Actions

Work Header

Terk Edilme Korkusu

Summary:

Childe ne kadar beklese de Aether çaydanlığa dönmez.

Work Text:

Duvardaki saatin çıkardığı ses her saniye daha sinir bozucu hâle gelirken Childe bacaklarını birbirinin üstüne attı.

Üç saat... Tam üç saattir aynı kanepede oturuyor, saati dikizliyor ve kapının sesini duyabilmek için tüm dikkatini oraya vermeye çalışıyordu. Tam üç saattir Aether'ın çaydanlığa dönmesini bekliyordu.

O gün çaydanlıktan ayrılmadan önce Aether ona Inazuma'daki bir festivale katılmak zorunda olduğunu ve geç geleceğini söylemişti. İşi olmasaydı Childe ona katılmak için ısrar edecekti ama lanet işi buna engel olmuştu. 

Başına bir şey geldiğini düşünmüyordu, gelse bile Aether bununla baş edecek kadar güçlüydü. Yine de endişelenmeden edemiyordu.

Parmaklarını önce alnına yasladı, sonra saçlarının arasından geçirdi. Saatin tıklayışı tekrar tekrar kulaklarına ulaşırken dayanamayıp ayağa kalktı. Şimdi Inazuma'ya tatlı bir ziyarette bulunma saatiydi.


Festivalin bitiminde malikânedeki odasına çekilmiş Ayato, üstünü değiştirirken kapısında duyduğu ufak tıklamalar ile hareketlerini hızlandırdı. Tek parçalı geceliği üstünden kaymasın diye ince kuşağını düzgünce bağladıktan sonra gidip kapıyı açtı.

"İyi akşamlar," dedi gülümseyerek. "Ne güzel bir sürpriz bu."

Aether onun tam olarak anlayamadığı birkaç şey mırıldandıktan sonra iki kolunu öne uzattı. Kendini öylece bırakmadan önce Ayato çabucak onu kucaklayıp kaldırdı ve göğsüne yaslayarak düşmesine engel oldu.

"Kafamız tam yerinde değil bu gece galiba..."

Kıkırdayan Aether başını yukarı kaldırıp sıcacık yanağını Ayato'nun boynunun kenarına yasladı. Gözleri kısık ve yüzü sarhoşluktan dolayı kızarmıştı. Ayato onun saçlarına ufak bir öpücük bastırdı.

Tam bu sırada odaya tökezleyerek giren Thoma, onları görünce rahat bir nefes verdi. "Üzgünüm lordum," dedi Ayato'nun sorgulayan bakışlarını görünce. "Odasını hazırlarken bir anda yok oldu."

"Hiç sorun değil." Bir elini Aether'ın sırtında gezdirirken Ayato sakince konuştu. "Oda hazırlamana gerek yok, onu burada misafir edeceğim."

Aether bu yeni haberi zar zor algılarken başını hafifçe kaldırdı. Thoma, "İyi geceler lordum," diyip kapıyı kapatırken Ayato gözlerini Aether'ın gözlerinde tuttu.

"Festivalde eğlendin mi?" 

"Mhmm..."

"İtiraf etmeliyim, seni böyle sarhoş göreceğim hiç aklıma gelmezdi."

Ayato tarafından taşınırken Aether kendini tutamayıp hafifçe hıçkırdı. "Venti," diye mırıldanarak açıklamaya çalıştı sarhoşluk sebebini.

Onu düşürmemek için dikkatli davranırken yere çöküp ufak masanın arkasındaki mindere oturdu Ayato. Birkaç ayarlama çalışmasından sonra Aether bacaklarını onun belinin iki yanından geçirip kucağına düzgünce yerleşti. Ayato bir elini onun beline yaslarken diğerininin tersi ile alnına dokundu.

Eldivensiz eli rahatlatıcı bir serinliğe sahipti. Alnı sonunda sıcaklıktan kurtulunca Aether iç geçirerek gözlerini kapattı.

Bulundukları pozisyon, Aether'ın güzel yüzü ve yalayarak ıslattığı dudakları Ayato'nun nefesini kesmeye yetiyordu. Belinde duran elini de kaldırıp Aether'ın sıcak yüzünü serin avuçları arasına aldı.

Aether gözlerini açıp kirpiklerinin altından ona baktı. Öylece iki yanda duran elleri Ayato'nun geniş omuzlarını buldu. Geceliğinin inceliği sayesinde kasları ve kemikleri kolayca hissediliyordu. Sarhoş zihni bir şeyler hayal etmeye başlarken Aether seslice yutkundu.

