Chapter Text
"Canım karım! Yerin rahat mı?" diye mırıldandı İso. Kafasını yan çevirmiş, yüzüstü yattığı yerde yüzünün bir yanı yastığa gömülmüştü. Kollarını da kafasının altında birleştirmişti. Hem yeni uyandığından hem de yüzünün yarısını gömdüğü yastıktan dolayı sesi boğuktu. Ama güldüğüne adı gibi emindi Fadime. Bu ses tonunun içini bir hoş etmesine bir an da olsa şaşırdı. "Çok!" diye cevap verdi sorusuna.
Yüzüstü yatan İso'nun sırtını adeta kendine yastık yapmıştı. Biraz kıpırdanıp yerine bir güzel yerleşirken hem belini İso'nun bedeniyle iyice destekleyecek bir pozisyon bulmuş hem de kafasını oğlanın çıplak sırtına bastırmıştı. Oğlandan bir kıkırdama duyuldu. "Belli, rahatın yerinde. Yastığın sağ olsun."
"Çok fonksiyonlu bir kocam var. Her işimi görüyor. Kıskanma senin yok diye." Bunları söylerken nispet yapar gibi kafasıyla oğlanın sırtını dürtmüştü.
İso yine gülerek karşılık verdi. "Benden bir tane vardı. O da sana kısmetmiş. N'apalım? Ah!" Fadime belini çimdiklediğinden irkildi bir an.
"Başkasına kısmet olasın var yani?"
"E yuh! Ondan nasıl bunu anladın?" Bir elini arkasına uzatıp belini ovuşturdu. "Uf! Acıdı ya!"
"Hı! Anladım ben anlayacağımı." Oğlanın belini ovuşturan elini alıp geri itti. Az önce çimdiklediği yere baktı yan gözle. Hafif bir kızarıklıktan başka bir şey de göremedi. Sahte bir telaşla "Tüh! Koptu etin bak! Amaaan! Ne yapacağız şimdi?" diye dövündü kendi kendine.
İso iğnelenmeye hiç takılmamış gibi hala Fadime'nin avcunun içinde duran eliyle birlikte kızın elini amaçsızca havada sallarken "E öp de geçsin!" deyiverdi arsızca.
"Arsız!" derken elini onun elinden kurtarıp koluna vurdu Fadime.
Cevap vermek yerine yeniden kollarını başının altında birleştirirken sülalesi bayağı rahat gibiydi İso'nun. Bu şekilde hırpalanmaktan keyif aldığı belliydi. O kollarını yerine yerleştirirken hafiften hareketlendiği için sırtında yatan Fadime'nin de rahatı bozulmuştu biraz. "Kıpraşma! Çalışıyoruz burada!" Dizlerini kendine çekmiş tabletini de bacaklarına dayamıştı. Odağı önündeki ekrandaydı.
"Nefes de almayayım ister misiniz karıcığım?"
"İşte onu yapamazsın. Ben buradayken..."
"O ne demekmiş?"
Fadime cevap vermeye gerek duymadı. Onun yerine göstermeyi tercih etti ne demek olduğunu. Kucağındaki tablete bakmaya devam ederken sırtüstü yattığı yerdeki pozisyonunu hiç bozmadan elini yukarı kaldırıp el yordamıyla İso'nun ensesini buldu. Elinin tersiyle birkaç kez okşadı orayı. Oğlanın nefesi sıklaştığı ve derinleştiği için yaslandığı sırtıyla birlikte o da hareketlendi. Sonra ensesindeki saçlarda gezindi parmak uçları biraz da. Sanki diğer eli oğlanın ensesini dolanmıyor gibi kucağındaki tablete bakmaya devam ediyor, odağını oradan kaybetmiyordu. Oğlanın bariz şekilde inip kalkan sırtıyla birlikte bir aşağı bir yukarı gitmiyor gibi rahat ve umursamazdı. İso'nun ağzından "Fadime!" diye bir uyarı dökülse de hiç istifini bozmadı.
İso kafasını hafifçe kaldırıp geriye doğru bakınca fark etti bu umursamaz tavrı. Kendisi zordayken onun bu rahatlığına inanmaz gibi şaşkınlıkla açıldı gözleri. "Ha bu durumda böyle de rahatız yani?"
"Akademi senden önce gelir İso Furtuna." Yüzünde sinsi bir sırıtış olan Fadime elini geri çekti. Bıraktığı etkiden gayet memnundu.
İso yine derin bir nefes alıp verdikten sonra kafasını yastığa bastırdı. Fadime'nin bir süredir hiç ilerlemeyen tezi üzerinde çalıştığını biliyordu. "Nasıl gidiyor?"
"Gitmiyor. Bir kelime bile ilerlemedi. Olduğu yerde çivili gibi duruyor mübarek."
Ona bu konuda yardımcı olması ne yazık ki mümkün değildi. Yüksek lisans yaptığını, tez aşamasında olduğunu yeni öğrenmiş sayılırdı. Tezine bir kelime katkıda bulunacak kadar bile alan bilgisi yoktu. "Ne yapıyorsun peki?" Bir şeyler okuduğunu anlamıştı.
"Az makale okuyayım dedim belki bir kelime de olsa ilham gelir diye. Yok!" Sonra elini yine başından yukarı uzatıp oğlanın sırtına pışpışlar gibi hafifçe vurdu birkaç kez. "Uyu sen. Yapabileceğin bir şey yok zaten."
"Cık!" diye onaylamaz bir ses çıktı İso'dan. Yüzünü koluna yasladı. "Olmaz. Hanıma mental destek veriyorum. Söz ağızdan çıktı bir kere. İyi günde kötü günde, hastalıkta sağlıkta..." Sırıttı. "Yokuş aşağı tepetaklak giden akademik kariyerde... Ah!"
Fadime kafasını yana çevirip az önce yaslandığı sırtını ısırıvermişti. "Yat zıbar ya! Yiyeceksin hanımdan dayağı!"
İso yine keyiflendi. Bu kez sarsılarak gülmeye başladı. Haliyle sırtında yatan Fadime de bundan etkilendi.
Ne kadar çabalasa da bu kavga dövüş, bitmeyen curcuna arasında sahiden bir gıdım ilerleyememişti. İyi bok vardı da başlamıştı zaten bu yüksek lisansa. Sanki bitirebilecek gibi... İşlerin istediği gibi gitmemesine olan öfkesi zaten içinde birike birike bir çığ olmuştu. O an yine öfkeyle doldu. Bu "akademik öfke"yi çıkarabilecek en doğru aday da altında kuzu gibi yatan kocasıymış gibi geldi ona o an.
Elindeki tableti bir kenara atıp doğruldu. "E yeter ama!" Sonrasında bir hamlede yüzüstü yatan İso'nun bel oyuntusuna oturdu. Sırtına bir tokat patlatıverdi. "Mental destekmiş. Kalıcı fiziksel hasar bırakacağım sende." Bir tane daha yapıştırdı. "Deminden beri bir susmadın be adam!" Üzerine eğilip omzunu ısırdı. "Zaten bir kelime yazamadım. Böyle giderse atılacağım kesin." İso ellerini arkaya uzatıp onu tutmaya çalışsa da başarılı olamadı. Fadime bir yandan da güldüğünü görünce daha da sinirlendi. Kollarını tutup yatağa bastırdı. İso gülmeye devam etse de hareket alanı tamamen kısıtlanmış yüzüstü kalmıştı öyle. "Ya! Kalırsın işte öyle ters dönmüş kaplumbağa gibi."
"Doğru." dedi İso başını büyük bir ciddiyetle sallayarak onu onaylarken. "Benim de evim sırtımda."
Fadime önce anlamadı. Sonra bir ona bir de sırtına oturmuş haldeki kendisine baktı. Gülümsemeden edemedi. "Salaksın!" diye mırıldandı.
Boşluğundan yararlanan İso önce kollarını kurtardı. Onu yana devirip sırtüstü döndü. Daha Fadime bir hamle yapamadan belinin iki tarafından yakaladığı gibi çekip karnının üzerine oturttu onu. Az öncekinin tam tersi pozisyonda bu kez yüzüne bakıyordu Fadime'nin. Fadime yeni yerinden ayrılmak için hamle yapmadı. İso'nun tüm bu olan biteni okuyup onun çağrısını anında duyduğunu biliyordu. "Bana ilgi göster." "Bir şeyler yolunda gitmiyor ve benim sana ihtiyacım var." Yine de gururu elden bırakmamak için yalandan ama nazlı nazlı "Ne yapıyorsun ya?" gibi "Zaten sinirliyim." gibi itiraza yorulacak birkaç ters laf etmeyi ihmal etmedi.
İso onu bir kitap gibi okuduğundan olsa gerek, aldırmadı. Yüzünden silinmeyen sırıtışıyla hafifçe doğrulup yatakta geri geri kayarak sırtını yatak başlığına yasladı. Sonra dizlerini de kırıp kendine çektiğinde kucağındaki Fadime için arkasında sırtını yaslayacak bir alan da yaratıvermişti. İki elini birden uzatıp kızın dağılmış saçlarını elleriyle tarayarak özenle düzeltti. İşi bitip kızı baştan aşağı süzdüğünde üzerinde kendi kazaklarından birinin olduğunu fark etti. Benim... Benim karım, benim kazağım. Bu küçücük detayda hem aitliği hem de sahip olma hissini birlikte bulmak onu keyiflendirdi. Bakışları daha aşağılara kaydığında kazağın altında ancak uçlarını görebildiği kısacık bir şort olduğunu gördü. Üşüyüp üşümediğine bakmak için bir elini çıplak üst bacağına götürdü. Avuç içine vuran sıcaklık onu ikna etmemiş olacak ki bu kez elinin tersiyle kontrol etti. Üşümediğine hala ikna olmamış gibiydi. Elini bacağıyla temasını kesmeden daha aşağılara indirdi. Baldırının hizasında biten uzun yün çorabın lastiğine gelince durdu. Kafasını kaldırdığında Fadime'nin şimdiye kadar onun ellerinin bacağındaki hareketini büyük bir dikkatle takip ettiğini fark etti. Kızın bir eli boştaki diğer kolunu sıkıca kavramıştı. Ancak o zaman kendi içinde hiçbir art niyet barındırmayan bu hareketinin karşı tarafta bir beklenti yaratacak nitelikle olduğunu anladı. Bunun farkındalığıyla yüzü sırıtmak için kasılsa da hemen toparlandı. İşaret parmağını usulca çorabın lastiğinden içeri kaydırdıktan sonra aynı parmak tenini hafifçe okşadı. Fadime'nin yüzünden ayrılmayan gözleri kızın bariz bir şekilde yutkunduğunu hemen yakalamıştı. Bu sefer yüzüne saklama gereği duymadığı sinsi bir sırıtış yerleşti. "Hakiki yün mü bu?"
"Ne?" Fadime'nin yüzünde alık bir ifade vardı şimdi.
"Bakayım dedim, Koçari'nin yünü essah mı? Kaliteli mi?" Dudaklarını büzerek kafasını geri attı İso. "Ondan yani. Yanlış anlaşılma falan olmasın da." Bunları söylerken eliyle Fadime'nin ayak bileğini sıkıca kavramıştı. Kışkırtması iyiydi hoştu da işin sonunda bir tekme yemeyeceğinin de garantisi yoktu. O önlemini alsındı da.
Fadime kafasını yana eğip baktı bu kez ona. Gaza getirilmek için verilen çabayı çözmüştü. "Olmadı, yanlış anlaşılma. Sen hiç boğalma." Umursamaz bir tavırla sırtını İso'nun arkasında ona destek için kaldırdığı bacaklarına yasladı. "E? Geçti mi kalite kontrolden?" Az önce ensesinde gezen ama sonunda ona istediğini vermeyen elleri yüzünden böyle yaptığını anlamıştı.
Çabası sonuçsuz kalan İso bozulsa da belli etmedi. "He! Baya kaliteliymiş yününüz. Maşallah! Anladım anlayacağımı." Yine de kızın ayak bileğini bırakmamıştı. Son bir çabayla yine gaza getirmeye çalıştı onu. "Ama anlamadığım bir şey var." Yalandı, birazdan soracağı sorunun cevabını zaten biliyordu. Biliyordu bilmesine de belki sormuş olması kızın ateşini harlar, onu yeniden gaza getirirdi. Ne diye soruyorsun, bir de cevap mı vereceğim diye sinirlenirdi belki. Kendini dövdürme çabasının biraz manyakça olduğunu kabul etti o an. Vücudunda bir yerlerde, Fadime'nin oturduğu yere çok da yakın bir yerlerde, bu beklentiyle körüklenen değişime de şaşırmamıştı. "Ben demin niye dayak yedim durduk yere?"
