Chapter Text
Milan Önder'in tam olarak üç problemi vardı.
İlk iki problem, dışarıdan bakıldığında sıradan bir gencin hayatını zorlaştıran, zamana bırakılsa belki de hafifleyecek türden belalardı.
Birincisi, Crush grubuna katılan en son üye olmanın omuzlarına bindirdiği ezici, insanı her an ufalamaya hazır hissettiren yüktü. Grubun kadrosu açıklandığı gün internette dalga dalga yayılan zehirli yorumlar hâlâ zihninin bir köşesinde ilk günkü tazeliğiyle çınlıyordu.
"Sadece tipi var."
"Müzikalitesine dair hiçbir şey yok, sırf kızlar izlesin diye koymuşlar."
"Grubun en zayıf halkası."
İnsanlar onu yeteneğiyle değil, sadece katlanılabilir buldukları yüzüyle tanımlamıştı. Milan da bu acımasız kuralı kabullenmişti. Madem bu grupta bulunmasının tek varlık sebebi yüzü ve fiziki görünüşüydü, o zaman kusursuz olmak zorundaydı. Milan Önder yeteneksiz olabilirdi, ama çirkin veya yetersiz görünmeye hakkı yoktu. Yüzündeki en ufak bir pürüz, bedenindeki en küçük bir fazlalık, varoluş amacının tamamen yok olması demekti onun için.
Bu düşünce, onu tereddütsüzce ikinci problemine, kendi eliyle inşa ettiği karanlık zindana sürüklemişti. Bedenini yavaş yavaş eriten, aynadaki yansımasını bir düşmana dönüştüren yeme bozukluğu. Midesine giren her lokma, sanki vücuduna sevk edilen bir zehir gibi hissettiriyordu. Birkaç yaprak marulun, birkaç yudum suyun hesabını tuttuğu günlerin sonunda gelen baş dönmeleri çirkinlik hissini bastırmaya yetmiyordu. İnsanların ve en önemlisi onun gözünde yeterince güzel, yeterince zarif, yeterince sevilmeye değer olmadığını düşündükçe tabağındaki yemeği itinayla bir kenara itiyor, kendi kendini açlıkla cezalandırıyordu. Eğer yeterince zayıf olursa, belki bir gün birisi onu sırf dış görünüşü için değil, gerçekten severdi.
Fakat bu iki devasa yük, üçüncüsünün yanında Milan'ı sadece yüzeysel olarak tırmalayan ufak çizikler gibi kalıyordu. Çünkü ilk iki problem Milan'ın ruhunu ve bedenini yavaş yavaş eksiltirken, üçüncüsü onu her saniye içten içe yakıyor, ciğerlerini yırtarak boğuyordu.
Üçüncü problem, Milan'ın tam göğüs kafesinin ortasında, soluk borusunun bittiği ve ciğerlerinin başladığı derin, karanlık boşlukta kök salmıştı.
Milan hastaydı. Barış'a duyduğu sessiz, kimsesiz ve karşılıksız hisler, Milan'ın göğsünde filizlenen diri sarmaşıklara dönüşmüştü. Barış'ın hiçbir şeyden haberi yoktu. Aynı odada pratik yaparlarken Milan'ın ona kayan bakışlarındaki çaresiz yangından da, Barış her gülümsediğinde Milan'ın kalbinde açılan kanlı yaralardan da bütünüyle bihaberdi. Barış onun için ulaşılamaz bir tepede duran, dokunulması imkansız bir ışıktı. Milan ise o ışığın gölgesinde bile durmaya layık olmadığını düşünen bir hiç.
Ciğerlerini kaplayan ağır, sarhoş edici kokulu çiçekler, nefes almasını her geçen gün biraz daha imkansız kılıyordu. Göğsünü yırtarcasına gelen şiddetli öksürük krizleri başladığında Milan banyonun soğuk fayanslarına diz çöküyor, boğazından yukarı doğru tırmanan keskin acıyla kıvranıyordu. Ve her krizin sonunda, dudaklarının arasından dökülerek kanlı avuçlarına düşen, üzeri kırmızı lekelerle süslenmiş kırılgan taç yapraklarına bakıyordu.
