Actions

Work Header

Seçim Zamanı

Summary:

Ayato, Aether'dan bir seçim yapmasını ister.

Work Text:

Mavi kılıcın tatmin edici kesiş sesi peş peşe iki kez duyulduktan sonra Aether'ın listesinden bir görev daha eksildi. Ödüllerin çantasına yüklenişini beklerken Aether mutlu bir şekilde iç çekti ve Ayato'nun yanına yürüdü.

"Bugün benimle geldiğin için teşekkürler."

Kılıcını ortadan kaldıran Ayato kıyafetinin kollarını düzeltirken gülümsedi ve başını salladı. "Asıl beni davet ettiğin için teşekkürler," diye karşılık verdi. "Sen olmasaydın gelip Enkanomiya'yı görmek için bahanem olmayacaktı."

Onun da iyi zaman geçirmesine sevinen Aether, artık aydınlık bir gökyüzü görmek için istediği için, "Gidelim mi?" diye sordu.

Ayato kendisine uzatılmış bu eli reddetme gücüne asla sahip olmayacağını düşünüyordu. Elini Aether'ın kendisininkilere kıyasla daha küçük olan eliyle birleştirdi ve Aether'ın Inazuma'da rastgele bir yere ışınlanmasını bekledi.

Çabucak olup biten ışınlanma sürecinin sonunda Kamisato Mâlikanesi'nin yakınlarındaki ormanda buldular kendilerini. Düzensiz taşlarla belirlenmiş yolda yürümeye başlarken bir yandan da birlikte çözdükleri karmaşık bulmaca hakkında tekrar konuştular.

Yan yana yürümeye devam ederlerken Aether birden durdu. Kollarını başının üstüne kaldırıp gerinir ve vücudunu rahatlatırken tatlı sesler çıkardı. Ayato onun bedenini izleyip ne kadar esnek olduğunu düşünürken gözlerine birden mor bir parıltı çarptı.

"Bu nedir?" diye sordu baş parmağını kalçasının biraz üstündeki işarete bastırarak.

Aether içgüdüsel olarak Ayato'nun dokunduğu yere dokunmak için elini arkaya uzattı. "Bir şey mi var? Neye benziyor?" diye sordu bir yandan da.

O elinden geldiğince şekli tarif ederken Aether dinledi ve sonunda şeklin ne olduğunu çözünce dudaklarını birbirine bastırdı. Bunun bu kadar uzun süre kalan bir şey olduğunu bilmiyordu...

"Ne olduğunu biliyor musun?"

"Evet," Aether iç çekti. "Childe'ın işareti bu."

Ayato parmağını çekip işarete bir kez daha baktı. Childe'ı böyle bir yönteme sürükleyecek kadar korkutmuş muydu?

"Tam olarak ne işe yarıyor?" dedi gülmemeye çalışarak.

"Daha fazla hasar vermesini sağlıyor."

Ayato kaşlarını çattı ve dikkatini işaretten tamamen çekerek Aether'ın yüzüne bakabilmek için önüne geçti. "Sana saldırdı mı?" diye sordu neredeyse bunu soruyor olduğuna inanamayarak. Childe da Aether'a en az onun kadar aşık değil miydi? Yoksa Ayato son konuşmalarında onu fazla mı kışkırtmıştı?

"Sandığın gibi bir şey değil," dedi Aether ellerini hızlıca sallayarak. "Düzenli olarak birbirimizle dövüşüp gücümüzü test ediyoruz, o zamandan kalmış olmalı."

"Ah anlıyorum..."

O zarar görmediği için rahatlamış hisseden Ayato sırtını dikleştirdi. Şimdi dikkatini tekrar işarete verebilirdi.

"Bunu kaldıramaz mısın?"

"Dövüşümüz biter bitmez gitmesi gerekiyordu, yapabileceğim bir şey olduğunu sanmıyorum."

Ayato başını salladı, tekrar yürümeye başlarken Aether'ı takip etti. Gözlerini işaretten uzak tutmaya çalışsa da Aether'ın örgüsünün ucu özellikle dikkatini çekmek istiyormuş gibi orada sallandı.

"Onunla konuştun mu?" diye sordu Ayato birden.

"Ne hakkında?"

"Kapımıza dayanması hakkında."

Aether birden durdu, ona dönüp yüzünü görebilmek için başını kaldırdı. "Ne demek istiyorsun?"

"Birlikte olduğumuz gece Tartaglia seni almak için kapıya dayandı. Çok yorgun olduğun için uyumana izin verdim, çok fazla diretmeyip gitti."

Söyledikleri tamamiyle doğru olmasa da Aether zihninde bir şey yerine oturmuş gibi gözlerini açtı. Bir eli alnına giderken sıkıntıyla iç çekti.

"Ayato, ona bir şey söyledin mi?" diye sordu birden enerjisi düşerken.

