Chapter Text
Yemek masasında karşılıklı oturuyorlardı. İkisinin de delici bakışları birbirini bulurken sessiz kalmak zorunda olmanın verdiği rahatsızlıkla yerlerinde huzursuzca kıpırdanıyor, etraflarında sürdürülen konuşmaları tamamen görmezden gelerek birbirlerine nefret dolu bakışlar atıyorlardı.
Tam üç aydır birbirlerinin hayatında yer alıyorlardı fakat bu tanışma normal bir tanışma değil, ailelerin zoruyla verilmiş bir karardı.
İkisi de ani olaylar örgüsünde kala kalmış, ailelerine karşı besledikleri öfkeyi birbirlerine yönlendirmişlerdi.
“Phuwin, odanı beğenmişsindir umarım.”
Gelen sesle birlikte bakışlarını masanın başına çevirdi. Kendinden emin duruşunu bir an olsun bozmadan dimdik oturan orta yaşlı adam, gözlerini doğrudan onun üzerine dikmişti.
Başını yavaşça olumlu anlamda salladı. Dudaklarının kenarları belli belirsiz yukarı kıvırılırken yüzüne memnun bir ifade yerleştirmeye çalıştı. Fakat bu gülümseme o kadar zoraki duruyordu ki, onu tanıyan herhangi biri kesinlikle odadan memnun kalmadığını anlaya bilirdi.
Yeni üvey babası. Annesinin ani bir kararla, yalnızca üç ay içerisinde evlendiği adam. Kittisak Naravit Lertratkosum… Naravit Şirketi’nin gerçek sahibi ve Tayland’ın en ünlü giyim markasının başındaki isim.
Kendi ailesi de elbette ki küçümsenecek bir servete sahip değildi. Tangsakyuenler, ülkenin en seçkin güzellik salonlarına sahipti. Naravitler giyim sektöründe ne kadar güçlü ve ihtişamlıysa, Tangsakyuenler de güzellik sektöründe en az onlar kadar söz sahibiydi.
Ve şimdi, iki ailenin yolları bir evlilikle kesişmişti. Ailelerin birleşmesi, Tayland medyasında büyük bir yankı uyandırmış üç ay boyunca ülkenin gündemi neredeyse tamamen bu evlilikle çalkalanmıştı. Gazetelerden tutun magazin programlarına kadar herkes iki güçlü ailenin birleşmesini konuşuyordu.
Ancak insanların asıl ilgisini çeken şey ne iki ailenin serveti ne de şirketlerin gücüydü. Asıl merak edilen konu aileye yeni katılan Phuwin’in evin en büyük oğlu ile nasıl anlaşacağıydı. İkisinin de azınsanmayacak dercede büyük şöhretleri vardı ve nerdeyse her zaman aynı yerlerde olmalarına rağmen asla iletişime geçtikleri görülmemişti. Bu da medyayı daha meraklı bir hale sokmuştu.
Sıkıntıyla iç çekip bakışlarını zaten onda olan bakışlara çevirdi.
Pond Naravit. Naravit ailesinin soğuk prensi, geleceğin varisi…
Magazin sayfalarının nadide parçası. Elinden geçmeyen ünlü kalmamıştı. Üstelik bu konuda herhangi bir ayrım yaptığı da söylenemezdi; kadınlar kadar erkekler de onun hayatında kısa süreliğine yer bulur ve sonrasında ortadan kaybolurlardı.
Elbette Pond’u daha öncesinden de tanıyordu. Aslında tanımaması mümkün değildi.
Gittiği neredeyse her partide mutlaka karşısına çıkardı. Kalabalığın arasında bile kendini belli eden o rahat tavırlarıyla, gecenin çoğunu VIP bölümünde geçirirdi. Elinde içkisi, yanında her defasında farklı bir kadın ya da erkek olurdu. Arkadaşlarıyla yüksek sesle kahkahalar atar, kadehini kaldırır, çevresindeki insanların rahatsız olup olmadığını umursamadan bağırıp çağırırlardı.
Phuwin elbette bunların hiç birini umursamazdı. Kendi eğlencesini arkadaşlarıyla geçirir, müziğin ritmine uygun şekilde dans eder üzerindeki bakışların farkında olduğunu gizlemeye bile çalışmazdı; aksine, her hareketiyle ilgiyi biraz daha üzerine çekmeyi severdi.
Bu durumdan oldukça memnun kalır avının kendisine yaklaşması için herhangi bir çaba göstermesine gerek kalmazdı. Olduğu yerde durması bile kendisine gelmeleri için yeterliydi.
En az Pond Naravit kadar çapkındı. Aralarındaki tek fark, Pond’un insanlara karşı soğuk ve mesafeli bir hava taşımasına karşın Phuwin’in çok daha sıcak, davetkar ve ulaşılabilir görünmesiydi.
Kaşlarını çatıp başını hafifçe yana eğerek, “Ne var?” dercesine baktı. Karşısındaki oğlan ise gözlerini devirip bakışlarını yüzünden çekti.
Pond bugün uğraşmak isteyeceği son kişi bile değildi.
Annesinin ısrarı, hatta neredeyse zorlamasıyla yeni evlerine taşınmak zorunda kalmıştı. Başta buna kesinlikle niyeti yoktu. Kendi evinde yaşamaya devam edecek, bu evliliğe ve aileye mümkün olabildiğince uzak duracaktı.
Fakat Bay Kit bunu kesin bir dille reddetmiş. Ailelerinin belirli kuralları olduğunu, artık aynı çatı altında yaşamaları gerektiğini ve her şeyden önemlisi, dışarıya karşı kusursuz bir aile görüntüsü vermek zorunda olduklarını açıkça dile getirmişti.
Mutlu bir aile tablosu çizmeli, bunu yalnızca birbirleri için değil, gözlerini üzerlerinden ayırmayan medyaya da göstermeliydiler.
Phuwin, bunu duyduğu anda kesin bir dille reddetmiş fakat ne yazık ki annesinin onu ikna edebilmek için neredeyse yalvaracak hale gelmesi sonucu. Sonunda pes eden taraf olmuştu.
Ve şimdi buradaydı. Malikhanede.
Her şeyin kusursuz olduğu fazlasıyla büyük, ihtişamlı ve pahalı yerde. Ama bütün bu gösterişin altında, Phuwin’in ilk günden beri hissettiği tek bir şey vardı, soğukluk.
Telefonundan yükselen ani bildirim sesi, masadaki sessizliği bir anda böldü. Birkaç saniyeliğine kısa bakışlar ona çevrilmiş, ancak kimse bir şey söylemeden yeniden önlerindeki yemeğe dönmüşlerdi.
Phuwin, masanın üzerinde duran telefonuna uzandı.
Fourth: Gelmeyecek misin cidden?
İç çekti. Gitmesi gerekiyordu. Üniversite arkadaşları parti vermişti ve kesinlikle katılması gerekiyordu, ama o bu aptal yerde oturmuş, yeni sahte ailesinin saçma sapan sohpetlerini dinlemeye çalışıyordu.
Phuwin: Geleceğim.
Kesinlikle gidecekti. Daha fazla bu duruma katlanmak istemiyordu.
Bakışlarını Bay Kit’e çevirdi. İzin istemiyordu. Yalnızca nezaket gereği, masadan kalkıp gideceğini haber vermesi gerektiğini düşündü.
“Her şey için teşekkürler. İzniniz olursa bugün için başka planlarım var.”
Bacaklarının üzerinde duran bezi alıp özenle masanın kenarına yerleştirdi. Bu, izin isteyen birinden çok, kararını bildiren birinin tavrıydı. İtiraz kabul etmeyeceğini fazlasıyla açık bir şekilde belli etmişti.
Bay Kit ise çocuğun bu tavrı karşısında yalnızca memnuniyetle gülümsedi. Phuwin’in en azından görgü kurallarına dikkat etmesinden hoşnut olmuştu.
Ardından bakışlarını yavaşça çevirdi. “Ne terbiyeli bir oğlan.”
Bay Kit’in ses tonu uyarıcı bir hal alarak kendi oğlunu buldu. Bu, onun dilinde açıkça “Bak ve gör.” demekti.
Genç adam, yemeğini yerken bir anlığına duraksadı. Çatalı tutan parmakları istemsizce gerilirken bakışları kısa bir an babasına kaydı. Ancak tek kelime etmedi; yalnızca çenesini hafifçe sıkarak önündeki tabağa yeniden döndü.
Phuwin ise aldığı övgünün verdiği memnuniyetle dudaklarında küçük bir gülümseme taşıyordu.
Sandalyeyi geriye çekip masadan kalktı. Bakışları bir anlığına üvey abisini buldu. Dudaklarının kenarı alaycı bir ifadeyle yukarı kıvrıldı.
Pond kendisine karşı sırıtan gence öfkeyle karşılık verdi. Elindeki çatalı sertçe masaya bırakırken. Kısa bir “siktir git” uyarısı için kimse görmeden orta parmağını kaldırdı.
Phuwin’in gülümsemesi daha da artarken kendisine yapılan hareketi görmezden gelerek annesine döndü. Kısa bir onay aldı.
Tam ayrılmak için dönmüştü ki Bay Kit tekrar konuştu. “Abinin de seninle gelmesinde bir sakınca yoktur umarım.”
Yerinde kala kalmıştı. Kelimeler birer birer kulağına çarpıyor, zihninde anlamsız bir cümleye dönüşüyordu.
“Baba!”
Pond hızla duruma isyan etti. Şaşkınlıkla babasına bakarken, kendisine danışılmadan ortaya atılan bu fikir karşısında elleri sıkıca yumruk olmuştu.
Sanki gün yeterince berbat geçirmiyormuş gibi şimdi de bu sahte ailenin içinde, egosuyla şöhret salmış, kendini beğenmiş bir ergen çocuğa bakıcılık yapmak zorunda kalacaktı.
Babası hızla elini ‘sus’ anlamında havaya kaldırdı. Bu, itiraz istemiyorum demenin kısa bir yoluydu. Pond dişlerini sıkarken, Phuwin Bay Kit’te doğru dönmüş, anlamsız bir ifadeyle yüzüne bakmıştı.
“Neden?” diyebildi sadece.
Bay Kit elindeki çatalı bırakıp yüzündeki hafif gülümsemeyle Phuwin’e döndü. Fakat o gülümsemenin ardındaki yoğun otorite bu duruma isyan etme şansının olmadığını gösteriyordu. Yani istesede istemesede üvey abisiyle gidecekti.
“Çünkü annenle yalnız kalmak istiyorum. Ayrıca ikinizin birkaç gün birlikte gözükmesi imajımız için önemli bir konumda. Herkes sizin anlaşamadığınızı düşünüyor.”
Bakışları bir kendi oğluna bir de kaşları çatık şekilde onu dinleyen üvey oğluna kaydı.
“Magazine ne kadar güzel bir aile olduğumuzu göstermemiz gerekiyor.” Son cümlesini bitirdiği an, masadan alaylı bir kahkaha yükseldi.
Yemek salonundaki herkesin bakışları, kol dirseğini masaya yaslamış, eliyle çenesini kaşıyan oğlana döndü. “Güzel bir aile mi?”
Bakışları önce babasına, sonra yeni üvey annesine ‘ki bunu asla kabul etmeyecekti’ ve sonra şımarık velete dönmüştü.
“Tam olarak nerede bu aile?” Sözler ağzından çıkar çıkmaz Bay Kit’in kaşları çatıldı. Sert bir ifadeyle oğluna baktı. “Kes sesini.” Tek bir cümleydi. Ama sesindeki soğukluk, masanın üzerindeki havayı bir anda değiştirmeye yetmişti. Pond’un yüzündeki alaycı gülümseme hızla sildi.
Ortama çöken ani soğukluk, nedensizce teninin ürpermesine neden oldu. Baba - Oğul birbirlerine öyle sert bakıyorlardı ki Phuwin, iki yabancının bile birbirine karşı bu kadar korkutucu ve mesafeli bakabileceğine inanmıyordu.
“Tatlım, baban haklı.” Bayan Evelyn ortamı yumuşatmak için hızla araya girdi.
“Hem birbirinizle ne kadar vakit geçirirseniz o kadar çabuk birbirinize alışırsınız.” Phuwin’e kabul etmesi için kaş göz yapıyor yalandan gülümsüyordu. Phuwin ‘Baban’ kelimesine karşı yüzünü ekşitti. Babası çoktan ölmüştü ve kesinlikle başka bir babaya ihtiyacı yoktu.
Bugün annesinin en mutlu günüydü ve bunu bozmak elbetteki istemiyordu. Ayrıca Pond ve babasının yüz ifadeleri o kadar gerilimliydi ki en kısa sürede ortamdan ayrılmak istemesine neden olmuştu. Bu yüzden kabul etmekten başka çaresi kalmadı.
Pond sinirle masadan kalktı. Bakışları babasını delip geçmiş, Phuwin’in annesine bakma tenezzülünde bile bulunmamıştı. Genç oğlanın yanından geçerken konuştu.
“Beş dakikan var, kardeşim.”
Kardeşim kelimesini tiksinç bir şeymiş gibi bastırarak söylemiş, Phuwin’in cevap vermesine bile izin vermeden hızla yemek salonundan ayrılmıştı.
Genç oğlan gözlerini birkaç saniye sıkıca kapatıp sakin kalmak için derin bir nefes aldı. Bugün değil diye düşündü, bugün değil.
Pond’la ne zaman birbirlerinden bu kadar nefret edecek duruma düştüklerini bile bilmiyordu. Sanırım ilk tanıştıkları an, Pond’un onun elini sıkmayıp sadece göz devirmesiyle başlamıştı her şey.
O an beyninden vurulmuşa dönmüştü. Hayatı boyunca kimse ona bu şekilde terbiyesizlik yapmamış, onu görmezden gelmemişti. Bu durum egosunu adeta sarsmış, tüm nefret bedenini bir zehir gibi ele geçirmişti. Kimse. Hiç kimse ona bu şekilde davranamazdı.
Hızla odasına yöneldi, sevgili abisinin hemen yan odasına yerleştirilmişti, yeni odası tamamen olmasada onun tarzına göre hazırlanmıştı.
Akustik ama sıcak bir odaya sahipti, yinede kendisine ait bir yermiş gibi hissetirmiyordu.
Dolabının kapağını açıp birkaç üstü gözden geçirdi. Gideceği parti sıradan bir parti değildi; büyük bir davetti ve kameraların her köşede olacağından emindi. Bu yüzden görünüşü her zamankinden daha önemliydi.
Birkaç dakikanın ardından sonunda beyaz, bol kesimli kumaş pantolon seçti. Üzerine aynı renkte, ince ve hava alan bir gömlek geçirdi. Saatini bileğine taktı, ardından boynuna ince gümüş kolyesini yerleştirdi. Siyah saçlarını iki yana ayırıp son halini gözden geçirdi.
Fazlasıyla yakışıklıydı. Üzerindeki kıyafet, ince belini belirginleştirirken vücudunun doğal hatlarını da ortaya çıkarıyordu. Fit ve zarif yapısının son derce farkındaydı nasıl göründüğünü biliyor ve bunu kullanmaktan asla çekinmiyordu.
Hazır olduğundan emin olduktan sonra telefonunu ve cüzdanını alıp odadan çıktı.
Annesi ve Bay Kit’in sesi hala yemek odasından gelirken göz devirip dış kapıya doğru yöneldi.
Birkaç saniye sonra arkasından yüksek adım sesleri belirmiş sırtında delici bakışlar hissetmişti. Yüzünde alaycı bir gülümseme oluşurken kapıyı açarak dışarı çıktı ve tabi ki hızla kapattı.
O aptal için kapıyı açık tutup beklemek iğrençti. Tüm ihtişamıyla onu bekleyen aracına doğru ilerledi.
O sırada kapı tekrar açılmış ve Pond dışarı çıkmıştı. Phuwin ona bakma gereği bile duymadı. Arabasına tamamen yerleşip aynaları ayarladıktan sonra yüzünü inceledi.
Her şey hazır olduğunda ise bakışlarını motoruna yönelmiş üvey abisine çevirdi. Bir an, çok kısa bir an yutkunmak istedi. Çünkü gördüğü manzara gerçekten iyiydi. Pond Naravit; saçları geriye doğru şekil verilmiş, siyah gömleğinin düğmeleri kaslı göğsünü gösterecek kadar açık bırakılmış, altın kolyesi ve altın küçük halka küpeleriyle görünümünü göz alıcı şekilde tamamlamıştı.
Karşısındaki adam nefes kesici gözüküyordu.
Ve bu durum elbetteki sinirini bozuyordu eğer şu an üvey abi - kardeş konumunda olmasalardı kesinlikle parti’de Pond’u gördüğü an bu gece adım atmayı düşünür, büyük ihtimalle geceyi onu yatağa atmış şekilde bitirirdi.
Pond kask takmayı umursamamış, hızla motoruna yerleşmişti. Bakışları Phuwin’i bulurken çocuğu kısa bir an baştan aşağı süzdü fakat yüzünden tek bir ifade bile geçmemişti.
“Nereye gideceğimizi bildiğini düşünüyorum.”Phuwin kısaca belirtmişti. Genç adam başını kısaca onaylar anlamda sallayıp motorunu çalıştırdı.
