Chapter Text
Kalküta’da ılık bir öğleden sonraydı. Tatlı bir rüzgar ağaçların yapraklarını, insanların tenini okşuyordu.
Bu tatlı havayı kaçırmamak için Sharma ailesi, konuklarını bahçede ağırlamaya karar vermişlerdi fakat sohbet pek de tatlı değildi.
Bayan Sharma elindeki çay fincanını daha sıkı kavrayarak gözlerini kapattı ve sakinleşmeye çalıştı fakat bu neredeyse imkansızdı.
Devi konuşmak için ağzını açtığında abisi sert bir bakışla onu susturdu. Ve kendi konuşmaya başladı.
Kairas: “Bayan Doobay öncelik ziyaretinizin amacının beni ne kadar şaşırttığını söylemeliyim.”
Bayan Doobay: “Bunun beklenmedik olduğunu anlıyorum, ama size resmi bir teklif yapmadan önce samimiyetimize güvenerek önden haber vermek istedim.”
Devi gözlerini devirmemek için kendini zor tutuyordu çünkü Bayan Doobay’in ne demek istediğini çok net bir şekilde anlamıştı. Eğer resmi bir nişan teklifi ile gelirsek reddedemezsiniz ama şimdi bir itirazınız varsa söyleyin diyordu kibarca.
Fakat Maharaj’ın annesini reddetmek gayrı resmi bir teklif konusunda bile imkansızdı ve bu masadaki herkes bunu çok iyi biliyordu. Bayan Doobay sadece oyunu kitabına göre oynuyor ve yakında dünür olacağı ailenin gururunu okşuyordu. Bu masadan istediğini alarak kalkacaktı, emindi.
Devi gözlerini abisinin gözlerinin içine kilitlemişti.
“‘Hayır’ de abi ne olur, ‘hayır’ de…”
Demedi. Diyemezdi.
Kairas: “Elbette samimiyetimize güvenebilirsiniz. Şaşkınlıkla birlikte onur duyduğumu da söylemeliyim. Sizinle dünür olmak, kız kardeşimin oğlunuzla evlenmesi benim için bir onurdur.”
Ama yine de ‘evet’ de demedi.
Kairas: “Sizden düşünmek için bir süre müsaade istiyorum. Oğlunuz elbette önemli bir talip ama kız kardeşimin tek talibi de değil.”
Kairas, kız kardeşinin evlilik konusundaki tutumunun farkındaydı. Devi evlenmek istemiyordu. O da kardeşini istemediği bir kadere ne kadar geç zorlarsa o kadar iyi olacağını düşünüyordu. Kaderden kaçılamazdı belki ama ertelemekten de zarar gelmezdi neticede.
Bayan Doobay, Kairas’ın ne yaptığını anlamadı. Sadece hemen evet demeyerek çok hevesli görünmemek ve ağır başlı davranmak istediğini sandı. O yüzden de ısrar etmedi ama yine de oğullarının statüsünü hatırlatmaktan da geri durmadı.
Bayan Doobay: “Deviya statüsü yüksek, onurlu ve güzel bir genç kadın… Birçok talibinin olması şaşırtıcı değil doğrusu fakat Düzine’nin baş brahmanı ve Maharaj’ın erkek kardeşinden daha iyi bir talip olamaz, değil mi?”
Kairas sessizce iç çekti. Bir şey söylemek istedi ama Bayan Doobay ondan önce davrandı. Yüzüne en içten en anlayışlı gülümsemesini yerleştirdi. Tabii ki sahteydi.
Bayan Doobay: “İstediğiniz kadar düşünün Bay Sharma, nasılsa daha iyi bir talip bulamazsınız.”
Devi bu sefer susamadı ama konuşmaya başlamadan hemen önce en az Bayan Doobay’inki kadar sahte bir gülümsemeyi yüzüne yerleştirmişti.
Devi: “Evleneceğim adamın statüsü kadar bu statülerden ve sıfatlardan arınmış halinin de evlenmeme değmesini isterim, Bayan Doobay.”
Bayan Doobay kıkırdadı.
Bayan Doobay: “Henüz çok gençsiniz Deviya. Yaşınıza yakışır bir heyecana ve özgüvene sahipsiniz. Beklentileriniz de tıpkı huylarınız gibi yaşınıza yakışır.”
Daha sonra uzandı ve Devi’nin elini tuttu. Gözlerinin içine baktı ve sonraki sözlerini öyle söyledi.
Bayan Doobay: “Yaşınız ilerledikçe bazı statülerin her şeyi gölgede bıraktığını daha iyi anlayacaksınız.”
Sonra kimsenin bir şey söylemesine fırsat bırakmadan ayağa kalktı ve Kairas’a döndü.
Bayan Doobay: “Ağırladığınız için teşekkür ederim. Keyifli bir öğleden sonraydı. Cevabınızı bekliyor olacağım.”
Kairas ve Devi de ayağa kalktı ve Bayan Doobay’le vedalaştılar. Onu kapıya kadar uğurlama görevi tek başına Kai’ye kalmıştı çünkü Devi kısa vedalaşmadan sonra hızla odasına gitti ve kapıyı kilitleyerek yatağına yöneldi.
Uzandı ve başını yastığa gömerek ağlamaya başladı. Evlenmek istemiyordu. Sorun damat adayları değildi. Evlilik fikri Devi’yi ürpertmeye yetiyordu. Bu her şeyden önce özgürlüğünün kısıtlanması demekti. Diğer yandan ise canından çok sevdiği abisinden ayrılması gerekecekti.
Annesi ve babası o küçükken ölmüştü. Abisinden başka kimsesi kalmamıştı ve şimdi yabancı bir adam için abisinin yanından, doğup büyüdüğü evden ayrılmak istemiyordu.
Her iki sebep de anlaşılabilirdi.
Devi ağlamaya devam ederken kapının arkasından abisinin sesi geldi.
Kairas: “Devi, aç kapıyı hadi!”
Devi cevap vermedi.
Kairas: “Hadi güzelim, aç kapıyı lütfen.”
Devi: “Konuşmak istemiyorum abi, git buradan!”
Kairas: “Bunun kolay olmadığını biliyorum, olmaması için ya da en azından ertelemek için elimden geleni yapacağım.”
Devi, şu gerçeği çok iyi biliyordu ki Doobayler gururlu bir aileydi, eğer abisi bu nişan teklifini reddederse durumu yanlış anlayacak ve buna alınacaklardı. Doobaylerin alınması Düzine içinde çok pahalıya mal olabilirdi.
Ama eğer ya nişanı istemeyen taraf Sharmalar değil de Doobayler olsaydı? O zaman durum değişirdi.
Bu Devi’nin aklına bir fikir getirdi. Ram Doobay ile konuşacaktı ve bu nişanın olmaması konusunda onu ikna edecekti. Hızlıca yataktan kalktı ve gözyaşlarını silip abisine kapıyı açtı.
Kai karşısında ruh hali tamamen değişmiş bir Devi gördüğünde gerçekten şaşırmış, durumu da şüpheli bulmuştu.
Devi abisine sarıldı.
Devi: “Merak etme abi, artık endişelenmiyorum.”
Kairas şaşkın gözlerle ona sarılan kardeşine baktı.
Devi: “Sen de endişe etme lütfen. Kaderden kaçılmaz değil mi?”
Kairas, Devi’nin bu kader kabulü konuşmasına zerre kadar inanmadı ama üstüne de gitmedi.
Devi abisinden uzaklaştı ve sakince aşağı indi. Devi’nin koruması Arhat koridorda diğer çalışanlarla sohbet ediyordu.
Kısa bir hareketle Arhat’ı yanına çağırdı.
Devi: “Arhat bana Ram Doobay’in bugün nerede olacağını öğrenmen lazım.”
Arhat, hanımını sorgulamaması gerektiğini öğrenmişti.
Arhat: “Elbette, hanımefendi.”
Devi: “Ve kimseye bir şey söylememen gerektiğini hatırlatmama gerek yok, değil mi?”
Arhat: “Merak etmeyin, bunu gizli tutarım.”
Arhat ne yapması gerektiğini çok iyi biliyordu ve hemen harekete geçti.
Birkaç saat sonra Arhat döndü ve hanımına Ram Doobay’in bu gece bir ayin için Kalighat’ta olacağını bildirdi.
Devi bu bilgiyi aldıktan sonra sakince saatin geceyi bulmasını ve herkesin uyumasını bekledi. Sonra ise hazırlandı ve atına binerek evden ayrıldı.
Kısa bir sürüşün ardından dikkat çekmemek için atını uzağa bağladı ve fark edilmemek için giydiği pelerinine sarılarak yürümeye başladı.
Tapınağın ön kapısından girmek dikkat çekeceğinden gizlice bahçeye sızdı ve bir kedi kadar sessiz bir şekilde korumaları atlatarak tapınağın içine girdi.
