Chapter Text
şu noktada, leyla nasıl ayakta durabildiğine şaşırıyordu.
tıp fakültesinin en iğrenç özelliklerinden biri daha zaman var diye kendini avuttuğu sınav haftasının anında kapıya dayanmasıydı. normalde daha erken çalışmaya başlasa da bu sefer amfi derslerinin yarısında uyumuş geri kalanında da gezip tozmak daha cazip gelmişti. eh, kalan bir hafta da çalışmak için kendini motive etmeyi başarmıştı ama hesaplarına göre günde 15 saat çalışsa anca kurtarırdı. iş başa düşmüştü: kütüphanede resmen kamp kuruyor, herkesten önce yer tutuyor sonra da işi uzun sürerse eve gitmeye üşendiği için kafasını masaya koyup uyukluyordu.
bu da geçmek bilmeyen boyun ağrısını açıklardı muhtemelen.
artık tablete bakmaktan acıyan gözlerini ovuşturup saate baktı. yavaştan ikiye geliyordu, zaten kütüphanede de tek tük insan kalmıştı. onların da son dakikacılar olduğunu tahmin ediyordu, çok da saygı duyuyordu ama kesinlikle bir daha böyle bir duruma düşmek istemediğini düşündü. 'bir dahaki komiteye günü gününe' diye içinden söz verdi. sonra kendi salaklığına gülmeye başladı, ne zaman günü gününe çalışmıştı ki zaten? biraz sesli gülmüş olacak ki zaten ortamda full odak çalışanlardan biri ona ters bir bakış attı. anlık utancıyla pardon yapıp yüzünü ellerinin içine alan sarışın kız cidden delirdiğini düşünmeye başlamıştı.
ne kadar buradan çıkmak istese de saat geç olduğu için ilk çözümü yine kafayı koyup yatmak oldu. ama nedense önceki günler gibi uykuya dalamıyordu, bütün uzun ve eklemlerinin ağrısını hissedebiliyordu. bir yarım saat kendi kendine debelendikten sonra aniden ayağa kalktı. sandalyenin yere sürtme sesi son ses yankılanırken birkaç gözün tekrar ona döndüğünü fark etti. ama canına tak etmişti artık, biraz daha anatomi çalışırsa möö lemeye geçebilirdi.
hızlıca bütün eşyalarını çantasına doldurdu, saçları önüne gelmesin diye at kuyruğu yaptığı saçını açtı. bütün gün durduğu için anında saçı hafiflemişti. en yakın tuvalete gidip kendini düzelttikten sonra koridorda bekledi ve ne yapabileceğini düşündü. evi kampüse yakın sayılmazdı, zaten toplu taşıma gidiyor diye sorun etmemişti. ama bu saatte hiçbiri çalışmıyordu ve muhtemelen uber çağırması gerekecekti. telefonunu açıp uygulamaya girerken bile hareketleri yavaştı, 15 saatlik çalışma sonrası beyni tavada kızartılmış üstüne sos dökülmüş gibiydi.
o sırada kampüs içi kafelerden birinin açık olduğunu fark etti.
ışıkları hala yanıyordu, kapısı yarı aralıktı. buraya daha önce gelmiş miydi hatırlamasa da bu saatte açık olması garibine gitmişti. hala eve gitmesi gerektiğinin farkındaydı, en azından birkaç saat uyuma gibi hayalleri vardı. ama bu kadar aralık rüzgarı yedikten sonra sıcak bir kahve içebilecek olma fikri hoşuna gitmişti. cennete düşse ancak bu kadar sevinirdi.
zar zor kafenin kapısına dayanıp itekledi ve kasaya doğru adımladı. başında kimse yoktu. "pardon?" diye seslendi, biraz şizofren gibi hissetmişti. belki de baristalardan biri burayı açık unutmuştu? bu çok saçma olurdu, kafeyi soyabilirlerdi sonuçta. leyla göz ucuyla kahve makinesini inceledi, bir hırsız olsaydı kesin alıp götürürdü. hatta şu kenardaki dekorasyon bibloları da...bir dakika, o hırsız değildi bir kere! sadece tek amacı kahve içip biraz ısınmaktı. saçma düşüncelerinden kurtulmak için kafasını iki yana salladı. "hırsız değilim bu arada, biri varsa haberiniz olsun." stresten tırnaklarını takırdatmaya başlamıştı. "aşırı derece uykum var, buraya da daha önce hiç gelmedim ama kahveniz var mıdır acaba?"
leyla tam arkasını dönüp gidecekken yan taraftan bir kahkaha sesi duyuldu. "dur dur gitme. hırsız olduğunu düşünmemiştim zaten." sesin sahibi belli ki çok eğlenmişti, zaten her şeye sinir olmaya bahane arayan sarışın gözlerini devirdi.
