Chapter Text
giriş.
#
elindeki karton bardağı masanın üzerinde döndürmeye ve karşısındaki saçmalığa öylece bakmaya devam etti sangwon. bardağındaki kahve hala sıcaktı fakat görünüşe göre içmesine fırsat olmayacaktı.
kafeteryanın ortasında birbirinin yakasına yapışmış iki çocuğa bayık bakışları ve ifadesiz yüzüyle bakmaya devam etti. uzun saçlı çocuk diğerini ittirince dengesini kaybedip düşmekten son anda kurtuldu, fakat bir küfür savurup üzerine atlayan uzun saçlı ile kendini yerde bulmuştu. çok geçmedi, durum değişti. sırt üstü yerde olan arkadaşı üste çıktı ve yakasından kavradığı eski arkadaşını iyice kendine çekti.
bu mesafeden ne konuştuklarını duyamıyordu sangwon çünkü üstteki çocuğun, yani geonwoo'nun sesi iyice kısılmıştı. yakasından tutup çektiği çocuğa dişlerini sıkarak bir şeyler söylüyordu.
bir yudum daha aldı kahvesinden ve ayağa kalktı sangwon. yarım kalan bardağına dudak büzdükten sonra birkaç masa ilerisinde gerçekleşen olaya doğru ilerledi.
alttaki çocuğun, leo'nun, yüzündeki sırıtışı buradan bile görebiliyordu. dudağı kanamıştı fakat hala gülüyor, geonwoo'ya bakarken gözlerinde eğlendiğine dair şeytani pırıltılar geçiyordu.
sonra dudaklarını oynattı, aynı yakın mesafeden kısık sesle bir şey söyledi geonwoo'ya.
geonwoo'nun ne kadar sinirlendiğini gerilen omuzlarından ve yumruk yapıp kaldırdığı elinden anladı sangwon, adımlarını hızlandırdı. geonwoo o yumruğu indirmeden yanına ulaştı ve var gücüyle elini tuttu.
"geonwoo!"
geonwoo başta elini kurtarmak istese de avcunda sıkı sıkı tutan sangwon buna izin vermedi, geonwoo da başını kaldırıp yakın arkadaşına bakmak zorunda kaldı.
"yeter, kesin şunu." dedi sangwon. sesinde hiçbir duygu yoktu fakat netti.
birkaç saniye kurdukları göz teması yetmişti, geonwoo'nun yumruğu biraz gevşedi. sangwon'un "xinlong geldi." demesi ise altında hala bayık bakışlar ve ufak bir sırıtmayla ikiliye bakan leo'yu bırakmasına neden oldu.
gözlerini kapattı geonwoo, derin bir nefes verdi. leo hala yerde yatıyor, pür dikkat onu izliyordu. geonwoo kendisinin üzerinden kalkıp endişeyle yanlarına adımlayan xinlong'a döndüğünde ise alay edercesine güldü.
endişeyle yanlarına gelip ne olduğunu anlamaya çalışan xinlong ve kafeteryadan çıkmak istediğini söyleyen geonwoo'dan çekti bakışlarını sangwon. direkt olarak leo'nun gözlerine baktı.
biraz doğrulmuş, derin nefesler veriyordu. avuçlarını yere bastırmış, geriye yaslanmıştı. gözleri hala konuşarak uzaklaşan xinlong ve geonwoo üzerindeydi.
sonra, onlar gözden kaybolunca, bakışları yere indi. birkaç saniye sonra ise sangwon'a baktı.
ikili birkaç saniye bakıştı fakat ne kadar olduğunu ikisi de anlayamıyordu. zaman yavaşlamış, hava ağırlaşmış gibiydi.
sangwon ilk kez, gözlerinden acı ve üzüntünün okunmasına izin vererek "dur artık." dedi. "hepimize zarar veriyorsun."
bir şey söylemedi leo. yüzündeki sırıtış çoktan silinmiş, yerini düz bir ifadeye bırakmıştı. sangwon'un yüzündeki saklamaya çalıştığı duyguları okumuş fakat hiçbir karşılık veremeden uzaklaşırken sırtında gezdirmek zorunda kalmıştı gözlerini.
derin bir nefes verdi. toparlandı, yerden kalktı. elinin arkasıyla kanayan dudağına bastırdı. kanı görünce pek bir şey hissetmedi. hatta dudağında bir acı da hissetmiyordu. yine de çıktı kafeteryadan ve adımlarını revire yönlendirdi. kanı silmeli ve pansuman yapmalıydı. öğretmenlerinin soruları ile boğulmak istemiyordu.
