Actions

Work Header

bahar geldi

Summary:

Shinazugawa Sanemi, eski dostuyla sohbet etmek için dağa gider.

Notes:

(See the end of the work for notes.)

Work Text:

İblis Kralı Kibutsuji Muzan'ın ve onun yandaşlarının yenilmesinin ardından dört yıl geçmişti. İblislerin olmadığı bir yaşantı sürdürmek biraz garipti ama kesinlikle güzeldi. Birçok eski avcıların yıllar sonra -belki de bazılarının hiç tadamadığı- iç huzur ve elbette en önemlisi güven hissi kazanılmıştı. Artık iblis tehlikesi yoktu, artık "Muzan'ı ve diğer iblisleri nasıl ortadan kaldırabiliriz?" endişesiyle geceleri avlanmak yoktu. Sıradan insanlar gibi sıradan bir hayata geri dönüş yapılmıştı. Asırlardır sürdüregelen fedakarlıkların hiçbiri boşa yaşanmamıştı; şehit olanların hepsi amaçlarının başarıya ulaştığını göremeseler de sonunda yalnızca insanların hüküm sürdüğü bir dünyaya geri dönülmüştü.

Shinazugawa Sanemi'ye göre savaş bittikten sonra yaşamasının hiçbir anlamı yoktu. Sanemi birçok kez küçük kardeşi Genya'nın yerine ölmeyi dilemişti, yıllar önce Masachika'nın yerine ölmeyi dilemişti, Kanae'nin, diğer yoldaşlarının, Obanai'nin, Muichiro'nun, Kyojuro'nun, annesinin ve diğer kardeşlerinin, Shinobu'nun, Ubuyashiki'nin... Etrafındaki herkesin ruhlarını birer birer teslim etmesini izlemek fazlasıyla acı vericiydi ama onu asıl öfkelendiren onun elinden hiçbir şeyin gelmemesiydi. Genya ve Masachika, gözlerinin önünde ölürken Sanemi içinde bir fırtına koptuğunu hissetmişti ve akıl sağlığını yitirmemek için büyük bir çaba vermişti. Kanae, Obanai, Kyojuro ve diğerleri ondan bağımsız bir şekilde öldüklerinde hayatının bir anlığına durduğunu hissetmişti. Yoldaşlarının son bir kez ellerinden tutmak, onlara iyi bir iş çıkardıklarını söylemek ve hatta mümkünse onları kurtarmak istemişti. Sanemi, savaş sona erince masum birçok sivili -onlar habersiz olsalar dahi- kurtarmıştı fakat kendi canından daha kıymetli gördüğü yakınlarını kurtaramamıştı. Eğer birinin ölmesi gerekiyorsa bu görevi Sanemi seve seve üstlenirdi, neden her gece gizlice koruduğu, bu hayata onun için tutunduğu iyi kalpli kardeşi ölmek zorundaydı?

Savaştan sonra Sanemi, hayata tutunma amacının ve arzusunun yok olacağını düşünmüştü. Zaten gri olan dünyasının renkleri gittikçe boğuklaşmıştı, yaşamasının ne anlamı vardı? Çok aptalca.

Böyle düşündüğü sıralarda Nezuko ile yeniden karşılaşmıştı. Ne diyeceğini bilemedi; onunla kötü ve sorunlu bir geçmişi vardı. Her şeye rağmen Sanemi, Nezuko'nun güvenli bir şekilde büyük savaştan sağ çıkmasına ve yeniden insan olmasına içten içe sevinmişti. Kız, o sevecen ve nazik ses tonuyla başından geçenlerini anlattığında Sanemi yüreğinde bir sıcaklığın belirdiğini ve kalp atışlarının hızlandığını fark etmişti. Onun çocuksu tavırları merhum kardeşlerini hatırlatmıştı. Üzüleceğini zannederdi ama boğuklaşmış dünyasına canlı renkler girdi. O kız gerçekten çok özel. Sanemi, hayatının geri kalanına kadar her gün onu korumayı ve ona sevgi sözcükleri söylemeyi hayal etti. Nezuko'nun ağabey figürü olmak aniden Sanemi'nin en büyük arzusu olmuştu. Küçük ve masum kardeşlerinin saflığı, ışıl ışıl parıldayan umut dolu gözler, nazik ses... Sanemi, Nezuko'ya fazlasıyla odaklanmıştı ve kızın elinde tuttuğu haoriyi fark etmemişti bile. Onun gözü yalnızca kızın iyi niyetli ve neşeli yüzündeydi. Eğer Nezuko'nun sözleri yüzünden odağı ellerinde tuttuğu haoriye kaymasaydı Sanemi onu oracıkta kollarının arasında sıkıca sarmalardı ve onu daima koruyacağına dair yemin ederdi.

"Bu Giyuu'nun haorisi," dedi Nezuko. "Fazlasıyla hasar almıştı ve ben de bu yüzden onardım. Nasıl olmuş?"

Giyuu... Tomioka Giyuu...

Sanemi'nin aklındaki fikirlerin odağı değişmişti. Giyuu, geriye kalan sayılı yoldaşlarından biriydi ve en önemlisi onun da tıpkı Sanemi gibi bir hashira olmasıydı. Onların arasında ara ara sürtüşme olurdu ve Sanemi en nihayetinde ona bir özür borçlu olduğunu düşünüyordu.

"Harika görünüyor. Eskiyle tamamen aynı. Yeteneklisin."

Sanemi'nin sözleri genç kızın yanaklarının hafifçe kızıllaşmasına sebep olmuştu. Adamın ince dudakları istemsizce yukarıya doğru kıvrıldı ve belli belirsiz bir tebessüm suratına yerleşti. Tapılası derecede tatlıydı, inkar edemezdi. Kızın utangaç ve samimi tepkisini görmek onun beyninde şöyle bir sahnenin canlanmasına sebebiyet verdi: Nezuko ve Sanemi dağ evinde birlikte... Yanlarında Tanjiro, Zenitsu, İnosuke, Giyuu, Kanao, Aoi ve diğerleri var. Sanemi her gün Nezuko'yu hediyelerle şımartıyor ve onu sonsuz ailevemsi bir sevgiye boğuyor. Onu kucağında bir prensesmiş gibi taşıyor. Dört yıl boyunca birlikte oluyorlar ve Sanemi ölüm döşeğindeyken Nezuko onu kederli sulu gözleriyle izliyor ve Sanemi'nin soğuk, büyük ellerini sıkıca kavrıyor. "Bir umut, yaşa lütfen." diye mırıldanıyor. Saniyeler birbirini kovaladıkça genç kızın parçalanmış umut kırıntıları Sanemi'nin son nefesini vermesiyle yok oluyor.

Adam, hayal dünyasından kurtuldu ve kalın parmaklarını kızın narin tenini dikkatlice gezdirdi. "Tomioka uyandı mı?"

"Evet, evet. İki gün önce ayıldı."

İçini yoğun bir his kapladı. Sanemi bunun huzursuzluk mu yoksa heyecan mı olduğuna anlam veremedi. Giyuu gözlerini açtığından dolayı mutluydu ama hiçbir şey olmamış gibi davranamayacağını da biliyordu.

"Birlikte Giyuu'yu ziyaret edebiliriz. Şu an Tanjirolar da onunla olmalı."

Nezuko'nun önerisi hoşuna gitmişti. Giyuu ile yalnız kalmaktansa bir grup şeklinde onu ziyaret etmeyi tercih ederdi.

Odaya girdiklerinde Sanemi'nin gözüne takılan ilk şey Giyuu'nun kısa saçı olmuştu. Eski somurtkan ve hüzünlü suratının aksine şimdi yüzünde çiçekler açıyordu resmen. Herkes bir şekilde mutluluğa ermişti, peki ya Sanemi? O, nasıl hissedeceğini bilemiyordu. Mutlu olup olmadığını bile bilmiyordu. Biraz önce budalaca ve gerçekleşmesi epey güç olan hayal kurmuş olabilirdi ama sahiden mutlu olabilir miydi? Sanemi, eğer verilen fedakarlıkların ağırlıklarını omzunda bulundurmasaydı ölmeyi seçerdi. Genya'nın, Obanai'nin ve diğerlerinin olmadığı bir dünya cehennemden farksızdı. Uykuya daldığında babasının silüetini gördü her zaman. Onu aşağılıyor, onunla alay ediyordu. Her gece kabusunda babasının silüeti ona gülüyordu, onun başarısız olduğunu söylüyordu. Pişmandı, çok pişmandı. Annesinin ve küçük kardeşlerinin ölümlerini her gece kabuslarında yeniden görüyor ve bu da yetmezmiş gibi onların haykırışlarını ve ağlaşlarını duyuyordu. Kulaklarını ne kadar kapamaya çalışırsa çalışsın, hepsi nafileydi. Sesleri net bir şekilde kulaklarında çınlıyordu. Rüyasında dahi onları korumayı başaramıyordu. Kendisine nasıl kahraman diyebilirdi? Giyuu'ya kızmak istedi. Onun yakasından tutmak ve suratına güçlü bir yumruk atmak istedi. Sonradan aklına Nezuko'nun önceden söylediği sözler geldi. Sanemi ve Giyuu hayatları boyunca benzer kaderleri paylaşmışlardı. Sanemi kesinlikle öfkeliydi ve öfkeli olduğu kişi kendisiydi. Giyuu'ya imreniyordu.

Sanemi, omzunda Nezuko'nun nazik dokunuşunu hissetmesiyle irkildi.

"Size bir şey vermek istiyoruz, Shinazugawa-san." Tanjiro büyükçe gülümseyerek sakladığı ve üzerinde ohagiler olan tepsiyi çıkardı. "Giyuu ile yaptık. Kolunu kaybettiği için yardıma ihtiyacı vardı. Ben, Nezuko ve Aoi yardımcı olduk. Tatmak ister misiniz?"

Sanemi'nin göz bebekleri büyüdü. "Aptal..." kimsenin duyamayacağı biçimde mırıldandı. Kaçamak bakışlarla Giyuu'nun soluk gülümsemesine baktı. Onların bu kadar uğraşmasına gerek yoktu, en azından Sanemi böyle düşünüyordu.

Nefis ohagileri yedikten sonra son toplantı başladı. Bir zaman dokuz kişi olan Hashiralardan yalnızca ikisi kalmıştı, bir tanesi de çoktan emekli olmuştu. Birlik resmi olarak dağıldı. Ubuyashiki ailesinin üstündeki lanet kalktı. Acısız bir hayat Sanemi'yi bekliyordu ama nedense hiçbir heyecan kırıntısı barındırmıyordu. Giyuu ve Nezuko ile arası düzelmişti düzelmesine de ne yapacağı konusunda kararsızdı. Eğer yine ağabeylik rolünü üstlenirse bu sefer mutlu olacağını düşündü. Öyle olsa bile Nezuko'nun duygularıyla kendi duyguları bir olacak mıydı ki? Nezuko'nun halihazırda Tanjiro gibi mükemmel bir ağabeyi vardı, niçin Sanemi'yi kendi ağabeyi yerine koymak istesin? Sanemi'nin tüm duyguları ve fikirleri karmakarışıktı. Yanında onu hâlâ tamamen destekleyecek birinin olduğundan emin değildi ve yeni kişilerle tanışmak da gönlünden geçmiyordu. Vücudu ve yüzü yaralarla kaplıydı, ayrıca iki parmağını da Kokushibo ile olan savaş sırasında kaybetmişti. Diğer insanlar Sanemi'yi dışarıdan bir canavar veya tehlikeli insan olarak görebilirlerdi.

Ölmek istiyordu ama kalbinin bir yerlerinde yaşama tutunmak istiyordu. Çelişkilerinin farkındaydı ve bu yüzden çıkmaz döngüde kapana kısılmıştı. Karar vermek zor olmamalıydı. Daima kararlı ve özgüvenli olmuştu, büyük savaş sonrası ise kişiliğinin ve bakış açısının epey değiştiğini anlamıştı.

"Yine de kaybedecek bir şeyim kalmadı." diye mırıldandı. Rüzgar beyaz saç tellerini savururken kiraz ağacının yapraklarına kısaca baktı. Risk alması gerektiğini biliyordu; yalnızca dört yıllık ömrü kalmıştı ve hatalar yapsa bile artık umurunda değildi.

