Chapter Text
°•Jisuk•°
Profesörüne bakıp "Ben senin oğlunum." Dedi.
Her birimiz ikiliyi izlerken, profesörü Wooin sözünü bitirdiği an yüksek bir sesle "Sen benim oğlum değilsin!" Dedi.
Sesini alçaltarak "Oğlum olduğunu düşündüm fakat yanılmışım. Benim oğlum güçlü, zeki, cesur biriydi. Sen, sende bu özelliklerin hiçbiri yok." Dediğinde Wooin'in gözünden bir yaş aktı.
Herkes onun en zayıf noktasının Profesörü olduğunu bilirdi fakat bu denli olduğunu bilmiyorduk. Onun ağlayan yüzünü ilk defa görüyorduk.
Profesör arkasını dönüp giderken Wooin arkasından kırgın bakışlarla ona bakıyordu.
Bir süre sonra gözündeki yaşı silerek arkasını döndüğünde hepimizin bakışlarıyla karşılaştı.
Birkaç saniyeliğine tereddüt ederek olduğu yerde durup her birimize tek tek baktı. Yüz ifadesinden sanki 'beni böyle görmemeliydiniz' ifadesi vardı.
Fazlasıyla üzgün görünüyordu gözlerindeki yaşlardan görebildiğimiz kadarıyla. Her türlü duygu vardı o bakmaya kıyamadığım gözlerinde.
Bizi takmayıp yürümeye devam etti. Aramızdan geçerek alandan ayrıldı.
Hiç kimse bir şey demiyorken, diyemiyorken "Gerçekten mi?" Deyip Wooin'in arkasından koşmaya başladım.
Merdivenlerden iniyordu, ayak seslerinden anladığım kadarıyla. " Wooin dur." Diye bağırdım. Sanırım beni dinlemeyecekti çünkü koşmaya devam ediyordu.
Gücünü kullanmıyordu ve bu benim işime yarayacaktı. Rüzgar gücünü kullanarak onun olduğu kata hızlı bir şekilde koştum.
Arkasından onu gördüğümde hemen önüne geçmeye çalıştım. Bir anda karşısına çıkmamla geriye bir adım attı. Yangın merdivenini seçmesi iyi olmuştu. Kimse bizi görmeyecekti sonuçta.
Dengesini kaybedip düşecekken onu bir elimle belinden diğer elimle de başından tutmuştum. Dans eden bir çift gibiydik şu an bu pozisyon yüzünden.
Birbirimizin gözlerinin içine bakıyorduk. Ben onun yaşlı gözlerine bakıyordum. O ise benim özlem dolu gözlerime.
Ne yaptığımın farkına vardığımda onu kendime doğru çekerek dik durmasını sağlamıştım. Fakat bu da bir hataydı.
Fazla yakındık birbirimize. Nefesini verdiğinde nefesini yüzümde hissetmiştim. Yüzü bir bahar esintisi kadar güzeldi. Kiraz rengini aşan o dudakları öyle öpülesi duruyordu ki.
Islak ve uzun kirpiklerinin altındaki gri göz bebekleri bana aitmiş gibi gözüküyordu. Öyle güzel bakıyordu ki bana, bir kez daha hissetmiştim kalbimin ağrısını
Normalde başka biri olsa şu an büyük ihtimalle ağır yaralı olurdu. Sonuçta ben Jisuk'tum kimse bana bu kadar yaklaşamazdı. Fakat bu Wooin'di. Ona zarar veremezdim.
Yüzlerimiz arasında 5 cm ya var ya yoktu. Birine bu kadar yaklaşmak rahatsız edici olmalı fakat konu Wooin olduğunda anlayamadığım bir şekilde her şey değişiyordu.
Gözünden bir yaş daha düştüğünde tüm bu düşüncelerden uzaklaşıp onun yaşadığı şeyleri tekrar hatırladım.
Onu tam bırakacakken "Ji- Jisuk beni bırakma." Dedi kekeleyerek. Ona şaşırmış gözlerle bakarken onu kendime daha fazla çekip başını boyun girintime koydum.
Ona sarılmanın verdiği haz başkaydı. Sonsuza dek belinden tuttuğum bu kişiye sarılmak istiyordum. Sarılıp ölümün ardında bile bırakmamak
Bir şey demese, yapmasa bile şaşırdığından emindim bu hareketime karşılık.
Sağ elimle belinden tutarken sol elimle saçlarını okşuyordum.
Şimdiye kadar sadece birkaç damla yaş gelmişti gözünden fakat şimdi şiddetleniyordu. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştı.
Tek bir göz yaşına kıyamadığım bu güzellik benim kollarımın arasında ağlıyordu. Bir defaya mahsus gülümsemesini görmek isterken göz yaşlarını görüyordum. Yalnızca bir kere bile olsa kahkahasını duymak isterken hıçkırıklarını duyuyordum.
Kulağına güzel şeyler fısıldamaya başladım her ne işe yarayacaksa.. Yaptığımın yanlış olduğunu fark ettim.
Onun saçma sapan yalanlara ihtiyacı yoktu. Onun ağlayacak bir omuza ihtiyacı vardı, onun gerçeklere ihtiyacı vardı.
Ailemi kaybettiğimde ablam bana hep her şeyin iyi olacağını söylüyordu fakat işe yaramamıştı. Hiçbir şey iyi olmamıştı. Her zaman ablamın bana doğruları söylemesini istemiştim. Eğer söyleseydi kendimi yeni dünyama hazırlayabilirdim.
