Actions

Work Header

Ya Bizi Böyle Yakalarlarsa

Summary:

Şimdi yiğidi öldür, hakkını yeme. Kasım pis, huysuz, aksi, şerefsizin teki olabilirdi ve bazen ona olan sinirimden dolayı sınıfın ortasında yatırıp sikmek istiyor olabilirdim ancak bu onu hoş bulduğum gerçeğini değiştirmiyordu.

Notes:

Title- "Anamız Babamız Yok Deriz"

(See the end of the work for more notes.)

Work Text:

"İçim gidiyor sen yürürken..." Kalçası ne dolgun ne düzdü. Kaslı da değildi, elime çok güzel oturuyordu. Yapı olarak az çok benzesek de ben ondan beş altı santimetre uzundum, omuzlarım daha genişti, bacaklarım da daha uzundu. Ben birazcık düzenli spor yapsam kolayca kas yapabiliyordum, dönem başından beri haftada iki kere spor yapmayla bacaklarım sertleşmişti . Bu iki kez olan şey ne biliyor musunuz? Biri beden eğitimi, diğeri de kulüp dersim. (Çok ironi yaptım, yeter.) O ise çok uzun süredir spor salonuna gidiyordu ve bana göre sadece fit gözüküyordu. Kaslı biri diyemiyorum bu yüzden. Şöyle çok da benzemiyormuşuz. 

 

"Birisi gelecek oğlum." Vücudumda ellerini gezdirirken dediği şeye bakın, seni komik şey. Şimdi şu açıdan da bakarsak ben de bayağı bir elliyordum onu, neyse ehrm. Kulağa pek de mantıklı gelmese de "Bir şey olmaz, başı ağrıyormuş dersin." dedim, dudaklarımı onunkilere bastırmadan önce. Ensemden tutarak iyice kendine çekti. Okulda olmasak sıkıştırırdım bir kenara da.. okuldaydık işte. 

 

Küçük Uğur heyecanlanmaya başlamadan ellerimi üstünden çektim. Kasım'ı belinden iterek kabinden dışarı çıkardım, o başını sallayıp sınıfa giderken ben de musluğu açıp yüzümü yıkadım. Biliyorum, sizler beni sevgili yazarımızın bakış açısından dinlemeye alışkınsınız fakat bir değişiklik yapası gelmiş ve bana anlattırıyor. Komik olduğunu falan düşünüyor herhalde. Garip ancak fena da olmuyor sanki şöyle. Lavabodan çıkarken durumu açıklayayım dedim.

 

Matematikçi sırama geçerken "İyi misin, velini arayayım mı?" diye sordu. HAYIR! Öhm hayır, kimseyi aramasına gerek yoktu. "Sağolun hocam, ağrı kesici aldım birazdan geçer."

 

"Tamam o zaman." diyip derse devam etti. Lavaboda biraz fazla oyalanmışım galiba, beş dakika olmadan zil çaldı. Yanıma gelen esmer bombaya baktım, Kasım oluyor bu şahıs. Ya ama bana öyle bakmayın, çocuk cidden yakışıklı, güzel; her ne derseniz artık. "Crushlıyorsun sen Kasım'ı." deseniz ve ben de "Hayır." desem yalan söylemiş olurum. 

 

Şimdi yiğidi öldür, hakkını yeme. Kasım pis, huysuz, aksi, şerefsizin teki olabilirdi ve bazen ona olan sinirimden dolayı sınıfın ortasında yatırıp sikmek istiyor olabilirdim ancak bu onu hoş bulduğum gerçeğini değiştirmiyordu. Hate-love relationship diyelim biz. O akrep, ben akrep. Ciddi ve tehlikeli bir çekimdi bu AMA daha 'love' kısmına gelemedik sanırsam. Dediğim gibi 'çekim' var, icraat var fakat kıçı kırık sevgi yine her zamanki gibi one-sidedmış gibi geliyor. Neyse gençler, hallederiz sıkıntı yok, sıkıntı yok... Ağlamıyorum tamam mı?? Göz kalemim gözüme kaçtı sadece. Belki, birazcık ama çok değil, azıcık ağlıyorumdur. Internally diye de ekleyeyim, güçlü insan gerçek duygularını asla dışarı vurmaz, SEVGİ HARİÇ. Ya kardeşim n'olur sevginizi dışarı vurun, sürünüyorum ya. Bir adamın bütün flörtleri, crushları, ilişkileri mi tek taraflı olur? Tegin! Halledeceksin koçum, bir gün senin de mutlu huzurlu bir ilişkin olacak.

