Chapter Text
Sabah alarmı üçüncü kez çaldığında Victoria yastığı başına bastırdı. Dışarıdan gelen korna sesleri, apartman kapısının çarpışı ve mutfaktan yükselen tava cızırtısı birbirine karışınca sonunda pes edip yataktan kalktı.
Perdeyi araladığında gri gökyüzünün arasından süzülen güneş ışığı yüzüne vurdu. Gözlerini kısmak zorunda kaldı. Son günlerde parlak ışığa karşı garip bir hassasiyet geliştirmişti.
Aynanın karşısına geçtiğinde kaşları çatıldı.
Kahverengi saçlarının diplerinde yeniden sarı tonlar belirmişti. Hem de dün gece boyanmış gibi belirgin.
“Harika.”
Yüzünü yıkayıp üzerine bol bir tişört geçirdi. Kotunun kemerini düzeltirken bileğinde ince kırmızı bir iz fark etti. Derisinin altında uzanan sıcak bir çizgi gibiydi.
Parmağıyla dokundu.
Sıcaktı.
“Bu da ne…”
Mutfaktan annesinin sesi yükseldi.
“Victoria! Kahvaltı!”
Mutfakta tost kokusu vardı. Annesi her zamanki gibi sakin ve düzenliydi; bir yandan kahvesini içiyor, bir yandan laptopundaki maillere göz atıyordu.
Victoria sandalyeye çöküp tabağını önüne çekti.
Annesi saçlarına baktı, tek kaşını kaldırdı.
Victoria uykulu gözlerle karşılık verdi.
“Sana da günaydın.”
“Birileri yine huysuz.”
“Dibimi görüyor musun?”
Annesi gözlerini kıstı.
“Evet. Boyamışsın.”
Victoria anında patladı.
“Hayır anne, kahretsin, dün de aynı şeyi söyledin.”
“Victoria.”
Annesinin sesi bu kez sertti. Victoria derin bir nefes verdi.
Kadın kahvesinden bir yudum aldı.
“Bazen vücut değişik tepkiler verir. Stres, hormonlar, büyüme…”
“Saçın dipten sarıya dönmesi büyüme belirtisi mi?”
Kadın omuz silkti.
“Cristina teyzen sarışındı.”
Victoria gözlerini devirdi.
“İyi de DNA böyle çalışan bir şey değil ki. Bu doğuştan gelen bir şey.”
Annesi kızının suratına bakıp hafifçe gülümsedi.
“DNA demişken biyoloji notlarının pek iyi olmadığını duydum.”
Victoria burnunu kıvırdı.
Annesi onu tam nereden vuracağını iyi biliyordu ve bu Victoria’nın hiç hoşuna gitmiyordu.
Ama cidden… bu neydi?
Kimsenin saçları bir gecede dipten açılmazdı. Üstelik hiç de iyi görünmüyordu.
Sokağa çıktığında şehir çoktan uyanmıştı. Simitçiler bağırıyor, arabalar dar caddelerde sabırsızca korna çalıyor, insanlar hızlı adımlarla bir yerlere yetişmeye çalışıyordu.
Hava serindi ama Victoria’nın teninin altında dolaşan garip sıcaklık geçmiyordu.
Sanırım hasta oluyorum, diye düşündü.
“Sonunda! Bir gün zamanında gelirsen kıyamet alameti olarak yorumlayacağım.”
Victoria sesin geldiği yöne döndü.
Lisa kaldırım kenarında onu bekliyordu.
Ve evet, Victoria yüzünden yine geç kalmışlardı.
Metroya bindiklerinde Lisa bir anda durdu.
“Sen…” dedi, Victoria’nın saçlarına bakarak. “Saçını mı boyadın?”
Victoria iç çekti.
“Hayır. Annem, Cristina teyzeye çektiğimi söylüyor.”
Lisa birkaç saniye düşündü.
“Çekmen için biraz erken olmuş.”
Victoria güldü.
“Kesinlikle.”
Metro hareket ederken son anda boş koltuklardan birine oturmayı başardılar.
Tam o sırada Victoria kulağının dibinde bir nefes hissetti.
Keskin bir şekilde arkasını döndü.
“Noldu?” diye sordu Lisa.
Victoria etrafına baktı.
“Bir şey yok. Sanırım uykumu alamadım.”
Aniden metro sertçe durdu.
Vagon sarsıldı.
“Hay siktir!”
“İyi misin?” dedi Lisa.
Victoria başını salladı.
“Sen?”
Lisa omzunu ovuşturdu.
“Bu da neydi?”
Yakındaki bir kadın homurdandı.
“Sanırım elektrik kesildi.”
Bir adam başını salladı.
“Metro zaten hep böyle.”
Vagon yeniden hareket ettiğinde ışıklar titremeye başladı.
Sonra bütün vagon birkaç saniyeliğine karanlığa gömüldü.
İnsanlardan huzursuz mırıltılar yükseldi.
Raylardan metalik bir çığlık duyuldu.
“Abi sadece okula gitmeye çalışıyoruz,” dedi Victoria. “Ne sabahmış.”
Lisa güldü.
“İnelim mi?”
“Sonraki durağa canlı varabilirsek.”
Ayağa kalkıp diğer vagona doğru yürümeye başladılar.
Tam o sırada Victoria kulağının dibinde bir fısıltı duydu.
“MELEZ…”
Aniden dönerken bir kadına çarptı.
“Özür dilerim ben—”
Cümlesi yarıda kaldı.
Kadının yüzünü görünce kanı çekildi.
Yüzü uzun ve buruşuktu. Boynu gereğinden fazla inceydi. Gözleri ise…
Victoria’nın nefesi kesildi.
Kadının gözleri tamamen siyahtı.
İnsan yüzüne benzeyen ama aynı zamanda korkunç şekilde kuşu andıran bir yüzü vardı. Bir baykuş gibi.
İnce dudakları gerildi.
Gülümsüyordu.
“Vic, napıyorsun? Hadi.”
Lisa kolundan çekince Victoria irkildi.
Lisa kadına döndü.
“Özür dileriz.”
Sonra Victoria’yı sürükleyerek diğer vagona götürdü.
“Ne oldu sana?”
Victoria kolunu kurtardı.
“Kanka, kadını görmedin mi?”
Lisa kaşlarını çattı.
“Nasıl yani?”
Victoria arkasına baktı.
Kadın yoktu.
Işıklar normale dönmüştü.
“Oh be,” dedi Lisa rahatlayarak.
Ama Victoria hâlâ o yüzü düşünüyordu.
Ya korkunç bir estetik ameliyat faciasıydı…
Ya da başka bir şey.
Mantıklı bir açıklama bulamıyordu.
Metro bir kez daha ani fren yaptı.
Bu sefer herkes yere savruldu.
“Of be!”
Lisa yüzünü buruşturdu.
“Geometri kitabım böbreğimi deldi sanırım.”
Victoria ayağa kalkmaya çalışırken yerde garip bir şey fark etti.
Siyah sis.
Vagonun tabanında yayılıyordu.
“Bu da ne?”
Başını kaldırdı.
Lisa’yı göremiyordu.
“Liz?”
Ayağa kalkarken koridorun sonunda onu gördü.
Kadını.
Bu kez yürüyüşü insan gibi değildi.
İnsanların üzerinden geçerek ilerliyordu.
Takım elbisesi yırtılmaya başladı.
Bedeni değişiyordu.
Gözleri büyüdü. Burnu aşağı doğru uzayıp gagaya dönüştü. Omuzlarından yolunmuş kanatlar çıktı.
Victoria donakaldı.
Yaratığın gözleri hiç kırpılmıyordu.
“Lisa!”
Koşmaya başladı.
İnsanlar hâlâ yerdeydi ama kimse yaratığı görmüyor gibiydi.
“Vic, buradayım!”
Victoria sesin geldiği yöne döndü.
Tam o anda bileğindeki kırmızı iz yanmaya başladı.
Canı acıyla sızladı.
“Ahh!”
“Buradayım!”
Koridora baktı.
Yaratık ona doğru bakıyordu.
Ama sesi Lisa’nın sesiydi.
Victoria’nın midesi bulandı.
İçgüdüleri ona kaçmasını söylüyordu.
“MELEZ!”
Ses insan değildi.
Kalın, ince, boğuk, tiz… Sanki onlarca farklı ses aynı anda konuşuyordu.
Victoria dehşet içinde koşmaya başladı.
Metronun sonuna yaklaşırken biri aniden bileğini tuttu.
Çığlık atacak gibi oldu.
Hızla döndüğünde karşısında bir adam gördü.
Kırklı yaşlarında görünüyordu. Kusursuz denebilecek kadar düzgün bir yüzü vardı. Kehribar rengi gözleri dikkatle Victoria’ya bakıyordu. Kumral ve bal köpüğü arasında kalan saçları dağınıktı.
“Geri çekil,” dedi sakin bir sesle.
Victoria ne olduğunu anlayamadan adam öne çıktı.
Yaratık tiz bir çığlık attı.
“Vay vay vay…” diye tısladı. “Phoebus piçini koruyor.”
Victoria kaşlarını çattı.
Phoebus.
Kelime tanıdık gelmişti. Saf ışık…
Ama nereden bildiğini çıkaramıyordu.
“Kızımdan uzak dur,” dedi adam.
Victoria dondu.
Adam ona bakmıyordu bile.
Yaratık tavana tırmandı ve hızla üzerlerine atıldı.
Adam elini metro kapısına doğru kaldırdı.
Bir ışık yükseldi.
Kaynağı yok gibiydi.
Sanki doğrudan adamın elinden çıkıyordu.
Metro kapısı korkunç bir gürültüyle yerinden kopup diğer tarafa savruldu.
Adam Victoria’ya döndü.
“Git.”
Victoria korkuyla başını sallayıp kapının üzerinden atladı ve koşmaya başladı.
Sonra durdu.
Yaratık hâlâ oradaydı.
Adamı öldürecekti.
Arkasına baktığında nefesi kesildi.
Metro camlarının ardından adamın elini kaldırdığını gördü.
Işık yeniden yükseldi.
Yaratık saldırıya geçtiği anda birkaç saniye içinde küle dönüştü.
Victoria korku içinde merdivenlere koştu.
Sokağa çıktığında nefes nefeseydi. Dizlerine dayanıp soluklanmaya çalıştı.
Az önce gördüğü şey gerçek olamayacak kadar gerçek dışıydı.
Titreyen elleriyle telefonunu çıkardı ve Lisa’yı aradı.
“Kanka neredesin?”
“Kızım seni kaybettim sandım. Metro normale döndü, ben okul durağındayım. Sen nerede indin?”
Victoria gözlerini kapattı.
Lisa hiçbir şey görmemiş miydi?
“O-okul durağında mısın? Ben…” Son gördüğü şeyi düşündü. “Ben metronun hareket edeceğini sandım da… indim.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Vic… iyi misin?”
Victoria boğazını temizledi.
“İyiyim. Okulda görüşürüz.”
Telefonu kapattı.
“Seni kaybettim sandım.”
Victoria irkilip arkasını döndü.
Metrodaki adam birkaç metre ötede duruyordu.
“Tekrar,” diye ekledi.
Victoria kaşlarını çattı.
“Sen kimsin? Beni takip mi ediyorsun?”
Adam gözlerini onun üzerinden ayırmıyordu.
Üzerinde krem rengi bir trençkot, beyaz bir tişört ve kot pantolon vardı. Az önce metroda yaşananlardan sonra hâlâ fazla normal görünüyordu.
“Victoria,” dedi adam.
Victoria’nın içi ürperdi.
“Adımı nereden biliyorsun? Bu nasıl bir şaka?”
Adam birkaç saniye sustu.
“Daha önce gelemediğim için üzgünüm. Ben…”
Cümlesini tamamlayamadı.
Yüzündeki ifade ilk kez Victoria’nın dikkatini çekti.
Endişeliydi.
Adam etrafına kısa bir bakış attı, sonra yeniden ona döndü.
“Bir yere oturabilir miyiz?” dedi sessizce. “Sana her şeyi açıklayacağım.”
