Chapter Text
Karadeniz'in engebeli arazisinde, çetin yollarında ne kadar hızlı gidilebilirse o kadar hızlı gidiyordu İso. Peşine takılmış simsiyah arabadan kurtulmaya çalışsa da kurtulamamıştı. Üstelik birken iki olmuşlardı. Köşe sıkışmak üzerelerdi. Abisinin bir an önce gelmesini umdu. Daha peşine takıldıkları ilk anda bunun amcasının işi olduğunu anlayıp abilerine canlı konum atmışlardı. Adil böyle bir şey olabileceğini bekliyordu, dikkatli olmaları için uyarmıştı ikisini de. İso'nun sırf onu alt etmek için yanında durup aslında oyun oynadığını öğrenen Şerif'in uslu durmayacağını, bunun bedelini ödetmeye çalışabileceğini söylemişti. Bu yüzden bir süre ortalıkta olmamak için kafa dağıtabilecekleri bir yere gidiyorlardı. Amcası peşlerine takılmadan önce durum buydu en azından. Elini direksiyona vururken "Laf dinlemeyen kafama tüküreyim!" diye geçirdi içinden. Ya da en azından o öyle sandı. Fadime'nin eli, direksiyonda duran eline uzandığında kendine geldi.
"İso..." dedi Fadime. Sesi onu sakinleştirmek ister gibi yumuşak çıkıyordu. İçine çöken korku bulutlarını sesine yansıtmamaya çalışmıştı.
"Fadime!" dedi İso sesi titreyerek. Yaşadığı korkuyu Fadime'nin aksine sesinden uzak tutamıyordu. "Korkma, çıkacağız buradan. Abimler gelirler şimdi." devam etti Fadime'yi rahatlatmak için. Oysa yetişeceklerine dair pek inancı yoktu şu durumda. Takip edildiklerini fark ettiğinden beri epey zaman geçmişti. Vakit kaybetmeden canlı konum göndermiş olsa da hızla sürüklendikleri dağ başında telefonun çekip çekmeyeceğinden emin değildi. Yine de bu düşüncesini Fadime'ye söylemedi. Fadime'nin eline hızla bir öpücük kondurup dikkatini yola verdi tekrar. Sapabileceği bir çıkış yolu arıyordu gözleri.
Kaçma kovalama oyunu bir süre daha devam ettikten sonra önlerindeki yolun ileride genişlemeye başladığını gördü İso. Bildiği bir yerde değillerdi ancak yol genişliyorsa çıkış yolu da bulabilirdi. Gaza biraz daha yüklendi. Yakıt göstergesi sinyal veriyordu fakat İso da Fadime de bunu fark edemeyecek kadar korku içindeydi. Peşlerindeki arabalardan biri hemen yanlarından geçiyordu. Çok geçmeden biraz ileride yan yapıp durdu. Kapana kısıldıklarını kabul etmek zorunda kalan İso da ani bir frenle durdu. Hızla Fadime'ye döndü, elini Fadime'nin yanağıyla boynu arasına koyup alınlarını birbirine yasladı. Ancak ne söyleyeceğini bile düşünemeyecek kadar telaşlıydı. Göğsü hızla inip kalkıyordu. Bir anlığına gözlerini kapatıp zihnini toparlamaya çalıştı.
"Ben şimdi aşağı ineceğim, sonra sen de basıp gideceksin buradan." dedi gözlerini tekrar açtıktan hemen sonra.
"Olmaz İso! Bırakmam seni." diye karşılık verdi Fadime gözleri hızla yaşlarla dolarken. Telaşla ellerini onun boynuna koydu. Sanki bir kez tuttuğunda bir daha bırakmayacak gibi geliyordu.
"Beni dinle, Fadime." dedi İso onu susturarak. "O şerefsiz beni istiyor. İstediğini alırsa senin peşine düşmez." diye devam etti. Tek derdi Fadime'yi korumaktı, kendini feda edecekti. Bunu ona söylemedi elbette.
"Ya seni bırakıp nasıl gideyim!" dedi Fadime yüksek sesle. Farkında değildi ama ağlamaya başlamıştı.