 

Sırtımı dolaba yaslayarak sıraya yayıldım, pussy facing the world pozu diyesim geldi. Sırıttığımı gören Kasım ne oldu der gibi kafasını salladı. "Hiiç, hıhaha. Mentalim pek yerinde değil," uçurumun kenarında yürüyorum. Şaka maka, oturmamış karakterimden dolayı bu yalpalanmaları yaşadığımın farkındayım. Arkadaşlarımda kendimi bulmaya, olgunluğuma ulaşmaya çalışıyorum falan ama bunlar uzun süreçler. Neyse ya. Bunu da halledeceğiz. En kısa sürede inşallah, yoksa böyle giderse otuzuma gelmeden saçlarım beyazlayacak, kırkıma gelmeden de dökülecekti. Saç demişken, bir iki tel var, sövmek istemiyorum, boyaya berbere gidiyorum ve eve geldiğimde hala oradalar. Beyaz saç kadar tilt olduğum iki üç şey var...

 

"Niye, lan?"

 

"Senin yerinde mi aslanım?" Şöyle bir durdu, boşluğa baktı. "Değil valla."

 

"Hah işte, öyle oluyor." Bilmiyorsun ki oturup saatlerce seni izleyebilecek kadar dalgınım sana. Ne edebiyat yaptım be, sözele mi geçsem? Yok Uğur, otur efendi efendi sayısalda. Sıranın altına uzanıp kitabımı aldım, çizgi roman satın almaya fırsatım olmamıştı, kırıcı. Kasım eğilerek kitabın adını okumaya çalıştı. "Percy Jackson çakması mı bu?" Kapağı kapatıp ön yüzünü çevirdim, "Haa..." öyle kalırsın işte, orada koskocaman Percy Jackson ve Olimposlular'ın yazarından yazıyor, işte yarım akıllı önyargılı insan. Ne beklersin ki? Kafamın içinde Oooo diye sesler vardı, Yargı Adam artık benim adım. Sessizce "Zibidi." dedim. Gülerek kafasını salladı, mimiklerini yediğim. Evet arkadaşlar, ergenim ben, çok çabuk yükselebiliyorum.

 

"Eve gitmek istiyoruum." Böyle uzanıp saatlerce fiction okumak istiyordum. "Dayan iki ders kaldı. Sakızın var mı?"

 

"Ne?" Kitaba dalmışım. "Ha, sonuncuyu gelirken çiğnedim." 

 

"Off, çok canım çekti."

 

"Alalım?"

 

"Kantinde sakız satmıyorlar artık oğlum."

 

"Doğru, neden ki?"

 

"Mal mısın, Uğur? Derste çiğniyorsunuz diye yasakladık dediler kaç kere."

 

"Ne bileyim ya." İdarenin işleri karışıktı, sağları solları belli olmuyordu, açıkçası çok da takmıyordum onları. "Bana geliyor musun bugün?" Kritik soru. Dikkat ederseniz direkt "geliyor musun" diye sordum, cevaba yönelik. Ne sonuç odaklı bir adamım be. Peki bu kadar dil bilgisi, psikoloji derslerinden sonra aldığım cevap ise "Annemgile sormam lazım." idi. Kırıcı ama adam haklı beyler, anne babaya sormadan iş yapılmaz, dağılın. "Ayarlarsın sen onu artık. Sen izin al yeter, akbiller benden." Dediğim şeyin komik olduğunu sanmıştım fakat sadece burnundan nefesini vererek güldü. Düşünüyordu galiba. "Ne yapacağız?"

 

"Bilmem, sen ne istersen. Ve ben ne istersem. Sonradan döneklik yapmak yok, önceden anlaşalım." Elimi uzattım, başta tereddüt etti. Yüzümde bir şey arıyormuş gibi izledi sıkışmadan önce. "Yarın kursa gelecek misin?"

 

Bizim okul diğer okullardan geri kalmamak için öğrencilerin çok sevdiği cumartesi kursları yapıyordu, dalga geçiyorum. Cumartesi kursları kadar çok tilt olduğum iki şey daha var. Ne olacak bizim bu halimiz. "Pek gelesim yok."

 

"Benim de. Sınavlar yaklaşıyor, yapmasınlar artık." Ve burada bırakıyorum, kafanızı öğrenci sıkıntılarıyla doldurmak istemiyorum. Eminim sizin de bir sürü derdiniz, işiniz gücünüz var. Bu yüzden belki okul sonuna time-skipleyebiliriz.

 

Son dersin son on dakikası. Çantamı topladım, montumu giyiyorum. Kasım, canını yediğim, kutudan telefonumu alıp sırama koydu. "Sağol cınım." dedim gri beremi kafama geçirirken. Çıkışta tipim kayıyor, saç baş dağınık, kalemim akmış bir şekilde eve varıyorum genel olarak. Bu da başka bir dertti, off özür dilerim ancak bu böyle devam edecekmiş gibi geliyor.

 

Omzuna elimi koydum. "Bence şimdi ara, vakit kaybetmeden varalım." Cebinden telefonunu çıkarırken "Mantıklı." diyerek rehberinden annesinin numarasını buldu. 

 

"Nereye varıyorsunuz oğlum?" Aman! Hemen atla, hemen atla... Size ne kardeşim. "İşimiz var, Sencer. Mekana gidip kumar paralarını toplayacağız. Tövbe yarabbim..." O sırada Kasım annesine yalvarıyordu. "Ya anne, ne olur?" Elimi uzatarak telefonu vermesini istedim. Oflayarak bana verdi. "Merhabalar," selamladım, karşıdan annesi "Merhaba?" dedi. "Merhabalar teyze, Kasım bugünlük bizde kalabilir mi diye rica edecektim sizden. Dışarı çıkmayacağız sadece bizim evde duracağız." Biz diyordum fakat bende kalacaktı, yalnız yaşıyordum. Boşverin yalnız yaşamak gayet iyi, bu sefer ciddiyim.

 

"Oğlum, biliyorum sizin tehlikeli işlere bulaşmayacağınızı ama ne bileyim ya evladım."

 

"Teyzeciğim siz rahat olun, ben oğlunuza sınav çalıştıracağım, haftaya sınavlarımız var zaten. Hazırlık yapalım dedik."

 

"Kalsın bakalım sizde bugün." Kasım anlık sevinçle sırayı yumrukladı. "Teşekkür ederim, teyzeciğim benim. Bir tanesiniz." Telefonu kapatmadan ona uzattım. Annesi oğluna birkaç şey daha söyledi ve aramayı sonlandırdı. Kasım kafasını iki yana sallayarak "Yavşağa bak be, iki çift lafla annemi nasıl da ikna etti." dedi. Yumruklarımızı tokuşturduk, çantamı takarken zil çaldı. İstiklal Marşı'nı okuyup okuldan çıktık. Saat beş civarı tramvaya bindik ve altı durak sonra indik. Geri kalan yolu katırlarla gidecektik, dalga geçiyorum dört kilometre falan daha yürüdükten sonra benim evdeydik. Eve gelir gelmez Kasım çantasını yere attı ve vestiyere oturdu. "Ne oldu lan, seni çok mu yordu iki adım yürümek?" Bana attığı bakıştan dolayı biraz azmış olabilirim. "Amına koyarım senin. Kaç kilometre yol geldik bilmiyorum ama sen her gün bu kadar yol gidip geliyorsan helal olsun." dedi nefes nefese bir şekilde. Şey, şu anda dediği şeyler pek de umrumda değildi. Kasım'ın yanında aklımla düşünme yetimi sıklıkla yitirdiğim için bir an önce temizlenip diğer fasıla geçmek istiyordum.

 

"Açsan dolapta yemek var ısıtabilirim veya duşa gireyim dersen suyu açarım." Sakin ve sabırlı, sakin ve sabırlı... "Ne yemek var?" 

 

"Mezgit var dünden, bir de sütlü tatlı kalmış olması lazım." Soyunup mutfağa geldim, merak etmeyin iç çamaşırım duruyor ve Kasım'ın apron kinkinin olmadığına da eminim. Buzdolabını açtım, balığı mikrodalgaya, tatlıyı da adaya koydum. "Balık yiyorsundur umarım?"

 

"Yerim, sıkıntı yok."

 

"İyi, iyi." Balkona çıkıp kombiden suyu ayarladım. Banyoya giderken "Isınınca alırsın mezgiti mikrodalgadan. Çatal bıçaklar en üst çekmecede. Ben duşa giriyorum." diye seslendim. "Tamam. Gir sen."

 

Su, sonunda, temizlik, oh be... Doğrudur, su ile aşk yaşıyorum bazen.

 

Buraları uzun uzun anlatmak istemiyorum bu yüzden şöyle özet geçeyim; duşa girdim, arka işlerimi hallettim. Neyse bu kadarmış. Fakat ben normalde bir saat geçirmeden çıkmam duştan, bir de diğer temizlik işleri girdi mi iki saate yaklaşıyor. E tabi Kasım o sürede tıkındı, oturdu, dinlendi bile. Bi' de kapıya "Ne zaman çıkacaksın?" diye dayandı, ben ne yapayım şimdi, "Sen de gel." dedim. 

 

Tepkisi şuydu: "Oha hamam gibi olmuş burası."

 

"Geleceksen gel, sıcak suyuma laf ettirmem." Güldü, "Geliyorum ya, zırlama, yeter." çok gıcık oluyorum bu çocuğa ben ya. Ağzım laf yapsa demek istediğim çok şey var da, ben konuşacağım derken diksiyon miksiyon kalmıyor, en sonunda bir şeyler zırvalayıp kalıyorum. Kasım'da olup bende olmayan o şey oydu işte.

 

"Merhabalar, güzellik. Seni burada, benimle böyle görmek de mi vardı be." Belinden tutarak kendime çektim ve alnından bir kere öptüm. "Niye alnımdan öpüyorsun lan, ne cins adamsın sen ya." Bu sefer ben de güldüm. "İçimden geldi. Duvağın olsaydı daha sembolik olabilirdi."

 

"Mal. Düzgün öp." Kollarını bedenime sararak dudaklarıma uzandı, "Kafanı eğ azıcık, deve." hay hay, emriniz olur prensim. Öpeceğim diye biraz duvara çarpmış olabilirim... Umarım acımamıştır ve umarım ÜŞÜTMEZ. 

 

Dudakları yüzüne özenle yerleştirilmiş gibiydi, durun dinden imandan çıkacağım şimdi. Allah'ım sen ne güzel yaratmışsın Kasım'ın duduşlarını. Tamam, devam edebiliriz.

 

Dilimi diline bastırdım parmaklarımla deliğini genişletirken. "İlk-" Bir an beni yiyecek sandım, hayatımda böyle öpüşen birini görmemiştim. O nasıl bir açlıktı, o nasıl bir zevk alıştı? Kötü de değildi, "Beni bi' din-" gayet iyiydi ve artık tam erekte olduğumdan emindim. Manhandlingde on puan, Kasım'a gidiyor! Bir şey diyeceğim jsjksjdksl siz eğer buraya ciddi bir şekilde smut okumaya geldiyseniz geçmiş olsun çünkü benden öyle bir şey görmeniz zor bir ihtimal.

 

"Hah, ha... Dur lan bi'. Mmf-" Hayvan ya, susmam için yapıyordu. Ama bilmediği bir şey vardı; ben ki dominant top, ben ki power bottom, ben ki brat tamer, ben ki hunter, ben ki master, ben ki sadist, ben ki degrader -bunlar benim bdsm test sonuçlarım, *proud stance*- bunlara karşı çıkamayacağım. Dilini emerek ısırdım ve bir elimle çenesini tutarak dişlerimle ezdim. Elimi çekmeden ağzını açtım ve dilini iki parmağımın arasında sıkıştırdım. "Yala." Dediğimi yaptı, parmaklarımı çıkardığımda tükürüğü kırmızıydı. Güzel ısırmışım.

 

Manikürümü geçen gün yaptığım için endişelenmeden parmaklarımı deliğime sokarak kendimi genişlettim. Bu süre boyunca çenesini bırakmadığım için sadece yüzümü gördü. Sonra aklıma onun tam olarak temizlenmediği geldi. "Köpekliğe bir mola ver de diğer işlerini hallet." Elimi çekerek şampuan ve duş jelini işaret ettim. Dirseğimi duvara yaslayarak onu izlerken kendimi parmaklamaya devam ettim. Sessizleşmişti, suyun ve nefeslerimizin sesi vardı sadece. Gururu incinmiş bile olabilirdi ama öyle olsa şaha kalmış bir hâlde de durmazdı diye varsayıyorum. "İlk postada ben bottomlarım, oldu bittiye gelmesin. Şimdi çıkıyorum ben, havluları askıya asarım."

 

Dolaptan misafir havlularımı çıkarıp kapının arkasına astım ve bornozumu giyerek çıktım. Kurulanıp komidinden aldığım losyon ile prezervatifleri yatağa koydum. Yatağa uzanıp Kasım çıkana kadar dinlendim.

 

"Nerelerdesin sen ya?" Sinir etmek için konuştum. Ensesi, boynu, bağrı kıpkırmızıydı. İçeride bayağı cebelleşmiş anlaşılan. Başındaki havluyu yüzüme çarptı. "Bir daha yapmam ben bunu." Ne demeye çalıştığını anlamamıştım. "Neyi?" Dizlerimin üstüne oturdum, Kasım'ı da yanıma çektim. "Kıç baş temizlemeyi," Yüzümden sırayla şok, sürpriz ve endişeli bir ifade geçmişti. Yani şöyle; "bir daha yapmam" derken benimle bir daha yapmayacak sanmıştım, cidden içime otururdu. "Bir şey olmaz canım benim. Alışırsın." Hiç bozuntuya vermeden, haydi.

 

Kolundan tutarak başlığa yaslanmasını istedim. Eğilip bacaklarının arasına yerleştim. "Baştan söyleyeyim, bir şeyler denersen ısırırım," İfadesini görmeniz lazımdı, SKŞJAKDLSKXL. "şakam yok." Bu korku yeterdi ona, of ama nasıl kıvranıyorum gülmeyeceğim diye.

 

Dilimi çıkarmadan önce doğrulup yüzünü tutarak nazikçe öptüm, diğer elimle onu çekiyordum. Öperken tamamen sertleşene kadar aşağı yukarı yapmaya devam ettim. Bir iki kez daha çekiştirip dudaklarımızı ayırdım. Tekrar eğilerek ucunu dişlerime sürttüm, irkildi. Öperek, minikçe yalayarak onu biraz teaseledim. 

Notes:

Bitirmeyi düşünmediğim bir fic, yazdım gitti