"değilim tabii ki." esneyemeyle karışık söylediği cümle karşısındakini tekrar güldürmüşe benziyordu. artık dayanamayıp kafasını bara yasladı. buraya geliş amacı siparişini alıp belki biraz oturmaktı ama ortamın sıcaklığı onu mayıştırmıştı. eliyle gözlerini ovuşturdu. barista da nedense garipsememişe benziyordu, neden hala kovulmamıştı acaba? bu saatte açıksa başkaları da yorgun argın geliyordu herhalde.
aniden burnuna gelen tatlı vanilya kokusuyla gözlerini kırpıştırdı. karşısındaki kızın siluetini daha hala tam seçemiyordu ama parfümünü bu kadar net alabiliyorsa o da yüzyüze gelebilmek için kendini hafifçe alçaltmıştı. kafede ikisi dışında kimse olmamasına rağmen fısıltıya yakın bir sesle konuştu. "zaten böyle güzel bir hırsıza rastlayacağımı sanmam."
güzel mi? işte bu cümle onu ayıltmaya yeterdi.
sonunda yerinden doğrulduğunda neredeyse burun burunaydılar. ve leyla, bir anlığına nefes almayı unutmuştu.
çünkü karşısındaki barista hayatında görüp görebileceği en güzel kız olabilirdi. üstündeki fıstık yeşili kazağı fit duran vücudunu sarmalamıştı, kahverengi saçları o kadar pürüzsüz ve parlak duruyordu ki bir anlığına o saçlarla oynadığını hayal etti. ona gülümserken belli belirsiz gamzeleri ortaya çıkmıştı ve ışıkta iyice büyümüş gözleri sanki madende elmas bulmuşçasına leyla'ya bakıyordu.
"oha." diye bir ses duydu. hayır, bu kendi sesiydi. düşüncelerini tutamamış ve ağzından kaçırmış olmalıydı. ama en beklemediği anda, tam olarak onun tipi tanrıçaya benzeyen bir kız öylece gülümseyerek ona bakıyordu. nasıl etkilenmeyebilirdi ki? keşke en rezil anımda denk gelmeseydim diye hayıflandı içinden. birkaç gündür çıkamadığı ders temposu yüzünden duş bile alamamıştı, kuru şampuanla idare ediyordu. saçları karman çorman duruyor olmalıydı. gözaltı morluklarını hayal bile etmek istemiyordu...şu an yer yarılsa da içine girseydi. ya da zamanı geri alıp en azından bir tık daha süslenmiş haliyle bu tabureye otursaydı. oflamamak için kendini zor tuttu.
"bunu iltifat olarak alıyorum." kahverengi saçlı kız dirseğini bara yasladığı yerden kaldırdı ve ona belli belirsiz göz kırptı. leyla hayal görüyor olmalıydı. göz göre göre onunla flört ediyordu! hayır cidden kafayı yiyor olmalıydı. yavaşça kafasını salladı, gözleri hala boş boş hipnoz olmuş gibi bakıyordu.
"evet...evet," diye cümlesini toparlamaya çalıştı. normalde de aşırı flört edebilen birisi değildi ama üzerindeki uykusuzluk ve yorgunluk işini bin kat zorlaştırıyordu. "şey...iltifat olarak söyledim. sen de çok güzelsin de. maşallah anlamında."
aferin leyla, bir de nazar duası okusaydın kıza.
neyse ki bu sözleri onda itici bir etki yaratmamış, gülümsemeye devam etmişti. "teşekkür ederim." dedi içten bir sesle. "şimdi söyle bakalım, ne istersiniz hanımefendi?" barın arkasından bir şeyler almaya yeltenmişti ki bir anlık durup tekrar ona dönme ihtiyacı hissetti. "yalnız sarhoşsan işler değişir. o zaman sana kahve veremem malum-"
"kahve uyuşma etkisini farklı mekanizmalarla önler. ama yine alkol vücutta dolanır o yüzden alkol zehirlenmesi yaşayıp fark etmeyebilirsin. ayrıca çarpıntı, mide rahatsızlıkları, susuzluk belirtileri artar."
leyla'nın lafını bölmesiyle barista anlık şaşkınlığa uğramış gözüküyordu. sarışın kız gözlerini devirdi. "alkol ve kafeinin kontrol mekanizmalarını da sayayım istersen. gereksiz maruz kaldım bu hafta. tıp fakültesi sağolsun." mekanda yankılanan kahkaha ister istemez leyla'nın da içini ısıtmış, ne kadar onu bunaltan ders konularını hatırlasa da o sinirli anında bile bir şekilde rahatlatmıştı.