Phuwin araba sürmeyi seviyordu. Hafif rüzgarın yüzüne çarpmasını, temiz havanın ciğerlerini doldurmasını ve müzik eşliğinde ilerlemek her zaman ona huzur veriyordu fakat şu an huzurunu bozan şey Pond’un motor sesiydi.
Büyük kükreme sesi bir kaç saniyede yakınlaşmış, sonrasında ise tamamen yanına ulaşmıştı.
Pond’un bakışları Phuwin’i bulurken hafifçe gaza bastı ve yeterince ses çıkarmıyormuş gibi keskin kes tüm etrafı sardı.
İkisinin de bakışları birbirini bulurken Pond motoru tekrar körüklemişti. Phuwin elbette ne demek istediğini anlamıştı. Üç kere motoru körüklemek onların dilinde yarışalım demekti.
Phuwin’in yüzünde alaycı bir sırıtış oluştu. Bakışları boş yola dönerken direksiyonu iki eliyle sıkıca sardı. Pozisyonunu dikleştirip rahat bir konum alırken tekrar hemen yanında motor süren adama döndü.
İkisininde baş sallamasıyla yarış başlamıştı.
Phuwin’in arabasının hızı çoktan 250 km/s’yi geçmişti. Rüzgar yüzüne sertçe çarpıyor gülümsemesi daha da büyüyordu. Yolda kesikin virajlar onları karşılasa da ikisi de yavaşlamayı kesinlikle akıllarının kenarından bile geçirmiyorlardı.
Bazen Pond öne geçiyor, birkaç saniye sonra Phuwin onu yakalıyor ve bu kez öne çıkan taraf kendisi oluyordu. Aralarındaki mesafe bir türlü sabit kalmıyordu.
Phuwin’in yüzündeki kendinden emin gülümseme bir an olsun değişmedi. Ta ki Pond’un motoru bir anda hiç olmadığı kadar hızlana kadar.
Ne olduğunu anlamasına bile fırsat kalmadan siyah araç yanından sıyrılıp geçti. Birkaç saniye içinde önünde yalnızca arka farları kalmış, ardından o da giderek uzaklaşmaya başlamıştı.
“Cidden mi?” Ayağını gaza daha sert bastı.
Aracın gösterge panelindeki uyarı ışığı kırmızı renkte yanıp sönmeye başladı. Motorun zorlandığını açıkça belli eden bu uyarıyı gördüğü halde hızını kesmedi. Umurunda değildi.
Şu an tek bir amacı vardı, o da nefret ettiği adamı yenmekti.
İkisi de hız sınırını çoktan geçmiş fakat alacakları cezaları asla umursamamışlardı.
Phuwin tekrar motora yaklaşırken artık yoldaki hiçbir şey tam olarak gözükmüyor, akşam yanan ışıklar sadece bulanık süzmeler olarak yanlarından geçiyordu.
İki saatlik yolu sadece kırk beş dakikada tamamlamışlardı. Phuwin kaybetmenin verdiği sinirle sertçe direksiyona vurdu. “Siktir, piç!”
Öfkeyle bağırdı. O aptal adama yenilmesinin tek sebebi, arabasının tam da en kritik noktada verdiği hız uyarısıydı. Resmen tüm gücünü kullanmasına rağmen sonuç yenilmek olmuştu. Sinirle derin bir nefes alıp direksiyonu sıktı ve büyük malikanenin otoparkına doğru yöneldi.
Parti çoktan başlamıştı. Otopark her zamankinden daha kalabalıktı, lüks araçlar neredeyse her boşluğu doldurmuş, birkaç grup ise girişin önünde toplanmıştı. İçeri girmek için sıralarını bekleyen insanlar arasında yüksek sesli konuşmalar ve kahkahalar yükseliyor, kameraların flaşları karanlığı kısa aralıklarla aydınlatıyordu.
Phuwin arabasını park ederken bakışları kalabalığın üzerinde gezindi. Gece asıl şimdi başlıyordu.
Telefonunu alıp araçtan indiğinde bakışları birkaç saniye etrafta gezindi ve daha sonra ona doğru alaylı bir gülümsemeyle yaklaşan koyu kahverengi gözlerle buluştu.