"Seni ona yem etmeyeceğim Fadime. O yüzden gideceksin." dedi İso. Başını kaldırıp ön camdan dışarı baktı. Amcasının adamları çoktan arabadan inmişlerdi. Sonra aklına gelen fikirle tekrar Fadime'ye döndü.
"Bak, çabucak gidersen belki yardım getirebilirsin. Abimler gelene kadar zaman kazanırım ben de." dedi İso bu defa. Fadime'yi buradan kurtulabileceklerine inandırmaya çalışıyordu. Fadime'nin yanaklarını kavrayıp gözlerinden akan yaşları sildi baş parmaklarıyla. "Seni her şeyden çok seviyorum, Fadime Koçari." dedi. Bir daha görmeyecekmiş gibi son kez baktı gözlerinin içine. Alnına bir öpücük kondurup hızla indi pikaptan. İki araba dolusu adam belli aralıklarla dizilmiş, silahlarını doğrulttukları pikabı çevrelemişlerdi. Kollarını iki yana açarak pikabın arkasına doğru birkaç adım ilerledi İso. Ardından, Fadime'nin sürücü koltuğuna geçip geçmediğini kontrol etmek için kısa bir bakış attı. Muhtemelen ilk kez sözünü dinliyordu. İçine dolan bir nebze rahatlama hissiyle ilerlemeye devam etti. Karşısındaki iki adam yolun iki yanına çekilip arkalarındaki arabaya yaslanmış duran Şerif Furtuna'yı ortaya çıkardı. Bir eliyle çenesindeki sakalları kaşıyordu. Kolları teslim olurcasına iki yana açılmış görünce sinsi bir yılan gibi gülümseyen amcasına fazla yaklaşmadan durdu İso.
"Adamlarına söyle silahlarını indirsinler." dedi İso kararlı bir sesle. "Yolu aç, Fadime gitsin. Senin derdin benimle."
"Vay, yeğenim!" dedi Şerif alaycı nidasını uzatarak. "Amcanı nasıl da iyi tanıyorsun öyle. Derdimin ne olduğunu biliyorsun." diye devam etti yaslandığı arabadan doğrulurken. İso bir anlığına arkasına dönüp pikaba bir bakış attı. Fadime aracı çalıştırıyor gibi görünüyordu. Derin bir nefes alıp tekrar amcasına döndü.
"Beni al, onu bırak." diye tekrar etti İso. Çok geçmeden pikabın sertçe kapanan kapısının sesi duyuldu. Tekrar arkasına dönüp baktığında Fadime'nin aşağı inmiş olduğunu gördü. Fadime hırsla kendisine doğru yürüyordu. İso kollarını indirip Fadime'yi arkasına alarak. Yüzünü Fadime'ye dönüp soru soran gözlerle baktı.
"Çalışmadı." dedi Fadime sinirle. İso öfkeyle dolarken derin bir soluk çekti ciğerlerine. Tekrar amcasına döndüğünde kendilerine doğru adımladığını gördü. İso'nun göğsü içinde kabaran öfkeyle inip kalkarken sert bir bakış yerleşti yüzüne.
"Naber ula, Fadime?" diye sordu Şerif her zamanki gibi. "Kocanı yalnız bırakamadın mı yoksa?"
"Kes sesini!" diye karşılık verdi İso Fadime'yi pikapla arasına alacak şekilde dönerken. "Onu bırak dedim sana. Fadime gitsin, bana istediğini yaparsın."
"İso hayır! Bırakmam seni, gitmem bir yere." dedi Fadime. Titremesine rağmen yüksek çıkıyordu sesi. İki eliyle İso'nun koluna yapışmıştı.
"Fadime sus! Gitmen lazım. Sen—" dedi İso sözü bölünmeden önce.
"Karısına da hiç kıyamazmış." dedi Şerif. "İso Furtuna..." dedi iki ismin de üstüne basarak. İso gözlerini kapatıp burnundan soludu sinirle. İki adım daha atıp İso'nun dibine gelince durdu Şerif. Birden Fadime'nin kendisine doğrulttuğu namluyla burun buruna geldi.