"tıpçı overdose u yaşanmış diye yorumladım." dedi espresso makinesini tuşlarken. "sarhoş gelenlerden beter duruyorsun."
"sağol ya. çok naziksin." aslında ona güzel dediği kısmı daha çok beğenmişti. zombi gibi gözüktüğünün yüzüne vurulmasından pek hoşlanmamıştı. "sen de gecenin bu saati bu yüzden açık tutuyorsun herhalde. millet partilerden buraya mı atıyor kendini?" bizim de gençliğimiz o salak kütüphanede çürüsün diye eklemek istedi ama biraz fazla ezikçe gözükeceğine karar verip sustu.
"yok...bugünlük sadece sana çalışıyorum." ellerini saçlarının içinden geçirip perçemlerini düzeltti. bu hareketi bile ister istemez onu etkilemişti. kazağının altından azıcık belli olan bicepslerine odaklanmamaya çalıştı. "bizim salak bi arkadaş kapıyı kilitlemeyi unutmuş. ben de yurtta kaldığım için onun yerine kilitlemeye gelmiştim."
leyla onu dinlerken bir yandan kahve makinesinin çalışma sesine odaklanmıştı. normalde bu saatte açık olmaması gerektiğini tahmin etmişti, yani o gelmese muhtemelen burası çoktan kapanmış olurdu. "kusura bakma ya." dedi birden, kendini kötü hissetmişti. "normalde de açık oluyor sandım. gidebilirim istersen-"
hızlıca ayağa kalkmasından ötürü hafif yalpaladı, önündeki bara tutunmaya çalıştı. o sırada barista çoktan omuzlarından tutmuş, yüzü bir anda ciddileşmiş ve dalga geçer bakışlarından eser kalmamıştı. onun nazikçe tekrar tabureye oturttuktan sonra endişeli bir ses tonuyla konuştu. "saçmaladın iyice. daha ayakta duramıyorsun kızım. bir de gelmiş burada mırın kırın ediyorsun. biraz daha dinlenmezsen üç adım atamayacaksın."
o kendine kendine söylenmeye devam ederken leyla kendini çok kötü hissetmişti. haklıydı, daha kendine bakamıyordu. asla sağlıklı bir şekilde ders çalışamıyor, hep kendini yıpratıyordu. kim bu saatte kampüste eğlence dışında dolanırdı ki? bu işe ne zaman son verecek, ne zaman normal bir öğrenci gibi davranacaktı emin değildi. hep akademik olarak en iyisini yapmak istiyor ama başaramıyordu. zaten yorgunluktan duyguları birikmiş halde gözlerinin dolduğunu hissetti. sevdiklerinin yanında ağlanamazken tanımadığı birinin yanında ağlamak istemiyordu, o yüzden başını hafifçe eğdi.
onun bu halini görünce yüzü biraz daha yumuşayan genç kız, teselli için omzunu hafifçe sıvazladı. "tamam tamam ağlama lütfen. öyle demek istememiştim. senin iyiliğin için söylüyorum." ama sarışın kız hala kucağına sanki çok önemli bir eşya varmış gibi bakıyordu.
"zaten buradan direk evime gidecektim, öyle merakımdan..." neden böyle duygusallaşmıştı bilmiyordu. belki fazla çalışmanın da sarhoş edici bir etkisi vardı cidden. en son bu kadar kötü hissettiğinde ezgiyle sayamadığı kadar bira şişesini devirmiş, sonra annem beni neden sevmiyor diye ağlamaya başlamıştı.
deniz daha fazla dayanamadı ve çenesini dikkatlice yukarı kaldırdı. leyla da bu hareketi beklemiyordu, hala dolu ve artık kızarmış gözleri şaşkınlıkla ona baktı.
