Actions

Work Header

Rating:
Archive Warning:
Category:
Fandoms:
Characters:
Additional Tags:
Language:
Türkçe
Stats:
Published:
2026-09-19
Updated:
2026-10-03
Words:
10,305
Chapters:
8/15
Kudos:
5
Hits:
98

Araf

Summary:

Aras, Bodrum'a ayak bastığı ilk gün, çantasına nasıl koyulduğunu bilmediği bir gazete küpürü bulur:

"ESRARENGİZ KAZA"
Bir aile yok oldu.
Tüm aile fertlerinin feci kazada hayatını kaybettiği yazıyor... İyi de buradaydı? Hayattaydı? Ailesinden geri kalan tek kişi oydu? Değil miydi?
Aras parmaklarını kazaya ait soluk fotoğrafta gezdirirken haberin devamı çenesinin dehşetle kasılmasına neden oldu.
Yapılan ilk incelemelerde, aracın kaza yaptığı yol üstünde hiç fren izine rastlanmadı. Sürücünün bayılmış ya da uyuyakalmış olma ihtimali üzerinde durulurken, kazaya yönelik incelemeler...
Paragraf tam burada kesiliyordu.
Tıpkı Aras'ın nefesinin kesildiği gibi.

Notes:

Aras ve Teoman başka bir evrende

Chapter 1: Doğru Bilinen Yanlışlar

Chapter Text

Kaza dedikleri şey bir cümleyle özetleniyor işte: "Araç şarampole yuvarlandı, anne ve baba olay yerinde hayatını kaybetti." Klasik bir haber cümlesi gibi. Onlar gitti, ben kaldım. Neden beni de götürmediler, bilmiyorum. Belki sıra atladılar, belki bana torpil geçtiler. Neyse. Tüm bunlara rağmen nefes alıyorum, yemek yiyorum, sınavlara giriyorum. Arada güldüğüm de oluyor.

Kaza dedim de o zaman 5 yaşındaydım, kendi kendime bakamayacak kadar küçük olduğum için devlet korumasına alınmışım o dönemelere dair anılarım çok bulanık. Lafın özü yurtta büyüdüm. İstanbul'da. Günler birbirinin kopyası gibi: Sabah kalk, kahvaltı et, derse gir. Aynı şeyi durmadan tekrar et. Ama bazen bu zincir kopuyor ve kopunca kaza geliyor, rüyalarıma. Rüya demek yanlış olur aslında, çünkü bunlar hatırladığım şeyler. Gözümün önünde canlanıyor, elimde değil. Araç bir sağa savruluyor, bir sola; demir bükülüyor, toprak kazınıyor, camlar patlıyor. Arkada oturuyorum, kemer takılı, kıpırdayamıyorum. Bağırmak istiyorum, ses çıkmıyor. Annemle babam önümde, sessizce bir o yana bir bu yana sallanıyor. Dokunamıyorum, tutamıyorum, hiçbir şey yapamıyorum. Sadece bakıyorum. Sonra gözlerim açılıyor, ter içinde, nefes nefese. Ve yine kaldığım yerden oyuna devam ediyorum: kalk, ye, derse gir...

Bu döngünün içinde bir de zekam var. Bunu söylemek böbürlenmek için değil, öyleyim. Dersler iyi, sınavlar daha da iyi. Öğretmenler sever beni. Müdür yardımcısı arada odasına çağırır, çay koyar. "Sen bizim gururumuzsun Aras." Ben de gülerim. İçimden. Çünkü bu sözler sizi yanıltmasın. Aslında benden pek haz etmezler. Dik başlılığım hoşlarına gitmez. Lafa karışırım, sorgularım, söylenene boyun eğmem. Ama sınav sonuçlarım var ya... Bırakın ili, ülke genelinde derece yapıyor oluşum tam da bu yüzden katlanıyorlar bana. Vazgeçemiyorlar. Benim başarım onların tablosunda parlayan bir yıldız. O yıldızı söndürmeye kıyamıyorlar. Ama bu sevgi değil. Bu sadece çıkar alışverişi. Dik dur, işini yap, bu sayede kimse sana dokunamaz. Bu da benim hayatta kalma yöntemim.

Tahmin edebileceğiniz gibi bu başarımın peşinde olan sadece Yurt müdürümüz değildi. Geçen ay gene bir mektup geldi. Bodrum'da prestijli bir okuldan, tam burs. "Senin gibi bir öğrenciyi aramızda görmekten onur duyarız" diye başlıyordu. Okurken gülesim geldi, çünkü istedikleri ben değilim. İstedikleri benim sıralamam, benim notlarım, benim adım. Künyelerine yazacakları bir masal. PR işi. "Bakın kimsesiz çocuğu aldık, okuttuk, başarılı yaptık." Vitrindeki mankenim ben. Neyse, burs fena değil yine de. Gerçi paradan çok Bodrum oluşu çelmişti aklımı.

