Work Text:
Yae Miko ona Kunikuzushi ile ilgili hislerini ilk kez sorduğunda Ei'nin ağzından tek çıkan, "Ona bakmak zor," oluyor.
Ve bakmak derken Ei ona sahip çıkmak ya da yaşamını sürdürmesi için ona yardımcı olmaktan bahsetmiyor. Aslında Kunikuzushi çok sevimli, uysal ve eğer bir kalbi olsaydı temiz kalpli denilecek türden bir ‘kukla’ veya ‘yaratımdı’. Ei'nin sözleriyle asıl kastettiği şey gözlerini onun üzerinde tutmanın zor oluşu. Çünkü Kunikuzushi, canını çok yakacak şekilde Makoto'ya benziyor.
Ei'nin onun etrafına sardığı beyaz geleneksel kıyafetlerin içinde, bir kiraz ağacının altında onu beklerken yüzündeki sabırlı ve nazik ifade birebir Makoto'nunki ile uyuşuyor. Ei bunun kendi suçu olduğunun son derece farkında. Kendine böyle eziyet ettiği için tam bir aptal. Sürekli yarattığı şeyin artık ayrı bir birey olduğunu ve kız kardeşi olmadığını kendine hatırlatıyor.
Tek cümlesi ile Miko onun aslında anlatmak istediği ama dile dökemediği her şeyi anlıyor. Ei'ye üzülüyor, onun için endişeleniyor ama henüz ortada somut bir şey olmadığından müdahale etmez.
"Peki onunla ne yapacaksın?"
Pekala Ei'nin başından beri planı var, henüz onu yürürlüğe koyacak bir şey yapmış olmasa da. "Gnosisi deneyeceğim, ne kadar güçlü olduğunu test edeceğim," diye mırıldanıyor.
Miko, biraz ileride kendisine verilmiş kılıcı merakla inceleyen Kunikuzushi'ye sessizce bakarken gözlerini kısıyor. Başını biraz yana çevirip tekrar Ei'ye baktığında Kunikuzushi'yi izlerken titreyen kirpiklerinin yanaklarına düşen gölgelerini görüyor.
Ne yazık ki zavallı çocuğun vücudunun gnosisi kaldıracak kadar güçlü olmadığı ortaya çıkar... Gnosis bedeni tarafından reddedilirken gözyaşları yanaklarından hızlıca akıyor, normal bir insan ve gerçek bir çocukmuş gibi burnu ve yanakları kızarıyor.
Gnosisi elinde tutup ondan uzaklaştırırken Ei çaresizce kendini Kunikuzushi'ye bakmaya zorlar. Nedense aklı birden Makoto'nun kollarında ölü olduğu zamana kayıyor. Hayal kırıklığı, acı, emeklerinin boşa gidişi... Omuzları yorgunca çöküyor.
Elini cebine sokarken sessizce iç çekiyor. Yine, Kunikuzushi tıpkı Makoto gibi narin ve kolay incinebilir biri. Bu sefer Ei, Inazuma'yı yönetmenin ağırlığını onun omuzlarına bindirmeyecek.
Kunikuzushi küçük küçük hıçkırırken Ei elini cebinden çıkarıyor ve cebinde sadece gnosisin ağırlığı kalıyor. "Kunikuzushi," diyor yapabildiği en sabit ve kibar ses tonuyla.
Başını kaldırıp yaratıcısına bakarken Kunikuzushi hâlâ ağlıyor. "Üzgünüm," derken dudakları hem acıdan hem de Ei'yi hayal kırıklığına uğrattığını bildiğinden titriyor.
Ufacık bir sessizliğin ardından: "Hayır, sorun değil." Ei hem Kunikuzushi'ye hem kendine diyor bunu. En başında Kunikuzushi'yi bir deneme modeli olarak yarattığını kendine hatırlatıyor. Kusursuz olmaması, yeterince güçlü olmaması ne Kunikuzushi'nin ne de onun suçu değil. Elini onun başına koyup yumuşak saçlarını hissediyor. "Git hadi, biraz dinlen."
Kunikuzushi biraz bile kıpırdamıyor. Parmakları Ei'ye doğru kararsızca seğiriyor, sonunda elbisesinin manşetine ufacık tutunuyor. "Bana ne olacak?"
Ei bilmiyor ama bunu ona itiraf etmek istemiyor. Titrek sesiyle sorduğu soruya iç çekiyor. "Şimdi bunun için endişelenme," diyor. Kunikuzushi bunu nasıl değerlendirmesi gerektiğini bilmeden bakıyor, yanakları hâlâ ıslanıyor. "Ve lütfen, ağlama," diye ekliyor zar zor.
Yaratıcısından gelen nazik istekle Kunikuzushi bir kolunu kaldırıyor ve beceriksizce yüzünü siliyor. Ei onu izlerken kalbi ağırlaşıyor. Amacına hizmet edemeyecekse yapması gereken onu yok etmektir ancak doğru gelmiyor. Kunikuzushi'nin kalbi yok ama duyguları var; nefes alması gerekmiyor ama bir yaşamı var. Sadece bir kukla, oyuncak ya da yaratım değil. Makoto da değil, sadece bir insan.
Kunikuzushi onun diğer isteğini gerçekleştirmek için dönmeden önce kıyafetinin kumaşını zar zor bırakıyor.
Yalnız kaldığında Ei doğrudan zemine çöker ve bacaklarını kendine çeker. Cebindeki gnosis öncekinden daha ağır hissettiriyor. Kafasında sayısız çark her problemine yanıt bulma hevesiyle dönüyor ancak eli boş.
Emin olduğu tek şey, Kunikuzushi'yi daha fazla ağlarken görmek istemediğidir.
Birkaç gün sonra kahvaltı edecekleri masada otururken Ei kara kara düşünüyor, önündeki taze demlenmiş çay soğuyorken oval tırnakları masanın yüzeyinde dalgınca tıkırdanıyor.
Ona katılan Kunikuzushi, öğünü bol bol tatlı aromalar yiyerek geçirirken Ei'nin tarafına gözleri kararsızce kayıyor. Bir noktada sessizliği bozmaya karar verdiğinde önündeki tabağı nazikçe itiyor.
"Benim," diyor Ei'nin ilgisini çekmek için yüksek tonda. "Daha güçlü olmamın bir yolu yok mu?"
Ei'nin tırnaklarının sesi kaybolur. Oturuşunu düzeltip sırtını dikleştirirken Kunikuzushi'ye bakıyor ve, "Bunu düşündüm," diyor ona dürüstçe. "Ama gnosisin uyumlu olmasını sağlamak pek mümkün görünmüyor." Uyumlu olmayanın Kunikuzushi'nin vücudu olduğunu doğrudan yüzüne söylemiyor.
Şimdi Kunikuzushi'nin kaşları düşüyor ve biraz önce Ei'nin yüzünde olan ifadenin çok benzeri onunkine yerleşiyor. "Ah," diyor sadece.
"Ah," diye taklit ediyor Ei.
Garip bir şekilde, benzer ses tonları karşılığında Kunikuzushi'nin dudakları hafifçe yukarı kıvrılıyor. Ei onu gülümsetmeyi amaçlamamıştı ama yine de memnun hissediyor.
Kunikuzushi yemeğe devam ederken soğumuş çayının dolu olduğu bardağı ile oynuyor. Tam o anda yeni bir kukla yapacağına karar veriyor, planlarına ne olursa olsun devam etmesi gerekiyor. Kunikuzushi'ye gelirse... Onun için neyin iyi olduğunu bulana kadar onu yanında tutmaya devam edecek.
Çok fazla geçmesine izin vermeden odasına kapanıp kendini herkes ve her şeyden soyutlayarak yeni bir kukla yapmak için çalışmaya başlıyor. Her adımı sıfırdan planlıyor. Arada Kunikuzushi'yi yaratırken neler yaptığını, nasıl bir yol izlediğini değerlendiriyor ve hatalı olduğunu bildiği yerleri düzeltiyor.
Kunikuzushi'yi yaratırken Makoto'yu henüz kaybetmişti ve tek düşünebildiği oydu. Bu sefer kuklanın Makoto'dan tamamen farklı olması üzerine çalışıyor. Inazuma'yı koruyup yönetebilecek ideal kuklayı yaratmanın tek yolu bu.
Tamamen yalnız geçen kırk sekiz saat sonunda kapısı sessizce açılıyor. Kunikuzushi yanına gelip oldukça yakınına oturana kadar Ei başını kaldırmaz. Kıyafetinin kolu zemin ile Kunikuzushi arasında sıkışıyor, bir şey demiyor.
"Kunikuzushi," diye selamlıyor.
Ses tonu onun tarafından yanlış anlaşılıyor. Çekinerek, "İzleyebilir miyim?" diye soruyor Kunikuzushi.
Ei yorgun sesini yumuşatıyor. "Tabi," dediğinde Kunikuzushi masaya doğru eğilip onun el yazılarına bakıyor.
Her hareketi merak ve ilgiyle takip edilirken Ei konsantrasyonunu bozmayıp çalışmaya devam ediyor. Ne kadar zamanın geçtiğini fark ediyor gibi görünmüyor. Kunikuzushi'nin usulca ondan uzaklaşıp arkasına geçtiğini göremeyecek kadar odaklanmış bir şekilde, sırtına yumuşak bir ağırlık bastırılana kadar aralıksız çalışıyor.
Şaşkınca, omzunun üstünden bakmak için dönüyor. Kunikuzushi gözlerini kapatmış, bedeninin yanını ona yaslıyor. Ei temkinlice önüne bakıyor, sırtının nasıl durduğunu bozmamaya çalışıyor. Kunikuzushi'nin sıcaklığı sırtına yuva yaparken elini çenesine yaslıyor ve sakince göz kırpıyor.
Makoto'nun da gidişiyle ailesinden geriye hiçbir şey kalmaz, kayıpları kalbine çivi gibi saplanır ve sürekli kanayacak delikler açar. Asla kapanmayacaklarını düşünüyor fakat Kunikuzushi sırtına sığınmış uyurken neredeyse bir tanesi kapanacakmış gibi hissediyor.
Yeni kukla, Raiden Shogun olarak adlandırılır. Tasarım bittiğinde Ei onun karşısına geçer ve saçından ayakkabısının sonuna kadar inceler. Yanında duran Kunikuzushi de benzer bir şey yapar.
"Ne düşünüyorsun?" diye soruyor Ei birden.
Raiden Shogun'un bakışları düz ve serttir. Ei ile tıpa tıp benzer gibi görünüyor ama ufak değişiklikler Kunikuzushi'ye tamamen öyle olmadığını kanıtlıyor. Ei'nin gözleri duygularla doludur, omuzları ne hissettiğine göre bükülür. Raiden Shogun sadece kaskatı duruyor.
"Bu iyi," diyor tereddütle.
Onun omzuna tutunan Ei dudaklarını birbirine bastırıyor. Raiden Shogun'a baktığında Makoto'yu değil de kendini görür, işin en önemli kısmını halletmiştir.
Gnosis testi yapılacağı gün Yae Miko onları, daha doğrusu Ei'yi ziyaret etmek için geliyor. Onlar birbirlerine ve Raiden Shogun'a yakınken Kunikuzushi kapının yanında duruyor. Avcunu sol göğsünün üstüne bastırıyor. Yeni kuklanın vücudu gnosisi sorunsuz kabul ettiğinde yerinin doldurulduğu gerçeği yüzüne çarpıyor. Kendisine ne olacağını merak ederek kıyafetini sıkıyor.
Sorunsuz bir şekilde gnosis Raiden Shogun'u yeni bedeni olarak kabullenir. Miko Ei'nin rahatlamış ifadesini görmek için ona döner. Kollarını göğüslerinin altında kavuştururken, "Başardın," diyor sevgiyle.
Ei başını sallıyor. "Sonunda," diye mırıldanır.
Miko ayakkabısının topuğunu düz zemine sürtüyor ve gözleri sinsice Kunikuzushi'yi aramak için geriye çevriliyor. "Bunu ne yapacaksın?" diye soruyor.
Soruya cevap vermesi için onun baktığı tarafa bakmasına gerek kalmayan Ei dudaklarını düşünceli bir şekilde büzüyor. Bu sefer, "Bilmiyorum," diye itiraf edebilir.
Sanki Kunikuzushi odada değilmiş ve onları duymuyormuş gibi, "İşine yaramıyorsa yok etmen gerekmez mi?" derken başını yana eğiyor Miko.
Kunikuzushi kıyafetini daha da sıkıyor. Yaratıcısının ne cevap vereceğini hem bilmek istiyor, hem de istemiyor. Cehennem gibi beklemenin ardından Ei derin bir nefes alıyor ve, "Evet," diyor.
Bundan sonra devam etse de Kunikuzushi dinleyemiyor. Parmakları gevşeyip eli göğsünden düşerken kendini odanın dışına atıyor. Gözlerinde ilk kez ağladığından daha fazla yaş birikiyor.
Ei'nin devamında, "Ama bunu istemiyorum," dediğini bilmez.
Raiden Shogun'da düzeltilmesi gereken ufak tefek kısımlar ile uğraşırken Ei, Kunikuzushi'nin kendisinden kaçındığının farkına varmıyor. Kunikuzushi yemeklerde onunla masaya oturmuyor ve çalışma odasına gelip rastgele ona yaslanıp uyuyakalmıyor.
Ei onun varlığını özlediğini fark ettiğinde dört gün geçmiş oluyor. Ani vurmuş farkındalık ile masasının başından kalkıyor ve Tenshuaku'nun içinde dolaşıyor. İçeride olmadığını anlayınca bahçeye adımını atıyor ve gecenin siyahlığı onu selamlıyor. Gece olduğunu bilmiyordu.
Kunikuzushi'nin varlığı yakınlarda, hissedebiliyor. Fakat bahçeyi iyice kontrol etmesine rağmen eline bir şey geçmiyor. Sonunda Ei'nin onu bulduğu yer, Tenshuaku'nun en yüksek noktası, son çatı. Buraya nasıl çıktığını sorgulayarak yanına çıkıyor.
Bacaklarını birbirine bastırmış Kunikuzushi'nin gözleri durgunlukla parlayan ay ışığında. Ei yanına oturduğunda gözle görülür biçimde geriliyor. Ei kafa karışıklığı ile bacaklarını aşağı sarkıtıyor.
"Burada ne yapıyorsun Kunikuzushi?"
Sessizce Kunikuzushi elini kaldırıp aynı işaret ediyor. Ei de aya bakıyor.
"Hm, güzel bir manzara."
Çocuktan yine ses çıkmıyor.
Birden aklına gelenle Ei, "Baksana," diyor bedenini ona çevirerek. "Etrafı gezmek ister miydin?"
Kunikuzushi başını ona doğru eğiyor. "Nasıl..?"
Ei ellerini birbirine bastırırken, "Tüm Teyvat," diyor. "Buradan uzaklaşıp tüm Teyvat'ı gezmek ister miydin?"
Fikri aklında değerlendirirken Kunikuzushi yanağını kaşıyor. "Sen yanımda olacak mısın?"
"... Hayır." Ei yavaşça söylüyor.
"Ben... İstemiyorum öyleyse..."
Ei bakışlarını ellerine indiriyor. Özgür bırakılmak, Teyvat'ı dolaşmak Kunikuzushi için iyi bir yaşam stili olur gibi hissetmişti. Hayali kırılıyor. Başka önerisi olmadığından susuyor.
Rüzgar aralarında eserken Kunikuzushi birden onun koluna dokunuyor. Ei şaşırarak başını çevirdiğinde Kunikuzushi'nin gözlerinin sulu sulu olduğunu ve yüzünün kızarmaya başladığını görmekle daha da şaşırıyor.
"Uzaklaşmak istemiyorum." Sesi titrek olsa da kararlı. "Anne, yok olmak istemiyorum."
Ei'nin dudakları sesten yoksun şekilde açılıp kapanır. Anne mi..?
"Sen... Beni annen olarak mı görüyorsun?"
Utanarak Kunikuzushi onu bırakıyor. "Yapmamalı mıyım?" diye cesaretsizce soruyor.
Anne... Ei az önceki anı kafasında tekrar oynatıyor. Elleri titremeye başlıyor.
"Ben yapamam," diyor. "İyi bir anne olamam."
Neyi nasıl yapacağını bilmiyor. Anne olmak hayatı boyunca aklından bir kez olsun geçmemişti.
Kunikuzushi oldukça incinmiş şekilde gözlerine bakıyor. "Neden..?"
"Bir aile yaratmaya çalışmıyorum. Sen ve ben sadece..."
Bir bakış nasıl Ei'nin boğazına bir ok saplanmış gibi hissettirebilir?
Dudaklarını birbirine bastırıyor. Çaresizce birbirlerine bakmaya devam ediyorlar.
"Seni yok etmeyeceğim," diyor Ei, hem durumu açıklığa kavuşturmak hem de konuyu başka tarafa yönlendirmek için.
Kunikuzushi kaşlarını huzursuzca çatıyor. "O gün... Böyle söylemedin."
"Ne zaman?"
"Yae Miko'nun geldiği gün."
Ei başını iki yana sallıyor. "Hayır, söyledim," diye savunuyor kendini. "Seni yok etmek istemediğimi söyledim, bunu duymadın mı?"
Gözlerindeki samimiyet ve sesindeki endişe Kunikuzushi'yi ikna etmek için yeterli. Kıyafetinin kumaşını parmakları arasında kırıştırırken Kunikuzushi dilini ısırıyor. Günlerdir acı içinde olması, o odada birkaç dakika daha duramamış olmasındandı.
Ama yine de...
"Hayatında benim için hiç yer yok mu?"
Yaşadıklarından sonra Ei'nin hayatında bir sürü boş yer var. Yasını tuttuğu bir sürü boşluğa sahip. Fakat bir gün Kunikuzushi'nin de bunlara benzer bir boşluk yaratmasını, yeni bir yas nedeni olmasını istemiyor. Onu ne kadar yakın tutarsa o kadar canları acır.
‘Onu yaratırken bu kadar sorumluluk almam gerekeceğini düşünmüyordum,’ diye içten içe itiraf ederken bir karar vermenin ağırlığı Ei'yi oturduğu yerde eziyor.
Sessizliğin uzadığı her saniye Kunikuzushi onun üstüne çok gidip gitmediğini sorguluyor. Ayrıca ‘Onun için gerçekten yük müyüm?’ sorusu aklının her yerinde çınlıyor. Ei'den net bir cevap alamamak ruhunu acıtıyor.
Sonunda Ei kolunu kaldırıp onun sırtından geçiriyor. Omzu nazikçe kavrandığında ve Ei onu kendine çektiğinde Kunikuzushi şaşkınca kaşlarını kaldırıyor. Çenesi Ei'nin omzuna değerken Ei'nin diğer kolu da bedenine dolanıyor.
Bu onların ilk kez sarılışı.
Kunikuzushi gözlerini kapatıyor ve titreyen elleri Ei'nin sırtına ulaşıyor. Sevgi açlığı ile onun kucağına daha çok gömülürken Ei bedenini hafifçe sıkıyor.
Yeterince acı çekiyor olduğunu düşünüyor. Biraz daha çekse sorun olmaz, bunu kaldırabilir.
"Senin için yerim var," diye fısıldıyor.
Kunikuzushi'yi ne kadar mutlu ettiğinden habersizken ay üzerlerine usulca parlıyor.
Kunikuzushi'yi kontrol etmek için meditasyonuna ara veren Ei bacaklarını oturma pozisyonundan çıkarıyor. Aralarında belli bir mesafe kalana kadar yaklaşıyor ve kollarını göğsünün altında kavuşturuyor.
Kunikuzushi oldukça odaklanmış, Ei'nin kendisini izlediğinden habersiz şekilde antremanına devam ediyor. Ei'den öğrendiği adımları tekrarlayıp kılıcını hareket ettirmek için bileğini çeviriyorken bazı anlarda etrafında electro çatırdıyor. Birkaç saattir bunları tekrarladığından alnı ve boynu terlemiş, saçları oraya yapışıyor.
Inazuma'nın yönetimini Raiden Shogun'a bıraktıktan ve Plane of Euthymia'ya kapandıklarından beri Ei Kunikuzushi'nin çok fazla geliştiğini söylemekten gurur duyuyor. En başta kılıcı tereddütle tutuyor ve adımlarını kararsızca atıyorken şimdi Ei'nin karşısına dikilip onu zorlamaya çalışıyor. Ei onu düzgünce eğitebildiği ve yeteneğini boşa gitmediği için mutlu.
Kunikuzushi onu fark edip dikkati dağılana kadar Ei onu seyretmeye devam ediyor. Kunikuzushi kendisine hevesle yaklaşırken kollarını indiriyor ve hafifçe gülümsüyor.
"Nasıldı?" diye soruyor Kunikuzushi gözleri beklentiyle parlarken.
Önce Ei elini kaldırıp saçlarını geriye doğru tarıyor. "İyiydi," derken başını okşuyor. "Her geçen gün, bir öncekinden daha iyi oluyor."
Kunikuzushi mutlulukla gülümsüyor. "Benimle dövüşebilir misin?" diye soruyor.
"Elbette." Ei kılıcını çekmeden önce birkaç adım geriliyor. "Fakat sırf oğlumsun diye sana kolay davranacağım sanma," diye uyarıyor.
Kunikuzushi de gerileyerek aralarındaki mesafeyi açıyor. Ei'nin sözlerinin ardından gülümsemesi heyecanlı bir sırıtmaya dönüşüyor. "Asla," diye yanıtlıyor. "Ama ben de sana karşı koyabilmek için her şeyi yapacağım anne."
İlk hamleyi yapmadan önce Ei başını sallıyor. Ayakkabılarının sesleri, electronun parıltısı eşliğinde birbirlerinin etrafında dönüyorlar. Kılıçları çarpışıp metal titreşirken anne ve oğul birbirlerine gülümsüyorlar.
Beraber geçirdikleri her gün Ei Kunikuzushi'yi yanında tutmanın ne kadar doğru bir karar olduğunu daha iyi anlıyor ve içinden bir ses Makoto'nun da onunla gurur duyduğunu söylüyor.
