Chapter Text
•
Fadime Koçari bir lanete sahipti. Aslında hiçbir zaman kendisini şanslı bir kız olarak görmemişti ancak bu kadar da kadersiz olacağını asla tahmin etmezdi.
Her şey aşık olmasıyla başlamıştı. Evlenmek zorunda kaldığı düşman ailenin oğluna, sevgili kocası İso Furtuna'ya, sevdalandığını itiraf ettiği o gündü bu lanetin başlangıcı.
Yayla evine gitmişlerdi. Aslında bu yolculuk Fadime'nin fikriydi çünkü duygularını nihayet kabul ettiği kocasıyla yalnız kalabileceği tek yer sahte balayılarını geçirdikleri bu evdi.
Adama karşı hissettikleri artık kontrol edemeyeceği kadar büyümüş, dolup taşmıştı. Yaşadığı aşk da korku da o kadar fazlaydı ki sessiz kalması imkansızdı. Açık açık konuşmak istiyordu artık Fadime. Çünkü o kocasıyla her şeyi konuşabiliyordu.
Ve kocası, kızın söylediklerini ve söylemediklerini hep anlıyordu.
Yine öyle oldu.
Fadime İso'ya karşı ilgisini anlattı ilk başta. Ardından bu ilgiden kurtulmak için düşmanlığın ona ilaç olduğundan bahsetti. Kocası başını salladı. "Seni çok iyi anlıyorum." dedi. "Çok da haklısın."
Fadime'nin kalbi sanki yeterince sevda dolu değilmiş gibi bu cümlelerle pır pır etti. O onu anlayan bir koca istemişti ve işte o adam tam karşısındaydı.
Sonra korkuları sardı dört bir yanını. Düşman aile çocuklarının bir geleceği var mıydı? Bu zamana kadar kocasının ailesinde hiçbir koca karısının yanında olmamıştı. Sonları ya mezardı ya da mapustu.
Korkuyordu. Hem de çok korkuyordu.
Kocası elini sımsıkı tuttu. Sanki dünyadaki tek gerçek o avucun içindeki Fadime'nin elleriymiş gibi sımsıkı kavradı. Fadime'nin tüm korkularını sildi süpürdü cümleleriyle.
Fadime'nin içini bir umut sardı ki sormayın.
Belki onların sonu mutlu olurdu. Belki Fadime yanında sonsuza kadar duracak kişiyi, biricik ailesini, sonunda bulmuştu. Fadime belki de yalnız olmak zorunda kalmayacaktı artık.
Her zaman böyle olmuştur. Genç kız ne zaman umutlansa felaketler arkası arkasına gelir.
Güzel ihtimaller hakkında düşündüğü her seferinde o ihtimallerin gerçekleştiğine şahit olmamıştı.
Yine öyle oldu.
Kocası, İso Furtuna, o gecenin sabahında zehirlendiği için nefes alamamış ve hayatını kaybetmişti.
Sonları mutlu sonla bitmemişti.
Fadime bunca zaman birçok insan kaybetmişti. Önce babasını ardından annesini çocuk yaşta toprağa vermişti. Bunca zaman sahip olduğu tek kişi ise abisiydi.
Sonra işte o gelmişti.
İso Furtuna.
Sevdalandığı adam.
İso, nikah masasında imzayı attığı andan itibaren onundu. Fadime bunu içten içe biliyordu. Yalnızca o zamanlar kabul etmek için çok erkendi. Kabul etmek için çok direnmiş ve ne yazık ki çok da zaman kaybetmişti.
İso'yla sevdalık olarak geçireceği o güzel ihtimaller dolu günleri kaybetmişti.
Tam da aşık olduğunu kendine ve hemen ardından kocasına itiraf ettiği zaman yine yalnız kalmasını kaldıramazdı.
Ki kaldıramadı da zaten.
Yemez yiyemez, uyuyamaz, nefes alamaz oldu.
Beş dakika ayrı kalsa gözlerinin aradığı kocasını sonsuza kadar kaybettiği gerçeğiyle yaşayamaz oldu.
Her gün sinir krizleri geçirdi. Etrafındaki insanlar onun için o kadar endişelendiler ki başından ayrılmaz oldular. Ama herkesler yanında olsa ne yazardı?
Yanında istediği asıl kişi yoktu ki.
Fadime artık dayanacak gücü kendinde bulamıyordu. Meğer sonu babasının ölümüne dayanamayıp yavaş yavaş sönen annesine benzeyecekti. Bu düşünce tuhaf bir şekilde ona anlamlı gelmişti sanki bu kötü kaçınılmaz yazgının son halkasıydı.
Zihninin içinde dönüp duran bu düşünceler arasında acının daha fazla uzamaması gerektiğine karar verdi.
Bitmeliydi.
Bir şekilde ne pahasına olursa olsun bitmeliydi.
Bir anda yatağından fırladı. Adımları aceleci ve nefesi düzensizdi. Odasından hızla çıktı. Koridorda karşısına çıkan abisini belli belirsiz hatırlıyordu. Görüntüler bulanık, sesler uzak ve boğuktu. Hafızası sisle kaplanmış gibiydi.
Net olan tek şey gözlerini her kapadığında karşısına çıkan o mavi gözlerdi.
Onu istiyordu.
Tek dileği İso Furtuna'ydı.
Sonrası parçalanmış anlardan ibaretti.
Bağırışlar, koşuşturmalar, birbirine karışan sesler…
Hepsi üst üste yığılmış, anlamını yitirmişti.
Fadime yalnızca gözlerini sımsıkı kapadığını hatırlıyordu.
Ve yeniden açtığında… kendini aylar öncesinde buldu.
İso'nun halen nefes alabildiği o günlerde.