Şimdi yapması gereken tek şey Ram’i bulmaktı. Hızlıca etrafa göz gezdirdi ve neredeyse tamamen karanlık olan tapınakta mum ışıklarının aydınlattığı tek odayı kolaylıkla buldu.
İçeri girmek için yavaşça hareket etti ama odanın kapısına varmadan bir devadasi tarafından durduruldu. Devadasi onun kolunu tuttu.
Devadasi: “Siz kimsiniz ve burada ne yapıyorsunuz?”
Devi hiçbir şey söylemeden başını kaldırdı ve yüzünü devadasiye çevirdi.
Devadasi odadan vuran loş ışıkta onun yüzünü görünce şaşkınlığını gizleyemedi.
Devadasi: “Bayan Sharma?”
Hemen Devi’nin kolunu bıraktı ve ondan uzaklaştı.
Devadasi: “Ne işiniz var burada?”
Devi bu sorgulamadan hiç hoşlanmadı.
Devi: “Bay Doobay’i arıyorum Gita. Nerede o?”
Gita: “Burada olmamalısınız Bayan Sharma, lütfen gidin.”
Devi: “Ne zaman nerede olacağıma sen mi karar veriyorsun? Bay Doobay nerede?”
Bu ikilinin sesini duyan Ram odadan çıktı. Üzerinde ritüellerde giydiği cüppesi vardı. Gözündeki göz bandını henüz çıkarmamıştı ve bu da ritüelin henüz başlamadığına işaretti.
Ram: “Deviya? Ne arıyorsunuz burada?”
Devi: “Sizi arıyorum Bay Doobay. Konuşabilir miyiz?”
Ram ciddi anlamda şaşırmıştı. Gecenin bir yarısı müstakbel nişanlısı tapınağa gelmişti.
Ram: “İçeri girin.”
Eliyle loş ışığın geldiği odayı işaret etti. Devi, Ram ile sessizce odaya girdi. Içeride yanan mumların yaydığı kokunun yanı sıra ağır bir tütsü kokusu da vardı. Üzerinde kırmızı bir çarşafın olduğu kanepe Devi’nin dikkatinden kaçmadı. Ve tabi ki kanepeden pek de uzak olmayan fiskosun üzerindeki bir şişe şarap ve kadehler de...
Devi bu gece burada ne tür bir ritüelin gerçekleşeceğini anlamıştı.
Yüzünde bir tiksintiyle etrafı inceleyen Devi, bu evliliğin neden olmaması gerektiğine bir kez daha ikna oldu.
Doobay ile evlenmek bunları kabul etmek demekti.
Devi ise bunu kabul edemeyecek kadar gururluydu.
Devi kendi düşüncelerine o kadar dalmıştı ki yaklaşık on saniyedir kendine seslenen Ram’i yeni duyuyordu.
Ram: “Deviya? Her şey yolunda mı?”
Devi hafifçe silkelendi ve kendine geldi.
Devi: “Evet, yolunda. Ben buraya sizinle konuşmak için gelmiştim.”
Ram: “Bu saatte ve tapınağa gizlice gelerek mi?”
Ram, Devi’nin onunla konuşmak istemesini bekliyordu ama bunu gece gizlice tapınağa gelerek yapacağını hiç düşünmemişti. Bu cesur hareket onu şaşırtmıştı. Ram, Devi’yi yıllardır abisinin yanında ya da Basu ikizleri veya Amrita ile sık sık olmasa da görürdü. Bayan Sharma yeni gelişen koşullarda ailesinin ticaret hacmini genişletebilmek adına iş için abisi yerine sık sık İngiltere’ye seyahat ederdi, bu yüzden onu her toplantıda veya ayinde görmek mümkün olmazdı. Hakkında da çok şey duymuştu. Düzine kızları sık sık Bayan Sharma’nın vahşi doğasından ve abisinin ona sağladığı diğer düzine kızlarına nasip olmayan haklardan söz ederdi ama Ram, gördüğü kadarı ile bir yorum yapacak olsa onun etliye sütlüye bulaşmayan sakin biri olduğunu söylerdi.
Fakat Ram bu gece gördüklerindense duyduklarının daha sahici olduğuna kanaat getirmişti.
Devi: “Evet, çok zamanınızı almayacağım.”
Ram: “Peki öyleyse, buyurun.”
Devi de Ram hakkında bir şeyler duymuştu. Tıpkı tüm ailesi gibi onun da çok gururlu olduğunu biliyordu. Bu sebeple konuyu direkt ama yumuşak bir tonda açmaya karar verdi.
Devi: “Bugün anneniz bizi ziyaret etti.”
Ram: “Evet, biliyorum.”
Devi: “Öyleyse ziyaretinin sebebini de biliyorsunuz?”
Ram: “Biliyorum.”
Devi bu adamın sakin ve ifadesiz tavırları yüzünden yavaş yavaş sinirlenmeye başlıyordu.
Devi: “O zaman Bay Doobay bu konu hakkındaki düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.”
Ram derin bir nefes aldı.
Ram: “Ne duymak istiyorsunuz Bayan Sharma? Evlilik bizim gibi insanlar için kaçınılmazdır. Ailelerimiz için diğer ailelerle ittifak kurmanın en kısa yolları olduğumuzu söylemek yanlış olmayacaktır sanırım.”
Devi, Ram’den özellikle bir tavır göstermesini beklemiyordu ama mevzuya olan kayıtsızlığı sinir bozucuydu. Adamın ağzından çıkan her kelime Devi’nin başlangıçtaki yumuşak tonunu kaybetmesine sebep oluyordu.
Devi: “Bakın Bay Doobay, belli ki bu evlilik sizin için de bir zorunluluk.”
Devi, Ram onu onaylasın diye sustu ama Ram hiçbir şey söylemedi ya da tepki vermedi.
Devi: “İkimizin de istemediği bir evlilik var ortada ama ne yazık ki annenizi ya da sizi reddetmek bizim için uygun olmaz. Bu sebeple buna karşı koyabilecek kişi ben değilim ama siz yapabilirsiniz.”
Ram bir an sustu. Devi’nin söylediklerini düşündü. Evet Ram de evlenmek fikrinden hoşlanmıyordu ama annesi, aday olarak Bayan Sharma’dan bahsedince Ram bu fikrin onu diğer adaylar kadar rahatsız etmediğini fark etmişti. Bu sebeple karşı çıkmamıştı ve annesinin yapacağı ziyarete onay vermişti fakat şu an karşısında duran Devi’nin bu kadar açık bir şekilde onunla evlenmek istemediğini söylemesi gururunu incitmişti. Sakin tavrı hafifçe gölgelendi.
Ram: “Sizi istemediğiniz herhangi bir şeye zorlayacak değilim. Annemle konuşurum. Söyleyecekleriniz bittiyse gidebilirsiniz.”
Devi, onun ruh halindeki değişimi sert ses tonundan anında anladı fakat neye kızdığını anlamadı ve bu da Devi’yi öfkelendirdi.
Devi: “Bitti Bay Doobay, merak etmeyin.”
Elleriyle odanın içindeki kanepeyi hafifçe işaret ederek devam etti.
Devi: “Baş brahmanımızı çok önemli bir ritüelden daha fazla alıkoymaya cesaret edemem.”
Ram onun neyi kastettiğini anladı ama bu sözlerini duymamazlıktan geldi. Devi de onun ne söyleyeceğiyle ilgilenmiyordu zaten artık. Duymak istediğini duymuştu. Odanın çıkışına yöneldi.
Ram: “Evinize güvenle dönebilmeniz için korumalar size eşlik etsinler.”
Devi: “Gerek yok, nasıl geldiysem öyle dönebilirim.”
Ram: “Belli ki yalnız gelmişsiniz. Izin verin size eşlik etsinler.”
Devi’nin odadan çıkmak üzere olduğunu fark eden Gita içeri girmek için kapıya yaklaştı.
Devi önce Gita’ya sonra Ram’e baktı.
Devi: “Kendi işlerinizle ilgilenin Bay Doobay, başkalarınınkiyle değil.”
Daha sonra sakince dışarı doğru kenara çekildi ve Gita’nın içeri girmesine izin verdi.
Geldiği şekilde önce arka kapıdan bahçeye, bahçeden de tapınağın dışına doğru süzüldü. Atı Deimos’u bağladığı yerden aldı ve oradan uzaklaştı.
Hemen eve dönmek istemediği için biraz at binmeye karar verdi. Her zaman yaptığı gibi alıştığı rotayı takip etti. Yüzüne vuran, saçlarını savuran rüzgardan keyif aldı ama her güzel şeyin bir sonu vardı. Rotasını tam eve doğru çevirmişti ki geceyi at sürerek geçiren tek kişinin kendi olmadığını fark etti.
Ileride at üzerinde durmuş onu izleyen biri vardı. Ne zamandır oradaydı ya da onu ne zamandır izliyordu bilmiyordu ama bu silüet ona yabancı değildi.
Onu izleyen kişinin kim olduğunu fark edince Devi yavaşladı ve elini zamanında bu adam tarafından kırılmış kalbine doğru götürdü.
Onu görmeyeli bir yıldan fazla olmuştu ama bu adamın onun kalbini nasıl kırdığını, gururunu nasıl incittiğini dün gibi hatırlıyordu.
Peki ama en son bir yıl önce Londra’da gördüğü bu İngiliz lordun Kalküta’da ne işi vardı?
Devi atıyla yavaş yavaş Lord’a yaklaştı ve sonunda durdu.
Ikili atlarının üzerinden bir süre sadece birbirlerine baktılar.
Devi bu adamın buz mavisi gözlerinin ardında yatanı okumakta hep zorlanırdı. Ne düşündüğünü ya da ne yapacağını tahmin etmek zordu.
Lord: “Bayan Sharma?”
Devi: “Lord de Clare?”
Lord: “Sizi tekrar görmek güzel.”
Devi bu sahte nezaketten hoşlanmadı.
Devi: “Kalküta’da ne işiniz var?”
Lord onun öfkesini hissetmişti.
Lord: “Sanıyorum ki siz benim kadar memnun değilsiniz bu karşılaşmadan.”
Devi aralarında geçen son konuşmayı gayet iyi hatırlıyordu ve evet, bu konuşmadan sonra bu adamı tekrar görmek onu memnun etmemişti. Gururundan dolayı bunu itiraf edemezdi. Hemen kendini toparladı.
Devi: “Şaşkınlığımı mazur görün Christian, fakat gerçekten sizi topraklarımızda görmek en son beklediğim şey bile değildi.”
Topraklarımızda.
Lord bu çıkışa gülümsememek için kendini zor tuttu ama gülümsemek istemesi küstahlıktan değil, bilakis kadının sert mizacına duyduğu hayranlıktandı.
Christian artık soruya cevap vermek zorunda olduğunu biliyordu.
Christian: “Ailemin ticari işlerini halletmek için bir süreliğine geldim.”
Devi cevabı geçerli buldu. O da tıpkı Christian gibi aile ticareti için sık sık İngiltere’ye seyahat ederdi. Hatta de Clare ailesi ile de bir anlaşma yapma şansı olmuştu bu sayede.
Devi: “Anladım. Umarım işlerinizi kolaylıkla halledersiniz.”
Christian: “Sizi gördüğüme gerçekten sevindim. O...”
Devi onun konuyu nereye getireceğini tahmin etti ve sözünü kesti.
Devi: “Bizimle de anlaşma yenilemeyi düşünüyor musunuz? Gerçi geleceğinizi haber vermediğinize göre düşünmüyorsunuzdur muhtemelen ama...”
Christian: “Elbette düşünüyorum hanımefendi. Sizi ve abinizi uygun bir vakitte ziyaret etmeyi planlıyordum. Bu gece karşılaşması benim için de sürpriz oldu.”
Devi: “Pekala öyleyse uygun olduğunuzda görüşmek üzere.”
Devi atıyla birlikte tekrar hareket etmeyi planlıyordu ama bu planını gerçekleştiremedi. Christian bu konuşmayı sürdürmek istiyordu.
Christian: “Deviya, sizinle en son konuşmamızda...”
Fakat Devi istemiyordu.
Devi: “Bu konuyu tekrar gündeme getirmemenizi rica ediyorum. Sizinle ya da ailenizle olan ticari konularımız aramızdaki konuşmaya değer tek konudur.”
Christian bu net ve gururlu çıkış karşısında şaşırmamıştı. Bayan Sharma böyleydi. Gururunu kırarsanız bunu telafi etme şansınız olmazdı.
Yine de Lord bir şansının olabileceğine inanmak istiyordu.
Christian: “Bu da konuşmaya değer Deviya, inanın bana.”
Devi onun gözlerinin içine kararlılıkla baktı. Lord bir kez daha onu kırabilecek kadar yaklaşamayacaktı. O eşiği geçemeyecekti.
Devi onun sözlerini duymazdan geldi.
Devi: “İyi geceler, Lord de Clare.”
Ve onun cevap vermesine fırsat bırakmadan oradan ayrılıp eve döndü.
Abisine yakalanmamak için büyük bir hızla atını ahıra bırakıp odasına koştu. Geceliğini giyip yatağa uzandı ama uyumak mümkün olmadı.
Kafasında dönen binlerce soru vardı.
Ram gerçekten söylediği gibi annesiyle konuşacak mıydı?
Bayan Doobay, evlenmeyi reddeden oğlunu evlendirmeye bu kadar yaklaşmışken vazgeçer miydi?
Ayrıca Ram ne düşünüyordu? Hem Devi ile nişanlı olup hem de devadasilerle gönül eğlendirebileceğini mi?
Bir ritüele gönül eğlendirme demek Devi’nin pek içine sinmese de Tanrıça Kali’ye olan bağlılığı göstermenin bir sürü farklı yolu varken maithunayı seçmesi Ram adına çok fazla şey gösteriyor olabilirdi ona.
Ya da...
Eğer dinlemeyi reddetmeseydi Christian ona ne söyleyecekti?
Kuru kuru özür mü dilerdi yoksa gerçekten pişman mıydı?
Bunu çok uzun süre düşünmemeye çalıştı. Christian en nihayetinde o kızla nişanlanmıştı. Hem de Devi’nin gözünün içine baka baka.
Hatta çoktan evlenmişlerdir bile.
Devi bu soruları düşünürken güneş yavaştan doğmaya başlamıştı. Gözleri de yorgunluktan artık kapanmaya başlamıştı. Uykuya daldı.
Uyumasının üzerinden çok geçmeden odasının kapısı açıldı ve uzun zamandır Sharma ailesine sadakatle hizmet eden Aishwa içeri girdi.
Aishwa: “Hanımım, uyanın!”
Devi irkilerek uyandı ve şaşkın gözlerle Aishwa’ya baktı.
Devi: “Ne oluyor Aishwa?”
Aishwa: “Az önce abiniz Bayan Vidya Basu’dan bir mektup aldı. Hemen hazırlanmanız gerektiğini, sizi uyandırmamı söyledi.”
Devi yataktan kalkarken sordu.
Devi: “Ne mektubu bu?”
Aishwa: “Bilgim yok hanımım.”
Devi daha fazla soru sormadı. Hazırlandı. En sevdiği kırmızılı sarilerinden birini giydi. Aşağı indiğinde abisi çoktan arabaya binmiş onu bekliyordu.
Devi de hızla arabaya bindi.
Kairas: “Sonunda gelebildin. Biraz daha gecikseydin seni bırakıp gitmek zorunda kalacaktım.”
Devi: “Belli ki bugün ikimiz de tersimizden kalkmışız abi.”
Kairas: “Vidya acil olarak çağırdığına göre mesele önemli. Gecikemeyiz.”
Devi: “Tamam anladım. Yine şu genel vali meselesi mi?”
Kairas: “Vidya mektubunda konudan bahsetmedi ama muhtemelen öyledir.”
Genel vali bir süre önce hastalanıp vefat etmişti. Birçok kişi bunun bir hastalık olmadığını iddia etmiş ve genel valinin Düzine aileleri tarafından yavaşça zehirlenerek hayattan koparıldığını iddia etmişti.
Vidya büyük bir baskıyla Hint tarafındaki bu söylentileri sustursa da İngiliz tarafında hala buna inanan birileri vardı.
Fakat son dönemdeki gündem bu değildi.
Yeni genel valinin kim olacağı merak konusuydu. Vidya ve Raj, İngiltere’deki kaynaklarını kullanarak bu konu hakkında önden bilgi edinmek için sıkı bir gayret gösteriyorlardı.
Yol bu düşünceler eşliğinde bitmişti. Araba Basu Konağı’nın önünde durdu.
Sharmalar arabadan indi ve bahçe girişinde onları karşılayan Vidya ve Basu ikizleri ile selamlaştılar.
Vidya: “Hoş geldiniz!”
Kairas, Vidya ile konuşurken Devi ikizlere yaklaştı.
Sara: “Uyumayı tercih edip gelmeyeceksin diye korktuk.”
Devi: “Abim olmasaydı bu ihtimal mümkün olabilirdi.”
Vidya ve Kairas’ın arkasından kızlar gülüşerek içeri girdiler.
Sharmalardan başka gelen kimse yoktu henüz ama Vidya, Rai ve Doobay ailelerinin de geleceği konusunda onları kısaca bilgilendirdi.
Onları beklerken kızlar sohbete daldılar.
Sara: “Annem artık evlenmemiz konusunda ısrar etmeye başladı. Taliplerle görüşüyor.”
Radha: “Abin senin için taliplerle görüşmeye başladı mı Devi?”
Devi derin bir iç çekti.
Devi: “Evet ya da hayır değil de elinde olmadan görüşüyor demek daha doğru olur. Bekar oğlu olan kiminle konuşsa konu buna bağlanıyor sonunda.”
Radha: “Bazıları abinin seni evlendirmek için Bay Rai ile görüştüğünü söylüyor.”
Devi şaşkınlıkla gözlerini açtı.
Devi: “Bay Rai ile mi? Kamal'la mı?”
Sara: “Haberin yok muydu?”
Devi’nin şaşkınlığına öfke de eklenmişti.
Devi: “Hayır, yoktu.”
Radha onun sinirlendiğini fark etti.
Radha: “Hemen sinirlenme, bu söylentilerden ibaret.”
Sara: “Evet, abinin en yakın arkadaşı sonuçta.”
Radha: “Bekar da olunca gerçek olmasa bile böyle bir söylenti çıkması çok olası.”
Çok geçmeden Rai ailesinin de Basu Konağı’na geldiği haberi içeri giren hizmetçi tarafından verildi.
Ev sahipleri yeni gelen konukları karşılamak için dışarı çıktığında Devi abisiyle yalnız kaldı.
Devi abisine gizlemediği bir kızgınlıkla bakıyordu.
Kairas: “Ne oluyor Devi?”
Devi: “Sen anlat abi ne olduğunu.”
Kairas: “Ne anlatmamı istiyorsun?”
Devi: “Beni Kamal ile evlendirmek mi istiyorsun?”
Odanın kapısının önünden sesler duyulmaya başlamıştı. Belli ki ev sahipleri konuklarla birlikte dönüyordu.
Kairas: “Bunu evde konuşuruz.”
Abisinin durumu reddetmemiş olması Devi’yi daha da öfkelendirmişti.
Bir şey demeye fırsatı kalmadan odanın kapısı açıldı ve Basularla birlikte sadece Raiların değil Doobaylerin de geldiğini görmüş oldular.
Rai ailesinin ve Doobay ailesinin birlikte gelişi sadece kızları şaşırtmıştı. Vidya ve Kairas durumu olağan karşılamışlardı ama ikizler ve Devi birbirlerine bakarak buna bir anlam bulmaya çalışıyorlardı.
Vidya çok geçmeden herkesi hazırlanmış olan muhteşem bir kahvaltı sofrasına davet etti.
Masanın bir başına Vidya diğer başına ise Raj oturmuştu. Vidya’nın solunda Kairas ve Devi, sağında ise Radha ve Sara oturuyordu. Raj’ın da solunda Ram sağında ise Amrita oturuyordu. Amrita’nın ve Devi’nin ortasında ise Kamal.
Devi, aynı zamanda Ram’i de gözlemlemek için ara sıra ona bakıyordu ama Ram, Devi’nin olduğu yöne tesadüfen bile olsa bakmıyordu.
Kamal, Devi’ye dönerek konuşmaya başladı.
Kamal: “Seni gördüğüme sevindim Deviya. Nasılsın?”
Devi keskin bir ses tonuyla cevap verdi.
Devi: “İyiyim Bay Rai. Teşekkür ederim.”
Özellikle karşı bir soru sormak istemedi. Duyduklarından sonra Kamal ile mesafesini korumak istiyordu.
Çok geçmeden Raj söz aldı ve orada olan herkese duyurmak istediği bir haberi olduğunu söyledi.
Raj: “Bay Rai ile bir süredir görüştüğümüz bir durum var. Sonunda karara bağladığımız için duyurmak istiyorum. Bayan Amrita Rai ile nişanlanmaya karar verdim.”
Vidya ve Kairas bu duyuruyu mutlulukla karşıladılar. Radha ise oldukça sessizdi. Devi gözlerini dikmiş ona bakıyordu. Raj ile bir geleceklerinin olmadığını ona Sara da Devi de söylemişti ama ne yazık ki aşk böyle birkaç lafla bitebilecek bir şey değildi.
Vidya: “Tebrik ederim! Bu şahane bir haber!”
Kairas: “Tebrikler! Mutluluğunuz daim olsun!”
Devi: “Tebrik ederim!”
Sara: “Tebrikler!”
Radha sakin kalmaya çalışarak gülümsedi.
Radha: “Tebrik ederim!”
Herkes tebriklerini sunduktan sonra Vidya yeniden söz aldı.
Vidya: “Bu haber her ne kadar çok önemli olsa da buraya asıl toplanma sebebimiz değil.”
Herkes merakla Vidya’ya döndü ve o devam etti.
Vidya: “Sonunda İngiltere’deki muhbirlerimizden beklediğimiz haber geldi. Yeni genel valinin kim olduğunu ve ne zaman Bengal’e geleceğini bildirdiler.”
Kamal: “Hadi Vidya, bizi merakta bırakma!”