"Benim ağır hasar kayıtlı kocam..." derken yüzünü avuçlarının arasına almıştı Fadime. "Ben seni günaşırı hırpalamıyor muyum zaten?" diye sorarken yüzünde sorulan soruyu ayıplar bir ifade vardı. "İlla bir sebebi mi olması lazım? Akademik hayatımız yolunda gitmiyordu yedin şamarı işte. Kocalar bugünler için değilse ne için var?"
"Kızım, burada kışkırtılan benim. Yok sırtımda yatmalar, yok ensemi okşamalar, vay efendim birtakım ısırmalar..." Bunları söylerken kızın belini boştaki eliyle kavramış onu olduğu yere sabitlemişti adeta. "Taş olsa çatlar. Dağ olsa dile gelir."
"Dağ olsa yıkılır." diye mırıldandı Fadime. Odağı çok başka bir yerde, daha aşağılarda bir yerlerde, İso'nun bedeninde hissettiği bariz değişimdeydi.
"Ne?"
"Dağ olsa yıkılır değil mi o?"
"Yıkılsın mı yani dağ gibi kocan?" İso'nun dudaklarından ayıplar gibi birkaç cık cık döküldü.
Fadime ellerini uzatıp İso'nun omuzlarını iki yanından kavradı. Bir şeyi çözümler gibi kafasını bir sağa bir sola eğip dikkatle yüzüne baktı. "Yıkılası kocam, nasıl da benzemiyor ha bu Koçari dağına. Dümdüz."
İso söylenene bozulmuş gibi yüzünü astı. "Dağ gibi koca değilim yani ben senin için?"
"Değilsin." dedi Fadime başını iki yana sallarken. Abisi dağ gibiydi. Hayatta ne bildiyse ondan öğrendiği abisi gibi kendisinin de dağ gibi olduğuna içten içe emindi. Durup dağa sırtını yaslardın yaslamasına da tırmanmaya niyetlendinse mücadelesi pek çetindi. Sabır isterdi, güç isterdi, vakit isterdi. Hele de ilk kez tırmanıyorsan yerden yükseldikçe seni neyin beklediği öngörülemezdi. O yerinde dururken senin tırmanmaya devam etmen gerekirdi. Doruğunu merak eden için hep talepkar olandı. Yani İso onun için ne değilse oydu.
Bu farkındalıkla bir kez daha başını iki yana salladı. Bu kez daha emindi. Omzundaki ellerini kaldırmadan tenini okşayarak boynuna çıkardı. "Yokuşların, engebelerin yok." Sonra üzerine doğru eğilip alnının sol tarafından öptü onu. "Doruğuna ulaşmak için yormazsın." diye mırıldanırken dudaklarını yüzünden çekmemişti. Öpüşüyle gözlerini kapatıp derin bir iç çekmiş olan oğlanın sol göz kapağının üzerine hafifçe değdirdi bu kez dudaklarını. "Hep önümü görebildiğim, alabildiğine uzanan bir düzlüksün." Bu kez sağ kaşının üzerine bir öpücük bıraktı. "Öyle bir baştan bir başa sakince yürürüm." Sonra dudakları sağ elmacık kemiğinin tam üzerine indi yine temasını da nefesini de oğlanın yüzünden eksik etmeden. Oraya da bir öpücük bırakırken "Tökezlemem." diye mırıldandı. Dudaklarını sağ kulağına hafifçe yaklaştırıp "Düşmem." diye fısıldadıktan sonra boynuna uzun ve derin bir öpücük bıraktı. Oğlan zaten her kelimesiyle iyiden iyiye mest olmuş, her hareketiyle kafasını biraz daha geri yaslamıştı. Bu da ona boynunda geniş bir hareket alanı açmıştı. Kızarmış yanağını boynuna yasladı. İyiden iyiye kan yürüyen yanakları sıcacıktı.
Tenine değen bu sıcaklık İso'nun da içini ısıtmaya yetti. Derin bir iç çekti bir kez daha. "Az daha devam edersen hiç ilerlemeyen tezinde bugün de hiçbir gelişme olmayacak gibi." Konuşurken nefesi düzensiz, sesi boğuktu. Karısının dudakları yüzünde gezinirken onun elleri de boş durmamıştı. Bir eli belinden yükselip sırtına çıkmış, parmakları orada sakince küçük daireler çizmişti. Hala ayak bileğini kavramış olan vaziyette olan diğer elinin parmaklarıyla sanki onun tüm öpüşlerinin ritmini tutmuş; her öpüşte minik minik vurmuştu bileğine.
"Ohoo!" diye mırıldandı Fadime. Yanağı hala İso'nun omzuna yaslıyken konuştuğu için ağzından çıkan kelimelerde bir pelteklik vardı. "Orayı çoktan geçtik."
İso bunu inanılmaz tatlı bulmuştu o an. Salak bir sırıtış yerleşti yüzüne. "Öyle mi olmuş? Tüh!" derken bir çocuğu eyler gibi çıkmıştı sesi.
Bu ses tonu keyfi gayet yerinde olan İso'nun aksine Fadime'yi sinir etmişti. "Isırırım!" dedi tehditvari bir ses tonuyla. Yine de ne kafasını boynundan çekmiş ne de ısırmak için bir hamle yapmıştı.
İso'nun canına minnetti. İnşallah ısırırdı. Bu yüzden kafasını sol omzuna yaslayıp boynunda iyice yer açtı. Beklentisi karşılanmayınca "Ee?" diye hayıflandı. "İcraat yok mu?"
Fadime gözlerini devirdikten sonra İso'nun omuzlarından elleriyle destek alarak başını durduğu yerden kaldırdı. Şimdi yine yüz yüze bakıyorlardı. Birbirlerine dokunmaya alıştıklarından beri İso'nun bu cüretkarlığı, her seferinde daha fazlasına olan talebi hala şaşırtıyordu onu. Sanki ondan gelen hiçbir temasa doymuyor gibiydi. "Senin kafadan da ağır hasar kaydın var. Vallahi dolandırıldık. Kakaladılar seni bana." derken hızla kafasını sallayarak kendi kendini onaylamayı ihmal etmedi. "Servise diye ananın evine yollasam oradakiler senden beter. Onarım şansın da sıfır. Hayır ben de ne diye aldımsa. Vallahi de almaya niyet etmeden önce kocaları bir ekspertize- A!"
İso; kucağında oturmuş büyük bir şevkle hızlı hızlı konuşurken yüzünün her hareketini dikkatle izlediği kadının görüp görebileceği en tatlı şey olduğuna çoktan ikna olmuştu. Onu izlerken gülümsemesi hiç eksik olmayan yüzünün ara ara seğirdiğini gören biri karşısındakini ısırmak istediğini anlayabilirdi. Fadime ise kendi tiradına odaklandığı için bunu anlamadığından hazırlıksız yakalanmıştı. Konuşmasının tam ortasında artık kendini tutamayan İso ısırıvermişti bir yanağını. Kafasını sıkıca tutup kendine çektikten sonra diğer yanağını da ısırdı. Eli ona vurmak için havalansa da oğlan onu bir atmaca gibi kapıp kendine çekmişti çoktan. Tüm hareket alanını kısıtlayacak kadar sıkı sıkı sıkıya tutup çıplak göğsüne bastırdı. Onu orada tutarken her seferinde biraz daha sıkıştırıp yüzünde, kafasında boş bulduğu bir yerleri rastgele öpüyor; arada yine yakalayabilirse yanaklarını ısırıyordu. Şu durumu en çok insanın dişlerini kamaştıracak tatlılıkta tombul bir bebeğin yakalanıp sıkıştırılarak sevilmesine benziyordu. Kurtulmak için yalandan debelense de halinden memnun olduğu için itiraz eder mahiyette anlamsız birkaç sesten başka bir şey de çıkmadı ağzından. Son bir kez yanağını ısırabildikten sonra aynı yere çok sesli bir öpücük bıraktı İso. Hemen arkasından keyifli bir "Oh!" çektikten sonra nihayet serbest bırakıldı Fadime.