Pond Naravit, gördüğü tüm adamlardan daha yakışıklıydı. Tam olarak aileler birleşmeden önce çoğu partide aynı ortamda bulunmuş, arsız gözlerle birbirlerini süzmüşlerdi. Fakat ikisi de adım atmamış, başkalarıyla ilgilenmeyi tercih etmişlerdi. Daha çok ego savaşında ilk adım atmak isteyen olmak istememişlerdi ve şimdi tamamen birbirlerinin vücutlarından uzak durmak zorundalardı. Phuwin kısa bir an kendisine yönelen bedeni izlerken eğer sikişirlerse nasıl olacağını düşünmeden edemedi.
“Küçük kardeşim, umarım üzülmemişsindir. Pond sesindeki alayı gizleme gereği bile duymadı.
Phuwin’in yüzü anında buruştu. “Kardeşim deme bana.” Sertçe söylemişti.
“Öyle mi?” Pond kaşlarını kaldırdı. “Ama teknik olarak kardeşimsin.” dedi, aynı kelimeyi bastırarak.
“Teknik olarak sen de benim kardeşimsin.” Phuwin göz devirip konuştu fakat söylediği cümlenin gerçekliğiyle yüzü hızla burştu. Hangi abi kardeş birbirine yiyecekmiş gibi bakardı ki.
“İğrenç.”
“Katılıyorum.” Pond, yüzündeki tiksinmiş ifadeyi değiştirmeden onu onayladı. İkili kısa bir süre sessiz kalarak birbirini izlediler.
“Araba bahanesi üretme.” Pond, sessizliği bozmak için motorunun anahtarını parmağında çevirirken konuştu. Phuwin ile kavga edip tartışmak, sessiz kalmaktan çok daha kolaydı.
“Neyden bahsediyorsun?” Phuwin kaşlarını çatarak konuştu. Elbette neyden bahsettiğini anlamıştı.
“Kaybettin.” Pond sessindeki alayı gizlemedi. Genç adamın egosuna vurduğu her darbe, kendi egosunda tatmin edilemez bir his uyandırıyordu.
“Kaybetmedim.” Phuwin net bir sesle söyledi. Sadece arabası uyarı verdiği için yavaşlamak zorunda kalmıştı.
“Kaybettin.”
“Kaybetmedim.”
“Kaybettin.” Derin bir nefes aldı. Karşısındaki adamın suratına yumruk atmamak giderek daha da zorlaşıyordu.
Pond bunu fark etmiş olacak ki gülümsemesi biraz daha genişledi. Durumdan zevk alıyordu. Phuwin’in öfkeli ve kızarmış ifadesinden deli gibi zevk alıyordu.
“Bir gün şu suratını dağıtacağım.”
“Dene.” Pond’un cevabı o kadar hızlı gelmişti ki Phuwin bir an afalladı. Elbetteki üvey abisiyle dövüşmeyecekti. Yoksa hem annesi hemde Bay Kit magazinin çıkardığı haberleri gördüğü an kalp krizi geçirirlerdi. Üstelik Pond cüsse olarak daha büyük olduğu için büyük ihtimalle dayak yerdi.
Pond çocuğun düşünceli yüzüne karşı sırıtmasını büyüttü, Phuwin’in dikkat çekici biri olduğunu biliyordu. Yaklaşılmaması gereken biri olduğunu da. Ama aynı eve düşmüşlerdi. Üstelik saçma bir aile kavramının içinde.
Pond içinden, Aile mi? diye geçirdi. Karşısındaki çocuğu baştan aşağı süzerken. İnce beli, kıvrımlı vücudu ve inanılmaz narin görüntüsüne karşı yutkundu. Üvey abi mi? Birkaç ay öncesine kadar sikmeyi planladığı bu çocuğa üvey abi mi olacaktı? ‘Siktirin gidin!’ Bu düşünce bile sinirlerini bozmaya yetiyordu.
“Geliyor musun?” Phuwin’in sesi düşüncelerini böldü.
Parti çoktan başlamıştı. İnsanlar bahçede, havuz kenarında ve balkonlarda toplanmış kahkahalar geceye karışıyordu.
Phuwin yüzüne her zamanki kusursuz gülümsemesini yerleştirdi. Bu onun sahnesiydi
Pond birkaç saniye genç oğlanın yüzüne baktı. Yine o ifade. Bugün her şeye sahip olacağım ifadesi. Sonra alaycı bir şekilde gülümsedi. ‘Şımarık’ diye geçirdi içinden, kalabalığın olduğu partiye doğru yönelirken.