Az önce ona her şey 'geçecek, sorun yok' gibi şeyler diyordum. Şimdi ise ona karşı yalnızca hissettiğim şeyleri söylemeye karar vermiştim.
"Ne var biliyor musun? Siktir et her şeyi." Dedim. Gerçekten ne diyordum ben? Ne olursa olsun devam edecektim buna.
"Hiçbir şey yoluna girmeyecek. Gözlerini her kapattığında kötü anıların geri gelecek. Her uyuduğunda rüyalarında kötü anılarını göreceksin."
Dediğimde ağlaması gittikçe yavaşlamıştı. Bu benim istediğim şey değildi. O bir daha asla ağlamayacaktı bu konu yüzünden. Lakin benim istediğim şey benim yanımdayken duygularını göstermesiydi.
"Fakat bir şey daha var kötü anıların seni bırakmasa bile, rüyaların seni terk etmese bile ben yanında olacağım. Seni asla ama asla, sonucu ne olursa olsun yalnız bırakmayacağım güzellik." Dedim.
Bunları söylediğime ben bile şaşırmıştım. Koskoca Jisuk duygular hakkında konuşmuştu az önce.
Beni duyduğuna emindim lakin kafasını kaldırmadı bir süre daha. Sanırım ne diyeceğini bilmiyordu.
Neden bilmiyorum ama bu beni sevindirmişti. Onun diğer herkesin yanında güçlü olup benim yanımda bir bebek kadar savunmasız olması hoşuma gitmişti.
Kafasını kaldırıp gözlerimin içine baktı. Kalp atışlarımın hızlandığını çok net hissedip, duyuyordum. Gözleri akıttığı yaşlar yüzünden parlıyordu ama bu benim istediğim parlama değildi.
İki eli de göğusümdeydi. Ağlarken ki pozisyondaydı hâlâ. Yalnızca başını kaldırmıştı. "Sö-söz mü?" Dedi, gene kekeleyerek.
İlk ne dediğini anlamamıştım. Ona ne hakkında söz vermeliyim diye düşündüm. Dediklerimi hatırladığımda şaşırdım ilk başta. Gerçekten benden bunu mu istiyordu? Benden onu asla bırakmamamı mı istiyordu? Benden onun yanında olmamı mı istiyordu?
Gülümsedim o güzel, zarif yüzüne bakarak.
"Söz. Söz veriyorum. Gökyüzünde tek bir yıldız bile kalmayana dek yanında olacağım. İncir ağaçları çiçek açana dek yanında olacağım. Yeryüzünde tek bir toprak tanesi kalmayana dek yanında olacağım."
Zaten üzgündü, bu söylediklerim yüzünden başını tekrar aynı yere koydu.
İkimiz de şu an kumar oynuyorduk. Bu an bittiğinde ikimiz de aynı şeyleri yapacağız. Birbirimizden uzak kalacağız. Eski arkadaş saçmalıklarına geri dönecektik.
Bunu istemiyorum. İlk defa birine karşı böyle bir his hissediyordum. Bu hislerim arkadaşça değillerdi. Onu arkadaşım olarak görmüyordum.
Onu istiyordum. Sabah uyandığımda ilk onu görmek istiyordum. Onun kiraz rengi dudaklarına yapışıp saatlerce deliler gibi öpmek istiyordum. Bu düşüncelerden kendimi uzaklaştırmalıydım. O göstermese bile fazla saftı ve ben bu saflığa kirli ellrimle dokunmayaktım..
Beni bu saçma düşüncelerden ayıran şey onun tâkatini kaybedip oturmaya çalışması oldu.
Gözlerine endişe ile baktım. "İyiyim. Sadece.. sadece yorgunum." Dedi.
Konuşmasından bile ne kadar yorulduğunu fark edebiliyordum.
Endişeli yüzüm gitmişti artık. "Sıkı tutun." Dedim gülümseyen yüzümle.
Anlamadığını fark etmiştim fakat bu umurumda olan bir şey değildi. Hâlâ ayakta duruyorken onu kucağıma aldım. "Jisuk dur." Dedi korkmuş tatlı yüzüyle.
"Şşşt sorun yok. Üç gündür uyuyamadığını biliyorum, o yüzden hadi uyu bakalım. Ben seni eve götüreceğim, tamam mı?"
Asık bir suratla bana bakınca ev sözünden rahatsız olduğunu fark etmiştim. Sanırım diğerlerini görmeye hazır değildi.
Hâlâ gülümsüyorken "Tamam başka bir yere götüreceğim seni. Oldu mu?"
Dememle kafasını boynuma koyup gözünü kapatmıştı.
İkimizin de bir an önce durması gerekiyordu. Yanlıştı bu yaptıklarımız ve bunun çok iyi farkındaydım ama bunu yapmak istemiyordum.
Ona ilk defa bu kadar açık, masum olmayan düşüncelerle yaklaşıyordum ve bu ânı mahvetmek istemiyorum.
Onun benden gökyüzündeki bir yıldız kadar uzak olması değil de şu an kucağımda taşıdığım gibi yakın olması ne kadar güzeldi anlatamazdım.
Kucağımda bir kedi misali mayışmıştı. Bu görüntüsüne neler verilmezdi kim bilir.