Ayato onun boynundaki çıkıntının yavaşça hareket etmesini izledi. Beyaz teni birkaç gün önce Childe'ın izleri ile işaretlenmişken şimdi tertemizdi. Fatui aklına geldiğinde Ayato parmak uçlarının karıncalandığını hissetti. Aether'ın başını nazikçe geriye eğip boynunu iyice ortaya çıkardı ve dudaklarını yavaşça tenine bastırdı. İz bırakmadan birkaç kere öptü boynunu.

Aether dudaklarını ayırıp birkaç kez ağzından nefes alıp verdi. Tutamadığı birkaç mırıltının Ayato'yu gülümsettiğini, tenine bastırılmış dudakların gerilişinden anladı.

Onun başını tekrar düzelttikten sonra sarışının burnunu hafifçe sıktı Ayato. Aether ona şaşkınca gözlerini kırpıştırdığında gülüşünü bastıramadı.

"Ah Aether," dedi ona sarılarak. "Keşke seni ne kadar sevdiğimi bilseydin."

Kendini bir kez daha onun göğsüne bastırılmış halde bulan Aether'ın gözleri Ayato'nun açık yakasından görünen birkaç bene takıldı. Baş parmağını bir benin üstüne bastırırken Ayato onu izledi.

"Kaç tane benin var?" diye sordu Aether.

Başını hafifçe yana eğen Ayato ona sevgiyle baksa da önceki cümlesi cevapsız kaldığı için kalbi kırılmadan edemedi. Yine de bunu gezgine yansıtmadı.

"Bilmiyorum," dedi Aether'ın dağınık saçlarını düzeltmeye çalışırken. "Daha önce hiç saymadım."

"Sayabilir miyim?"

"Bir anda canlılık geldi sana..." Aether utanarak elini çekecekken Ayato onun elini yakaladı ve parmak uçlarını öptü. "Dene bakalım," dedi nasıl yapacağını merak ederek.

Aether geceliğin düzenini bozup yakayı kenara itti. Ayato'nun omuzları ve göğsü açık kaldığında benlere göz gezdirdi. Onları cidden saymaya başlamadan önce Ayato'ya tekrar izin ister gibi baktı.

O nefesinin altında sayılar mırıldanırken Ayato çıplak beline ve sırtına dokundu. Bir süre sonra Aether omuzlarına tutunarak bedenini kaldırdı.

"Ne yapıyorsun?" diye sordu Ayato o düşmesin diye kolunu tutarken.

Onun arkasına geçmeye çalışırken, "Sırtına bakacağım," dedi Aether, sanki bunu her gün yapıyormuş gibi.

"Afedersin, devam et o zaman..."

Ayato kolunu bırakınca Aether arkasına geçip bacaklarını katlayarak oturdu. Geceliğin üst kısmı Ayato'nun kalçasına doğru iyice kaymıştı. Aether bir elini onun omzuna koyarak sayma işine geri döndü.

Gözleri masadaki renkli ve güzel kokulu muma takılırken Ayato aralarındaki huzurlu sessizliği dinledi ama Aether'ın ıslak dudaklarını sırtındaki birkaç yerde hissettiğinde dikkati dağıldı.

"Aether..."

Güzel, nazik, sıcak Aether... Ayato'nun dayanma gücünü çok fazla sınıyordu.

Ayato arkasına uzanıp Aether'ı yakaladı ve ağırlığı yok denecek kadar az olan sarışını kucağına geri çekti. Aether yan bir şekilde Ayato'nun kollarına düştüğünde bir anlık hareketlilikten dolayı kıkırdadı.

Ayato Aether'ı sıkıca tutarken eğilip dudaklarını birleştirdi. Aether kalbinin kulaklarında attığını hissederken gözlerini kapattı ve Ayato'nun yanaklarını kavrayıp onu geri öptü. Geçen sefer geri çekilerek reddettiği adam için bu sefer istekle dudaklarını aralıyordu.

Aether onun alt dudağını öperken Ayato dilini onun diline bastırıp tatmin edici bir inleme kazandı. Ayato gözleriyle Aether'ı kontrol etti. Islak bir sesle ayrılmalarından önce elleri sarışının kalçasını bulmuştu.

"Ayato..."

"Bir sorun mu var?"

Aether'ın gözleri sulandığında Ayato yanlış bir şey yaptığından korkarak ona baktı. Avucunu Aether'ın yanağına yaslayıp cevabını bekledi.

"Özür dilerim..."

"Neden? Özür dilenecek bir şey yaptığını düşünmüyorum."

"Geçen sefer... Sen ve Chi—"

Ayato diğer adamın adını onun ağzından duymamak için bir öpücükle Aether'ın sözünü kesti. "Sana sorun olmadığını o zaman da söyledim, değil mi canım?" dedi yanağını sevgiyle okşayarak. "Ama ille de özür dilemek istiyorsan bunu her zaman telafi edebiliriz. Ben seni beklerim."

