Actions

Work Header

Karlı Yolculuk

Summary:

Aether birden ortadan kaybolur.

Work Text:

Bir hafta boyunca ne Ayato ne de Childe, Aether'dan haber alamamışlardı.

Ayato ile tartışmalarından sonra Aether Inazuma'da bir daha görünmedi. Onun için bırakılmış görevlerin hiçbiri tamamlanmadı. Onunla birlikte Paimon da ortalarda yoktu.

Söylediği her şeyden pişman olan Ayato özür dilemek için her gün çaydanlığa giriyor ve Aether'ı bulamamanın hayal kırıklığını yaşayıp işinin başına geri dönüyordu. Hâlâ Scaramouche'u aramak ile uğraşan Childe ise yapabildiği kadar sık çaydanlığa uğrayıp Aether dönmüş mü diye bakıyordu.

İlk günlerde tüm bunlara katlanmak biraz daha kolay olsa da zaman geçtikçe ikisi de endişlenmeye başlamışlardı. Ayato Thoma ve birkaç kişiyi görevlendirip Aether'ı aramalarını söylerken Childe her bir Fatui'yi Aether'ı görür görmez onun yanına getirmelerini emretmişti.

Bir haftanın sonunda Dragonspine çevresinde görevde olan Fatuiler'den gelen haberle Childe, Ayato'yu da peşine takarak oraya gitti. Henüz Aether ile tam olarak ne yaşadığını bilmiyordu ama lavanta rengi gözlerdeki bakışlara bir zamanlar kendisi de sahipti ve onları her gün görmek aklına Aether'ın ona sırt çevirdiği zamanları hatırlatıp midesini bulandırıyordu.

Özellikle bir yer ismi verilmediğinden tüm bölgeyi aradılar. Childe soğuğa alışık olsa da Aether'a ulaşamadığı her saniye soğuk onu daha da rahatsız ediyordu.

"Sen de görüyor musun?" 

Ayato'nun işaret ettiği yöne bakan Childe, yanan fenerlerin ateşini görünce başını salladı. Bir mağaraya benziyordu. İçinde ateş yanıyorsa o mağarada bir insan olmalıydı.

Ayakkabıları derin kara bata bata ilerleyip mağaranın ağzına yaklaştılar. Uzaktan boş gibi görünse de yakından baktıklarında buranın neredeyse tek odalı bir ev (aslında daha çok bir laboratuvar) olacak kadar eşyaya sahip olduğunu fark ettiler.

Masanın üstünde duran deney tüplerine ve garip bir kabın içinde fokurdayan sıvıya bakarak içeri adımladı Childe. Sıcaklık onu ve ardından gelen Ayato'yu kibarca karşıladı.

"Size yardımcı olabilir miyim?"

Masanın arkasına çömelmiş sarışın bir adam duruşunu dikleştirip konuştuğunda ikisi de ona yöneldiler. Dragonspine'ın havası kadar soğuk bir şekilde onlara bakan bu adam bir tür araştırmacıya benziyordu.

"Birini arıyoruz," dedi Ayato hafifçe öksürüp sesinin pürüzsüz çıkmasını sağlayarak. "Sarışın, saçları örgülü, kahverengi kıyafetler giyiyor..."

Ayato Aether'ı tarif etmeye devam ederken sarışın adamın bakışları yumuşadı. Ocağın altını kapatmak için hareket ederken, "Aether malzeme toplamak için çıktı," dedi.

"Tam olarak nereye gitti?" diye sordu Childe.

"Size söylemem mümkün değil, üzgünüm. Ayrıca o istemediği sürece sizi görüştüremem."

Childe kollarını göğsünde kavuşturdu. "Onu nereden tanıyorsun?"

"Bu çok uzun bir hikaye."

"Dinleyecek zamanımız var."

"Benim anlatacak zamanım yok, işimi bölmezseniz memnun olurum."

Adam kim bilir nerden çıkardığı tahtaya bir şeyler yazmaya başlarken Ayato mağaradan dışarı baktı. Sonra diğerinin çalıştığı masaya yaklaştı.

"Ben Kamisato Ayato," diye tanıttı kendini. "En azından bize ismini söyleyebilir misin?"

Childe ekledi: "Ve Aether ile ne ilişkin olduğunu."

"Ayato..." diye tekrar etti adam ve Childe'a baktı. "O zaman sen de Childe olmalısın. Ben Albedo, Aether'ın... Arkadaşıyım."

Aether'ın arkadaşı olduğunu söylerken sesi çoğunlukla sevecen ve gururlu çıktı, ancak Ayato ve Childe o sesin ardındaki hüzünü fark edemeyecek kadar akılları dağılmış haldeydiler.

"Ne zaman dönecek?"

"Malzemeleri ne zaman bulursa."

Childe aldığı cevaptan mutlu olmazken stresli bir şekilde bacağını sallamaya başladı. "Hep burada mıydı? Ne yapıyordu?"

Albedo eldivenlerini çekip düzeltirken başını salladı. "Bana yardım edip buradaki görevlerini tamamlıyordu."

"Nasıl görünüyor peki? İyi mi?" diye sordu Ayato.

Albedo onlar yüzünden odaklanamadığı için tebeşirini ve tahtasını elinden bıraktı. "Daha iyi günleri olmuştu."

Suçluluk duygusu bir kez daha içini kaplarken Ayato bakışlarını mağarada gezdirdi. Daha öncesinde kendini çok sinirlendirmiş olmasaydı Childe onun omzuna vurup destek olmaya çalışırdı.

Yaklaşık bir buçuk saatlik bekleyişten sonra elinde orta boyutlarda bir torba taşıyan Aether, Paimon ile birlikte mağaranın girişinde göründü. "Geri geldim," diye neredeyse sessizce ilan etti.

Ona ilk ulaşan Childe oldu. Aether'a öyle sıkı sarıldı ki elindeki torbayı düşürmek zorunda kaldı.

"Ne— Childe? Ne yapıyorsun burada?"

"Asıl sen ne yapıyorsun?" dedi Childe onun soğuktan kızarmış yüzüne bakarak. "Ne kadar endişelendim biliyor musun? İyi misin?"

Aether dudaklarını açıp kapattı ama sesi çıkmadı. Konuşamayacağını anlayınca Childe onu göğsüne bastırdı ve başının üstünü öptü.

"Sözünü bozacağından korktum."

Mırıldanarak kollarını onun beline saran Aether özlediği sıcak göğse yaslanırken sadece biraz zaman ihtiyacı olduğunu söyleyip özür diledi. Childe onun sırtını okşayıp üşümüş tenini ısıtmaya çalıştı.

Paimon yere düşmüş torbayı zar zor kaldırıp Albedo'ya taşırken Albedo yarı yolda kıza ulaştı ve teşekkür ederek onu yükten kurtardı. Yeni tarifi olan sıcak bir içeceği denetmek üzere kızı yiyecek pişirmek için özel yaktığı ateşin yanına çağırdı.

Ortada ne yapacağını bilemez hâlde kalan Ayato bir süre birbirlerini kucaklayan Childe ve Aether'ı izledi. Belki de burada durmak hataydı? Aether'ın iyi olduğunu gördüğüne göre gitmeli miydi?

Bunun doğru olacağına karar verip gitmek üzere mağaranın çıkışına yürürken birden bileği yakalandı. Childe'ın kolları arasından Aether ona baktı ve gitmesin diye sıkıca tuttu adamı.

Onların konuşmaları gerektiğinin bilincinde olan Childe Aether'ı serbest bırakıp aralarından çekildi.

Dinlenmemek için mağaranın önünden biraz uzaklaştılar. Aether ona bakarken Ayato altındaki karı umursamadan dizlerinin üstüne çöktü.

"Söylediğim her şey için özür dilerim Aether," diye başladı. "Kıskançlıktan kör olmuştum, bunun beni yönetmesine izin verecek kadar aptalım. Kalbini kırmak istemedim. Sadece sevgini istedim ama bunu yanlış şekilde elde etmeye çalıştım. Üstünde baskı kurduğum, kaçma ihtiyacı hissetmene neden olduğum için senden af diliyorum."

Tüm konuşması boyunca başını öne eğik tuttuğundan Aether onun gözlerinin dolduğunu göremedi.

"Gerçekten pişmanım... Beni affetsen de affetmesen de bir daha böyle bir yaşamayacağına dair yemin edebilirim."

"Bu kadar mı?" diye sordu Aether onu dikkatlice dinledikten sonra.

Başını sallamadan önce Ayato alt dudağını ısırdı. Aether onu affetmezse itiraz etmeye hakkı yokmuş gibi hissediyordu. Eğer affetmezle, bununla yaşamaya devam ederdi ama kalbini bir daha kimse düzeltemezdi.

Aether tek kelime etmeden karlı zemine çöktü ve kollarını Ayato'nun boynuna sardı. Üşümüş yanaklarını birbirine yaslarken gözlerini kapattı.

"İkilemde kalıp seni yorduğum için ve dengesiz davranışlarımdan dolayı beni affedebilir misin?" diye sordu.

"Sormana gerek bile yok, başta hatalı olan bendim zaten..."

"Tamam, seni affediyorum."

Cümle Aether'ın ağzından çıkar çıkmaz iç huzuru geri dönen Ayato kollarını onun beline sıkıca sardı. Aynı pozisyonda biraz sarıldıktan sonra Aether geri çekildi ve onu kara itti.

Bir an neye uğradığını şaşıran Ayato sırt üstü yatarken Aether'a şaşkınca baktı. Aether ona hafifçe sırıttıktan sonra dilini çıkardı. Ayato başta onun üşümesine kıyamayacağını düşünse de Aether'ı aynı şekilde kara itip kollarından tutarak zemine sabitledi. Aether'ın yanağını öpmek için eğilecekken Aether ondan önce davrandı ve dudaklarını Ayato'nun dudağının altındaki benine bastırdı.

Bu sırada onlara yeterince zaman vermiş olduğu kararına varan Childe bulundukları yere yaklaştı ve birkaç kartopu hazırladı. Yayda olduğundan daha iyi bir nişan alarak kartoplarını Ayato'nun sırtına ve başına attı.

"İn yıldızımın üstünden!" diye bağırdı sırıtarak.

Ayato Childe'ın ona ilk defa düşmanca olmayan bir şekilde baktığında fark edince gülümsedi. Ama az önce yediği kartoplarını unutmayarak kendine birkaç tane hazırladı ve onları Childe'a fırlattı.

Onlar birbirlerine kartopları fırlatırken çapraz ateşte kalmak istemeyen Aether bir çam ağacının gövdesinin yaslandı. Ayato ve Childe'ın kahkahalarını dinleyip birbirlerini kara itmelerini izlerken gülümsedi.

İkisine de son derece aşıkken nasıl seçim yapabilirdi?

Git gide üşümeye başladığını hissederken eldivenli bir el omzuna dokundu. Omzunun üstünden baktığında Albedo ona sakin bir ifade ile bakıp sıcak bir bardak uzattı. Aether bardağı alıp sorgulamadan sıcak içeceği yudumladı.

"Şimdi nasılsın?"

diye sordu Albedo onu izlerken.

"İyiyim."

"Bu artık çaydanlığa döneceğin anlamına mı geliyor?"

Aether başını salladı. "Boşladığım işleri yoluna koymalıyım."

"Seni burada misafir etmek güzeldi."

"Bana baktığın için teşekkürler Albedo."

Albedo başını sallayıp Aether'ın kolunu okşadı. "Bu aptallardan ne zaman bunalırsan yine gel," dedi.

"Çok sık gelmem gerekecek o zaman," diye şaka yapıp güldü Aether ve gözlerini tekrar hydro kullanıcılarına çevirdi.

Ama Albedo onu izlerken tam tersi olacağını düşündü. Eğer Ayato ve Childe iyi geçinmeyi öğrenirlerse Aether onlardan bunalmazdı.

Albedo ağacın yanından kalktı, kampına dönmeden önce Aether'a son kez baktı. 

O mutlu olduğu sürece sorun yoktu.

Series this work belongs to: