Chapter Text
Yüzünde hissettiği sıcaklıkla elini yanağına götürdü, dokunduğunda daha da yandı zaten acıyan canı. Babasının gözlerindeki saf nefret üzerinde tarifsiz bir baskı yaratmıştı, konuşmaya çalıştı, dudaklarından bir şeyler dökülür gibi oldu ama beceremedi. Babası onun konuşmaya çalıştığını anladığında, her yerde çok sevdiğini belirttiği sevgili oğlunu kolundan sürükleyip, kesme ağaçtan yapılmış giyinme dolabına fırlattı tek hamlede.
"Sen lanetlisin! Onların tohumu, onların soyundansın! Onların soyu lanetlendi, kurutuldu! Tanrı onları cezalandırdı!"
Babasının çığlıkları tüm evi sardığında, annesi gözyaşlarıyla kapıda olanları izlerken Namjoon kollarıyla yüzünü kapatmış, babasının sözleriyle daha da hıçkırıyordu. Hıçkırırken bazen nefesi kesiliyor, üstüne karabasan gibi çöken babasının gölgesi onu daha da büyük bir karanlığa itiyordu sanki. Geri dönüşü olmayan bir kara deliğe düşmüş gibiydi. Babası ona ilk defa böyle davranıyordu, sert bir adam olsa da hiç böylesine bir dayak atmamıştı, bazen bir tokatla geçiştirirdi ama bu defa farklıydı.
"Seni dedenin yanına yollayacağım!" Babasının tok sesi odaya kurşun gibi düşmüştü.
"Ne?" Kadın, kocasını kolundan yakalayıp büyük cüssesini kendine döndürdü. "Orada ne yapar bu çocuk? Yapmayalım Bongsuk."
Karısının koluna tutunan elini hızla ittirdi ve kolları hâlâ korkuyla yüzünü kapatan ve titreyen oğlunu yerden kaldırıp konuştu, "Gidecek dediysem gidecek Soonhee, gidip bu lanetten arınsın!"
"Baba, yalvarırım. Bir daha böyle bir şey yapmayacağım. Arınırım, gerekirse gidip her gün tövbe ederim ama lütfen beni evden gönderme." Namjoon babasının önünde diz çöktü, ellerini birbirine birleştirip yalvarır bir vaziyette ağlıyordu bu defa. Tahta zeminin kırık uçları dizlerine batıyordu yerde yalvaran çocuğun.
"Bunu o iğrençliği, sapkınlığı yapmadan önce düşünecektin! Evimde senin gibi bir... Sodomcu* ile yaşayamam! Tanrı beni seninle cezalandırdıysa bir bildiği vardır, demek ki imanında eksiklik, kanında bir lanet var! İyileşene dek bu eve geri dönemezsin!" Baba, adımlarını odanın kapısına doğru yönlendirdi ve çıkmadan hemen önce kafasını döndürüp omzunun üstünden karısına baktı, "Oğlunun çantasını hazırla, akşam yola çıkacak. Babama haber vereceğim."
"Tamam." Anne elinde hiçbir çaresi kalmadığından sadece bir kafa onayı verdi kocasının acımasızlığını onaylamak zorunda kalırken. Adam odadan çıktığı gibi eğildi ve oğluna sarıldı kadın.
"Sadece içindeki hastalığı iyileştirmek için bu oğlum. Sen o lanetlenenlerden olma, bizimle beraber Gökyüzündeki Baba ile ve onun oğluyla, kurtarıcımız İsa ile cennette kalabilesin diye." Annesi ağlayarak saçlarını okşarken, Namjoon biliyordu ki o da sadece ona öğretileni, ona işlenenleri aktarıyordu yavrusuna. Onu bu haliyle hiçbir zaman kabul etmeyecek de olsa babası gibi asla davranmazdı annesi.
Annesinin üzülmemesi için Namjoon hemen sesini dikleştirdi ve konuştu. "Ağlama anne, ben başımın çaresine bakarım. Dedemi de uzun zamandır görmüyordum hem." Namjoon annesine daha sıkı sarıldı ve elinden tutup ayağa kaldırdı kendi bedeniyle birlikte. "Hadi, çantamı hazırlayalım."
"İyileş oğlum, çabucak iyileş ve annenin yanına dön. Sen o kötülerden olma. Tanrı Baba'nın sözlerini hatırla oğlum, 'Ne fuhuş yapanlar, ne putperestler, ne zina edenler, ne de cinsel yozlaşmaya alet olanlar veya eşcinsel ilişki yaşayanlar... Tanrı'nın egemenliğini miras alamazlar.' Aklından çıkarma yavrum." Annesi ayağa kalkıp hızlı hızlı, sanki birisi kovalarcasına dolaptan çanta ve giysileri çıkarmaya başlamıştı.
"Tamam anne, söz veriyorum." Namjoon yutkundu, içine bir taş oturmuş gibiydi. "İyileşeceğim anne." Zoraki bir gülümsemeyle annesinin çantasını hazırlayan endişeli haline baktı ve dudağında hissettiği sıcaklığa elini attığında bulaşan kanı ondan gizlemek için parmağıyla silip, siyah pantolonuna sürdü hızla ve gidip kadına yardım etmeye başladı.
Akşam olduğunda, Namjoon'u trene bindirdiler. Etraf karanlıktı ve Namjoon'un 20 yıllık hayatında tek uzun yolculuğu olacaktı. Dedesi o eski ve hiçliğin ortasında bulunan köye taşınmadan önce burada, Icheon'da yaşardı. Başka bir akrabalarıyla da görüşmediklerinden dolayı hiç başka bir yere seyehat etmemişler, tatili de inanışları dolayısıyla gereksiz görmüşlerdi. Yani babası öyle görürdü.
Namjoon, annesinin dışarıdan salladığı eline ve babasının onu tekrar tekrar uyarırcasına attığı bakışlara baktı. Annesine el salladıktan sonra başını trenin soğuk camına yasladı ve kulaklığını takıp müziğe verdi kendini. Belki de evden uzaklaşmak iyi gelecekti.
Belki de cidden iyileşecekti.
*sodomcu
tevrat'ın yaratılış bölümüne göre sodom ve gomora, lut gölü yakınlarında yer alan iki antik şehirdir. şehir halkının ahlaki sınırları aşması nedeniyle tanrı tarafından ateş ve kükürtle yok edildiklerine inanılır