Milan Önder yavaş yavaş ölüyordu.
Sevilmediğini, asla yeterli olamayacağını bildiği bir dünyada, ciğerlerini saran o güzel ama öldürücü çiçeklerin kokusuyla, kendi sessizliğinde boğuluyordu.
—
Pratik odasının aynalarla kaplı devasa duvarı, tepedeki beyaz florasanların altında acımasız bir netlikle parlıyordu. Dört bir yanı kaplayan geniş aynalar, Milan için kendisini izleyebileceği bir araç değil, kusurlarını tek tek teşhir eden, onu her açıdan yargılayan devasa bir mahkeme salonuydu. Şarkının temposu son hızıyla akarken yedisi birden aynı anda dönüyor, adımlarını aynı saliseyle yere vuruyorlardı. Zemin, altlarındaki spor ayakkabıların gıcırtısıyla inliyordu.
"Son kez! Baştan alıyoruz!" dedi Batu, alnından süzülen teri elinin tersiyle silerken. Batu hoparlörün yanına yürüyüp parçayı başa sardı. "Arda, adımları biraz daha geniş at. Oğuzhan, Miraç ile sen aynı hizada kalacaksınız, tempo kaçmasın."
"Benim bacaklar bitti kanka," diye söylendi Efe, gülerek kendini aynanın dibindeki yere bıraktı ama Batu'nun "Kalk oğlum, son bir tekrar dedik" uyarısıyla itiraz etmeden tekrar sıraya geçti. Milan ise sıranın en arkasında, aynadaki aksine bakmamaya çalışarak duruyordu. Baş dönmesi, son iki gündür midesine giren tek şey olan bir avuç buzlu su ve yarım elmanın getirisi olarak dalga dalga zihnine vuruyordu. Bacakları titriyordu ama çaktırmamak için dişlerini birbirine kenetledi. Oğuzhan ve Miraç hemen önünde, adımları kusursuzca senkronize bir şekilde hareket ederken Arda yan tarafta müziğin ritmine ritim katıyordu. Ve tam ortada Barış vardı.
Aynadan Milan'ın gözleriyle çakıştığı saniyelik anda Barış hafifçe gülümsedi. Sadece arkadaşça, sıradan bir cesaretlendirme gülümsemesiydi bu. Ama Milan'ın göğsünün tam ortasında bir şey kopuverdi. O gülümseme, Milan'ın göğüs kafesinde uykuda olan canavarı, ciğerlerine kök salmış olan lanetli sarmaşıkları anında uyandırdı. Kalbi bir an deli gibi çarptı, hemen ardından soluk borusuna saplanan tanıdık, keskin acıyla sarsıldı. Ciğerlerinin bir pabuç gibi büzüldüğünü, oksijenin boğazında tıkandığını hissetti. Şimdi değil, diye yalvardı içinden. Lütfen şimdi değil.
"Milan? Ritimden düşüyorsun," dedi Batu müziğin arasından, gözleri aynadan Milan'ı bulmuştu. "İyi misin? Rengin atmış." Diğer üyelerin de bakışları aynadan ona döndü. Barış da durup endişeyle arkasını döndü. "Milan?"
"İyiyim," diyebildi Milan sadece. Ses boğazından yırtılarak çıktı. Düzgün nefes alamıyordu. Boğazına saplanan taç yaprakları dışarı çıkmak için hırsla baskı yapıyordu. Eğer burada öksürürse, eğer o kanlı taç yaprakları bu aynalı odanın ortasına, tam da Barış'ın ayakkabılarının dibine saçılırsa her şey biterdi. Kendini rezil ederdi. "Yeteneksiz" olmasının üstüne bir de bu hastalıklı, iğrenç halini göreceklerdi. Barış onun bu çaresizliğini görecekti.
"Milan! Ne oldu?" Barış ona doğru bir adım attı, yüzünde aniden büyüyen bir endişeyle öne atıldı. Milan, Barış'ın veya odadaki diğer altı kişinin ona dokunmasına fırsat vermeden hızla geriledi. Bedenini acıyla ikiye büken korkunç baskıyı bastırmak için iki elini birden ağzına kapadı. Avuçlarının arkasında boğuk, hırıltılı bir öksürük dalgası patladı. Dudaklarının arasına dolan kadifemsi, ıslak ve keskin kan kokulu yaprakları hissettiği an dehşetle gözleri açıldı. Saklamak zorundaydı.
"Sadece nefesim kesildi, koreografi çok hareketli," diye mırıldandı ellerinin arkasından. Sesi o kadar boğuk ve bozuk çıkmıştı ki, gruptakilerin endişesi ikiye katlandı. "Oğlum mosmor oldun, ne nefesi?" Miraç panikle öne atıldı. "Su verin şuna!"
"Ben lavaboya gidiyorum," dedi Milan, geri geri adımlayarak. Efe kapıya yakın duruyordu, "Kanka dur yardım edeyim, düşeceksin" diye koluna uzandığı an Milan sanki bir elektrik akımına kapılmış gibi kendini geriye çekti. Yakalanma korkusu, ciğerlerindeki acıdan bile daha baskındı. Ağzındaki taç yapraklarını yutmaya çalıştı ama boğazı tıkalıydı, tek bir öksürük daha kaçırırsa kanlı yapraklar ellerinin arasından fışkıracaktı.
Hiçbirine bakmadan, arkasını dönüp stüdyonun kapısını fırlarcasına açtı. "Milan, bekle!" Barış'ın arkasından gelen bağırmasını, Batu'nun müziği pat diye kesişini ve Oğuzhan'ın koridora çıkan ayak seslerini duydu ama durmadı. Koridordaki spot ışıkları gözlerini yakarken, adımlarını birbirine dolaştırarak banyoya doğru koştu.
Girdiği gibi kapıyı arkasından kilitleyip engelledi. Kendini en uçtaki kabine atıp kapısını kırmak ister gibi kapattığı saniye, artık tutamadığı vahşi öksürük krizi bünyesini teslim aldı.
Dizlerinin bağı çözüldü, kendini banyonun soğuk, steril fayanslarının üzerine bıraktı. Ellerini ağzından çektiği an, ciğerlerini yırtan bir hırıltıyla birlikte dudaklarının arasından birbiri ardına kırmızıya boyanmış taç yaprakları döküldü. Avuçlarının arasına, fayansın üzerine sarhoş edici derecede tatlı kokan, kanla lekelenmiş pembe beyaz açelya yaprakları saçıldı. Kaburgaları her nefes çabasında acıyla kasılıyordu. Günlerdir süren açlığın bitkinliği, ciğerlerindeki bu sarmaşıkların baskısıyla birleşince gözlerinin önü karardı.
Sadece birkaç saniye sonra banyonun dış kapısı gürültüyle açıldı. "Milan! İçeride misin?" Batu'nun sesi kapıdan duyuldu. Ardından Barış'ın endişeli nefes alıp verişleri duyuldu. "Milan, kapıyı aç lütfen. Neden kaçıyorsun, neyin var?"
Milan panik içinde yerdeki ve ellerindeki kanlı yaprakları toplamaya çalıştı. Titreyen uzun parmaklarıyla yaprakları cebine tıkıştırmaya çalışırken kan fayansa bulaştı. Dudaklarını tişörtünün koluyla hırsla sildi. Göğsünü yırtmak isteyen yeni bir öksürük krizini bastırmak için dişlerini kendi alt dudağına geçirdi, tadı ağzındaki kanla karıştı. "Ben iyiyim ya," diye seslendi kabinin içinden. "Sadece midem bulandı. Yediğim bir şey dokundu herhalde."
Kabinin hemen dışında duran Barış, alçak ve içten bir sesle kapıya hafifçe vurdu. "Aç kapıyı Milan. Rengin bembeyazdı. Gerçekten iyi olmadığını biliyorum. Benden mi saklıyorsun?"
Benden mi saklıyorsun?
Bu soru, Milan'ın göğsünün tam ortasındaki o sarmaşıkları bir kez daha şahlandırdı. Sebebi olduğu bir şeyi ona nasıl söyleyebilirdi ki? Milan'ın kimseyi endişelendirmeye hakkı yoktu, o daha kendine yetemiyordu. Milan başını soğuk kabin kapısına yasladı, gözlerinden süzülen yaşlar yanaklarındaki kan izlerine karıştı. Ağzındaki tatlı, çürük çiçek tadıyla gözlerini kapattı.
Kapının arkasındaki adamın hiçbir zaman öğrenmemesi gereken gerçekle ve ciğerlerini saran öldürücü çiçeklerin kokusuyla baş başaydı. Tek başınaydı ve bu karanlıkta kalmaya mecburdu.
—
Güneş, evin yüksek pencerelerinden içeri süzülürken salonu parlak ama soğuk bir ışıkla dolduruyordu. Mutfaktaki masanın üzeri, yeni uyanmış altı gencin neşeli sohbeti, çatal bıçak sesleri ve taze demlenmiş çayın kokusuyla doluydu. Dışarıdan bakıldığında burası, hayallerini yaşayan genç bir müzik grubunun huzurlu sabahı gibi görünüyordu.
Ancak Milan Önder için bu masa, her sabah kurulan ve kendisinin idam sehpasında oturduğu bir mahkeme alanından farksızdı. Milan için var olmak, uzun süredir keskin bıçaklar üzerinde yürümek demekti.
Milan Önder güzel olmak zorundaydı. Yetersiz görünmeye, bir gram bile fazlalığa hakkı yoktu. Bu acımasız inanç, onu tabağına konan her yiyecekten tiksindiren ağır zindana kitlemişti. Günlerdir sürdürdüğü açlığın getirdiği derin baş dönmeleri ve halsizlik, bedenini bir tüy kadar hafif, bir o kadar da kırılgan kılmıştı.
"Milan, tabağındaki zeytinle vedalaşmayı düşünüyorsan ye artık kanka," dedi Efe, gülerek kendi ekmeğine bolca reçel sürerken. Miraç masanın diğer ucundan atıldı. "Harbi ya, yarım saattir aynı salatalık dilimine bakıyorsun. Yemeyeceksen ver bana."
"Yok, yiyeceğim." dedi Milan zoraki bir gülümsemeyle. Sesinin pürüzsüz çıkması için büyük bir çaba sarf etti. Tabağındaki küçük salatalık diliminden minik bir ısırık aldı ama boğazından aşağı inen her parçacık midesinde taş gibi birikti. "Biraz daha peynir al bari," dedi Oğuzhan, tabağı Milan'a doğru iterken. "Dün akşamdan beri doğru düzgün bir şey yemedin."
"İştahım yok pek, midem hassas bu aralar," diye geçiştirdi Milan. Bakışlarını masadan uzak tutmaya çalışıyordu ama tam karşısında oturan adamı görmezden gelmek imkansızdı. Barış masanın başında, elindeki çay kupasıyla sessizce oturuyordu. Kıvırcık saçları alnına düşmüş, üzerindeki bol hırkayla her zamanki gibi zahmetsizce güzel görünüyordu. Barış'ın varlığı bile Milan'ın göğsünde tatlı ama yakıcı bir sızı başlatmaya yetiyordu.
Barış bakışlarını Milan'a çevirdi. Göz göze geldikleri tek saniyede, Barış'ın yüzünde derin bir endişe belirdi. "Milan, gerçekten iyi görünmüyorsun," dedi yumuşak bir sesle. "Gözlerinin altı morarmış, yüzün kireç gibi. Yemeğini de yemiyorsun. Bir yerin mi ağrıyor? Bugün dinlen istiyorsan?"
