Chapter Text
Kaşık Will'in elinden kasesinin içine düştü. Çıkan ses Kasımın bu sabahında Wheelerların yemek masasnda çok yüksekti ve Will sanki yeni uyanmış gibi irkildi.
''Pardon,'' diye mırıldandı, kolunun paçasını kullanarak dökülen sütü her zaman temiz olan masanın üstünden sildi.
Salondan Bay Wheeler'ın gazetesinin hışırtısı geldi- hızlı ve keskin sanki bir uyarı gibi. Will ve Jonathan'ı evden atmak için sebepler arıyordu ve kutsal sabah rutini olan koltukta oturup kahve içmek ve haberleri okumak, Will'e hiç yardımcı olmuyordu.
Holly kendi kaşığını kasesinin içinde bırakıp ve dökülen süte kıkırdadı. O ve Bayan Wheeler her zaman olduğu gibi erkenden kalkmışlardı, ve bu zamanlar Willin favorisi- mutfakta sadece üçü olduğunda herşey daha huzurluydu.
''Yorgun görünüyorsun canım,'' Bayan wheeler söyledi, sesi Holly'nin kaşığını kasesine vurarak oynamasının üstünden süzüldü. Holly'nin çantasına öğle yemeğini koydu. ''İyi uyumuyor musun?''
Will kaşığını eline aldı. ''Hayır, ben iyiyim.''
Bayan Wheeler gülümser ve ruju bu saate bile hala mükemmeldi. ''Bodrumun kışın soğuduğunu biliyorum, o yüzden ısıtıcıyı kullanmaktan çekinme, olur mu?''
Gerçek şu ki ısıtıcı her gece zaten sonuna kadar açıktı ve Will Wheelerların evinde para ödemeden kalma hakkında zaten kötü hissederken, elektrik faturalarını sabote etmek de onu suçlu hissetiriyordu.
Ama suçluluk soğuktan olan korkusu kadar güçlü değildi.
Ondan güçlü olan tek bir şey vardı o da-
''Ya da Mike a kışın odasını paylaşmayı önerebilirsin. İkinci kat çok daha sıcak.''
Salondan bir kez daha bir hışırtı ve öksürük geldi. Peşinden de mırıldanmalar ama ne Will ne de Bayan Wheeler duydu.
''Efendin balım?'' dedi, ama yüzü kocasının ne diyeceğinin zaten saçmalık olduğunu bilir gibi bir hali vardı. Onu olduğundan daha az korkunçmuş gibi gösterme yeteneğine sahipti.
''İki erkek aynı odada uyumamalı,'' diye tekrar etti Bay Wheeler, bu sefer daha yüksek sesle. Bayan Wheeler gözlerini devirse bile Willin içine bir titreme geldi.
''Benim Holly'i okula bırakmam gerekiyor,'' omzunu sıkarken söyledi. ''Akşam yemeğinde görüşürüz.''
Holly ile çıktıklarında sessizlik tekrardan oluştu, sadece bazen gazetenin hışırtıları ile bozuldu. Will elinde kaşığı ile birlikte oturmaya devam etti. Kısa süreli bir huzur.
Tam o sırada merdivenler çatırdadı.
Hemen kafasını kaldırmadı, gevreğindeki sütü karıştırdı, Mike'ın ayak seslerini ezbere bilmiyormuş gibi davrandı.
''Anne-''
Mike kapının girişinde durdu. Saçları dağılmış, sanki yeni uyanmış gibi. Geçen seneye göre daha kısa, ama kıvırcıkları hala kulaklarının üstüne düşüyordu. Tişörtü bir tarafında yukarı kaymış, sanki yeni giymiş ve hala tam yerine oturmamış gibi. Will'i masada görünce sırtını düzleştirdi.
''Ah. Selam.''
''Günaydın,'' Will mırıldandı. Milyonuncu defa bodrumda mı yemeli diye düşündü- yada tüm ortak odalardan uzak mı durmalı. Mike ve kendine artık yakın olmadıkları hatırlatmamak için herşeyi yapabilirdi.
Mike içeri girdi, gözleri Will dışında her yere bakıyordu. Çantasını köşeden alıp tezgaha kendine de gevrek koymak için yöneldi. Bir saniye için Willin karşısındaki boş sandalyeye baktı.
Tam o sırada gözleri buluştu.
Hava sessizliğin ağırlığından boğuldu.
Oturmak ister misin? Kelimeler Willin dilinin ucundaydı ama onları geri yuttu. Sormanın hiç anlamı yoktu. Onun yerine bakışlarını masaya indirdip yüzünden birşey okunamamasını umdu. Mike tan birşeyler beklemekten artık vaz geçti. Will taşınmadan önce de uzaklaşmışlardı zaten. Düzelebileceklerini düşünmek saçmalıktı zaten.
''Ben, şey,'' Mike elinde kasesiyle tuhafça ayakta duruyordu. ''Ben odamda yiyeceğim. Şu sıralar bir komike takıntılıyım o yüzden...''
Will hangisi olduğunu sormak istedi- gerçekten varsa bile- ama kendisini durdurdu. Kişisel sorular kısmını çoktan geçmişlerdi.
''Güzel,'' dedi onun yerine, sıradan cevap vermeye çalışarak.
Mike bir saniye daha oyalandı, sanki fikrini değiştirecekmiş gibi. Değiştirmedi. Will ayak seslerinin git gide sönükleşmesini dinledi.
Camın önündeki ısıtıcı sessizce titredi. Will sandalyesinde arkasına yaslandı, altındaki tahtalar gıcırdadı. Ayaklarına baktı ve yıllar önce aynı sandalyede oturduğu, ayakları şu an olduğundan çok daha kısa, ayakları yere değmediği zamanlar ve Mike ile sandalyelerini birbirlerine çektikleri ve Bayan Wheller onları azarladığı zaman kıkırdamaları.
Mike'ın evinde uyumanın dünya üstündeki en iyi duygu olduğu zamanları hatırladı, fısıldanan sırlar ve arada sırada gelen bir gün arkadaşlıklarının onları daha da yakınlaştıracağı umudu.
Diğerinin annesinin onu evlat edineceğinin böylece de aynı evde yaşayacaklarının hayalini kurarlardı.
Şimdi, Mike ile yaşamak sadece üzücüydü.
Tüm kalbini saçma bir resime dökmek, en yakın arkadaşına açılmak, tamamen eline yüzüne bulaştırmak, ve onun yerine eski sevgilisi ile barışmalarını sağlamak bir şey. Aynı çatı altında yaşamaya zorlanmak ve artık birbirinize söyleyecek hiç birşeyinizin kalmadığını fark etmek tamamen farklı birşeydi.
Çoğunlukla yanlızdı aslında.
Max hala komadayken, Lucas her öğleden sonrasını hastanede geçiririken, Dustin neredeyse sadece Steve ve Robin ile geçirirken, El Joyce ve Hopper ile antrenman yaparken, ve Jonathan Nancy ile aralarını düzeltmeye çalışırken, artık takılacak kimse kalmamıştı.
Hala okulda öğle yemeğini birlikte yiyiorlardı, ama eskiden olduğu gibi değildi.
Konuşmalarında çok fazla boşluk vardı- Max veya Eddie hakkında konuşmaktan kaçınıyorlardı. Ve artık Mike ve Will arasında geçen konuşmaların yerini sessizlik almıştı.
''Siz ikiniz partyi bozuyorsunuz, biliyorsunuz değil mi?'' Dustin Mike sinema gecesi Will'in yanına oturmayı reddedince patlamıştı. Will'in Dustini kızgın gördüğü nadir zamanlardan biriydi. ''Zaten çok fazla şey yaşanırken siz daha da kötüleştiriyorsunuz her şeyi. Ne hakkında kavga ettiniz ki zaten?''
Gerçek şu ki, hiç kavga etmediler. Sadece konuşmayı kestiler. Will o gece Mike'a bakamadı, Mike gözlerini televizyona dikmiş kaşları hafif çatılmış, Lucas ve El arasındaki boşluğa kendini sıkıltırmış şekilde oturuyordu, Willin yanında koltuk boş duruyordu. Dustin ''Sadece boş verin.'' diye mırıldandı. Will yüzündeki kırgınlığı görebiliyordu.
Lucas da eşit derecede kızgındı. Bazen Will'e Mike'ı ne yaptıysa affetmesi için yalvarıyordu.
Ama affedilecek, düzeltilecek veya söylenecek hiç birşey yoktu.
Bir zamanlar yakınlardı, artık değiller. Bu kadar basit.
O gece Will aşağıya indiğinde bodrum biraz metal ve toz kokuyordu. Isıtıcı sonunda kadar açıkken borular titriyor ve hımlıyordu. Böyle uyumayı seviyordu, örtü omuzlarına sıkıca sarılmış, sırtı ısıtıcıya yaslı.
Geçen son bir yılda burayı kendi yeri yaptı: Masa kalorifere dayanmış böylece sıcaklıkta resim çizebilecek, ve yatağı karşı duvarda. Jonathan'ın koltuğu genelde dokunulmamış şekilde duruyor- bir sürü örtü üst üste yığılmış ve geçen aydan kalan bir bardak, çünkü genelde gizlice Nancy'nin odasına uyumaya gidiyordu.
Hawkins'te Kasımlar her zaman çok sertti, ama şimdi yarıklar yolları ikiye bölerken, havadaki birşeyler yanlış hissetiriyordu. Yazın bile hava soğuktu, sanki Upside Down'daki soğuk yarıklardan bu tarafa taşıyor gibiydi.
Soğuk Willin Upside Downdan hatırladığı birkaç şeyden biri olabilirdi.
Bazen orası hakkında rüya görüyordu- gerçek resimler değil, sadece soğuk ve karanlık. Farklı bir soğukluk, sanki canlıymış gibi bir soğukluk. Sanki hareket ediyor ve dinliyor, kapının altından süzülüp uyanana kadar tenine baskı yapıyor- kabusları bu karanlığın hala onun içinde bir yerlerde olduğunun sürekli bir hatrılatıcısıydı.
Ne zaman kötüleşirse, kendisini ısıtıcıya sırtında kırmızı izler bırakana kadar bastırıyordu. Acı hala burada olduğunun bir kanıtı gibi- hala kendi vücüdüna söz geçirdiği ve içinde hiç karanlık bir güç yokmuş gibi hissetmesini sağlıyordu.
Onu senin içinden yakarak çıkartmamız gerekti. Annesi '85in sonbaharında Mind Flayerdan sonra böyle söylemişti. Sıcaklık bağlantıyı zayıflatıyordu.
Her ne kadar Will düşünmekten nefret etsede, Vecna'nın hala dışarıda bir yerlerde yeniden güç kazandığını ve beklediğini biliyordu. Geri gelecekti. O zamana kadar dikkatli olmak ve sıcak kalmak dışında yapabileceği birşey yoktu.
Isıtıcıya daha da yaklaşarak gözlerini kapattı. Kendisine bir korkak olmayı bırkamasını söyledi. Vecna geri gelecekti ama o gün bu gün değildi. Dışarısı bu kadar soğuk olmalı zaten- kıştayız ve herkes üşüyordu.
Öğleden sonraları ve hafta sonları, Will Wheelerların evinden olabildiğince dışarıda olmayı seviyordu, böylece Mİke ile karşılaşma olasılıkları daha da azalmış oluyordu.
Her yere bisikletle gidiyor. Genelde Hopperın kabininde veya yakılardaki hurdalığı El'in çalışma alanı olarak ilan ettiği yere. İlk defa uçtuğu zaman oradaydı. Onu öyle havada süzülürken görmek, yer çekimini alt ettiğini görmek, yapamaması gereken şeyleri yapabilmesi onu heycanlandırıyordu. Ona dünyanın onlara attığı bazı şeylerin üstünde biraz kontrolleri olduğunu hissetiriyordu.
Şu anda havada 2 metre yukarıda gözleri kapalı rügar saçlarını dalgalandırıyorken süzülüyordu. Will ellerini uzatıp nazikçe dikkatini dağıtmamaya çalışarak bileğine dokundu. Ama El o kadar gelişti ki sadece gözlerini açıp biraz bile sallanmadan ona gülümsedi.
''İnanılmazsın,''
''Değil mi?'' gülümsedi, kış güneşi kirpiklerine yansırken.
Hava mora dönerken, Will tekrardan bisikletine binmiş Wheelerların evine sürmeye başlamıştı. Ormaın yanından olabildiğince hızlı gitmeye çalıştı. Güneş battıktan sonra ağaçların arasındaki gölgelerin hareketinden nefret ediyordu. Neredeyse ağaçlar onu hatrılıyor gibi hissediyordu.
Daha araba yoluna girmeden bile birşeylerin tuhaf olduğunu anlayabiliyordu. Evin içi karanlıktı.
Will bisikletini bahçeye bırkatı, nefesleri kapının önünde durunca hızlanmaya başlamıştı. Bir saniye bekledikten sonra kapıyı dikkatlice ittirdi.
''Merhaba?''
Salondan hafif turuncu bir ışık geliyordu. Bazı sesler- fısıldar gibi ve hızlıca. Will rahatlar gibi bir nefes verdi ve içeri girmeden önce ayakkabılarını düzgünce kaldırdı.
Ama birşeyler tuhaftı. Tüm Wheeler ailesi ve Jonathan kahve masasının etrafına toplanmışlardı. Normalden daha karanlıktı ve tek ışık kaynağı birkaç tane mumdan gelen ışıktı.
Will ışığı açmaya çalıştı. Ama hiçbir ışık açılmadı.
''Will!'' Jonathan hemen ayağa kalkıp yanına geldi. ''Elektrikler gitti, bizde birilerine ulaşmaya-''
''Uh-huh.'' Ted Wheeler telsizi sanki yabancı bir objeymiş gibitutuyordu. Onu Will'in arkadaşları ile bağdaştırdığı bir objelye görmek tuhaftı. ''Yani yapılacak hiç birşey olmadığını mı söylüyorsunuz?''
Biraz cızırıtıdan sonra yorgun ve mekanik bir ses, sanki milyon kere aynı şeyi söylemiş gibi konuştu: '' Sadece sizin eviniz değil tüm şebeke de elektrik gitmiş durumda. Elimizden geleni yapıyoruz. O zamana kadar lütfen mum ve battaniye kullanarak ısınmaya çalışın.''
Bay Wheeler anlaşılmayan birşeyler mırıldanarak anteni kapatıp telsizi arkasında sessizce oturan Mike'a geri uzattı. Mum ışığında Will ayrıntılarının ne kadar benzediğini fark etmekten kendini alıkoyamadı. Bir gün Mike'ın babası gibi biri olup olmayacağını düşündü.
''Işıklar yok mu bu gün?'' Holly mutluca sordu.
''Hayır, bebeğim. Ama sorun yok- mumlarla güzelleştirebilriz.'' Bayan Wheeler ona bir el feneri uzattı. '' Neden yukarı gitmiyorsun, ve bende seni birazdan yatırırım? Merdivenlere dikkat et!''
Holly hemen yukarı koştu, ışık yukarı aşağı sallanarak uzaklaştı.'' Ted Wheeler koltukta oturup karanlık televizyona bakıyordu, sanki yeteri kadar bakarsa tekarardan açılacak. Nancy çekmecelere daha fazla mum var mı diye bakıyordu.
''Isıtıcılar,'' Will bir anda hatırladı.
''Çalışmıyor,'' Jonathan onayladı. ''Ama sorun değil. Battaniylerimiz var.''
''Siz çocuklar.'' Bayan Wheeler Jonathan ve Will'e baktı. ''Bodrumun ısıtıcılar çalışırken bile soğuduğunu biliyorum. Jonathan sen koltukta uyuyabilirsin, ve Will sende belki Mike ile odasında uyuyabilirsin-''
''Hayır,'' Will hızlıca cevap verdi, çünkü Bay Wheeler- yada daha kötüsü Mike söylemeden önce söylemeyi tercih ederdi. Gözleri odanın ucundaki Mike ile kesişti. Yüzündeki ifade anlaşılmıyordu, gözleri hafif kısılmıştı. Will boğazını temizleyip ''Uh, hayır teşekkür ederim. Sorun yok.''
''Ama soğursa-''
''Size söyleriz.''
Gece gölgeler, mumlar, soğuk kalan yemekler, soğuk suyun altındaki tabakların birbirine çarpmasıyla devam etti. Nancy ve Mike şömineyi yaktılar. Odanın ısınması için biraz bekledier.
Ted Wheeler radyoyu çalıştırdı, kanalları yeni bilgi umuduyla karıştırmaya başladı.
''Roane Country Water and Electric'e ulaşabilmeyi başardık'' bir kadın sesi bir anda odayı doldurdu. ''Ancak kesintinin sebebi hala bilimiyor.''
Bay Wheeler homurdanıp müzik seçmek için tekrardan kanalları karıştırmaya başladı, ama güzel müzik geldiği her seferinde kanalı attladı. Jonathan ve Will birbirlerine bakıp göz devirdiler.
''Hey,'' Jonathan fısıldadı, Willin yanında eğilmiş şekilde beklerken. ''Bu akşam seninle birlikte aşağıda uyumamı ister misin?''
''Hayır sorun değil.''
''Emin misin? İhityacın olursa yardım istersin değil mi? Lütfen isteyeceğini söyle.'' Willin omzunu sıktı. ''Mike ile aranızın iyi olmadığını biliyorum ama Mike'a sorarsan odasında uyumanı dert edeceğini sanmıyorum.''
Will kafasını sallmadan önce tereddüt etti.
''Will,'' Jonathan'ın sesi yumuşadı ve kaşlarını kaldırdı. ''Sırf konuşmamak için inat ediyorsunuz diye donarak ölmeni istemiyorum.''
Bunun hakkında Jonathanla konuşmak çok zor, çünkü Lenorada arabada onlarla birlikteydi. Aynada gözleri hala doluyken onu görmüştü ve resim hakkında söylediğinden daha fazlasını biliyordu. Başarısız olan açılma ve o akşam Willin ne kadar kötü batırdığını.
''Donmayacağım.'' dedi. ''Merak etme, tamam mı? Sadece bir gece.''
Aartık daha fazla erteleyemeyince, Will aşağıya giden merdivenlere gitmeye başladı. Koridora geldiğinde evin soğuğu bir anda somutlaşmaya başladı- sanki görünmez bir duvardan geçiyormuş gibiydi.
Mike merdivenlerin başında telsizle sessizce konuşuyordu. Dizlerinin arasında bir el feneri karşısındaki duvarı aydınlatıyordu. Will tam yanından geçip gidecekken telsizden Lucas'ın sesini duydu.
''-Acil elektrik birkaç gün yetmeli, sonrasında jeneratörün tekrardan doldurulması gerekiyor.''
Will bir anda dondu. Max. Komada. Hastanede. Acil enerji.
''Çok endişelendim.'' Lucas'ın sesi devam etti, sesi Will'in daha önce hiç duymadığı kadar titriyordu. ''Elektrik gider gitmez hemen buraya geldim. Zannettim ki-''
''Biliyorum Lucas,'' Mike usulca konuştu. ''Sorun yok. O iyi olacak.''
Mike'ın sesi Will'in aylardır duymadığı kadar kibardı. Kafasını kaldırıp Will ile göz göze geldi ve Will bir anda sadece orada dikildiğini fark etti, dahil olmadığı bir konuşmayı dinlediğini. Aslında dahil olabilirdi- Mike ile aralari iyi olsaydı yanındaki boşluğa oturup telsizi ondan alıp, arkadaşlarına destek olabilirdi.
Belki de Dustin haklıydı- partiyi gerçekten bozuyorlardı.
Will gözlerini kaçırdı ve hızlıca Mike'ın yanından geçip bodruma indi.
Jonathan'a söylediğinin tersine hiç de iyi değildi.
Aşağının soğuğu bir hatıra gibiydi.
İlk mumu yaktığı zaman elleri o kadar titriyordu ki alevi söndürdü. Hemen tekrar denedi.
Mum ışığından her zaman nefret ederdi. Çok fazla titreşim, çok fazla gölge demekti.
Sadece bir kesinti. Sorun yok. Sadece kıştayız. Isıtma olmadan zaten bu kadar soğuk olması gerekiyor.
Will çekmeceden bir tane daha kazak çıkartıp diğerinin üstünde giydi. Sonrasında battaniyenin altına girdi, o kadar soğuktu ki sanki ıslak gibiydi. Ve sonunda tüm gece istediği gibi telsizi elinde aldı. ''El?''
Biraz cızırtı var ve sonrasında ''Will?''
Sesini duyunca hemen rahatladı. ''İyi misin?''
''Pek değil,'' Will onun yatakta döndüğünü duyabiliyordu. ''Annem ve ben favori dizimizi kaçırdık çünkü televizyon çalışmıyordu.''
Will güldü ve soğukta nefesini görebiliyordu. '' Siktir.''
''Peki ya sen?''
''Ben iyiyim.''
''Yalan mı söylüyorsun?''
Will dişlerini biribirine çarptırmamaya çalıştı. Ondan birşey saklayamıyordu. ''Belki bilmiyorum sadece biraz... gerginim. Sence bunu o yapıyor olabilir m?''
Biraz sessizlik oluştu. El soruları asla dikkatsizce cevaplamaz, her cevabını dikkatlice düşünürdu. ''Bilmiyorum,'' sonunda cevap verdi. ''Onu hissedebiliyor musun?''
''Hayır, pek değil. Söylemesi zor. Sadece o kadar soğuk ki bana orayı hatırlatıyor.''
''Biliyorum,'' diye fısıldadı El.
''Sanırım sadece endişeliyim. Yani ya beni arıyorsa? Tekrardan almak için?''
''Oh, Will.'' Sesi çok sakin ve sıcak. ''Böyle birşey yaşanmasına asla izin vermem. Asla. Benim gelmemi ister misin? Yada sen gelmek ister misin? Yatağımı paylaşabiliriz?''
''Hayır, hayır.'' El'in annesini ve Hopper'ı gecenin ortasında uyandırıp onu almaya gelmesini istemesi midesinin bulanmasına sebep oluyordu. Annesi onun hakkında tüm hayatı boyunca ensişelendi zaten. ''Sorun değil. Sadece sesini duymak istedim.''
Sessizlikte bile Will onun gülümsediğini biliyordu.
''Bodrumu Jonathanla paylaşıyor olman güzel.'' sesi insanları daha iyi hissetmesi için çabalarken ki tonunda. Çok anaç bir şekilde- bunu annelerinden kaptı. ''Yanlız değilsin. Eğer birşey olursa, Jonathan bizi arayabilir.''
Will birşey söylemek için ağzını açtı ama hemen kendini durdurdu. Onun yerine gözlerini kapattı. El'in gerçeği bilmesinde gerek yoktu. Hatta öyle olması çok daha iyi. ''Evet'' dedi '' Evet, haklısın.''
Vedalarını ettikten sonra ve kanal sessizliğe gömülünce Will battaniyesine iyice sarıldı, battaniyeyi iyice yüzüne çekti böylece nefesi yüzünü ısıtabilecekti.
Ama battaniyeye ne kadar sokulursa sokulsun, hala titriyordu. Elleri ve ayakları soğuktan batıyordu. Ve bu durumun ne kadar aptalca olduğunu fark etti.
Yarının gazetesini düşündü. Belki de kapağa bile çıkabilirdi.
Ölümden geri dönen çocuk- Zombi çocuk olarakda tanınan- eski en yakın arkadaşına odasını paylaşmayı soramadığı için donarak öldü.
Mum ışığı titreşti. Will gözlerini sıkıca kapattı, böylece gölgelerin oluşturduğu şekilleri görmek zorunda kalmayacaktı.
Odaklan, kendi kendine düşündü. Sadece bir kesinti. Tuhaf birşey yok. Dünyanın her yerinde her şehirde olan brişey. Evet soğuk ama bu seni öldürmeyecek. Ve hayır soğuk Vecna dışarıda demek olmuyor. Kasımın sonundayız.
Belki- eğer Ted Wheeler yatağına gidebilirse- koltukta uyuyabilirdi. Ama genelde sabah iki veya üçe kadar koltuğunda uyuyordu. Belki Nancy ve Jonathan ile yatabilirdi, ama Nancy Mike'ın odasının kapısına dayanıp ikisnide odayı paylaşmaya zorlayacaktı.
Willinki kadar soğuk bir beden mükemmel bir damar oluştururdu.
Düşünce bir anda aklına girdi ve oraya yerleşti. Doğru değil mi? Mind Flayer soğuğu seviyor, orası en canlı olduğu yer. Soğuk bir beden istiyor- Billy bu yüzden güneşte neredeyse eriyordu, Will bu yüzden sıcak banyo yapmayı reddetti. Onu ele geçirmek çok kolay olmalı. Görecek kimse yok. Ve onunla savaşması imkansızdı.
Böyle düşünmek gerçekten çok mu saçma? Onu tekrar bulamayacağını kim söylemiş? Vecna hala dışarıda bir yerlerde onu bekliyordu. Belkide evin dışında uyumasını bekliyordu. Çok kolay olurdu. Will fark eder miydi? Kimse fark eder miydi?
Bayan Wheeler'ın Mike'ın odasını paylaşma önerisini o kadar hızlı reddetmemeliydi. Yine de Bay Wheeler izin verse bile- Mike izin verir miydi?
Hayır diyebilirdi.
Bu sene Will'in her buluşma önerisini reddetiği gibi. Mike her zaman- meşgul. Havasında değil. ''Özür dilerim, çok yorgunum,'' Will sorduğunda cevabı buydu. Ama Will aylardır sormuyordu artık. Amaçsızdı.
Vücüdü örtünün ve kyafetlerin altında sıcak kalmak için çok soğuktu. Sonsuz gibi duruyordu. Çaresiz.
Ve tanıdık hissetiriyordu. Sanki önceden bildiği ama unuttuğu bir soğukluk gibi. Soğuk ve buzlu bir alan gibi. Castle Byers ve yerde titreyen bulunmayı bekleyen küçük bir çocuk. Uzaktan gelen bir çığlık. Çok da uzak değil. Yakınlaşan. Neredeyse buradalar.
Will bir anda sıçradı. Bir ses var, sanki bir yumruk gibi.
Oturarak odanın etrafına bakındı, sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştı. Mumun titreşimleri daha mı güçlendi? Vücüdu gergindi. Saatin kaç olduğunu bilmiyordu.
Bir yumruk daha. Ya da bir az daha tıklatma gibi. Merdivenlerin üstünden geliyordu.
Will battaniyesini bırakmak istmeyerek omuzlarına pelerin gibi sallandırdı. Kapı koluna uzandı ama tereddüt etti. Vecna kapıyı çalmazdı değil mi?
Mike elinde bir fenerle bekliyordu.
''Pardon,'' dedi '' Seni uyandırdım mı?''
''Hayır.'' Will yalan söylemenin ne zaman bu kadar kolaylaştığını bilmiyordu. Önceden Mike a yalan söylemesi imkansızdı- ama şimdi kelimeler sadece dudaklarından dökülüyor, sanki gerçek artık önemli değilmiş gibi.
''Um,'' Mike ayaklarında sallandı. ''Annem seni kontrol etmemi söyledi.''
Tabiki de. ''Ben iyiyim.''
''Burası donuyor.''
Will bir anda dikleşti, sesindeki tiremeyi engellemeye çalıştı ve battaniyeyi tutan ellerinin titremediğini umdu.
''Ben iyiyim Mike. Sorun değil. Gidebilirsin.''
Mike'ın gözleri Will'in yüzünü inceledi. Sanki yalanını anlamaya çalışıyor gibi. Ve bu haksızlıktı. Çünkü bu son yılda Will tüm yalanlar ve bahanelerle işin içinden sıyrıldı iyi olmadığı zaman iyiyim dedi ve Mike'ın umrunda bile olmadı. Yani neden şimdi bir anda onu incelemesi lazım, sanki çözülmesi gereken bir puzzlemış gibi neden bir anda onu anlamak ile ilgilenmeye başladı?
''El ile konuştum,'' Mike sesizce söyledi. Gölgeler elmacık kemiklerini olduklarından daha keskin gösteriyordu. ''Korktuğunu söyledi.''
Aman tanrım. Willin göğüsü yanmaya başladı. İşte o çok tanıdık acıma duygusu. Mike ona bakması için hem annesi hemde El tarafından zorlanıyordu.
''Korkmuyorum. Bebek değilim Mike.'' sesindeki sıkıntıyı saklamadan.
''Hayır, biliyorum. Ama Jonathan'ın burada uyuduğunu ve sana göz kulak olduğunu söyledi.''
''Evet öyle.'' Will saçmaladığını biliyordu- Mike buradan boş koltuğu görebiliyordu. Belki ışık oyunuydu ama Mike'ın gözlerini devirdiğini gördü.
''Kulaklarımın olduğunu biliyorsun değil mi? Her gece Nancy'nin odasına girdiğini duyabiliyorum. Yan kapısındayım.''
''Sadece gider misin? Ben iyiyim.''
''Sana inanmıyorum. Sorun yaratmak istemiyorsun sadece.''
''Hayır, Mike. Yanlız kalmak istiyorum. Seninle konuşmak istemiyorum, tamam mı?''
Eğer hala yakın olsalardı Mike buna çok kırılırdı. Ama bu sefer yüzü hiç değişmedi bile.
''Tamam.'' Will'in arkasındaki duvara bakıyordu. ''Demin benim odamda uyumak istemediğini yeterince belli ettin. Ama buraya istersen uyuyabilirsin demeye gelmiştim. Tam anlamıyla sıcak değil ama bundan kesinlikle daha iyi.''
Will'in dilinin ucunda hayır zaten duruyordu, ama bir anda ne kadar evet demek istediğini fark etti. Teklifi kabul etmek ve kendini unutmak istediği herşey olan bu odada yanlız olmaktan kurtarmak istedi.
Ama Mike'ın yüzünde öyle birşey vardı ki, mumun ışığında gözleri neredeyse simsiyahtı, bu Will'in onun odasında bir gece geçirmektense burada donarak ölmesini tercih etmesine neden oluyordu.
''Teşekkürler ama hayır.''
Mike birkaç saniye daha bekledi sanki fikrini değiştirmesini bekler gibiydi. ''Tamam'' dedi sonunda. Birşeyler daha söylemek için ağzını açtı ama kendini durdurdu. Boğazını temizledi. ''İyi geceler o zaman.''
''İyi geceler.''
Mike kapıyı kapattığı zaman ışık ta onunla birlikte kayboldu.
Will orada titreyerek dikilmeye devam etti. Hayatta yaptığı tüm tercihleri düşündü.
Çok. Salaktı.
Demin yaktığı mumun ışığına baktı. Vücüdü o kadar soğuktu ki nerdeyse uyuşuktu.
Bu çok-
Mumu söndürüp yastığını ve battaniyesini alıp elinde ışıkla yukarı çıktı.
Ev karanlık ve boştu. Salondan gelen Ted Wheeler'ın horultusu dışında sessizdi.
Will bodrum kapısını olabildiğince yavaşça kapattı- Bay Wheeler'ın gecenin ortasında oğlunun odasına gittiğini görmesini istemiyordu.
Mike'ın odasının kapısının önünde durdu, battaniyesi elinde. Işık elinin titremesinden dolayı deli gibi sallanmasıni izledi. Ve sonunda kapıyı çaldı. O kadar sessizdi ki Mike'ın duymayacağından emindi. Ve eğer duymazsa Will bir daha kapıyı çalabileceğinden emin değildi.
Kapı açılır. Sıcak mum ışığı odayı dolduruyordu. Mike'ın gözleri karanlık ve şaşırmıştı.
''Fikrimi değiştirdim.'' dedi Will.
Birbirlerine baktılar, ve Mike'ın ifadesi anlaşılmazdı, aylardır olduğu gibi.
Mike kenara çekildi.
Bunun ne kadar kötü bir fikir olduğunu kapıyı arkasından kapatıp oda sessizleşene kadar anlamadı. Ve bir anda aylardır engellemeye çalıştıkları yere geldiler.
Küçük Will geceliyin Mike ile yanlız kalmanın hayallerini kurardı. Etrafına olan herşeyden kendini uzaklaştırmak için kafasından senaryolar kurardı.
Ve şimdi burda Mike'ın odasında, dondurucu soğukta, Mike yatağının yanında dikiliyordu. eşofmanının ipleriyle oynuyor ve göz temasından kaçıyordu. O kadar uzun süredir gerçek bir konuşmaları olmamıştı ki, şimdi kelimeleri bulmak çok zordu.
''Um.'' Will aşağıya döneyi düşündü ama bunu olduğundan daha utanç verici yapmaya gerek yoktu. ''Yatılı yaptığımızda kullandığımız ekstra yatağın var mı?''
Kelime seçimi karnının çökmesine neden oldu. Nostaljik olmasını istememişti. Ama Mike dikkat dağıtıcı bir görev gelmesiyle rahatlamış duruyordu. ''Evet çıkarayım.''
Mike yatağının altındaki süngeri çıkarırken Will etrafa bakındı. En son burada olduğundan beri çok şey değişmemişti, tuhaf çünkü Mike çok değişmişti. Posterler, dağınıklık hepsi farklı bir hayatın yankıları gibiydi, faklı bir Mike, farklı bir Will.
Will eski çizimlerinden bazılarını duvarlarda tanıdı, 12 veya 13 yaşındayken yaptıkları. Yaptığı en yeni çizim- düşündüğü zaman yüzünün yanmasına sebep olan, hiç bir yerde görünmüyordu.
''Bu işe yarar gibi.''
''Teşekür ederim.''
Mike yatağına oturunca Will de yastığını yerdeki yatağın üstüne koydu. Odanın için çok sessizdi. Işıktan veya radyodan gelen bir cızırtı yoktu. Will bunun doğal olmayan bir sessizlik yarattığına emindi.
Battaniyesinin altına girdi ve gözünün ucuyla Mike ın da aynısını yaptığını görebiliyordu. Eğer uyurlarsa konuşmalarına ihityaç kalmazdı.
''Mumu söndürmemi ister misin?''
''Hayır lütfen,'' dedi Will normalden biraz hızlı.
''Tamam.''
Sonra tekrardan sessizlik oluştu. Will bataniyesini çenesine kadar çekti ve dizlerini karsnına topladı, ısınmak için kendine sarıldı. Hala çok soğuktu ama bodrum kadar kötü değildi. Çok fazla hareket etmemeye çalıştı Mike'ın tam arkasında olup herşeyi duymasını istemiyordu.
İkiside hiç bireşey demediler.
Bir dakika geçti. Sonra bir tane daha.
''O zaman,'' Mike sonunda arkasını Will'e dönerek '' İyi geceler.''
Will arkasına baktı.'' İyi geceler.'' dedi sessizce.
Ev sessizleşti. Işıklar duvarda dans etmeye devam etti. Will hala üşümesine rağmen Mike'ın nefes sesleri korkularına tekrardan kapılmaması için yeterliydi. Kendi nefesi kadar tanıdık bir sesti onun için.
Will sırtının inip kalkmasını izledi, saçlarının ensesindeki kıvırmlarını. Nefeslerini Mike'ın kine benzetmeye çalıştı.
Bu gün çok uyumayabilirdi. Ama uyuyacaktı. Bu geceyi atlatacaktı. Yarın elektrik gelecek ve herşey normale dönecekti- ya da artık onlar için normal neyse. Mike onun için endişelenmek zorunda bıraklımayacaktı ve Will de tekrar taklide dönecekti.
Sonunda, uyku gelecekti.
