü huzurlu bir ifade alırken gözlerini kırpması biraz uzun sürdüğünde Fadime korkuyla adını haykırdı ve eğilip yüzüne kapandı. Saçları bir perde gibi ikisinin yüzleri üzerinde düşerken gözlerinin açıldığını ve nefes aldığını görüp kısmen rahatladı. Yüzünü biraz uzaklaştırıp tekrar bir eliyle yüzünü okşarken "İyi olacaksın. Tamam mı? İyi olacaksın" dedi kendisini mi yoksa onu mu ikna etmeye çalıştığını bilmeden. 

"Fadime..." Dediğinde hımladı her zamankinden daha hüzünlü bir sesle. "Sen iyi ol da…" diye tamamladı İso cümlesini. Fadime'nin içi buruldu iyice. Yüzündeki elini saçlarına daldırdı. Yumuşak, kısa tutamlarını okşadı sevgiyle. "Sen iyi olursan ben de iyi olacağım, Kılçık kocam." İso hafifçe gülümedi. ''Canım karım...'' dedi yalnızca. O kılçık kocam dediğinde bunu söylemek refleksti sanki. Anlamlı uzun cümleler de gelmiyordu zaten aklına artık. Kanı çekiliyordu sanki. Üşümeye başlamıştı. ‘’Soğuk…’’ diye mırıldandı.

Burnuna dolan Fadime'nin saçlarının kokusu mu yoksa cennetin kokusu mu anlayamadı. Ölüyor muydu? İnsanlar bazen ölüme çok yaklaşınca cennetin kokusunu alırlarmış ya hani… Kapanmak için sızlayan gözlerini karısının güzel yüzünün her santiminde gezdirdi. Gözlerindeki yaşlarda kendisini gördü. Onun yüzü hayattı. Yüzüne bakmak yaşamaktı. "Hayatım..." diye mırıldanırken kendi bile sesini duyamadı.

Fadime onunla kalmasını istiyordu ısrarla. O kendisini böyle tutarken ölmemek için yeterince sebebi vardı. Ama ölecekse bundan daha güzel bir ölüm de olamazdı. Belki de bu yüzden gözleri kapanıp bir karanlığa düşerken daha fazla kendini tutamadı.

İso'nun bayılmasıyla Fadime korku ile titremeye başladı "Abi... Abi bir şey yap Abi. Abi gidiyor... Gidiyor... Abi, n'olur o gitmesin" Dedi ve yüzünü İso'nun eline dayayıp hıçkırıklara gömüldü. "İso..."

Adil onu sakinleştirmeye çalışırken Oruç de korkuyla İso'nun yüzünü incelemeye başlamıştı. Eleni pansumana devam ederken ambulans geldi. Sağlık görevlileri İso'yu yerden kaldırırken onun gözlerinin önünden gitmesiyle ayağa kalkmaya çalışan Fadime'yi Adil tuttu. İso'nun ambulansa götürüldüğünü görünce oraya yöneldi hızla. Oruç ondan önce bindi. Eleni de tam binecekken Fadime'yi gördü. Yolda ölme ihtimali de olduğu için son anlarını karısı ile geçirmek isteyeceğini düşünerek elini uzattı ve onun ambulansa binmesine yardım etti. İkinci ambulansa da Şerif Furtuna bindirildi. Ambulansların kapısı kapanırken diğerleri arabalara doluşup peşlerinden gitmeye hazırlandı.

Ambulansın içindeyken boğuk siren seslerine monitörden gelen İso’nun kalp atışlarının sesi karışıyordu. Fadime iki eliyle İso’nun elini kavradı. Bırakırsa kaybolacakmış gibi tutuyordu. Oruç diğer sağlık görevlileri ile bir şeyler konuşurken yolun başından beri duyduğu ritmik ses birden bozuldu.

‘’Bip... Bip... Bip... Biiiiiip-‘’

 ‘’Ritim gidiyor’’ dedi korkuyla. Fadime soran bakışlarla Oruç’a döndüğü sırada sağlık görevlisi hızla İso’nun önüne eğildi ‘’Basıncı düşüyor… Nabız yok’’

Fadime korkuyla sorarken sesi titriyordu ‘’Nabız- Nabız mı yok?’’
İso’nun başı hafifçe ona doğru düştüğünde öldüğünü sandı. Nefesi kesilirken tuttuğu elini sıktı tüm gücüyle.  Göğsü hızla inip kalkarken ‘’Kalbi durdu’’ dedi biri. Fadime acıyla inledi.

Oruç panik bedenini sarmaya başladığında hala doktor olduğunu hatırlamaya zorladı kendini.

‘’Çekilin’’

Fadime’yi kenara ittiklerinde eli boşlukta kaldı. Kalbi onu öldürecekmiş gibi hızlıydı. Oruç’un İso’ya kalp masajı yapışını izledi çaresizce. İso’nun bedeninin sarsılışını kendi göğsünde hissediyor gibiydi.  

Oruç gözyaşlarının arasından sayıyordu.

‘’Bir, İki, üç- Hadi kardeşim, Hadi İso, Hadi- Şok hazırlayın’’
‘’Hazır.’’
‘’Çekilin’’
‘’Temiz’’
‘’Şok’’

Nabzını kontrol etti görevli, başını olumsuz anlamda salladığında Fadime ölüyormuş gibi hissetti. Oruç hırsla bağırdı

‘’Tekrar’’
‘’Hazır’’
‘’Çekil’’

İso’nun bedeni bir daha sarsıldı. Bu kez monitörde ince bir titreme belirdi. ‘’Ritim geliyor… Bekle…’’

‘’Geri geldi’’

Fadime’nin dizlerinin bağı çözüldü. Ambulansın duvarına yaslandı. Geri dönmüştü. Oruç ile göz göze geldiler. Onun gözlerinde de beliren rahatlamanın yavaşça kaybolduğunu gördü. Ne olduğunu sormak istedi ama konuşamadı. Telaşla sağlık görevlisine döndüğünde görevli onu anlayıp yanıtladı.

 ‘’Tekrar gidebilir’’

***

Hastaneye girdiklerinde sedyeyi hızla ameliyathaneye götürürlerken Fadime İso’nun elini bırakmamak için direniyordu. Nihayet ameliyathanenin önüne geldiklerinde Oruç onu omuzlarından tuttu ve kardeşi ile ellerini ayırdı. Fadime İso’nun eli avuçlarından kayıp gittiğinde elini dudaklarına götürüp ağlamasını bastırmaya çalıştı. Oruç bir kolunu ona sararken ‘’İyi olacak. Bırakamaz bizi. İyi olcak. Ha yenge?..’’ dedi sakinleştirmeye çalışır gibi. Ama gelene kadar iki kere duran kalbi onun da ödünü koparıyor, korkunç ihtimalin tohumlarını zihnine ekiyordu. O yüzden biraz da Fadime’ye soruyordu aslında. İyi olacak değil mi?..

Adil Koçari geldiğinde Fadime’ye sarıldı hemen. Fadime abisinin göğsüne dayadı başını. Yumruklarında ceketini sıkarken korku dolu bir sesle ‘’Yolda kalbi durdu abi…’’ dedi. Adil açıklama bekler gibi Oruç’a baktığında Oruç ağlamamak için dudağını büzdü. Bu hareketini çok iyi tanıyan Esme ona sarıldı hemen. Fadime titreyen sesiyle sayıklamaya devam etti  ‘’Abi o giderse dayanamam. Ölürse dayanamam. Çok özlerim. Çok özlerim onu, Ben yapamam… Ben… Abi nolur… Nolur bir şey yap kurtarsınlar onu nolur… Çok özlerim… Çok canım acır. Acısına dayanamam.’’

Adil çaresizlik içinde kardeşine baktı. Kardeşi ona yalvarıyordu ama onun elinden gelen bir şey yoktu. Adil Koçari de olsa ölümü durduramazdı, biliyordu. Ama kardeşini yatıştırmak için bu kumarı oynadı.

‘’İyi olacak Tattara’m. Yaşayacak, korkma.’’ Fadime’yi izlerken Oruç da kendini kaybetmiş Esme’nin omzuna gözyaşları düşmeye başlamıştı. Esme sanki bir evladını daha kaybedecekmiş gibi bir korku içinde atıyorken konuştu.

‘’Evet, tabi. İyi olacak. İso o. Tanımıyor musunuz onu? Bırakamaz bizi o uşak. Bırakmayacak. Geri dönecek.‘’

Eleni’nin endişeli yüzü ve yavaş adımları ile yanlarına geldiğini görünce Fadime duraksayıp Adilin göğsünden ayrıldı. Ona döndüğünde Eleni yanına yaklaştı iyice. Fadime Eleni’nin ellerini tuttu ‘’Eleni… Eleni sen de girsen olur mu? Abimi kurtardın, beni kurtardın, onu da kurtarırsın. Sen de ameliyata gir ne olur… Sen girersen kurtulur. Lütfen onu da kurtar’’ dedi. Eleni çalışanı olmadığı hastanede ameliyata giremeyeceğini bildiği için onu onaylamadı. Ama kollarını ona sarıp ‘’Kurtulacak. Merak etme. İyi olacak İso.’’ diye teselli etti.

Artık enerjisi iyice tükendiği için cevap vermek yerine burnunu çekti sadece Fadime. Eleni bir süre daha ona sarılıp sakinleşene kadar bekledi. Sonrasında onu da oturttular ve dualarla beklemeye başladılar.

***

Ameliyatın süresi uzadıkça Fadime aklını kaybediyor gibi hissediyordu. Saatler olmuştu. Zarife ve Şirin de gelmişti. Hatta savcı Feride bile buradaydı. Herkes bekliyordu ama hala hiçbir ses yoktu.

Yandaki ameliyathanenin kapısının açılma sesiyle oraya döndü şiş gözleriyle. Dışarı çıkartılan hastanenin Şerif Furtuna olduğunu görünce damarlarında bir öfke kaynadı. O şerefsiz kurtulmuştu ve İso hala içerideydi. Babası mezardaydı ama bu adam hala yaşıyordu. Onun elleri hala kanlıydı ama bu adamın kanı akmıyordu.

Korkutucu bir sakinlikle ayağa kalktığında tüm gözler ona döndü. Hızlı adımlarla sedyeye doğru yürümeye başladı. Arkasından gelenleri duyuyordu, onlar yetişmeden, kendisini durdurmadan halletmeliydi. Sedyenin yanında vardığında hırsla saldırdı. Önündekileri aşıp parmaklarını direkt baygın Şerif’in boğazına sardı Kendisini çekmeye çalışan kollara inat kalan tüm gücüyle sıktı boğazını.

 ‘’Seni öldüreceğim. Yemin olsun öldüreceğim seni. Ne istiyorsun benden! Yetmedi mi ula? Anam, babam yetmedi mi? Her sevdiğimi alacak mısın? Şerefsiz!’’ diye bağırdı yüzüne, duymayacağını bile bile. Kendi sözleri gücünü tüketirken ölüp ölmediğini anlayamadan ayırdılar onları. Fadime tükenmişlikle bir nefes verdi.  Takati kalmamıştı.

Bir doktor kendisine kızıyordu sanıyorsa ki. Ama sesi yüksek bir uğultu gibi geliyordu. Gözyaşları mı görüşünü bulanıklaştırıyordu? Başı hepten döner gibi olduğunda bıraktı kendini. Karanlığa düştü, rahatladı.

***