Onun yumuşak, lavanta bakışlarının altında Aether kalbinin ezildiğini hissetti. İlk tanıştıklarından beri Ayato'nun ona bakış şekli çok değişmemişti.

Başını hafifçe salladı. Ayato'nun kucağına tam yerleşmek için hareket ettiğinde altında hissettiği sertlik ile midesi heyecanla çalkalandı.

"İzin verir misin?" diye sordu Ayato doğrudan gözlerine bakarak.

Aether sesli onay vermek yerine Ayato'nun bedenini yavaşça temiz, düzenli zemine doğru ittirdi. Ayato istediği gibi uzanınca kendi üstünü çıkardı ve Ayato'nun yüzüne eğildi.

"On beş," dedi dudaklarını birbirine bastırmadan hemen önce.


Kapı o gece ikinci kez, ama öncekinden daha sert şekilde çalındığında Ayato koluna sarılmış Aether'ı nazikçe kendinden ayırıp yataktan kalktı. Geceliğini özensizce üstüne geçirirken Aether sıcaklık eksikliği yüzünden huysuzca homurdandı.

"Birazdan geliyorum," dedi Ayato onu alnından öperek.

Aether gözlerini açmadan başını salladı ve sırtını döndü. Ayato kapıya yürümeden önce ona son kez bakmak için durdu. İşaretleriyle dolu beyaz bedeni yorgunca yatakta uzanırken örgüden kurtulmuş saçları Ayato'nun yastığına doğru dağılmıştı. Yatak örtüsü düzgünce örtülmek yerine çıplak bacaklarının arasına sıkışmıştı.

Kapıya yeni bir yumruk inerken Ayato karşısında kimi göreceğini bilerek kapıyı kenara doğru ittirip açtı.

"İyi akşamlar," dedi sinir bozucu bir kibarlıkta.

Childe kaşlarını çattı. "Aether nerede?" diye sorarak doğrudan konuya girdi.

"Dinleniyor, bu gece seni göremeyecek."

Childe odanın içine baktı. Önce ufak bir masanın üstünde düzgünce katlanmış olan kıyafetleri, Aether'ın kıyafetlerini gördü. Sonrasında bakışları Ayato'nun yatağındaki Aether'ı buldu.

"Onu çaydanlığa götüreceğim."

Kızıl içeri adımını atamadan mavi saçlı adam önüne geçerek engel oldu. "Bu oldukça kaba değil mi Tartaglia?" diye sordu. "Şu an bu oda Aether ve benim özel anılarımızla dolu, sana mahrem olan bir oda. Öylece giremezsin."

Childe sinirle dişlerini sıkarken elini duvarın kenarına bastırdı. "Ben sen değilim Kamisato, öylece çekip gitmeyeceğim," dedi.

"Ben olmadığın doğru," dedi Ayato ona başını sallayarak. "İşte bu yüzden Aether bana kendi isteği ile gelirken sen hep Aether'ın peşinde koşan kişi olacaksın."

"Sen—!"

"Sürekli terk edilme korkusu yaşamak nasıl bir şey? Gözlerindeki acıya bakılırsa berbat olmalı."

Childe Ayato'nun yakasını kavradı. Adamın yüzündeki gülümseme o kadar sinir bozucuydu ki Childe ona baktıkça kanı daha çok kaynıyordu.

"Başka bir yerde şansın olabilir ama buradayken beni yenme şansın hiç yok," dedi Ayato çenesini kaldırarak. "Kaybettin Tartaglia, kabullen."

"Şu andan itibaren bu bir savaş." Childe Ayato'yu etkilemeyen ama başkası için oldukça korkutucu olan bir şekilde sırıttı. "Şimdilik tadını çıkar, bir daha asla ona dokunmana izin vermeyeceğim."

Ayato yakasını ondan kurtardı ama düzeltme zahmetine girmedi. Aether'ın yaptığı aşk ısırıkları ve izlerini özellikle Childe'a sergiledi.

"Bunu göreceğiz..."

Childe, Aether'a son bir bakış attıktan sonra geri adım atarak Ayato'dan uzaklaştı. Koridordan çıkmak için sinirle yürürken Ayato son kez arkasından seslendi.

"Söylesene," dedi Ayato odaya dönüp kapıyı kapatmadan önce. "Şimdi kapının diğer tarafındaki adam kim?"

Childe omuzları titrerken kahkaha attı. Avcunu yüzüne bastırırken gülmeye devam etti.

Bu adamı öldürecekti.

Series this work belongs to: