Work Text:
Author's Notes:
Hikayeyi yazarken bana yardımcı olan "sherlockian" ve "kurttomyblaine"e tesekkür ediyorum. xoxo canlarım *-*
Hasret ve Mislina odalarında oturmuş gelecek oda arkadaşlarını bekliyorlardı. İlk okuldan beri çok yakın arkadaşlardı. Hemen hemen her yere birlikte giderler, sürekli birbirlerinde kalırlardı. Üniversiteye beraber başvurmuşlardı ve girmeye hak kazanmışlardı da.
“Misli kesinlikle ailene teşekkür etmeliyim, oda şahane olmuş.” Etraftaki eşyalara göz gezdirmeye başladı. Yataklar, dolaplar, kitaplıklar, duvar panoları, masaları. Odada 5 kişi kalacakları için kocaman bir buzdolabı dahi almışlardı. Zengin bir arkadaşa sahip olmak mükemmel bir şeydi.
“Boşuna mı çalışıyorlar, siktir et alacaklar tabi ki.”
Hasret cevap vermek yerine gülümsedi ve eşyalarını yerleştirmeye devam etti. Bir yandan da elinde ıslak mendille kitaplığın raflarını temizliyordu. Yurda daha yeni yerleşmeye başlamalarına rağmen buraya alışmıştı. Şimdiden odanın her tarafı poster kaynıyordu anlaşılan bi kaç hafta sonra duvarı göremeyeceklerdi bile.
“Vize alabilmek için başvuru yaptııııımmmm” dedi sevinçle.
“Gene mi bu saçmalık? Ta oraya gitsen bile bunu başarabileceğinden emin değilim.”
“Sen de benimle gel Misli. Sete birlikte sızarız. Lütfeeeen. Hem birinin beni tutması lazım. TANRIM CHRIS COLFER’I GÖRECEĞİM, ALLAHIM SANA GELİYORUM!”
“Evet odaya geleli bir saat olmadı ama sen şimdiden başladın. Dört sene çok uzun geçecek.”
Durumdan şikayet eder gibi görünse de yanında Hasret olduğu için mutluydu. İnsanlarla konuşmakta pek iyi değildi ve Hasret sahip olduğu tek kişiydi. Kum havuzunda başlayan arkadaşlıklar hiç bitmez diye düşünerek gülümsedi.
İçerden sesler geliyordu. Hasret oda arkadaşlarından bazılarının geldiğini düşünerek jet hızıyla salona gitti. Mislina da arkasından yavaşça onu takip etti. Kapının önünde iki tane kız duruyordu. Sarışın olan Hasret ve Mislina’nın geldiğini görünce yüzünde bir gülümsemeyle onlara döndü.
“Selam, ben Ayşe. Bu da-” derken kızın ismini bilmediğini farketti. Soru sorarcasına yanındaki zayıf kıza döndü.
Tüm gözlerin ona odaklanmasından rahatsız olmuşa benzeyen kız, hafif bir sesle “Çağla” dedi.
“Hoşbulduk. Ben Hasret,” eliyle yanını işaret ederek “bu da arkadaşım Mislina.”
Ayşe oda arkadaşlarıyla tanıştığı için mutlu olsa bile bir an önce eşyalarını yerleştirip dolapta kendine yer açmalıydı. “Tanıştığıma memnun oldum, odam hangisi acaba?”
“Siz ikiniz ve gelecek olan diğer kişi arka taraftaki büyük odada kalacaksınız.” Eliyle odayı işaret ettikten sonra Mislina’yla beraber odalarına döndüler.
“Ne düşünüyorsun Misli?”
“Bilmiyorum. İyi kişilere benziyorlar sadece şu zayıf olan kız, Çağla mıydı? O garip birisi gibi geldi.”
“Bence çok iyi anlaşacağız. Glee izlemişler midir? Ayşe çok arkadaş canlısıydı. Beraber Glee maratonu yaparız. Sabaha kadar CrissColfer videoları izleriz. Çok eğleneceğiz!”
*
Ayşe ve Çağla da odalarına yerleşmeye başlamışlardı. Ayşenin ilk yaptığı şey çizimlerini masasının raflarına yerleştirip duvardaki boş yerlere yapıştırmak oldu. Çağla ise eline kırmızı bir kalem almış, bir dakika-
“Hey duvarları karalamak serbest mi?”
“Bu karalamak değil. Bizi koruması için çiziyorum. Bir gün bana minnettar olacaksın Ayşe.” Duvardaki çizimini bitirip tatmin duygusu ile kıyafetlerini dolaba kaldırmaya başladı. Bir yandan da bilgisayarından P!ATD’ın en sevdiği şarkılarından birini açmış ona eşlik ediyordu. O eşyalarını yerleştirirken Ayşe de diğer bavulunu açmış içinden kavanozlarını çıkarıyordu.
“Onlar da ne öyle? Garip renkleri var, şunun içindeki bir fetüs mü bana mı öyle geliyor?”
“Dur önce dolaba yerleştireyim sonra açıklarım yoksa tüm deneylerim boşa gidecek.”
Kavanozların hepsini kucaklayarak mutfağa yöneldi. Dolabın içindeki bir rafa sadece kavanozlarını yerleştirip odaya geri döndü. Çağla yüzünde sorgulayan aynı zamanda da tiksinen bir ifadeyle onu bekliyordu.
“O kavanozlarda ne vardı öyle?”
“Fetüs, bazı organlar, vücut sıvılarımız falan. Biliyorsun ki ben tıp okuyorum, en azından artık biliyorsun.”
“Benden uzakta oldukları sürece sorun değil. Ayrıca hayaletleri gelirse seni koruyabileceğimi garanti etmiyorum. Onları yakmamız gerekebilir.”
Ayşe sanki biri onu öldüreceğini söylemiş gibi bakıyordu Çağla’ya. O kavanozlar onun her şeyiydi. Zaten oda arkadaşının da normal biri olduğunu söylenemezdi o yüzden cevap vermemeye karar verdi. Eşyalarını tamamen yerleştirdiğinde bilgisayarını açarak Sherlock’un ilk bölümünü tekrardan izlemeye başladı. Ne kadar izlerse izlesin hiçbir zaman sıkılmıyordu bu diziden. Bir gün kendini cinayetler ortasında bulacak ve o zaman tüm olayı çözecekti.
“Sherlock mu izliyorsun?”
“Evet, sen de hastası mısın?”
“Çok değil, Supernatural’ı tercih ederim. Gene de beraber Doctor Who izleyebiliriz.”
“Seni şimdiden sevmeye başladım Çağla” diyerek göz kırptı Ayşe. “Boş olan diğer yatak kime ait biliyor musun?”
“Hayır, her kiminse hala teşrif etmedi.”
Bir süre muhabbet ettikten sonra Hasret’in salona doğru koşuşturduğunu duydular. Odalarındaki yatağın sahibi gelmişti anlaşılan. Birlikte salona doğru yürüdüler.
Kapıda bir kız duruyordu. Etrafına garip bir duygu veriyordu nedense. Hafifçe toplu olsa da güzel gözüküyordu. Üstünde siyah bir tşört vardı. Altına ise yer yer yırtıklar olan açık mavi bir kot giyiyordu. Beline kadar uzanan uzun dümdüz kızıl saçları vardı, göz alıyorlardı resmen. Gözlerinin etrafına simsiyah kalem çekmişti ve kaşında bir piercing vardı. Kapının önünde durmaktan sıkılmış olacak ki içeri doğru bir adım attı. Hasret geçen sefer olduğu gibi öne atılarak.
“Merhaba ben Hasret bu da Mislina.”
Kız buna karşılık sadece başını sallamakla yetindi.
“Hoşgeldin, ben Ayşe bu da Çağla. Yeni oda arkadaşlarınız.”
“Memnun oldum ben de Çiğdem.”
Kapının önünde sessizlik içinde bir kaç saniye dikildikten sonra Hasret ve Mislina Çiğdem’e veda ederek odalarına gittiler. Çağla ve Ayşe de onu odaya götürüp yatağını ve dolabını gösterdiler. Ayşe kaldığı yerden Sherlock izlemeye devam ederken Çağla ise kulaklıklarını takıp yatağında Supernatural izlemeye döndü.
Herkesin kendi işlerine dönüp üzerindeki gözlerin kaybolmasıyla rahatlayan Çiğdem eşyalarını yerleştirmeye başladı. Çok fazla bir eşyası yoktu. Elinde sadece küçük bir valiz vardı. Kolunda ise laptopı asılıydı. Dolabın çok küçük bir bölümüne eşyalarını yerleştirdikten sonra kulaklarını takarak yatağına uzandı ve burada hayatının normal olmasını diledi.
*
Akşama doğru Hasret odaya gelip hepsini salona çağırdı. İlk kez hep beraber yemek yiyeceklerdi. Masanın etrafına oturdular. Bir yandan yemek yiyip diğer yandan muhabbet ediyorlardı. Çiğdem etrafındaki insanlara baktı, hepsi bir ağızdan neşeli bir şekilde konuşuyordu. Elindeki çatalı bırakıp sırayla onları incelemeye başladı.
Hemen karşısında Hasret oturuyordu. Neredeyse nefes almadan konuşuyordu, bu bir yetenek olmalıydı. Üstünde “CC is real.” Yazan bir tşört vardı. Altına siyah dar bir pantolon giymişti. Çekik gözleriyle koreliye benziyordu. Saçları omuzlarında bitiyordu. Kulağında pembe gözlüklü bir çift küpe vardı. Siyah çerçeveli gözlüklerinin arkasından gözlerindeki eyeliner’ı görebiliyordu. Hasret konuşmaya devam ederken gözlerini onun yanında oturan kıza çevirdi.
Mislina masada ondan sonra sessiz olan tek kişiydi. Saçlarında yeşil renkler vardı. Altında saç rengine uygun yeşil tetris desenli bir tayt vardı. Gözlerinin altındaki mor halkalardan çok fazla uyuyan bir tip olmadığı anlaşılıyordu. Büyük gri gözlerini çevreleyen bir gözlük takıyordu. Kafasını kaldırıp Çiğdem’le gözgöze geldi. Onun inceleyen bakışlarından rahatsız olduğundan gözlerini yeniden tabağına dikti.
Hasretin diğer yanında Ayşe oturuyordu. Hasret’ten sonra en geveze kişi o gibiydi. Sarı düz saçları vardı. Saçlarının uçları pembeydi. Uçları çok cansız görünüyordu, anlaşılan sık sık rengini değiştiriyordu. Üstünde omuzları düşük gri bir kazak, altında siyah dar bir pantolon vardı. Dudakları oldukça dolgundu. Çiğdem bir an onun kendisine benzediğini farketti. Tanımadığı bir kardeşi falan mı vardı ki? Bu ihtimal onu rahatsız etti ve son olarak gözlerini yanında oturan Çağla’ya çevirdi.
Çağla’yla ilgili ilk göze çarpan şey boynundaki garip dövmeydi. Yeri çok ilginçti. Ne görünmesi için yapılmıştı ne de saklamak için, bir amacı var gibiydi. Siyah kısa dalgalı saçları vardı, çok canlı gözüküyorlardı. Burnundaki hızmasıyla sürekli oynuyordu. Oldukça zayıf bir kız olmasına rağmen 1,65 boylarında gibiydi. Üstünde dar bir tşört vardı altına ise diğerleri gibi siyah dar pantolon giymişti.
“Bugün siyah pantolon giyme günüydü de benim mi haberim yok?” diye düşündü Çiğdem.
Masadaki konuşmaya hiç katılmadan sessizce yemeğini yedi. Ayşe ve Hasret hala hararetli bir şekilde konuşuyorlardı.
“Johnlock mu ciddi misin?”
“Neden ciddi olmayayım, evrenin en güzel çifti bence.”
“Tanrım yaşasın! Sonunda benim gibi gay shipper birini bulduğuma inanamıyorum. Glee izliyorum de bana Ayşe!”
“Tabi ki izliyorum Hasret. Brittana’dan ne kadar hazzetmesem de Blaine Anderson hayatımda gördüğüm en seksi parçalardan biri.”
“Onu alabilirsin. Hayallerimi süsleyen sadece Kurt. NEDEN BU KADAR GÜZEL Kİ NEDEN!”
“Birileri de Destiel shipliyor olsun lütfen” diyerek araya girdi Çağla.
“Hasret’te ne ararsan var. Britin, Destiel, Johnlock, Klaine, CrissColfer... Aklına gelebilecek her türlü iki erkeği shipliyor.” dedi Mislina gülerek.
Hep beraber Mislina’nın dediğine katılarak güldükten sonra evin duvarlarını posterle kaplama fikrini tartıştılar. Her ağızdan bir ses çıkıyordu. Muhabbet Ayşe’nin çığlığı ile bölündü.
“MAVİ BİNA, MAVİ! KAPIMIZ TARDIS MAVİSİİİİİİİİİİ” diye çığlık atıyordu. Bir yandan da “Burada beyaz boya var mı? Nerede beyaz boya var? Hadi ama kapıyı Tardis’e çevireceğim” gibi bir şeyler mırıldanıyordu. Yurttaki ilk akşamları kahkahalar ve çığlıklar içinde sürüp giderken aralarında sadece Çiğdem sessizce oturuyordu. Geç saatlere kadar birlikte gülüp eğlendiler.
“Ben mutfağa kahve yapmaya gidiyorum istediğiniz bir şey var mı?” Çiğdemin sorusuyla hepsi istediklerini sıraladılar. Ayşe kahve istemişti. Mislina çay, Hasret ve Çağla aynı anda Ice Tea demişti.
Çiğdem mutfaktan döndüğünde hepsi ellerinde bardaklarıyla beraber muhabbete devam ettiler. O ise yorgun olduğunu söyleyip odasına gitti. Yatağına uzanıp her zamanki gibi kulaklıklarını taktı. Aradan bir saate yakın bir süre geçmişti. İçeriden hala kahkaha ve konuşma seslerini duyabiliyordu. Belki düşündüğüm kadar kötü değildir. Belki de normal bir öğrencilik yaşayıp, eski garip yaşantımdan uzakta kalabilirim, dedi kendi kendine.
Bir kaç hafta içerisinde bunun sadece imkansız bir hayal olduğunu anlayacaktı.
End Notes:
CrissColfer: Glee'de oyuncu olan Darren Criss ve Chris Colfer'ın kısaltması.
Çağla'nın dövmesi: http://i257.photobucket.com/albums/hh204/lose-myself_album/misc/spntattoo_prev.png