"sıkıntı yok tamam mı? bu gece şanslı günündesin. ben de arkadaşımı bekliyordum, beni almaya gelecekti. seni de yol üstü bırakabilir istersen." aslında bugün aklında aras'a gitmek kesinlikle yoktu. o deccal kardeşiyle de uğraşmak istemiyordu. ama ona yavru kedi gibi bakan bu kızı da yalnız bırakamazdı. size zahmet çıkardım diye sızlanacağını da tahmin etmişti, bir bahaneye ihtiyacı vardı. tamamen kadın kadının yurdudur mantığında bakıyordu. başka özel bir nedeni yoktu asla.
burnunu paltosuna silerek ona baktı. "zahmet vermeyeyim. evim çok yol üstü sayılmaz."
deniz elini 'ne olacak' dercesine salladı. "sıkıntı değil. en kötü mazot parasının yarısını sana paslarız."
leyla bu şakayla biraz daha kendine gelmiş ve sulu sulu bir kahkaha atmıştı. ilginç bir şekilde bu kız onu her koşulda güldürebiliyordu. "teşekkür ederim. gerçekten."
"ne demek güzellik." kendini tutamadan sarışın kızın yanağından bir makas aldı. nedense bu kız hakkında içinde garip bir his oluşmuştu, o da onun bu hareketlerine uyum sağlamıştı. galiba kızların gereksiz ortamlarda samimileşmesinden ötürü -clubların kızlar tuvaleti veya gece yarısı kafede tanıştığın kız- temas konusunda bir sorunu yok gibi gözüküyordu. acaba o da ondaki elektriği almış mıydı? emin olamıyordu, gereksiz nedenlerle de umutlanmak saçma olurdu. deniz daha fazla düşünmek istemediğine karar verip boğazını temizledi. "o zaman americano yolluyorum. seni anca ayıltır."
leyla americano lafıyla yüzünü buruşturmuştu. "off hiç sevmiyorum. petrole benziyor tadı."
"eh bugünlük katlanacaksın maalesef." eline kalemi alıp bardağa bir süre baktı. hala karşısındaki kızın ismini. bilmiyordu. leyla onun kafa karışıklığını fark ederek atladı. "leyla yazabilirsin."
"leyla..." diye kendi kendine mırıldandı. tam ona uyan bir isimdi.
kahveyi elinden alıp yüzünü buruştururken deniz ne kadar tatlı gözüktüğünü düşündü. sonra kafasından bunu silip atmaya çalıştı. gereksiz umutlanmamalıydı. lezbiyenliğin birinci kuralı buydu.
leyla kredi kartını çoktan çıkarmış pos cihazına ilerlerken deniz onu durdurdu. "bu benden olsun. yeterince pestilin çıkmış zaten."
tam itiraz edecekti ki deniz çoktan pos cihazını kaldırmıştı. yapacak başka bir şeyi olmadığını fark eden genç kız oflayıp tekrar yerine oturdu. kahve iyi gelmişti, artık kafasının biraz daha çalıştığını hissediyordu. beş dakika o kahvesini yudumlarken diğer kızın etrafı tamamen toparlamasını izledi, muhtemelen bu saatte gelmişken sabahki hazırlıkları da yapıyordu. nedense onu iş yaparken izlemek hoşuna gitmişti. beyninin uyuşukluğuna veriyordu tamamen.
"bir dakika." dedi aniden. "ben senin ismini öğrenemedim."
bunu duymasıyla düzenlediği plastik bardakları yerine bıraktı ve yanına yaklaştı. "çok mu merak ettin?" dedi sırıtarak. leyla ise aralarında gelişen bu saçma samimiyete güvenerek koluna hafifçe vurdu. "ne var? ben sana söyledim, devlet sırrı değil ya."
perçemlerini kulak arkasına attı ve tekrar gülümsedi. gülümseyince gamzeleri ortaya çıkıyordu. "deniz." dedi elini uzatarak. leyla pipeti hala ağzında ona büyülenmiş şekilde bakıyordu. salakça bir şey söylememeye gayret ederek boğazını temizledi. "leyla ben de. az önce söylediğim gibi. memnun oldum."
"ben de."
tam o sırada dışarıdan bir araba sesi duyuldu. deniz arkasını döndü ve dışarı baktı, muhtemelen aras gelmiş olmalıydı. elini bara vurarak anahtarı eline aldı. "hadi bakalım sarışın. servisimiz geldi."
leyla arkasından onu takip ederken hala nasıl bir gün yaşadığına hayret ediyordu.
evet, sanırım bundan sonra daha fazla kütüphanede sabahlaması gerekecekti.