"Bakın şuna... Çok korktum ya Fadime!" dedi Şerif dalga geçerek. İso öfkeyle gözlerini kapatıp bir soluk aldı. Belindeki diğer silahı da İso çıkarıp Şerif'e doğrulttu. Boştaki kolunu Fadime'ye siper etmeye devam ediyordu. İso belinden çekip alınan soğuk demiri hissettiğinde sabah evden çıkmadan Fadime ile aralarında geçen konuşmayı hatırlamıştı. Fadime, İso'nun hayretle karışık hayran bakışları karşısında iki silahı beline yerleştirmiş, ardından bir silah daha çıkarıp İso'ya uzatmıştı.
"Benim çeyrek mafyam," demişti İso yüzüne yerleşen muzip sırıtışla Fadime'nin yüzüne eğilerek. "Operasyona mı gidiyoruz, hayırdır?"
"Dalga geçme İso, tedbirli olmamız lazım." diye yanıtlamıştı Fadime. Onun oyununu karşılıksız bıraktığı için İso'nun gülümsemesi solmuştu. Fadime onun bileğini tutup elinde tuttuğu silahı İso'nun büyük eline bırakmıştı. İso homurdanarak silahı beline koyduğunda Fadime tane daha uzatmıştı hemen.
"Bana da mı çift tabanca?" diye sormuştu İso hayretle. Nasıl bir kadınla evlenmişti böyle? Alışkın olmadığı şeylerdi ama her gün yeniden hayran oluyordu ona.
"Ya ne sandın, Furtunacuk!" demişti Fadime ona manidar bir bakış atarak. İso çeyrek mafyasının sözünü dinleyip uzattığı ikinci silahı da beline yerleştirmişti.
"Fadime, arabaya geç." dedi İso gerçekliğe dönerek. Daha önce hiç bu kadar çaresiz hissetmemişti. Fadime'nin yüzüne uzattığı elinin gözyaşlarını silemeyip havada asılı kaldığı tüm o anlar bunun yanında bir hiç kalıyordu. Ne yapacağını, onu nasıl koruyacağını bilmiyordu. En azından onu buradan uzaklaştırabilseydi... Bir damla gözyaşına canını feda ederdi hiç düşünmeden.
"Amcanı kandırırken aklından ne geçiyordu, ha yeğenim?" diye sordu Şerif tehditkâr bir şekilde İso'ya bakarak. Ani bir hareketle İso'nun silahı tutan elini indirdi. "Cezasız bırakır mıyım sandın?" dedi soğuk demiri İso'nun gırtlağına dayarken.
"İso!" diye haykırdı Fadime. "Çek elini kocamın üstünden, şerefsiz herif!" diye yerinde kıpırdanmaya başlasa da İso bir adım daha geri atarak onu hareketsiz bıraktı.
"Ula Fadime, hiç de korkun yok ha. Hadi kocanı kurtardın diyelim, seni kim kurtaracak benim elimden?" dedi Şerif yüzündeki alaycı sırıtışla. Tam o anda hızla gelen bir araba sesi duyuldu. Hemen ardından ani bir frenle durduğunda tüm bakışlar o yöne çevrildi. Arabanın kapısını sertçe vurup aşağı indi Oruç.
"Amca!" diye bağırdı. "Çek elini çocukların üstünden. Bırak onları." dedi kendi silahını çıkarıp Şerif'e doğrulturken.
"Ooo, benim öbür yeğenim de gelmiş." dedi Şerif İso'yu bırakıp Oruç'a dönerek. "Görüyor musun Fadime, ne kadar hayırlı yeğenlerim var benim." dedi dalga geçmeye devam ederek. "İkisi de öyle sever ki beni, silah çekiyorlar amcalarına." İso hemen Fadime'ye döndü. Birinde silah olmasına rağmen ellerini Fadime'nin boynuna koyup iyi olup olmadığına baktı. Öyle korkmuştu ki hızlı hızlı nefes alıyordu. Fadime de İso'nun kollarından tuttu. Onun iyi olduğunu görünce yeniden nefes almaya başlamıştı. Bu zamana kadar tuttuğunun farkında bile değildi.
"İyi misin?" diye sordular birbirlerine.
"Amca onları bırak, ne yapacaksan bana yap." dedi Oruç hızlı hızlı soluyarak. Göğsü bir kabarıp bir iniyordu. "İso'nun bir suçu yok, ne yapacaksan bana yap."
"Bak şu işe ya!" dedi Şerif silah tuttuğu elinin tersini diğer elinin avcuna vurarak. "Hepiniz ne meraklısınız kendini feda etmeye!" deyip silahını Oruç'a doğrulttu.
"Derdin neyse benimle hallet." diye tekrarladı Oruç.
"Abi karışma. Fadime'yi al götür buradan." diye atladı İso. Fadime ise onu bırakıp gitmeyi reddetti. Oruç, İso ve Fadime birbirleri uğruna kendilerini öne atmak için tartışırlarken Oruç'un arkasındaki yoldan iki pikabın geldiği görüldü. Çok geçmeden diğer taraftan da üç pikap daha geldi. En önde Adil'in canavarı duruyordu. Adil ve Gezep hızla pikaptan atlayıp silahını çekti. Çakır da peşlerinden geldi.
"Herkes de burada maşaallah!" dedi Şerif deliye döndüğünü açık etmemek için dalga geçerek. "Kanka sen böyle her gittiğim yerde peşime düşersen olmaz ama." dedi Adil'e dönerek.
"Sen benim kardeşlerimin peşine düşerken oluyor mu, şerefsiz!" dedi Adil Şerif'in adamlarının tepelerine çöken Koçarililerin arasından hiddetle geçerken. "Çok uğraştım cezanı adalet önünde çekesin diye ama sen dur durak bilmiyorsun." deyip Şerif'in gırtlağına yapıştı. "Ama ecelin geldi artık. Burası son durak." dedikten sonra biraz daha sıktı.
"Koçari yapma. Çağıralım polisi, gelip alsınlar." dedi Oruç. Birkaç adım ilerleyip Adil'in kolunu tuttu. "Hadi bırak, cezasını hakim versin." dedi. "Ablamın dediklerini hatırla Koçari." Oruç'un sözü üzerine elini bir nebze gevşetti Adil. Şerif'in son vukuatı üstüne dellenip etrafı yakıp yıkarken Esme'nin ağlayarak söylediklerini hatırlamıştı. Şerif'i öldürmek için planlar yapıyordu Adil. Esme de dayanamayıp dellenmişti.
"Öldürmeyeceksin Adil. Kimse kimseyi öldürmeyecek. Duydunuz mu beni? Kimse kendini feda etmeyecek! Aileden kimse eksilmeyecek!" Şerif'in gırtlağındaki elini biraz daha gevşetti, en sonunda hırsla iterek bıraktı. Şerif sendeleyerek arabanın ön kısmına devrildi. Çakır hemen koşup Oruç'la birlikte Şerif'i zapt etti.
"Tamam, arayın polisi. Gelsinler alsınlar bunları." dedi Adil sakinleşmeye çalışarak. Gözlerini kapatıp derin birkaç derin soluk aldı. Sakinleştiğinde bir süredir birbirlerine sarılmakta olan Fadime'yle İso'ya döndü. İso abileri yetişemez de Fadime'ye bir şey olursa diye korkarken Fadime de İso'ya bir şey olacak diye deliye dönmüştü. Öfkesini kenara bırakıp kardeşi için yaşadığı korkuyu hatırlayınca onlara doğru yürüdü. Adil'in yaklaştığını görüp Fadime'den ayrıldı İso.
"Fadime, iyi misin abim? Bir şeyin yok ya?" dedi Adil elini kardeşinin omzuna koyarak. Ardından İso'ya döndü. "İso?"
"İyiyiz." dedi İso başıyla da onaylayarak. "İyiyiz abi, bir şey yok. Ama Fadimem çok korktu." deyip Fadime'nin diğer omzunu okşadı. Fadime de onun elini tutup okşadı.
"İhanetinin bedelini ödemeyeceğini mi sanıyorsun, İso?" diye bağırdı Şerif. Bir kolunda Oruç, diğerinde Çakır olduğu hâlde debelenip duruyordu. Bir hışımla Şerif'e döndü hepsi birden. "İsmail Furtuna!" dedi Şerif debelenmeyi bırakıp kasım kasım kasılarak. "Yoksa Koçari mi demeliyim?" dedi bu defa. İso canını sıkmak için onun böyle söylediğini düşünmüştü, Oruç da dalga geçtiğini sanıyordu. Adil ise kaşlarını çatmıştı.
