Actions

Work Header

I Dont Smoke

Summary:

Except for when im missing you, to remember your mouth how is tasted true

Notes:

Get Back era ve Early Beatles arasında zaman makinesi, flashback misali sürekli bir geçişin olmasını istedim. Tek solukluk kısa bir hikaye umarım olmuştur. Ya da boşver bilmiom sg

Work Text:

Arada bir yapılan zorlama şakalar, ekibin küçük sohbetleri ve onları çeken kamera olmadığında, aslında stüdyo oldukça sessizdi. Herkes bir müzik grubu olmanın verdiği son ekip ruhu kırıntılarıyla (gözyaşı,ter ve saç yağı) Get Back albümünü çıkarmaya hazırlanıyordu.

 

***

 

Henüz bitmiş savaşa inat umarsızca dönen Dünya, kararlıca verimliliğini sürdüren bir Avrupa, şevkle arasından geçmiş İngiltere, sinir bozucu bir şekilde, hevesle hayat akışının devam ettiği kocaman şehir Liverpool'da, bir nota bir söz, ilham ve de aşk, bu saydıklarımızın hepsini unutturabilir...

Ivan Vaughan, yakın arkadaşı John'un kilise bahçesinde ki konserine gitmek için yanına John'un da sevebileceğini düşündüğü başka bir arkadaşını davet etmişti.

"Grubunun adı ne demiştin?" diye sordu Paul

"The Quarry Men" dedi Ivan, şimdilik John ve grubunu uzaktan seyrediyorlardı.

Paul karşısında çalıp söyleyen genci süzdü, şekil verip havaya diktiği saçlarıyla, deri ceketi ve yansıttığı atmosferle aykırı bir tarzı vardı. O zamanlar müzikle uğraşan aykırı gençler birbirini bu şekilde fark ediyorlardı. Gitarını profosyonelce kullanan John pekte özenilerek yazılmamış bir şarkıyı enerjiyle söylüyor, sahneye olan hakimiyeti onun liderliğini belli ediyor, aynı zamanda kendini müziğede kaptırıyor ve Paul'a onun gerçek bir müzisyen olduğunu düşündürüyordu. "Bu çocuğun ve onun grubunun peşine takılabilir, müziği bu şekilde icra etmek için her yola böyle birisiyle sapabilirim" Paul ilk defa plansız ve muhakemesiz bir karar vermişti o an.

Konser bittikten sonra Ivan ve Paul John'un yanına gitti. Paul o zamanlar zaten gitarını heryere taşıyordu ve hemen çalıp yeteneklerini göstermekten çekinmedi.
Paul gitarı çok usataca çalıyordu, zorlu bir parçayı şık bir şekilde çaldı ve John onda ki yeteneği fark etti içinden bir an "bu eleman kesinlikle birlikte müzik yapmak isteyeceğim türden biri" diye geçirdi.

 

***
"Artık eve gidebilir miyiz? dedi Yoko.
"Son bir kayıt daha yapacağız" Paul cevabını verirken pasif agresif olmamaya çalıştı, oldum olası Yoko'dan hazetmemişti, saygısını bozmuyordu ancak gardınıda indirmiyordu. Johnla başbaşa kalmak istiyordu ama bir türlü hayat buna izin vermiyordu artık "çok geç" diyordu ona ve Paul'a göre Yoko'd bu engelin bir parçasıydı. Linda'da onun hayatının aşkıydı, çocuklarının annesi ve kendi annesinden sonra onu en iyi anlamış kadındı. Ancak Paul her zaman John ve Linda'yı farklı kulvarlarda görmüştü. Linda Linda idi ve John'da Jhondu, ama ona göre John bu ayrımı kendisi kadar iyi yapamıyordu.

Birlikte şarkılar yazıp, şakalar yapıp sürekli birlikte geçirdikleri günlere ne olmuştu? Evet o zamanda sevdikleri kadınlar olmuştu ama yanyana geldiklerinde sanki tüm dünyayı unutuyorlardı, birlikte vakit geçirirken hissettiklerini onlara sanki başka kimse hissettiremezdi. Aralarında ki çekim daha uyumlu olmalarına, uyumda daha başarılı, başarıda birlikte mutlu olmalarını sağlamıştı. Peki bir anda ne olmuştu onları sıkıntıya sokan? Kavgaları sıklaşmıştı. Tüm dünyayı unutmalarını sağlayan çember eskimiş, pas tutmuş, içi sıkıntıyla dolmuştu ve artık içine girdiklerinde boğuluyorlardı. İkiside birbirine hasret değil miydi oysa? Son zamanlarda yaşadıkları bu histerik durumlar grubun performansınıda etkiliyordu. Düzensizliği ve kirliği sezmek Paul'u daha da geriyordu.

 

***

Paul ve John, Paul'un Quarry Man'e katılmasından sonra birbirlerini iyice tanımışlardı.
Neredeyse her gün okuldan kaçıp müzik yapmak ve takılmak için birbirlerinin evine gidiyorlardı. John Paul'a göre çok daha aykırı,plansız, ani kararlar veren biriydi. Birazda tutarsızdı. Paul bundan rahatsız olmuyordu. John'un müzik kulağını ve atılımlarını etkileyici buluyordu, onun cesaretli halinden kendi de etkileniyordu. John, Paul'un yanındayken sanki ona ayak uydurmaya çalışıyor gibiydi. Tez zamanda birbirleriyle hızlıca kaynaşmış ilişkileri yakın ahbaplık seviyesine gelmişti. Birlikte şarkı yazmaya başladılar, akıllarına gelen her kelime yapboz gibi birbirini tamamlıyordu. Sanki içlerindeki öznelerin eksik parçalarını birbirlerinde buluyor gibiydiler. Bu sayede aralarında ki kimya git gide daha uyumlu hale gelmişti. Gruba Paul'un arkadaşı olan George katılmıştı.

Quarry Man grubu kendi çapında bir başarı yakalamaya çok yakınken bateristleri Colin Hanton ayrılmayı istemişti ve bu grupta bir gerginliğe yol açtı. Ancak eninde sınunda Colin ve asıl üçlümüz yolları ayırdı. Fakat sonrasında bir o kadar yetenekli Richard'ı bulmaları pek uzun sürmedi. Grup yeni projelerini düşünürken John ve Paul, bu gelişmelerin hepsini birlikte atlatmışlardı ve sonradan Ringo diyecekleri arkadaşlarının katılması sonucu geleceğe daha da umutla bakıyorlardı..

 

***

 

"John, bir dakika konuşabilir miyiz?" dedi Paul sesinde pasif agresif bir ton vardı. John ile Yoko el ele tutuşmuş çıkmak üzereydiler. John Yoko'nun ellerini tutan ellerine baktı, ardındanda Yoko'ya yaşadığı karasızlıktan sonra
"Yoko,sen eve önden gidebilir misin?" dedi kaygılı ve pişman bir tonla. Yoko John'un Paul'a bir şekilde karşı koyamadığını seziyordu sakince başını salladı ve stüdyoyu terk etti. John bunu yaptığı için pişmandı, geçmişteki davranışları ona acı veriyordu, sanki Yoko onun bunu telafi etmesi için gönderilmiş bir şanstı, bu yüzden John Yoko'yu yanlız bırakmak zorunda kaldığımda hem onun üzüldüğünü düşünerek üzülüyor, hemde kendine ihanet etmiş gibi hissediyordu

 

***

 

Grup yeni çıkartacakları albüm için her gün kayıt yapıyordu, o gün stüdyoda işleri bitmişti. Her şarkıda olduğu gibi bu şarkınında çok sevileceğini biliyorlardı. John ve Cynthia herkes gibi tam ayrılıp eve gidecekken Paul John'a hafif alaycı neşeli ve yaramaz bir tonla
"Hey! John bir dakika zamanın var mı?
John hiç tereddüt etmeden "Tabii ki" deyiverdi. Paul'u gerçekten çok seviyordu ve onunla daha fazla vakit geçirmek varken neden bu şansı kaçırsın ki? John bir an herşeyi unuttu ve Paulla kayıt odasına yürümeye başladılar. Cynthia neye uğradığını şaşırmıştı. John'un bu tavırlarına anlam veremiyor, söz konusu Paul olduğunda herşeyi unutup ihmal etmesine morali çok bozuluyordu.

"John! nereye gidiyorsun?"

"Ah Cynthia canım bu akşam eve kendin dönebilir misin ben geç gelirim."

"Tamam.."
John'da kesinlikle Cynthia'ı anlamıyordu. İki kişiyi aynı anda sevemezsiniz, sonunda sizi sevenleri kırdığınızla kalırsınız ve üzülen siz olursunuz.

 

***

"Bak bu grup böyle daha uzun dayanmaz, dağılmanın eşiğindeyiz ve kimse hiçbirşey yapmıyor. Bazı şeyleri yeterince ciddi almıyormuşuz gibi hissediyorum."
dedi Paul.

"Bu konuyu neden diğerlerinede açmıyorsun?" John sakin ve tok bir ses tomuyla sordu, tüm ilgisini veriyordu.

Paul bir sigara yaktı ve çıkıştı. Sigaranın tadı hep aynıydı, geçmişe kaçış gibi..
"Çünkü gerginlik yaratmak istemiyorum, biz bir düzen oturtursak işleri yine yoluna koyabiliriz. Senin takım ruhundan yararlanmak istemiştim ama bakıyorum artık kendi iradeni bile kullanmıyorsun."

 

***
John ve Paul kayıt odasında oturmuş güle oynaya yapacakları yeni bestelerden bahsediyorlardı. Paul eline violin bass gitarını aldı ve saçmaladığı sözlerle bir şarkı söylemeye başladı John aynı zamanda elinde ki deftere notlar alırken aynı zamanda kendi aralarında ki şakaları içeren müziğin eşliğinde bir ritim tutmuştu.

***

"Saçmalama Paul. Herşeyi kontrol edemezsin anladın mı? Asıl gerginlik yaratan sensin, herşeyden şikayetçisin. Bak bu gün gayet neşeli ve sakindi, neden sürekli kararsız davranıyorsun?" John endişeli ve yorgun duruyordu.

"Her şeyi kontrol etmeye çalıştığım yok ancak bazı yılışıklar benim umursadığım kadar bu grubu umursasaydı herşeyi planlamaya çalışmak bana kalmazdı anlıyor musun? Tabii ki anlamıyorsun! Artık bana karşı tüm algılarını kapatmışsın resmen. Sen yanlızca aklının doğrusuna gitmeye başladığından beri herşey rayından çıktı zaten!" Paul' un sesi yükselmişti.

 

***
İkili makara yapmaya devam ediyordu, sürekli konudan konuya atlıyorlardı.
"Kadınlar çok tuhaf değiller mi ama?" Paul kıkırdadı ve John'u güldürmek için muhtemelen cinsiyetçi sayılabilecek bir kadın taklidi yapmaya başladı. John güldü
"Zorlamana gerek yok dostum kaltaklardan zaten daha güzelsin!" diye haykırdı.
Paul şakaya kendini çok kaptırmıştı sesini inceltirken bir anda John' un kucağına fırlayıverdi.
John elindeki notalara ve Paul'un taklidine kendini çok kaptırdığı için bunu pek umursamadı. Hazır orda bulunan Paul John'un notlarına baktı. Eliyle masanın üstündeki gitara uzandı ve zorda olsa çalmaya başladı, iki adam koltuğa sığmıyordu elbette ama Paul o sırada notalar ve sözler hakkında konuşmaya başlamış, oturduğu yerden kalkmayı unutmuştu. İkiside buna aldırış etmedi, fikir o anda geldiyse şarkının ne kadar tuhaf bir şekilde yazıldığının bir önemi yoktu.

 

***

"Paul sakin olur musun? Söylenmeni dinlemek için mi beni buraya çağırdın?"

"Hayır seni APTAL! grup hakkında ki düşüncelerimi bil istedim, birlikte anlaşıp bir plan yapalım istedim ama sen hiç yardımcı olmuyorsun."

 

***
John bir sigara yaktı ve sohbete devam etti.
"Paul, bazı aşk şarkılarını bir kadını düşünerek yazmadığımda içinin boş olduğunu düşünüyorum, sencede böyle değil mi?

"Tabii ki, şarkıyı hissedemezsen insanlar onu dinlerken deneyimleyemez, bir şarkı yazıyorum, tanımadığım bir adam o şarkıda kendini bıluyor mesela." Artık yanyana oturuyorlardı.

"Peki ya adam erkeklerden hoşlanıyorsa, o zaman senin bir kıza yazdığın şarkıda kendini nasıl bulsun?" John güldü "İnsanlar her şarkıda kendini bulmaz bence, ancak senin hislerini müze gibi uzaktan izler ve sanatsal haz alabilir."

Paul gözlerini devirdi sırıtarak.
"Hadi ama hisler cinsiyetle alakalı değildir John! Hele şu sigarandan bi fırt ver.."
Paul rahatça John'un sigarasından uzun bir nefes çekti,seri şekilde nefesini geri verdi ve açıklamaya devam etti.
"O adamı anlaman için onun gibi olman gerekmiyor."

"Tıpkı benimde seni anlamam için senin gibi olmam gerekmediği gibi" deyiverdi John bir anda. Paul'un gözleri fal taşı gibi açıldı, ardından rahatlayıp güldü, "Evet, aynen.."

 

***
John Paul'u yatıştırmak için çıkıştı tekrar

"Seni anlamadığımı mı söylüyorsun?"

"ÖYLE GÖRÜNÜYOR, HEY BAKSANA! BIRAK GRUP DAĞILSIN TAMAM MI? Yarın ölseydim umurunda bile olmazdı-"

"PAUL" John ilk defa sesini yükseltmişti, Paul dehşet içinde, sinirli ona bakıyordu. Sigarasını içmek istedi ama sigaranın bittiğini fark etti ve hışımla onu ağzından geri çekti. John Paul'a bir adım daha yaklaştı ve gözgöze geldikleri sırada şunları söyledi..

 

***
John ve Paul birbirine bakakalmıştı, tuhaf durumu belki giderir diye John sigarasından içmeye çalıştı ama sigara çoktan bitmişti. Dudakları bağımlı olduğu şeyi henüz ararken, Paul'la dudakları birbirini buldu..

 

***

 

Gözlüklerini indirerek:
"Paul, ben hala o gün Liverpool'da tanıştığın aynı adamım..."