En nihayetinde karara vardı: Sağ kalan tüm yoldaşlarıyla geçirecekti kısacık ömrünü. Eğer şanslıysa ilerleyen vakitlerde Tengen'in bebeklerini görürdü ve herkesle güzel anılar elde ederdi. Genya bunu isterdi.

Aradan günler geçtikçe Sanemi kabuslarını yenmeye ve arkadaşlarıyla iyi vakit geçirmeye çalıştı. Onları daha iyi tanıkça kendisinin ne kadar dar görüşlü ve budala olduğu kanısına vardı. Giyuu, Tanjiro ve Nezuko sandığı insanlar gibi değillerdi. Giyuu'ya boşu boşuna kin beslemiş bunca zamandır. Bunu savaş zamanı öğrenmişti zaten. Giyuu'yu tanıdıkça ona karşı olan olumlu hisleri artıyordu.

Bir yıl içerisinde birbirinden güzel anılar biriktirmeyi başarmıştı: Tengen'in çocukları olmuştu, Kanao ve Tanjiro evlenmişti, Nezuko ve Zenitsu nişanlanmıştı, Aoi ve İnosuke evlenmeyi planlıyorlardı ve Giyuu ona birkaç hediye almıştı. Ayrıca Sanemi nefret ettiği bir gerçeklikle karşılaşmıştı: Giyuu'ya karşı beslediği hisler "arkadaşlık" çatısının altından çoktan çıkmıştı. Sanemi kendinden büyük bir utanç duydu ve nefret etti. Kelimenin tam anlamıyla iğrençti. Hislerinden bayağıdır şüpheleniyordu ve hislerinin anlamını tamamen kavradığı zaman doğum günüydü. Giyuu, ona özel bir el yapımı oyuncak hediye etmişti. Yaklaşık 10-15 santimdi. Oyuncağın bir elinde Sanemi'nin savaşta çıkardığı lekeyle aynı deseni taşıyan bir rüzgar gülü bulunuyordu. Giyuu, yalnızca bir kolu olmasına rağmen kendi başına, kimseden en ufak yardım almadan bu armağanı hazırlamıştı. Bu, Sanemi'yi çok etkilemişti. Nezuko ile konuştuğu zaman hissettiği duygulara benzerdi ama kesinlikle birbirlerinden farklıydılar. Sanemi'nin yüreğinde körüklenmiş, asla sönmeyecek ateş yanmıştı. Bu hisleri kelimelerle ifade etmek onu yıpratıyordu, sadece onların çok güçlü ve sarsılmaz olduklarını biliyordu. Tutkulu bir aşk. Onları reddetmeye çalışmıştı ama o hediyeyi almasıyla durduralamaz hisleri daima büyüyecekti. Özellikle Giyuu'nun bir eşi varken bu edepsiz aşkın kölesi olmaktan rahatsızdı. Genya'nın vefatıyla kaybedecek bir şeyinin kalmadığını düşünmüştü, şimdiyse kader yine Sanemi'yi çukurun içine itmişti.

"Bütün dünya bana karşı." diye düşündü. Giyuu'nun evliliği zoraki değildi ve Giyuu, o kadını gerçekten sevmişti. Hal böyleyken, nasıl gidip Giyuu'nun yüzüne onu sevdiğini söyleyebilirdi? Onu delicesine seviyor olsa da bunu içinde tutmalıydı. Giyuu'nun mutluluğu ve diğerlerinin huzuru için...

Sanemi yirmi üç yaşına bastıktan birkaç gün sonra Tengen'i ziyarete gitti.

"Shinazugawa, evlenmelisin bence. Yirmi beşe girdiğinde öleceksin. Ölmeden önce bir yuva kurmalısın ve çocuk sahibi olmalısın."

Sanemi'nin suratı asıktı. Onu ziyaret etmesinin nedeni Giyuu'nun karısının sekiz aylık hamileliğiydi. Biraz teselli, biraz da eğlence bekliyordu Tengen'den. Elbette, teselli edemezdi onu. Her an boğuştuğu aşkından herkes bihaberdi ve evlilik olayı duymak isteyeceği şey dahi değildi. Herkes çoktan evlenmiş ve çoluk çocuğa karışmıştı. Yalnızca Sanemi kendi hisleriyle savaşmak zorundaydı. Baharda yağan yağmur gibi hissediyordu; kimse tarafından sevilmeyen ve istenmeyen, birileri tarafından sevilse bile her zaman diğer seçenek olmaya mahkum bırakılan.

Sanemi'nin somurtmasıyla Tengen'in gözü yumuşadı. Kocaman elini onun başına götürüp beyaz tellerini kırıştırdı. Sanemi mızmızlansa da Tengen durmadı.

"Bak, sen tanıdığım en havalı adamlardan birisin, Shinazugawa. Arkanda bir miras bırakmak istemiyor musun? Çocuklarının ve torunlarının büyüdüğünde 'Ne kadar havalıymış atamız.' demesi seni mutlu etmez mi? Hepimizin çocuğu var, niye sen de evlenmiyorsun?"

"Ben... sadece..." Sanemi ne diyeceğini bilemedi. Bütün düşüncelerini haykırmayı çok isterdi ancak karışıklılık çıkarmak istemiyordu. İki sene... İki yılcık kalmıştı. Dayanabilirdi.

"Aslında bir akrabam var, senden çok hoşlanıyor. Onunla bire bir tanışmayı düşünür müsün?"

"Düşüneceğim, Uzui."

Bir hafta sonra içi kan ağlaya ağlaya o kadınla görüştü. Bir ay sonra evlendiler. Kadın, ilk gecelerinden hamile kaldı. Sanemi hiçbir zaman eşinin yanında mutlu olamadı. Kadın kötü bir değildi, kesinlikle değildi. O çok tatlıydı, hanımefendiydi ve güzeldi. Yine de Sanemi ne cinsel anlamda ne de romantik olarak onu beğeniyordu. İlk gecelerinde bile o kadını Giyuu olarak hayal etmişti ve ilişki sırasında gözlerini sımsıkı kapatmak durumunda kalmıştı. Daha sonraki gecelerde kadın, Sanemi'yi baştan çıkarmayı denemişti ve Sanemi türlü türlü bahaneler bularak olayın içinden sıyrılmıştı.

O zamana kadar Giyuu'nun bebeği çoktan dünyaya gelmişti. Sanemi, bebeğin doğumundan yaklaşık iki-üç ay sonra Giyuu'yu ziyaret etmişti. Mutlu gözüküyordu. Sanemi'nin kalbi göğsünü terk eder gibi atarken küçük gözleri asla Giyuu'nun mutlu ifadesinden ayrılmadı. Ne hoş! O hep böyle gülsün, yeter ki gülsün. Sanemi acı içinde kıvranacak olsa bile Giyuu'nun saadeti hiç bozulmasın.

Sanemi yirmi dört yaşına girdiğinde içindeki huzursuzluk artmıştı. Giyuu'nun bir yıldan az ömrü kalmıştı. En iyi ihtimalle iki buçuk-üç ay yaşayacaktı. Elinde olsaydı kendi hayatını feda edip Giyuu'yu kurtarırdı ama lekenin sonucundan kaçmanın bir yolu yoktu. Nihai sonuç daima yirmi beş yaşına girildiğinde ölüm olmuştur.

Aralık ayının ortalarında Giyuu, Sanemi'yi sake içmek için dağa çağırmıştı. Orada küçük ama sıcacık kulübe bulunuyordu. Orayı birlikte bulmuşlardı. Terk edilmişti ama onu onarmışlardı.

"Shinazugawa, çocuğun nasıl?" diye sordu Giyuu. Gülümsemesi oldukça samimiydi ve alkolden dolayı yanakları hafif kızarıktı.

"...İyi." duyulması güç bir tonda mırıldandı. "Ya seninkiler?"

Giyuu sakeyi bir kenara bırakıp sırtını ahşap duvara yasladı. "İyiler. Yuuichiro konuşmayı öğrendi."

Tomioka Yuuichiro... Giyuu, Muichiro'nun ölümüne çok üzülmüştü bundan dolayı ilk çocuğuna Muichiro'nun merhum ikizinin adını koymayı uygun görmüştü.