"Ya bir sus artık!" diye çıkıştı Oruç.
"İsmail Koçari!" diye bağırdı Şerif onu umursamayarak.
"Sen daha ne konuşuyorsun lan!" diye karşılık verdi İso bağırarak. İç güveysi yakıştırması yaparak canını yakabileceğini mi sanıyordu? Elini öfkeyle sallayarak Şerif'e doğru yürürken Adil onu durdurdu.
"Abime dedim ama dinlemedi. 'Bir Koçari'den evlat olmaz.' dedim. İnat etti, onu içimize soktu." dedi Şerif kendi kendine konuşur gibi. "Günü gelince Koçari'ye kurşun sıkar, ciğerlerini yakarız.' dedi, aldı bebeği." diye devam etti.
"Amca ne saçmalıyorsun?" diye sözünü kesti Oruç.
"Ne Koçarisi lan, hangi bebek?" deyip Şerif'in yakasına yapıştı Adil. İso ise donup kalmıştı. Şu an ne yaşadığının farkında değildi, duyduklarına da bir anlam verebildiği söylenemezdi. Ancak içini tanımadığı bir karanlık kaplamaya başlamıştı.
"Bundan tam 26 yıl önce, devlet hastanesinde biri Furtuna'dan, biri de Koçari'den iki kadın doğum yaptı. Bebeklerden biri öldü." dedi Şerif İso'ya bakarak. Oruç ve Adil de Şerif'in bakışlarını takip edip İso'ya baktılar. İso'nun kaşları iyice çatılıp içindeki kan yavaş yavaş çekiliyordu. Nefesi de düzensizleşmeye başladı bir anda. Fadime duyduklarına hiçbir anlam verememesine rağmen koşup İso'nun tutunmak için havada bir yer arayan elini tuttu.
"Zarife Furtuna'nın oğlu doğumda öldü. Koçari'nin bebeği yaşadı." diye devam etti Şerif. Oruç ve Adil yeniden ona döndüler. "Zarife ablaya bebeğinin öldüğünü söylemediler. Kucağına öbür bebeği verdiler, oğlun dediler." dedi masal anlatır gibi. Kendini günahtan sıyırmaya çalışıyordu sanki. İso bir şey söyleyecek gibi elini Şerif'e doğru uzatmışsa da ağzından tek kelime çıkmamıştı. Başını birkaç kez iki yana salladı.
"Yok, yok, hayır!" dedi İso güç bela konuşarak.
"Amca sallama, olmaz öyle şey, İso benim kardeşim." dedi Oruç araya girerek.
"Değil! İso bir Furtuna değil!" diye bağırdı Şerif durduğu yerde yaylanarak. Duydukları karşısında şoka uğrayan Oruç doğrudan kardeşine baktı. Dünyası başına yıkılmakta olan İso, gücün bedeninden çekilmesiyle geriye doğru sendeledi. Fadime onun kolunun altına girip ayakta kalması için tutunmasını sağladı. İso'nun dili tutulmuş gibiydi, ne söyleyeceğini bilmiyordu. Duyduklarına inanamıyordu. Ne demek bir Furtuna değildi? Ciğerindeki hava boğazında düğümlenir gibi olduğunda göğsü inip kalkmaya başladı.
"Yalan söyleme amca. İso seni oyuna getirdi diye ortaya bir yalan atıyorsun ama yemezler." diye çıkıştı Oruç. "Babam mezarda nasılsa, çıkıp da anlatamaz." dedi amcasının göğsüne vurup iterek.
"Sen de babaannene sorarsın Oruç." dedi Şerif sıradan bir şey söyler gibi masumane bir tavırla. Sonra İso'ya döndü. "Şirin Furtuna niye hep seni feda ediyor, hiç düşünmedin mi İso?" deyip güldü. İso'nun her zaman içinde taşıdığı o kırgınlık kendini yeniden gün yüzüne çıkardı. Doğruydu, ailede kurban edilen hep İso oluyordu. Amcasıyla annesi sırf tapuyu geri alabilmek için, Koçari'nin onu öldüreceğini bilmelerine rağmen Fadime'yi kaçırtmışlardı. Ardından babaannesi sırf amcasını kurtarabilmek için İso'nun canından vazgeçmişti. Hayatı boyunca yaşadığı kırgınlıklar zihnine akın ederken daha da sarsıldı. Dengesini iyice yitirip Fadime'yle birlikte geriye doğru sendeledi.
"Kim, kimin bebeği?" diye sordu Adil hiddetle. "Yakup'a ne olduğunu hiç merak etmediniz mi?" diye devam etti Şerif. "Ama kankam, böyle yaparsan anlatamam ki." dedi Adil tarafından öfkeyle arabanın üstüne yatırıldığında. Adil onu tekrar doğrulttuğunda üstünü başını düzeltti Şerif.
"Öldü bildiği oğlunun, bir Furtuna olarak yaşadığını öğrenmişti. Hesap sormaya geldi. Abimle babam çoktan ölmüştü, senin baban öldürdü." dedi Şerif nefretle Adil'e bakarak. "Ama anam vardı, onu susturdu. Alnından tek kurşun..." diyerek sırıttı. Adil dayanamayıp Şerif'in suratına yumruğu geçirdi. Öyle hızlı bir yumruktu ki Şerif sırtüstü düştü. Adil onun üstüne çıkıp bir yumruk daha geçirecekken Gezep gelip kolunu tuttu.
"Polisler gelecek dayı oğlu." dedi onu durdurmaya çalışarak. Adil Şerif'in üstünden kalkıp sakinleşmek için derin birkaç nefes aldı.
"Çakır! İso'yla Fadime'nin yanında dur. İfadeden sonra doğruca Koçari'ye gidin." dedi Adil en sonunda mantıklı düşünebildiğinde. "Bizim bu şerefsizle biraz işimiz var."
"Amcamı polise vermeyecek miyiz Koçari?" diye sordu Oruç.
"Yok, yalan mı konuşuyor yoksa doğru mu söylüyor öğrenene kadar veremeyiz. Her şeyi anlatacak önce. Gezep, sen şu şerefsizi paketle hala oğlu." dedi Adil önce Oruç'a sonra Gezep'e dönerek. "Adamlar polisler gelene kadar bunların başında beklesin." Sonra tekrar Oruç'a döndü.
"Sen şimdilik burada kal Oruç. Atacağım konuma gelirsin ifade verdikten sonra. Şerif Furtuna kaçtı, biz de Gezep'le peşine düştük." deyip Gezep'in pikabına geçti. Oruç da başını sallayıp İso'ya doğru yürüdü. Tam karşısına geldiğinde iki eliyle İso'nun başını kavrayıp alınlarını birbirine yasladı. İso'nun gözleri yaşlarla doluydu. Kan tüm vücudundan çekilip gitmiş gibi benzi iyice solmuştu.
"Abi..." diyebildi sadece İso. Ne diyeceğini bilemiyordu. Tüm hayatının yalan olduğunu işiten biri ne diyebilirdi ki zaten?
"Bir şey yok oğlum, bir şey yok. Amcam sallıyor canımızı yakmak için. Olmaz öyle şey, mümkün mü hiç? Kardeşiz biz." deyip kardeşinin alnından öptü Oruç. Ardından İso'yu kendine çekip sarıldı.
"Haydi toparlan, polisler gelir birazdan. Toparlan, kendine gel." dedi ve kardeşini bir kez daha öpüp ayrıldı. Fadime yaşlarla dolmuş gözleriyle bakıyordu onlara. Ne yaşamışlardı az önce? Ne anlama geliyordu bütün bunlar? Ne demek İso Furtuna değildi? Koçari olabilir miydi gerçekten? Bu nasıl bir saçmalıktı? Zihni karman çorman olurken İso'nun kolları arasına girip elini yanağına koydu. Yaşadığı şokla bedeni titreyen kocasının yüzünü kendine çevirip alnını onun çenesine yasladı, yanağını okşamaya başladı. İso gözlerini kapatıp sevdiği kadının kokusunu içine çekerek rahatlamaya çalıştı. İçinde bulundukları kabustan sıyrılabilmek için, bir rüya olabilecek kadar güzel olduğuna inandığı Fadimesine bıraktı kendini.
