Actions

Work Header

Mavi Menekşe, Mor Menekşe

Summary:

Tino, Norveç'te yaşayan bir Fin'dir ve bir gün paten kayan bir çocuğun mavi gözleri tarafından tam kalbinden vurulur.

Notes:

Normalde Watty'deydi bu fic. Her ihtimale karşı buraya da yüklüyorum.

Yayımlamadan önce tekrar okudum ve "Bu ne lan?!" dedim :D

(See the end of the work for more notes.)

Work Text:

Taşındıkları günden beri Tino'nun günleri hep aynı şekilde başlıyordu, ne kadar farklı devam ederse etsin.

Tino Finlandiya'da doğmuş bir Fin'di, Tino'nun annesi Fin'di, Tino'nun babası Fin'di, Tino'nun hamileyken İngiliz erkek arkadaşı tarafından bir erkek uğruna terk edilen ve birkaç yıl sonra çalıştığı yerde çıkan bir yangında hayatını kaybeden ablası Fin'di, Tino'nun aynı evi ve bir zamanlar aynı odayı paylaştığı yeğeni Peter yarı Fin'di ama Tino'nun Finlandiya'da yaşadığı zamanlara dair tek bir anısı yoktu. Babasının işi nedeniyle kendini bildi bileli Norveç'teydi. Norveççeyi ana diliymişçesine kavramıştı ama arkadaş edinmekte hâlâ zorlanıyordu.

Taşındıkları akşam asfalt buz kesti. Öyle ki eğer Tino paten kaymayı bilseydi ayaklarına pateni geçirip asfaltta kaya kaya okula gidebilirdi. Lukas Bondevik'in yaptığı şey tam da buydu. Lukas hafta içi veya hafta sonu fark etmeden her gün erken kalkar ve patenlerini giyip başlardı kaymaya. Birçok evin penceresinden de görülürdü tabi, Tino'nun odasının penceresinden de. Tino onu ilk kez taşındıkları akşamın ertesi gününün erken bir saatinde görmüştü, rüzgar gibi geçen çocuk odanın içini de rüzgarla doldurmuştu. Ama pencereden bakan bu yeni çocuğa kendiliğinden kısılmış mavi menekşe gözleriyle bir bakış atmıştı, bu bakış alevli bir oka dönüşerek yeni çocuğun tam beynini vurmuştu. O günden beri her gün erken kalkıp pencereye koşar ve güneşten bile önce Lukas'ın bakışlarıyla ısınırdı Tino.

Tino her ne kadar her gün Lukas ile bakışsa da onunla tanışmak için bir bahane bulamıyordu. Bir kere onun gittiği okula gitmiyordu, gittiği okul da onun gittiği okulla aynı saatte başlamıyordu. Hem Lukas belki Tino'yu garip karşılardı, sonuç olarak Tino ile arkadaş olmak isteseydi kendisi de ilk adımı atabilirdi ya!

Taşındıklarından bir ay sonra okuldan dönerken Lukas'ı gördü Tino. Anlaşılan Lukas eve dönmeden önce biraz daha paten kaymak istemişti. Kurşuni gökyüzü, çamurlu ve buzlu yeryüzü ile el ele tutuşarak Lukas'ın uçuşup duran, bir tutamı tokayla tutturulmuş saçlarını soluk bir sarıya boyuyor; hafif çatık kaşlarını ve istemsiz kısılmış mavi menekşe gözlerini ince bir kahverengi perdeyle örtüyordu. Rüzgarla dans ediyordu Lukas, kırmızı kravatıyla, çizgili gömleğiyle, çivit triko hırkasıyla, lacivert pantolonuyla ve sanki onun çevresinde yeşil troller, parıldayan periler ve şarkı söyleyen vikingler dönüyor, dönüyordu.

Lukas Tino'yu kendisine hayran bırakmamak için fazla güzeldi, buna kuşku yoktu ama hayır, Tino'nun Lukas'a hayran kalma gibi bir hakkı yoktu.

Tino'nun erkeklerden hoşlanan erkeklerle ilk karşılaşması, bir erkeğe körkütük aşık olduğu için sevgilisini ve gelecekteki çocuğunu elinin tersiyle iten İngiliz eniştesi ile olmuştu. Bu yüzden bundan nefret ederdi Tino, sırf bu yüzden doğru dürüst arkadaşlık kurabildiği tek çocuk olan Berwald ile iletişimini kesmişti, onun aşık olduğu erkeği anlatmasını dinlerken dayanamayıp eve gitmiş ve odasında baya ağlamıştı. Bir karma gibi aynı şeyi yaşıyordu, içinde sıcak bir şey hisseder gibi oluyor ve vicdanı tarafından acı çektiriliyordu, ablasının hayatının son dakikalarında deneyimlediği gibi.

Dengesini kuramayıp buzlu ve çamurlu yere çöktü. Gömleğinin üstüne giydiği kahverengi kareli bej süveterini kirletecek, yeni pantolonunu ıslatacak ve büyük ihtimalle üşütecekti ama bunu düşünmüyordu. Yanakları yavaş yavaş ıslanıyordu, burnu akmaya başlamıştı. Omzunda bir sıcaklık hissetti, ardından boynunda:

–Hey, her şey yolunda mı?

Genç bir erkeğin sesiydi bu. Tino onu göremese de onun Lukas olduğunu anlamıştı. Gözyaşlarını bu sefer patır patır akıtıyordu hıçkırıklar eşliğinde. Ona, bir ayda ondan ne kadar etkilendiğini anlatmamakta kararlıydı.

Zavallı Tino! Nereden bilsin eğer konuşsaydı Lukas'ın her paten kayışında bu sevimli, mor menekşe gözlü sarışınla göz göze gelebilmek için yolunu şüphe çekecek şekilde uzattığını itiraf edeceğini?

Notes:

Bunu yazma fikri nasıl ortaya çıktı?
Oneshot yazmayı planlıyordum, bir arkadaşım NorFin istedi. Sonra Instagram'da keşfetime bir video düştü: Norveç'te yollar buz tutmuştu ve gençler yolda buz pateniyle gidiyorlardı. Dedim "Lukas bunu yapsa harika olmaz mı?" Lukas zaten bir sanat eseri gibi.