Sadece kalbim ağrıyor, diye düşündü Milan.
"İyiyim Barış, abartmayın," dedi Milan başını öne eğerek. Arda araya girdi, "Valla bence de bir garipsin kanka. Kaç gündür dalıp dalıp gidiyorsun. Bize söylemediğin bir şey mi var?" Batu da sandalyesine yaslanıp Milan'ı inceledi. "Bak, albüm hazırlıkları yüzünden stres yapıyorsan hiç gerek yok. Hallederiz hep birlikte."
Herkesin odağı bir anda onun üzerine çevrilmişti. Dışarıdan gelen bu samimi baskı iyi değildi Milan için. Özgüvensizlik ve günlerin birikimi olan derin açlık, başını hafifçe döndürdü. Barış masanın altından uzanıp elini Milan'ın buz gibi olmuş bileğine koydu. "Gerçekten endişeleniyorum Milan," dedi Barış, sesi içtenlikle doluydu. "Bize anlatabilirsin."
Barış'ın teninin teması, Milan'ın bedenine bir elektrik akımı gibi yayıldı. Göğsünün ortasında ince, sinsi bir sızı filizlendi ama Milan dişlerini sıktı. Ciğerlerindeki ağırlığı, boğazına tırmanan tanıdık gıdıklanmayı var gücüyle geriye itti. Öksürmeyecekti. Şu an değil. Bu masada, bu gözlerin önünde o zayıflığı gösteremezdi, dün yeterince kötüydü zaten. Sessizce, bileğini Barış'ın tutuşundan yavaşça çekti. Bakışlarını tabağına dikti.
"Gerçekten bir şeyim yok," dedi Milan, ses tonunu olabildiğince düz ve sakin tutmaya çalışarak. "Sadece uykumu alamadım. Kahvaltıyı bitirdiyseniz ben lavaboya geçip elimi yüzümü yıkayayım, stüdyoya erken gidelim."
Barış elinin boşta kalışıyla kalakaldı. Milan'a bakarken gözlerindeki cevapsız sorular büyüyordu. Milan sandalyesini geriye çekip masadan kalktı. Göğsündeki daralma hissini, ciğerlerine batan ince dikenleri adımlarının altına gömmeye çalışarak sakince salondan çıktı. Masadakilerin arkasından gelen sessiz ve kaygılı bakışlarını sırtında hissediyordu ama dik durdu.
Banyoya girip kapıyı arkasından kilitlediğinde, aynadaki yansımasıyla baş başa kaldı. Derin, titrek bir nefes aldı. Atak geçirmemişti, kendini tutmayı başarmıştı. Sırrını şimdilik saklamıştı ama göğsünde büyüyen sarmaşıklar, kaçınılmaz sonu her geçen saniye biraz daha yaklaştırıyordu.
—
"Şarkının köprü kısmını tekrar alıyoruz," dedi Oğuzhan, cam bölmenin arkasındaki masasının başında kulaklığını ayarlarken. "Miraç, arka vokalleri biraz daha parlak istiyorum. Milan, sen de rap kısmında Barış'la aynı hissi yakalamaya çalış, harika gidiyorsunuz."
Milan başıyla onayladı. Mikrofonun karşısına geçip kulaklığını takarken Barış da hemen yanındaki stantta yerini aldı. İki sesin birbirine karışması gerekiyordu. Milan, ciğerlerindeki dikenli dalların baskısına rağmen sesini stabil tutmak için üstün bir çaba harcadı. Barış'ın zahmetsizce akan sesine eşlik ederken göğsünün ortasında filizlenen acıyı bastırmak zorundaydı. Nefesini kontrol etti. Kendi zihninde yarattığı yetersizlik korkusu yüzünden attığı her adımda titizleniyordu. Barış yan gözle ona bakıyor, gözlerindeki samimi hayranlıkla Milan'a gülümsüyordu.
İki saatlik yoğun çalışmanın ardından, kulaklığa Oğuzhan'ın tatmin olmuş sesi yansıdı. "Çok iyi oldu çocuklar. Sonunda o duyguyu yakaladık. On dakika ara verelim."
Milan derin bir nefes alıp kulaklığını çıkardı. Tam o sırada stüdyonun ağır ses yalıtımlı kapısı açıldı. Dışarıdaki dinlenme alanından içeri giren Batu'nun elinde telefonu vardı. Yüzünde heyecanlı bir tebessüm vardı. "Millet, bir saniye bakabilir misiniz?" dedi Batu, telefonun ekranını gruptakilere doğru sallayarak. "Az önce Kılıç Bey aradı."
Efe oturduğu döner koltuktan ona döndü. "Ne diyor Kılıç Bey?"
"Sesi çok iyi geliyordu, kayıtlara bayılmış," dedi Batu neşeyle. "Sonra da 'Çocuklar hazır stüdyodayken taraftarları daha fazla bekletmeyin, şöyle tatlı bir canlı yayın açın da yeni albümün müjdesini verin' dedi. Beş dakikaya yayın açmamızı istiyor."
"Süper fikir!" dedi Efe, oturduğu koltukta doğrulup saçlarını düzelterek. "Harika," diye Efe'ye katıldı Arda da gülerek. "Kılıç Bey diyorsa bir bildiği vardır."
Herkes neşeyle yayına hazırlanmaya başlarken Milan'ın içini ani bir panik kapladı. Kılıç Bey onu çok seviyordu, gruptaki herkes ona gözü gibi bakıyordu, ama Milan kendi kafasında kurduğu devasa yetersizlik düşüncesinden bir türlü kurtulamıyordu. Canlı yayın demek, binlerce insanın onu ekrandan izlemesi, yüzündeki her mimiği incelemesi demekti.
Bedenini günlerdir maruz bıraktığı açlık, bu ani zihinsel baskıyla birleşince başı hafifçe döndü. Kılıç Bey'in ona olan inancını ve gruptakilerin sevgisini boşa çıkarmamak, ekranda kusursuz görünmek zorundaydı. Barış, Milan'ın hafifçe bocaladığını fark edip anında yanına yanaştı. Elini Milan'ın sırtına yumuşakça koydu. "İyi misin?" diye fısıldadı içten bir endişeyle. "Yorulmuş görünüyorsun. İstersen yayın boyunca sen arkada rahatça otur, hiç kendini zorlama."
"Yok, iyiyim," dedi Milan, Barış'ın gözlerine bakmamaya çalışarak. Yüzüne zoraki ama kusursuz bir gülümseme yerleştirdi. "Açalım yayını. Ben gayet iyiyim." Göğsünün derinliklerindeki dikenli dallar, Barış'ın yakındaki varlığıyla biraz daha büyüdü, boğazında ince, tatlı bir kan tadı bıraktı. Milan gülümsedi. O kameranın karşısına geçecek ve ne kadar canı yanarsa yansın, herkes için kusursuz rolünü oynamaya devam edecerkti.
Oğuzhan telefonunu tripodun üzerine sabitleyip ekranı tam grubun ortasına hizaladı. "Hazır mısınız? Başlatıyorum!" dedi heyecanla. Arda saçlarını son bir kez düzeltip sırıttı, Batu ve Efe koltuğa yan yana kuruluverdi. Miraç arkada gitarıyla şakalaşırken Barış, Milan'ın hemen yanındaki yerini aldı. Milan çenesini sıkarak o sızıyı var gücüyle geriye itti. Öksürmeyecekti, kendine hakim olacaktı.
"Ve... yayındayız!" Oğuzhan'ın bağırmasıyla ekranda izleyici sayısı saniyeler içinde binlerden on binlere fırladı. Ekranın sol alt köşesinden mesajlar, kalp ikonları ve renkli emojiler ç bir sel gibi akmaya başladı.
"Selam millet!" diye söze girdi Batu, kameraya el sallayarak. "Stüdyodayız, yeni albümün kayıtları tam gaz devam ediyor. Kılıç Bey'in ricası üzerine size küçük bir sürpriz yapalım dedik."
Gruptakiler sırayla neşeyle konuşuyor, hayranların sorularına şakayla karışık cevaplar veriyordu. Milan ise yüzüne yerleştirdiği zarif tebessümle kameraya bakıyor, arada grup arkadaşlarında gezdiriyordu bakışlarını. Yüzündeki en ufak bir yorgunluk ifadesinin, gözlerinin altındaki hafif morlukların ekran karşısındaki binlerce insan tarafından fark edilmemesi için üstün bir çaba harcıyordu.
Fakat akıp giden yorumların hızı arttıkça, Milan'ın gözleri istem dışı ekrandaki yazılara kaydı.
Gruptakilere gelen övgü dolu mesajların arasında, kendi zihnindeki kabusu besleyen cümleler birer birer belirmeye başladı.
"Milan bugün yine çok sessiz, sırf kadrajı güzelleştirmek için oturtmuşlar, sanki işlevsiz bir bebek haha."
"Çocuk gerçekten çok yakışıklı ama grupta ne iş yapıyor tam çözemedim. Model olsaymış ya?"
Kılıç Bey onu ne kadar sevse de, gruptakiler ona ne kadar değer verse de dışarıdaki dünya onu sadece yüzden ibaret görüyordu. Bu düşüncelerin yarattığı zihinsel baskı, günlerdir midesine girmeyen yiyeceklerin getirdiği fiziksel bitkinlikle birleşince, Milan'ın başı aniden hafifçe döndü. Ekrandaki yazılar bir anlığına birbirine karıştı. Barış, Milan'ın yanındaki bocalayışını ve yüzünün bir anlığına sarsıldığını fark ettiği an sohbeti bozmadan hafifçe ona doğru eğildi. Kamera açısının dışından elini Milan'ın dizine koydu. "İyi misin?" diye fısıldadı.
Milan boğazına yükselen küçük gıdıklanmayı yutkunarak bastırdı.
Yüzündeki gülümsemeyi bir an bile bozmadı. Bütün gücünü toplayarak kameraya baktı, Barış'ın elinin üzerindeki sıcaklığını görmezden gelmeye çalışarak hafifçe başını salladı. "İyiyim," diye fısıldadı Barış'a doğru, sadece onun duyabileceği bir tonda. Sonra sesini biraz yükseltip ekrana doğru tatlı bir tebessüm gönderdi. "Kayıtlar harika gidiyor millet, yeni albümde çok güzel sürprizlerimiz var."
Gruptakiler neşeyle onun lafına katılırken Barış, gözlerini bir süre daha Milan'ın yüzünde tuttu. Milan'ın bu kusursuz görünen maskesinin ardındaki derin yorgunluğu hissedebiliyordu ama üstelemedi.
—
milan önder:
baris
uyuyor musun
baris:
daha değil
uyuyacağım ama🦦
yoğundu bugün baya
neyseki baba tahliye
sen nasıl oldun
bi gidip geliyosun sanki
milan önder:
iyiyim iyi
album stresi
baris:
bunu benden duymak ne kadar inandırıcı gelir bilmiyorum ama
iyi bir iş çıkaracağız
yüklenme kendine bu kadar
milan önder:
guzel gozukuyor muyum
baris:
ne
milan önder:
guzel gozukuyor muyum
basit soru
baris:
soruyu anladım
bana neden sorduğunu anlayamadım
evet? sanırım
insanlar görüntünü seviyor
milan önder:
bir seyi sevmek icin yalnizca goruntuye bakmak yeterli mi
baris:
baksa da içini göremeyecek insanların fikri önemli mi
milan önder:
degil
o yuzden sana sordum
baris:
kilo verdin gibi
onun dışı bir değişim yok
aynı gözüküyorsun
milan önder:
ayni demek guzel mi yani
baris:
sanırım?
dış görünüşe takılmayalım
milan önder:
takilmayalim
iyi geceler baris
baris:
iyi geceler milan
