Work Text:
Toprağın altından çıkarılmış sandığın kapağı geriye savrulurken tüm tozunu üstünden attı. Aether bundan etkilenmemek için burnunu ve ağzını kolunun içiyle kapattı.
"Ne çıktı?" diye sordu Childe ellerini dizlerine yaslayıp onun yanına çökerek.
Kimseye yardımcı olmayacak bir yay ve körelmiş kılıç göz ardı edildiğinde aslında tamamen işe yaramaz değildi. Bolca et ve mora vardı. Ayrıca kılıcını güçlendirmesi için yeterli madeni de elde edebiliyordu. Aether kendisi baksın diye sandığı Childe'a çevirdi.
Biraz göz gezdirdikten sonra Childe, "Hah fena değil, fena değil," dedi elini Aether'ın sırtına koyup hafifçe vurarak.
Aether başını sallayıp çantasını çıkarttı, Childe ile birlikte bulduklarını içine doldururlarken kolları hilichurl maskeleri ile dolu olan Ayato arkalarından yaklaşıp onlara baktı.
"Oh... Yani bunları mı topluyorsunuz..." derken soru soruyor gibi değil de garipsiyormuş gibi çıktı sesi.
"O ses tonu ne öyle?" dedi Childe ona bakmadan. "Gayet iyi şeyler bunlar."
Aether'ın diğer tarafına çöküp maskeleri çantanın içine atan Ayato sandığa yargılayan bir şekilde baktı tekrar. "Bilemiyorum," diye mırıldandığında Aether güldü.
"Sonrasında bize lazım olacaklar."
"Sen öyle diyorsan..."
"Bir maceracının hayatı böyle işler, size layık bir şey bulamadığımız için kusura bakmayın Lord Kamisato. Herkes sizin gibi zengin değil."
Childe söylenirken Aether gülümseyerek onu izledi. Kendisinin milyonlarca morası yokmuş gibi konuşması komiğine gitmişti ama şimdilik gülmeyecekti.
Kendini ona açıklamakla uğraşmayacağına karar veren Ayato ayağa kalkarken uzun kol yenlerini geriye savurdu. Childe ve Aether da çantanın ağzını kapatıp ayağa kalktılar.
"Devam etmek ister misiniz yoksa yemek için duralım mı?" diye sordu Aether saati kontrol ederek.
Paimon yemek kelimesini duyar duymaz ortaya çıktı, o geldiğine göre artık yemeği seçmekten başka şansları kalmamıştı.
"Biz mi pişiriyoruz yoksa bir yere mi gidiyoruz Sora?"
"Sora mı?"
"Wangshu Inn yakınlarda..."
"Orası neresi bilmiyorum."
"Sorun değil, Şef Yanxiao'nun yemekleri çok güzeldir."
"Pekala."
Childe sorusu kulak ardı edildiği için kaşlarını çattı. Sorusunu tekrarlamasına rağmen cevap alamayınca bu sefer Aether'ın başının üstünde süzülen kıza döndü.
"Sora ne demek?"
Paimon zavallı kızıla döndü ve parmakları ile oynarken: "Paimon bilmiyor ama Ayato son günlerde Aether'ı hep böyle çağırıyor."
Aether ve Ayato yürümeye başladıklarında Paimon da arkalarından süzüldü. Biraz geride kalan Childe onlara gözlerini kısarak baktı. Araları çok açılmadan onlara yetişip kolunu Aether'ın omzuna sardı ve kendisine sinir bozucu bir sırıtışla bakan Ayato'yu görmezden gelmeye çalıştı.
Wangshu Inn'e varıp rahatça sığabilecekleri bir masaya geçtiklerinde Aether ikisinden de izin isteyip bir süre ortalıktan kayboldu. Childe ve Ayato nereye gittiğini sormak için Paimon'a döndüler ama kız menüye yapışmış, dikkatini tamamen yemeklere vermişti.
Çalışanlardan biri yanlarına geldiğinde Paimon her zamanki gibi bol bol sipariş verdi. Söylediğine göre burada olmayan Aether için de sipariş veriyordu ama hydro kullanıcıları bunun doğru olmadığını biliyorlardı.
Paimon'un aksine yemeğe başlamak için Aether'ı beklediler. Sonunda Aether yanlarına geldiğinde elinde büyük ve bolca bademli tofu ile dolu bir tabak vardı.
"Siz başlayın, benim bunu birine götürmem lazım."
"Yeni bir görev mi?" diye sordu Ayato. "Bekleyemez mi? Önce kendini beslemelisin."
"Hayır görev değil. Kısa sürecek, hemen geri geleceğim."
Aether bir karşılık beklemeden tekrar onları bıraktığında Ayato iç çekerek gidişini izledi. Siparişiyle beraber gelen yemek çubuklarını eline alırken bir süredir sesi çıkmayan Childe'a baktı.
"Neden onu durdurmadın?" diye sordu.
"Durdurabilir miydim sence?" Childe elinde tuttuğu çubuklara nefretle bakarken mırıldandı. "Xiao konusunda onu vazgeçiremezsin."
"Xiao kim?"
Childe ve Albedo yetmezmiş gibi bir de Xiao mu vardı?
"Xiao bir adeptus, Aether ile arkadaşlar. Gerçi Aether dışında bir arkadaşı olduğunu sanmıyorum. Sadece ona karşı nazik," diye yanıtladı Paimon başını yemeğinden kaldırarak. "Aether ona sürekli bademli tofu pişirir ve her yıl festivale çağırır."
"Ah ne kadar güzel..." dedi Ayato ama yüz ifadesi tam aksini söyledi.
"Xiao'yu boşver şimdi," Childe yemek çubuklarından birini masaya bırakırken diğerini tehditkâr bir biçimde Ayato'ya doğrulttu. "Sora ne demek bana onu söyle."
Biraz önce keyfi kaçmış olan Ayato tekrar eski ruh haline kavuşurken kollarını göğsünde bağlayıp çenesini kaldırdı. Bu hareketi birkaç dakika sonra girecekleri kavganın açık habercisiydi.
"Onları buraya getirmemeliydin, kovulmana sebep olacaklar."
Aether elini alnına koyup gözlerini kapatırken onun yanındaki oturan Xiao kaşık dolusu bademli tofuyu ağzına götürdü. Mükemmel tad diline hâkim olurken Aether'ın ne kadar becerikli olduğuna iç geçirdi.
"Bu iyi hâlleri, önceden daha beterlerdi."
"Tartaglia başlı başına bir sorun değil miydi? Neden ona benzeyen bir tane daha buldun?"
Ellerini kucağına indiren Aether başını çevirip Xiao'ya baktı. "Bela mıknatısıyım sanırım."
"Ona ne şüphe..."
Xiao söylenerek tofusunu yemeye devam ederken Aether güldü ve onu izledi. Batmakta olan güneşin turuncu ışıkları beyaz tenlerine çarpıp ikisini de biraz daha bronz gösteriyordu. Kaşığı bir kez daha ağzına götürmeden önce Xiao Aether'ın cor lapis gibi parlayan gözlerine baktı. Kalbi aniden sızladığında kendine gelip başını tabağa geri eğdi.
"Geçen sefer... Seni küstürdüklerini ve kaybolduğunu duydum. Fatuiler tüm Liyue'de gezip seni aradılar."
Tahta balkon direklerin arasından bacaklarını sarkıtıp sallayan Aether, "Bunu duymayan kalmadı, değil mi?" diye sordu huzursuzca. Unutmaya çalıştıkça sürekli karşısına çıkarılıyordu.
Xiao artık boş olan tabağı kenara koyduktan sonra kararsızca sarışına baktı. Ağzı açılıp tereddütle kapanırken parmakları avuç içlerine kıvrıldı.
Aether onun tereddütünü fark etti ve konuşması için cesaretlenmesini umarak elini dövmeli kolun üstüne koydu. "Ne oldu?" dedi nazikçe.
"Ben de seni aradım ama... Simyacı ile olduğunu görünce karışmak istemedim."
Güneş kızaran kulaklarını daha da ortaya çıkarırken Aether ona dikkatlice baktı. Ağzından, "Sevimli Yaksha," diye sevgi dolu bir sesle kaçırdığında Xiao birden ayağa fırladı.
"Git artık," dedi ve Aether bir şey söylemeden arkasında anemo izleri bırakarak yok oldu.
Aether şaşkınca kirpiklerini kırpıştırdı. Başka çaresi olmadığından boş tabağı alıp merdivenleri indi. Ayato ve Childe'ı birbirlerine girmiş hâlde bulduğunda dudaklarını birbirine bastırdı.
"Çocuk gibisiniz, iki dakika yalnız bırakmaya gelmiyorsunuz."
Hydro kullanıcıları birbirlerini bırakıp Aether'a döndüler. Childe, "Neredeyse yarım saat oldu," diye şikayet ederken arka planda yemeklere gömülmüş Paimon azar yiyecekler mi diye merakla onlara baktı.
"Her neyse, oturun yiyelim artık."
Aether önce onları yerlerine oturtup sonra aralarına yerleşti. Herkes yemeğiyle ilgilendiği için aralarına sessizlik hâkim olurken Aether huzurla iç çekti.
Wangshu Inn'in çatısında, kulakları hâlâ kırmızıyla parlayan Yaksha onların tarafına göz attığında çubukları kullanamadığı için Aether tarafından beslenen Childe'ı ve bir taraftan Aether'a garip bir çay içirmeye çalışan Ayato'yu gördü. Çatının ucuna oturup bir bacağını kendisine çekti ve kolunu diz kapağına yasladı. Başkası onun bunalmış olduğunu sanacak olsa da Xiao Aether'ın o iki adam arasında mutlu olduğunu görebiliyordu.
Daha fazla onların taraflarına bakmayı reddedip başını kaldırdığında bir dizi yıldız ona bir şey hatırlatmak ister gibi parladılar.
Xiao avuç içini açıp mızrağını ortaya çıkardı. Sağlam sapına sıkıca tutunurken bir kez daha arkasında anemo izi bırakarak kayboldu.