"İyiymiş." Sanemi sessizce iç çekti ve çaktırmadan Giyuu'nun bütün varlığını inceledi. Islak ve şişkin dudaklarını şu an öpse nasıl hissederdi acaba? Hayır, olmaz. Her ne kadar sevmese de bir karısı var ve Giyuu'nun sevdiği bir karısı var. Sarhoşluktan beynini işgal eden düşünceleri uzaklaştırmalıydı yoksa zorlukla kurdukları arkadaşlıklarını zedeleyecekti.

Kirpiklerini gözlerini kapattığında göz bebekleri yavaşça onun koyu mavi gözlerine doğru kaydı.

"Korkmuyor musun?"

"Neyden?"

"Ölümden."

Giyuu suskun kaldı. Beyaz dişlerini kuvvetsizce alt dudağına batırdı. Ölüm kaçınılmaz.

"Korkuyorum, Shinazugawa. Cidden çok korkuyorum ve ölmek istemiyorum."

Gözyaşları belirdi ama sonra onları kontrol ederek derin bir nefes aldı.

"Yine de hiçbir pişmanlığım yok. Hayatım zorluydu ve hayatımda birçok kötü karar verdim. Şu son üç yıldır fazlasıyla mutlu oldum. Pişman olacağım bir şey yapmadım ve bundan memnunum."

O konuşurken, Sanemi tereddüt ederek sakat elini Giyuu'nun elinin üzerine koydu. Sıcacık avcu, Giyuu'nun pürüzsüz eline temas ettiğinde kalp atışları fırlarcasına çarptı. Sanemi'nin yüzü, Giyuu gibi, alkolden kıpkırmızıydı fakat en temel nedeni bu değildi. Yoğun ve edepsiz aşkının kendisini ele vermesinin bir işaretiydi. Kelimeler boğazında tıkılı kalmıştı, irisleri Giyuu'nunkilerden ayrılmıyordu. Pembe dudaklarının tadına bakmak... Cüret edemezdi, yalnızca hayalini kurabilirdi.

"Seni yalnız bırakmayacağım, Tomioka." sesi beklediğinde daha fazla duygu dolu çıkmıştı. Ağlayacak kadar hüzünlü, gerçek aşk kadar sevgi dolu. "Hiçbir an seni yalnız bırakmayacağım ve sen öldükten sonra bile daima seni seveceğim."

Sanemi, onun elini daha da sıkı kavrayarak dudaklarına doğru götürdü. Önce Giyuu'nun avucuna, ardından elinin arkasına nazik öpücükler kondurdu. Biraz aşırıya kaçtığının farkındaydı. Onun sayılı günlerinde ona olan hislerini açığa çıkarmak istese de iç güdülerini bastırmalıydı.

"Çünkü ben senin arkadaşınım, Tomioka."

Giyuu'nun şaşkın ifadesi Sanemi'yi telaşlandırmıştı. Aralarındaki ilişkiyi tuhaflaştırmadığını umarak sakat elini yavaşça onun pürüzsüz elinden çekti.

"Teşekkür ederim, Shinazugawa."

O günün hiçbir salisesini unutmayacağına ant içti.

***

"...Eğlenceliydi, değil mi?"

Tatlı bahar rüzgarı beyaz saçlarını savururken önündeki mezar taşına baktı.

Tomioka Giyuu

...-19xx

Acı bir tebessüm bile edemiyordu; canı çok yanıyordu, buna teşebbüs etse anında gözyaşlarına boğulacaktı. Bu dağda Giyuu'nun mezarıyla baş başa kalması bile onun içini huzurla dolduruyordu. Giyuu artık nefes almıyordu, o öleli bir aydan fazla olmuştu. Onardıkları kulübenin yakınlarına onu gömdüğünden beri her gün bu dağa geliyordu.

Sanemi sözünü tutmuştu. Giyuu'nun eşi ve diğerleri onun ölümüyle yas tutmuşlardı. Sanemi kendisini onun eşiyle kıyaslamak istemezdi ve kıyaslamazdı ancak kendisini ele geçiren bu şiddetli acıyı kimsenin hissetmediğinden emindi.

"Sana olan aşkım sığdı ve ben de korkaktım. Özür dilerim."

Notes:

İSTEDİĞİM GİBİ YAPAMADIM KURGUYU ÇILDIRICAM AAAAAA
neyse post-canon sanegiyuu aulara hastayım😔✊🏻