Work Text:
"Gitme!" Nefes nefese kalmış, belli ki koşarak yetişmeye çalışmıştı.
"Gidiyor musun?" Sesindeki korkuyu, ona dair hiçbir şey bilmeyen biri bile anlardı.
Aras sesini duymuş, istemsizce arkasına dönmüştü. Bu oğlanın yine burada ne işi vardı? Hiç de sırası değildi.
"N'oluyor lan?" diye mırıldandı şaşkınlıkla.
Gözleri Teo'nun üzerinde gezindi.
Üzerindeki tozu toprağı fark etti. Terlemişti, nefes nefeseydi. Şu zamana kadar gördüğü en berbat hâlindeydi Akkaya prensi. Artık ağlamış mıydı nedir, gözleri kıpkırmızıydı. Üzerine hiç yakışmayan, bir türlü oturtamadığı bir mazlumluk çökmüştü.
Bir anlığına afalladı.
"Niye geldin?"
İçinden, yine alay edeceğini geçirdi. Son şansını da kaçırmak istememişti herhalde.
Ama Teo'nun yüzüne biraz daha dikkatle bakınca, içinde tuhaf bir huzursuzluk belirdi.
Teo, sesi titreyerek tekrar etti.
"Gidecek misin?"
Yine nasıl bir oyun çeviriyordu kim bilir. Bu masum oğlan ayaklarını birkaç kez yemişti ama artık kanmamaya kararlıydı Aras.
"Defol git." diye tısladı. "Belanı bulma gider ayak."
Teo yerinden kıpırdamadı.
Aras alaycı bir nefes verdi.
"Ne bakıyorsun öyle?"
Cevap gelmedi.
"Yeterince uğraşmadın mı lan benimle?"
Sesini yükseltmedi. Aksine, yorulmuş gibiydi.
"Git başımdan, Teo."
Teo gitmiyordu.
Normalde çoktan omuz silkmiş, bir iki laf sokup arkasını dönmüş olurdu. Şimdi ise olduğu yerde dikiliyor, nefesini düzene sokmaya çalışırken ona öylece bakıyordu.
Ve Aras, hayatında ilk kez, Akkaya prensinin gözlerinde korkudan başka bir şey göremiyordu.
Kaşlarını çattı. Cidden bir şey mi olmuştu acaba çocuğa, babası yine bir şey mi yapmıştı. Aman, ona neydi canım. Onun problemi değildi ki bu. Acınacak en son insandi Teoman, eğer dayak yediyse hak ettiğinden yemişti. Sonra kendine kızdı Aras, hak ettiyse de neden oğlana eziyet edilsindi ki, kendi eviydi sonuçta. Ailesinin yanı en güvende hissetmesi gereken yer değil miydi? Yine de gözlerini çekemedi üzerinden, istemsizce bir darbe izi aradı.
Teo'nun gözlerinden damlalar dökülmeye başlayınca şaşkınlıkla ileri bir adım attı Aras.
"Özür dilerim." Teo telaşla sayıklamaya başladı.
"Özür dilerim."
"Ben- özur dilerim, lütfen..."
Nefesi hızlanmış, sanki başka bir şey söyleyemiyormuş, kelimeleri birbirine giriyormuş gibi özürler diliyordu.
"Gitme."
"Ben özür dilerim, ne olur gitme."
Aras onundeki enkaza bakakaldı, oyunmuş alaymış aklından uçuverdi. Zaten Teo'nun gözyaşlari düşmeye devam ederken sorgulayacak durumda da değildi.
Kaşlari çatıktı ama sesi o gün ilk kez sert çıkmadı.
"...Ne yapıyorsun lan sen?" dedi kısık bir tonla.
Teo onu duymadı bile, gideceği düşüncesiyle o kadar panikti ki ne yapacağını şaşırmıştı. Aklı başında değildi o an.
"Dur." Aras da endişelenmişti istemeden. Bu çocuğa ne olmuştu ki önünde diz çöküp yalvarıyordu.
"Dur bir."
Yanına yanaştı, eğildi.
"Tamam, dur bir. Ne oldu? Bir şey mi oldu? Teoman?"
Teoman Aras'ı iyice yanına yaklaşmış görünce daha da dağıldı. Gidecekti şimdi abisi. Onun yüzündendi. Zaten onun abisi olmaktansa arkasını dönüp gideceğini söylemişti Teo'ya. Zihni durmadan teknedeki o güne dönüyordu. "İyi ki benim kardeşim sen değilmişsin" demişti abisi. "Eğer Demir sen olsaydın arkama bakmadan dönüp giderdim" demişti. Şimdi de gidiyordu işte. Gitmesin diye onca şey yaptıktan sonra. Demir olduğunu bile söyleyemedikten sonra. Benim Demir olduğumu öğrenirse arkasına bakmadan gider diye içi içini yemişti Teoman'ın. Söyleyememişti işte. Abisi gitsin istememişti. Yine abisiz kalmak istememişti. Gerçi abisi yanında da değildi ki, abisiz olmayan herhangi bir günü yoktu. Yine de aynı şehirde nefes alıyorlardı işte. Uzaktan da olsa başı derde girmesin diye uğraşıyordu. Arada sesini de duyuyordu. E şimdi gitse, bir daha hiç görmese daha mı iyiydi?
Şu andayken bunları pek düşünecek durumda değildi. Tek düşüncesi Aras'ın tekrar ondan ayrılıyor oluşuydu. Beş yaşına geri dönmüştü de "Abime gideceğim" diye sayıklıyordu sanki.
"Özür dilerim."
"Gideceksin değil mi?"
"Özür dilerim, ne olur gitme."
Aras dayanamadı, Teo'nun omuzlarını tuttu hafifçe sarstı.
"Teoman, biri bir şey mi yaptı sana?"
Cevap alamadı.
"Teoman!"
"Ne oldu oğlum, söylesene!"
Bu sefer daha yüksek bir sesle konuştu.
Teoman'ın kafası omzuna doğru düştü. Gömleği çoktan gözyaşlarıyla ıslanmaya başlamıştı.
"Özür dilerim abi, ne olur gitme." Teoman ne söylediğinin farkına bile varamamıştı. Küçük bir çocuk gibi abisine tutunuyor, gitmesini engellemek istiyordu.
Aras kaskatı kesildi. Teoman'ın cümlesi zihninde yankılandı.
"...Ne abi?"
Kalbinde bir umut yeşerecek gibi oldu. Sonra kendine geldi. Kendini geri çekip Teoman'ın yakasına yapışırken çıkıştı.
"Lan sen yine dalga mı geçiyorsun Allah'ın belası?"
"Ne abisi-" ama cümlesi yarıda kaldı.
Çünkü Teo hâlâ oradaydı. Gömleğinin eteğini sıkı sıkı tutmuş ağlıyordu. Gitmesinden korkuyor gibi. Sanki bırakırsa kaybolacakmış gibi.
Aras bir an sustu. Bakışları Teo'nun ellerine kaydı. Vücudunda son kalan gücüyle küçücük bir çocuğun annesinin eteğinden tutması gibi gömleğinin ucuna sarmıştı ellerini. Rol değildi, alay etmiyordu. Saf korkuydu bu.
Bu sefer de bakışlarını Teo'nun koluna çevirdi, karga dövmesinin olması gereken yere. Küçüklüğünde Demir'e aynı yerde o dövmeyi yapıştırdığı anı hatırladı. Sadece yutkundu.
Etrafını tekrar duymaya başlayınca Teo'nun fısıltılarına dikkat kesildi.
"Abi... Özür dilerim, gitme."