Ona birden fazla şey söylemiş olsa da Ayato sakince başını salladı ve kol yenlerini düzeltti. "Hayır, pek fazla konuşmaya zamanım olmadan gitti," dedi tamamen masum bir ifade ile.

Aether onun ruhunu okumak istiyormuş gibi gözlerinin içine baktı. Ayato ona hafifçe gülümserken gözleri kısıldı, yalanının ortaya çıkmayacağına emindi.

"Lütfen Childe'ı kişisel olarak üzecek bir şey söyleme."

"Neden böyle bir şey yapayım?"

"Ayato."

Aether ona ciddi bir şekilde bakarken Ayato gülümsemesini bozmamaya çalışsa da çok uzun sürmedi.

"O da bana aynı şeyleri yapıyor," demesinin çok çocukça olması umrunda olmadı. "Onu da uyardın mı?"

"Aynı şey değil..."

"Tamamen aynı şey. Bana onun psikolojik durumu hakkında uyarılar yapmaya kalkma, madem bu kadar sağlıksız olduğunun farkındasın neden yatağına alıyorsun onu?"

Yüzünün utançtan mı öfkeden mi kızardığını bilmeyen Aether konuşamadı. Bir yanı Childe'ı ölesiye savunmak isterken diğer yanı Ayato'yu üzecek bir şey söylememesi için yalvarıyordu. Kalbi ikiye bölünmüştü.

"Childe sağlıksız değil," diye mırıldandı.

"Aynı kişiden bahsettiğimize emin misin? Çünkü ben ufacık sözler yüzünden seni takıntılı bir şekilde işaretleyen Childe'dan bahsediyorum."

"Ona ne söyledin?"

Ayato dudaklarını birbirine bastırdı, ona söylemeyecekti.

"Her neyse, tahmin edebiliyorum zaten."

Aether arkasını döndü, birkaç adım atmışken Ayato onun ismini söyleyip tekrar durdurdu.

"Ben de seni onun kadar çok seviyorum," dedi Aether'a yaklaşarak. 

Daha fazla yaklaşmasını engellemek için ellerini onun kollarına koydu Aether. Her zamanki gibi Ayato'nun sevgisi karşısında sessiz kaldı.

"Lütfen Childe'a—"

"İsmini söyleyip durma."

Aether kaşlarını çattı ama onun isteğine uydu. "Ona bir daha terk edilme hakkında bir şey söyleme."

"Aether," Ayato bir eliyle karşısındaki adamın çenesini kavradı ve yüzlerini yaklaştırdı. "Şu an seni öpsem karşılık vereceğin ve adını inliyor olacağın kişi benim. Neden sürekli o Fatui'yi ortaya getirip duruyorsun? Onların, Fatuiler'in, askerlere, arkadaşın Teppei'ye ne yaptıklarını unuttun mu?"

Uzun zamandır sesli söylenildiğini duymadığı isim Aether'ın ensesinden aşağı bir ürperti yolladı. Ayato'nun dediği her şeye sağır olup bir tek Teppei kısmına odaklandı.

"O... Farklı."

"Bunu bilemezsin, sonuçta sana bir kez ihanet etti, değil mi?"

Aether gözlerini kaçırdı. Ayato'nun kelimeleri kullanma şekli o kadar iyiydi ki Aether biraz daha onlara mağruz kalsa doğru bildiği her şey hakkında düşüncesi değişebilirdi.

"Sence de seçim yapma zamanın gelmedi mi? Senin için kim daha iyi biliyorsun."

"Ona bir söz verdim..."

"Gerçekten önemli mi?"

Tabi ki önemliydi. Bir söz verirsen tutarsın, bir hata yaparsan özür dilersin. Birine bir hayal verirsen sonuna kadar savunursun... Childe'ın çok önceden söyledikleri Aether'ın kulaklarında yeniden söylenmiş gibi çınladı.

Ayato'nun tutuşundan kurtulmak için geri adım attı, sırtının bir ağaca çarpmasını görmezden geldi. "Şu an benden uzak dursan iyi olur," diye önerdi.

"Onu mu seçiyorsun yani?"

"Kimseyi seçmiyorum!"

O sesini yükseltirken sonunda ortay çıkan Paimon ikisine de şaşkınca baktı. "Aether, neler oluyor?" diye sordu korumacı bir şekilde onların arasında durarak.

"Bir şey olmuyor..."

"Paimon Aether'a sordu, sana değil."

Ayato bir kişi daha ona cephe aldığında başının ağrımaya başladığını hissetti. Paimon ona gözlerini kısarak bakarken Aether kızı pelerininden yakalayıp çekti.

"Şimdi sırası değil Paimon, hadi gidelim."

"Aether—"

"Sonra konuşuruz."

Aether sırtını dönüp giderken geride kalan Ayato avuç içini bir ağaç gövdesine bastırdı. Biraz daha sakinleşip tam olarak ne yaptığını fark ettiğinde dudaklarından bir dizi küfür döküldü.

Bundan sonra nasıl toparlayacaktı?

Series this work belongs to: