Actions

Work Header

(Oda:156) Berke x Kerem

Summary:

Eskiden arkadaş grubumla yazdığımız shiplediğimiz yakın arkadaşlarımız adına bir fanfic...
normalde watpad deydi ama sonra buraya alma kararı aldım<3 gerçek olaylardan alınmıştır...

Work Text:

Oda 156: Sonbaharın İlk Sırrı
Ilık bir sonbahar sabahıydı. Tüm öğrenciler, okulun ilk günü için telaşlanıyordu. Lisede büyük bir karmaşa hakimdi; herkes sınıfını bulmaya çalışıyor ve yurt odalarına yerleşmek için etrafta koşturuyordu.

Berke, okuldan gelen e-postaya baktı. Gelen iletiye göre oda numarasının 156 olduğunu öğrendi. Hızla okul binasının ikinci katına çıkmak için merdivenlere yöneldi. O kalabalıkta yürümek güç olsa da odayı nihayet buldu.

Kapıya yöneldiğinde kapının açık olduğunu fark etti ve yavaşça aralayarak içeride birinin hareket ettiğini gördü. Usulca içeriye adımını attı ve titrek bir ses tonuyla, "Merhaba, burası oda 156 mı?" diye sordu. Oysaki odanın 156 numaralı olduğunu biliyordu, sadece biraz utangaç olduğu için çekinmişti.

Odada hareket eden çocuk, boğuk bir ses tonuyla, "Evet, herhalde oda arkadaşı olacağız," dedi.

Berke yavaşça kapıyı kapatıp kendisine ayrılan yatak ve dolaba göz gezdirdi. Bavulunu sürükleyerek yatağının kenarına yasladı, açıp içindeki kıyafetlerini dolaba yerleştirmeye başladı. O sırada çocuk sordu: "Adın ne?"

Berke utangaç bir tavırla, "Berke, senin?"

"Benim adım Kerem. Memnun oldum," dedi çocuk.

Berke, "Ben de," diye ekledi.

Kerem, kömür gibi siyah saçları ve zeytin karası gözleriyle çok yakışıklı bir oğlandı. Gözlerinde özenle çekilmiş siyah göz kalemi, kulağında küpe ve boynunda bir kolye vardı. Saçları kıvırcık ve dağınık bir tarzdaydı.

Aniden yurt koridorlarında anons sesi yankılandı: "Öğrenciler, İstiklal Marşı ve tören için bahçeye!"

Kerem eşyalarını toplamış olacak ki hızlıca kapıya doğru yürüdü ve durdu. "Geliyor musun?" dedi. Berke hızlıca toparlanıp birlikte bahçenin yolunu tuttular. Kampüs büyük olduğu için yürüyüşleri biraz sürdü. Tören boyunca Berke, Kerem'den gözünü ayırmadı. Kerem bunu fark etmiş olacak ki kafasını geri çevirdi.

Tören bittikten sonra tüm öğrenciler odalarına geri çıktı. Berke ve Kerem çantalarını almak için odaya çıktı ve dersliklere doğru yürüdüler. Kaderin cilvesi ki, tesadüfen sınıfları aynıydı. Birlikte sınıfa girdiler. Sınıfta önceden tanışanlar sohbet ediyor, yeni gelenler ise yerlerinde sessizce oturuyordu. Berke, Kerem'in hemen arkasındaki sıraya geçti. Çizim defterini çıkardı ve rastgele bir şeyler karalamaya başladı.

Kerem bunu fark ettiğinde, "Vay be, taslağın çok iyi," dedi.

"Sen de mi resimden anlıyorsun?" dedi Berke.

"Evet, severim çizim yapmayı. Dersler bitince odada gösteririm sana bazı çizimlerimi," dedi Kerem.

Berke heyecanlı bir ses tonuyla, "Olur, merak ettim şimdi," dedi.

Çok geçmeden ders zili çaldı ve herkes yerine oturdu. Ders başladı.

Öğle Arası ve İlk Tartışma
Birkaç ders sonra öğle arası vakti geldi. Öğrenciler okulun büyük kafeteryasına giderken Berke ve Kerem de birlikte indiler, inerken resimler hakkında konuşuyorlardı.

Zaman geçti, tüm dersler bitti. Öğrenciler okul binasından ayrılıp yurt binalarına dağıldılar. Kerem ile Berke odaya girdiklerinde, Kerem, "Oh be, ne gündü ama! İlk günden bu kadar ders çok değil mi?" dedi.

Berke, "Evet, gerçekten çok yorucuydu. Aklıma gelmişken, resimlerini göstersene," dedi.

Kerem, "A doğru, iyi hatırlattın," dedikten sonra bavulunu karıştırıp içinden eskiz defterini çıkardı. Çizdiği resimler takdire değerdi.

"Resimlerin aşırı güzel, çok beğendim," dedi Berke.

Kerem kızararak, "Teşekkürler," dedi.

Bir süre Kerem resimlerini gösterdikten sonra konuşmaya başladılar.

Kerem: "Ee Berke, en sevmediğin hoca kim?"

Berke şaşırmıştı; daha ilk günden bu soru biraz zordu. "Daha ilk gün olduğu için bir fikrim yok," dedi.

"Hadi ama, vardır. Çıkar ağzındaki baklayı," diye ısrar etti Kerem.

Bu sözle utanan Berke: "Yani aklımda birisi var ama..."

Berke'nin daraldığını anlayan Kerem, parmaklarıyla sus işareti yaparak dudaklarına götürdü. Bunu görünce hem Berke hem Kerem güldü. Kerem konuyu dağıtmak için kafeye gitme teklifi etti. Berke de hemen bunu kabul etti.

"E hadi o zaman, hazırlanalım!"

Berke ve Kerem yurtun hemen yanında kalkan otobüse bindiler. Otobüste beraber otururlarken, ayakta durmaya zorlanan yaşlı bir kadın ve kocasına yerlerini verdiler. Artık ayaktaydılar, otobüsün demirlerine tutunarak gitmeye başladılar.

Ayakta durmaktan sıkılan Berke, Kerem'e kaç durak kaldığını sordu: "İki," dedi Kerem.

Berke fazla kalmadığını anlayınca biraz daha iyi olmuştu. Sonraki durağa gelmişlerdi. Berke ve Kerem dışarıyı izliyor ve sakince duruyorlardı, ta ki durakta duran yolcuları fark edene kadar. Bildiğiniz sürü gibi, tek otobüse acayip fazla insan biniyordu. Berke şoktaydı; dibine kadar insan girmeye başlıyordu ve Berke yavaş yavaş Kerem'in dibine girmek zorunda kalıyordu. Şoför biraz daha yolcu aldıktan sonra Berke ve Kerem dip dibeydi. Kerem bu durum altında sakin kalmaya çalışıyordu. Aynı zamanda Berke, utancından gebermemeye çalışıp neden bu teklifi kabul ettiğini düşünüyordu.

Uzunca bu düşüncelere daldıktan sonra, otobüsün ani fren yapmasıyla Berke Kerem'e tutunmuştu. Bunu fark eden Berke, elini çekmeye fırsat bulamadan otobüs bir ani fren daha yapıp Berke ve Kerem'i üst üste düşürmüştü.

Berke, Kerem'in üzerine düştüğünde yüzlerinin arasında sadece birkaç santim mesafe vardı. Kerem bir anda kızardı ve hemen Berke'nin kalkmasına yardım etti.

Berke utanmış bir tavırla, "Özür dilerim," dedi.

Kerem, "Sorun değil, zaten şoför aniden frene basınca oldu," dedi ve bir süre sonra durağa vardılar.

İkisi de tek kelime konuşmadan bir süre yürüdüler. Kerem yolun ortasında birden durunca Berke de şaşırıp durdu ve Kerem'e bakmaya başladı.

Kerem, otobüsten indiklerinden beri o anı düşündüğü için yolu karıştırmıştı. "Bugün kafam biraz dağınık, kusura bakma. Kafeyi geçtik çoktan. İstersen hemen köşede Alışveriş Merkezi var, ona gidelim," dedi.

"Olur," dedi Berke.

Alışveriş Merkezine girdiler ve rastgele bir burger mekanına oturup sipariş verdiler. İkisi de konuşmak için çok utangaçtı ama sonunda Berke ilk adımı atmaya karar verdi.

"Sanatla aran iyi gibi," dedi.

"Evet, resimler ilgimi çekiyor ama daha çok müzikle ilgilenmeyi severim," dedi Kerem.

Berke gülerek, "Bana o zaman öğretirsin, zaten ev arkadaşıyız, değil mi? : )"

Kerem gülümseyerek bir şey söylemek için ağzını açıyorken siparişlerinin hazır olmasıyla ağzını kapatmak zorunda kaldı. Beraber konuşarak ve gülerek hamburgerlerini yediler. Daha yeni tanışmalarına rağmen şimdiden sıkı fıkı olmuşlardı.

Geldikleri otobüse binip yurtlarına dönmeye karar verdiler. Otobüsteyken, şans eseri köşede duran bir kızı fark etti Berke. Kız, doğrudan Kerem'e bakıyordu. Bunu gören Berke hem biraz şaşırıp hem kıskanmıştı. Kız bir süre sonra Kerem'in yanına gitti. Köşeden onları izleyen Berke konuşmalarını duyuyordu.

"Selam," dedi kız.

"Selam?" dedi Kerem.

"Seninle aynı sınıftayız sanırım. Adın Kerem değil mi? Yoklama alınırken duymuştum," dedi kız.

"Doğru duymuşsun. Senin adın ne?"

Kız tam konuşacakken araya Berke de girdi: "Selam!"

"Berke, bizimle aynı sınıftan birisini buldum!" dedi Kerem.

"Ben Bensu. Tanıştığımıza memnun oldum," dedi kız.

Berke ve Kerem birbirlerini tanıttıktan ve biraz da Bensu ile muhabbet ettikten sonra inecekleri durağa geldiler.

"Sen de yurtta kalıyorsun, burada iniyorsun değil mi?" diye sordu Berke.

"Evet, odam kızların tarafında," dedi Bensu.

"O zaman burada yollarımız ayrılıyor. Yarın görüşürüz," dedi Kerem.

"Sizle tanıştığıma memnun oldum! Özellikle Kerem ile ;)" dedi ve sırıttı Bensu.

Berke bu duruma biraz bozulmuştu. Kız Kerem'e karşı sempati duyduğundan mı böyle söylemişti yoksa Berke'ye gıcık olduğundan mı diye içinden geçirdi. Düşünceler kafasını bulandırdığı sırada Kerem sordu:

"İyi misin? Yoksa kız mı seni gıcık etti?"

"Hayır, aslında... yani biraz, belki," dedi Berke.

"Anladım, takma kafana. Düşüncesizin teki," dedi Kerem.

Berke bir tebessüm ile, "Evet, biraz öyle," dedi.

Durakta indiler ve yurda doğru yürüdüler.

Sınav Öncesi
Sınavlara bir ay kala bir sonbahar sabahı.

"Bu ikinci dereceden denklemleri anlamıyorum, çok sinir bozucu!" dedi Kerem.

"Bak, böyle yaparsan oluyor. Çok hızlı davranarak çözüyorsun, biraz yavaşla," dedi Berke.

"Aaa, şimdi anladım, teşekkürler! Daha okul başlayalı iki ay oldu, ne sınavı ya!"

"Her okulda böyle Kerem, sorgulama. Bence de saçma," dedi Berke.

Geçen iki ay içinde Kerem'le Berke'nin dostluğu güçlendikçe güçlendi. Biraz hızlı olan bu yakınlık bir bağdan mı kaynaklıydı yoksa gelecek olan bir felaketin habercisi miydi? Sınıfta Berke'yle Kerem "ayrılmaz ikili" diye geçiyordu. Kerem'in boyunun Berke'den uzun olmasından dolayı dışarıdan klasik bir uzun-kısa dostluğu gibi gözüküyordu. Kerem her fırsatta kolunu Berke'ye atar ve dışarıda hep öyle gezerlerdi. Her seferinde Berke bu hareketine kızarmaktan başka bir tepki veremezdi.

Berke'nin içinde anlam veremediği bir his olur, ama bunu içine atardı. Bu hislere anlam veremez ya da anlam vermek istemezdi; belki de korkuyordu. İçten içe inkâr ettiği ve asla değiştiremeyeceği bir durum olmasından korkardı. Günler, aylar böyle akıp gitti.

Kerem ile Berke'nin dostluğunun yanında Bensu ile Kerem'in de yakınlığı günden güne artmıştı. Bu durumu düşündükçe kalbine ağrı saplanan Berke, bu yakınlığa kayıtsız kalmaktan başka bir şey yapamazdı. Günler geçti, Berke'nin duyguları güçlendi, büyüdü ve büyüdü.

Kış Sabahı
İpek beyazı kışın hüznünü taşıyan camlara vuran kar taneleriyle uyandı Berke. Yanında yatan Kerem'in saçları, siyahın en saf tonunda, rüzgarın özgürce esen en naif haliyle yüzünü okşuyordu. Huzur içinde nefes alan göğsünü izlemekten kendini alamıyordu. Kerem'in yanında, sessizliğin kıvrımlarında yatarken, içindeki duygular bu anın romantik dokusunda eriyip gidiyordu. Kerem'in derin uykusundaki masumiyet, onun yüzündeki yumuşak çizgilerde bir şarkı gibi söyleniyordu. Berke, onun yanında olduğu için kendini şanslı hissediyordu; içindeki duygularını dizginleyemiyordu, yüzünü bir sıcaklık basıyor ve utanca benzer bir duygu yaşıyordu.

Bu düşüncelere daldı, hala inkâr etmekten başka, kabul etmeye bile yaklaşamamıştı. Küçüklüğünde, ortaokulun ilk zamanlarında bir İngilizce öğretmeni vardı. Sınıfta bütün erkekler o hoca için yanıp biterdi. "Çocukluk," diye içinden geçirdi ama bir süredir aklını kurcalayan şu düşünce geldi: Herkes İngilizce öğretmeninin o güzel bukle bukle kahverengi saçlarını, derinliğiyle sizi içine alan ela rengi gözlerini, nazikliğini, zarafetini ve güzelliğini konuşurken Berke bunların hiçbirini konuşmazdı, düşünemezdi, en acısı hissedemezdi. Belki o zamanlar anlayamıyordu ama şimdilerde taşların yerine oturduğu zamanlar fark edecekti ki, o sadece kızların gözdesi tarih hocasına karşı böyle hisler beslerdi.

Erkekler gibi kızlar da Tarih hocalarının karizmasından, bakışlarından, yürüyüşünden ve asaletinden konuşurdu. Berke'nin en sevdiği hocası olmasına şaşmamalıydı; bu hisleri sadece Tarih hocasına hissederdi. O zamanlar bunu anlamakta güçlük çekse de şu sıralarda anlamaya, taşların yerine oturmaya başladığı zamanlardı.

Sırt üstü yatmış, karın camda yaptığı monoton seslerin eşliğinde gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Kalbinin derinliklerinde göğsüne bir bıçak saplanır gibi hisle baş edemiyordu; düşündükçe karnına ağrılar giriyordu. Gözyaşı yanağını bulduğu sırada:

"Berke, iyi misin? İyi misin?" dedi Kerem uykulu bir sesle.

Berke irkilerek hızlıca gözyaşını eliyle sildi ve "A, şey... Kötü bir rüya gördüm sadece. Sorun yok," dedi.

Kerem, "Emin misin? Eğer bir sorun varsa bana anlatabilirsin. Sana en derin sırlarımı bile anlatmışken..."

"Biliyorum, sana sonsuz güveniyorum. Zaten sorduğun için teşekkürler. İyiyim..." dedi Berke sızlayan bir sesle.