Vidya onun sabırsızlığına göz devirdi ve devam etti.
Vidya: “Yeni genel valimiz Lord Christian de Clare olmuş ve muhbirlerimizin bildirdiği geliş tarihine ise iki hafta var.”
Yeni genel vali...
Lord Christian de Clare...
Devi şoktan gözlerini kocaman açtı. Hafifçe başını sallayarak durumu inkar etmeye çalıştı.
Devi: “E-emin misiniz Bayan Basu?”
Vidya: “Evet, tabi ki! Neden emin olmayayım?”
Kairas, Devi’ye baktı ve şaşkınlığına anlam vermeye çalıştı.
Devi ise bu sırada Christian’ın ona yalan söylediği gerçeğini kabul etmeye çalışıyordu. Demek ki bazı şeyler hiç değişmezdi. Lord ve Devi asla aynı tarafta olmayacaklar ve birbirlerine asla mutlak bir güven duyamayacaklardı. Tıpkı Lord’un bir yıl önce Devi’ye söylediği gibi...
Kairas’ın aksine kimse Devi’nin garip şaşkınlığına aldırış etmedi. En azından şimdilik ve Vidya konuşmaya devam etti.
Vidya: “Bu demek oluyor ki planlarımızı hızlandırmalıyız.”
Kamal: “İsyan bölgelerine göndereceğimiz cephaneliklerin Lord gelmeden gitmiş olması gerek. Geldiğinde güvenlik önlemlerini sıklaştırabilir.”
Raj: “Yine de sakin ve dikkatli davranmalıyız. Lord’un henüz burada olmaması bizi rahatlatmamalı.”
Kairas: “Cephanelikleri bizim taş sevkiyatlarımızın arasına gizleyerek bölgelere ulaştırabiliriz. Böylelikle dikkat çekmeyiz.”
Vidya: “Çok mantıklı Kairas!”
Devi, konuşmaları nefesini tutmuş bir şekilde dinliyordu. Lord’un zaten hali hazırda burada olduğunu bilen tek kişi kendiydi.
Ve abisi bunu bilmediği için müthiş bir risk alıyordu. Eğer Valilik cephanelikleri onların sevkiyatları içinde yakalarsa abisinin kaderi de annesi ve babası gibi olabilirdi.
Bu ihtimal karnına ağrılar sokuyordu. Lord’un gizli gelişi bir planın parçası olabilirdi, hatta olabilirden öte öyleydi de. Yoksa neden gelişini gizli tutsun ya da Devi’ye yalan söylesindi ki?
Belli ki Lord düzineyi gafil avlamak istiyordu.
Devi ne yapacaktı? Düzineyi ve abisini uyarıp onu koruyabilirdi.
Vidya: “Ah, bir şey daha var!”
Devi dahil herkes yine Vidya’ya dikkat kesildi.
Vidya: “Eski genel vali öldüğüne göre anlaşma bitti. Doran daha fazla Klifagrami’de kalmayacak.”
Kamal: “Vay be! Cellat için esaret bitiyor desenize!”
Kairas güldü.
Kairas: “Sonunda bizim takım tamamlanıyor!”
Raj: “Vidya, planın ne? Doran bir anda buraya sebepsiz yere dönmüyor herhalde?”
Vidya hafifçe kıkırdadı.
Vidya: “Elbette sebepsiz değil Raj.”
Raj da gülümsedi.
Raj: “Cellat’ın varlığı bize güven verirken yeni Genel Vali’nin de kabusu olacak.”
Devi yeni bir şok dalgasıyla sarsıldı. Doran’ı hiç görmemiş olsa da adını duymuştu ve bu lakabı nasıl edindiğini çok iyi biliyordu. O, Düzine ve Hindistan için bir kahramanken, İngilizler için eli kanlı bir katildi.
Devi’nin karnına yeni bir ağrı daha girdi. Lord’un burada olduğunu Düzine bilmiyordu ama aynı şekilde Lord da Cellat’ın Kalküta’ya geldiğinden habersiz olacaktı.
Bunca yalana ve ihanete rağmen Devi Lord’u uyarıp uyarmaması gerektiğini de düşündü. Lord’u uyarırsa Bay Basu’ya karşı önlem almasını sağlayabilirdi ama bu önlemin Bay Basu için neye mal olabileceğini bilemezdi.
Vakit daralıyor, kılıçlar kınından çıkıyor ve kağıt üzerinde çoktan yapılmış planlar uygulanmaya başlanıyordu.
Peki Devi bu planlara nasıl etki edecekti?