Bodrum. Doğduğum yer. Hatırlamıyorum. Üç müydüm, dört mü, bilmiyorum. Aklımda üç beş şey var: annemin sesi, babamın elleri, bir de tuz kokusu. O kadar. Gerisi bomboş. Ama bana hep aynı şey söylendi: "Akrabalarından kimse seni istemedi Aras, vasi olmadılar, o yüzden buradasın, yurtta, tek başına." Peki neden? Neden istemediler? Ne yaptım ben? Onların kanından değil miyim? Peki bir kez olsun gelip görmekte mi istemediler? Bu soruları çok sordum, cevap gelmedi, ben de sormayı kestim. Ama içimde bir yer hâlâ merak ediyor, hâlâ kurcalıyor. Neden?

İçimde bir ses var. "Git" diyor, "gör, hatırla, canlandır." Başka bir ses de "boş ver, orada kimse yok" diyor. Ama o ilk ses susmuyor artık, gece uyutmuyor, rüyalarıma giriyor. Kabuslarım artık kaza değil, o ses. Beni çağırıyor: "Gel, bak, bul." Neyi bulacağımı bilmiyorum ama dayanamıyorum. Uyku yok, huzur yok, sadece o ses. O yüzden gidiyorum.

Her şey ayarlanmıştı yurt ve okul tarafından bana sadece pılımı pırtımı toplayıp gitmek kalmıştı. Bilet, bagaj, otobüs. Koltuk numarasını buldum, cam kenarı. Oturdum, kulaklığı taktım ama müzik açmadım, öyle durdum. Otobüs kalktı, İstanbul'un ışıkları arkada kaldı. Kafamda tek bir soru dönüp duruyor: "Ben burada ne yapıyorum?" Bodrum'da beni ne bekliyor? Bir hatıra mı, neyi bulmayı umuyorum?

Sabah Bodrum'a sevgili kabuslarımın eşliği ile ulaştık sürekli uyandığım ve bir türlü sabahın gelmediği yolculuk sonunda bitmişti. İndim. Kalabalık. İnsanlar koşuyor, bagajlar çekiliyor, telefonlar çalıyor. O hengame içinde bagajı aldım, çantayı omuza atacakken duraksadım fermuar açık kalmıştı. "Yolda açılmıştır" dedim, kapatayım derken başka bir şey fark ettim. Katlanmış kağıt. Gazete küpürü. Sararmış, eski.

Açtım. Kocaman puntolarla atılmış bir başlık:

**"ESRARENGİZ KAZA."**

Altında soyadım. Araç şarampole yuvarlanmış, tüm aile fertleri hayatını kaybetmiş. TÜM aile fertleri. Ama ben buradayım. Peki ben neyim? Hayalet mi? Metinde bir Yanlışlık mı yapılmıştı? Orada "tüm aile fertleri" yazıyor, ben o ailenin parçası değil miyim?

"Aracın kaza yaptığı yolda hiç fren izine rastlanmadı." Fren izi yok. Sürücü frene basmamış. Neden? "Sürücünün bayılmış ya da uyuyakalmış olma ihtimali üzerinde duruluyor." Cümle yarıda kesilmiş. Biri makasla kesmiş gibi. Ya da biri çıkarmış. Neyi çıkardı? Neyi sakladı?

Etrafa baktım. İnsanlar var, koşuyorlar, kimse beni görmüyor. Ben de kimseyi görmüyorum. Sadece o kağıt var ve o cümle: "Tüm aile fertleri." Ama ben yaşıyorum. Neden? Soğuk ter, sırtım ıslak, ellerim buz gibi. Kafamda geçmişi birleştirmeye çalışıyorum: O gün ne oldu? Nasıl oldu? Kim vardı, kim yoktu? Hatırlamıyorum. Sadece his var: korku, çaresizlik ve o ses. Annemin sesi.

Çantayı bir daha kontrol ettim, başka bir şey yok. Sadece o küpür. Nasıl girdi? Otobüste mi, İstanbul'da mı, burada mı? Kim koydu? Neden? İnsanlara sordum: "Bunu siz mi koydunuz?" Cevap yok. Muavine sordum: "Ben bir şey koymadım abi." Güvenliğe gittim: "Kameralara bakar mıyız?" "Bakamayız, izin lazım." Kimden? "Müdürden." Müdür nerede? "Bilmiyoruz." Ne zaman gelir? "Bilmiyoruz." Harika. Sakin ol Aras. Her şey yolunda. Sakin.

O an anladı Aras, bu gün burada kendi isteği ile bulunmadığını. Birisi onu buraya gelmesi için yönlendirmişti. O yüzden buradaydı tamamıyla yabancı ve bir başına kaldığı bu şehirde doğru bildiği bir şeyler fena halde yanlıştı