"Kalk, kahvaltıya geç kalacağız. Elini yüzünü yıka," dedi Kerem.

"Tamam, geliyorum," dedi Berke.

Kerem yatağından doğruldu ve kalkarak tuvalete yöneldi. Berke peşinden ona bakakaldı. İçinde yaşadığı hüzün ve acının yanında neşe ve anlam veremediği o duygu karıştı ve acı bir tebessüm ile bir süre tuvaletin kapısına bakakaldı.

Kerem tuvaletten çıktığı sırada Berke hemen gözünü kaçırdı. "Hala kalkmamışsın, kalksana. Geç kalacağız," dedi Kerem daha canlı bir ses tonunda.

"Tamam, kalkıyorum," dedi Berke.

Kerem pijamasını çıkarırken Berke'nin gözü Kerem'in beyaz ve pürüzsüz tenine takıldı. Bunu fark eden Kerem: "Beni izleyeceğine giyin hadi," dedi.

Berke kıpkırmızı bir halde, "T-tamam," dedi utangaç bir tonla.

Yemek salonuna indiklerinde hızlıca boş bir dörtlü masa bulup oturdular. Onları gören Bensu hemen yanlarına hızlı adımlarla yürüyüp Kerem'in yanına sokuldu. Kerem bu duruma nötr kalmış olacak ki bir tepki vermedi.

"Eeee, havalar nasıl, sizi çifte kumrular?" dedi Bensu.

"Ne diyorsun Bensu, salak salak konuşma," dedi Kerem.

Berke yüzü kızarmış bir halde, "Bensu, bir git," dedi.

"İlk ders fizik, Mesut hocayı biliyorsunuz, geç kalmayın sakın," dedi Bensu.

"Tamamdır, teşekkürler," dedi Berke.

Zamanla Berke de Bensu'ya alışmış olacak ki, Bensu da Berke'ye alışmıştı. Aralarında hala bir çatışma olsa da yine de araları iyiydi. Tabi Bensu'nun Kerem'e yanaşmasından hoşnut değildi Berke.

"Ne kadar hızlı yedin Bensu, daha yeni oturdun. Nereye?" dedi Kerem.

"Kızlar çağırıyor zaten, daha demin onların yanındaydım. Size afiyet olsun, ben sizi baş başa bırakayım," dedi Bensu güleç bir tonda.

Kerem gülümsedi, Berke umursamadı. Dersliklere doğru yürüdüler...

Derste Uyku ve Kantin Krizi
İlk ders Mesut hocaydı. Hiç kimsenin sevmediği Mesut hoca, her zamanki gibi sıkıcı dersini anlatıyordu. Dersi anlatmasına rağmen hiç mi anlaşılmıyordu? Sınıfta gereksiz bir sessizlik vardı ve herkes kafasını koymuş yatıyordu, tabii Eren dışında. Mesut bunları umursamayıp duvara anlatmaya devam etti.

Oldukça sıkılmış Berke, neredeyse tüm dersler yaptığı gibi uyuyordu. Sanırım notlarını hiç düşünmüyordu. Bunları kafasından geçiren Kerem, Berke'nin kafasına bir parça silgi koparıp attı. Sessizce uyanan Berke, arkasına dönüp Kerem'e "Uykumu niye böldün?" bakışı attı ve hemen kafasını geri koydu. Yaklaşık beş dakika sonra zil çaldı.

Dördüncü teneffüstü. Berke yemek yazdırmak için aşağı inmeye karar verdi. Lakin kantine girer girmez geldiğine pişman olmuştu. Kerem ile Bensu yan yanaydı. Bensu Kerem'le şakalaşıyor ve beraber gülüyorlardı. O sırada Bensu'yla göz göze geldi. Yaptığı şeyi göstermekten çok keyif alıyor gibi gözüküyordu. "Neden biz değiliz?" diye aklından geçirdi ve kantinciye parayı uzattı.

Berke, "Yirmi beşlik pilav abla," dedi ve kartı uzattı.

Boş düşünceler tekrar aklından geçerken, cihaz yetersiz bakiye uyarısı verdi. Para bulmak için Berke cebine el attığında Kerem'i yanında gördü.

Kerem, kartı okutmuştu ve onay vermesini bekliyordu. Berke: "Gerek yok, lütfen. Bende para va-"

"Önemli değil, zaten çoktan onayladı," dedi Kerem ve Bensu'yla yukarı çıkmaya başladı.

Bensu merdivenlerdeyken: "Bunu yapmak zorunda değildin. Parayı ağaçtan toplamıyorsun, kendisi ödemeliydi," dedi.

"Önemli bir mesele değil. O benim oda arkadaşım ve zor zamanlarda birbirimize destek olmalıyız. Ki büyük ihtimal cebinde yeterince parası da yoktu, Berke'yi şu iki ay içinde biraz tanıdım, maddi durumları fazla iyi değil. Benim harcayacak param var, biliyorsun. Ben Yaman Holding'in yakında varisi olacağım. Benim için sorun değil, sadece holdingin başına geçene kadar 'normal' bir arkadaşlık geçirmek istiyorum. Şimdi Berke'nin yanına gitmem gerekiyor, pek iyi gözükmüyordu. Onu dersten beri izliyorum," dedi ve Kerem Berke'nin yanına koştu.

Bensu ve Hüsna
Bensu odaya girip kapıyı sertçe kapatınca Hüsna Bensu'ya döndü. "Bir sorun mu var?"

Bensu sinirle yatağa oturup ellerini saçlarından geçirdi. "Berke'ye sinir oluyorum. Kerem niye onun üstüne bu kadar titriyor ki? Neymiş, parası yokmuş. Bu okula gelirken düşünemiyor muydu bunu?"

Hüsna yüzünü kayıtsız tutmaya çalışarak, "Yine de Kerem'in Berke'ye bu kadar yüklenmesi bence tatlı bir hareket. Sonuçta oda arkadaşları," dedi. Kocaman gülümseyerek, "Bize baksana, ne kadar iyi anlaşıyoruz. Ben de Berke gibi içine dönük olsam benimle ilgilenmez miydin?" diye sordu.

Bensu yüzünü buruşturdu: "Tüm gün Kerem dışında kimseyle konuşmayıp resim çizseydin, seninle odamızı değiştirirdim," dedi.

Hüsna bu cevaba alınmıştı ama belli etmemeye çalıştı. Bensu insanların yüzüne gülüp arkasından kuyu kazan tiplerdendi. Her gün Kerem için yemek aralarında Berke ile oturur, araları o kadar kötü değilmiş gibi yapar, geri odaya dönünce yastıkları etrafa dağıtırdı.

Hüsna, Bensu'nun abarttığını düşünüyordu; ona göre Berke tatlı bir çocuktu.

Bensu, güzel yüzüne yakışmayan o çirkin gülüşle yataktan kalktı. Hüsna gerildi. "Bir şey mi var?" diye sordu usulca.

Bensu kahkaha attı: "Bence sorun ne biliyor musun?" Hüsna kafasını salladı. "Berke, Kerem'den hoşlanıyor, zavallı!"

Hüsna "Saçmalama!" diye sözünü kesti ama sesi beklediğinden sert çıkmıştı.

Bensu Hüsna'ya döndü: "Kıskandın mı?" diye sordu gözlerini kısarak. Gülümsemesi hala oradaydı.

Hüsna bilgisayarını kapattı. "İyice delirdin Bensu. Kerem'in sana yüz vermemesinin sorumlusu Berke değil. Çocuğa böyle iftiralar atmayı kes," dedi. Bir hışımla odadan çıktı. Ama Bensu'nun onu duyduğundan bile emin değildi.

Bensu'nun Berke'ye çok kötü şeyler yapacağını biliyordu. Onu uyarması gerekiyordu.

Bensu, kıskançlık krizi geçiriyordu ve her an bir şeyleri kırmaya hazırdı...