Actions

Work Header

Olmayacak bir hayal

Summary:

Kutay Teo için suçu üstlendiğinde ve nezarethanede oturup saatlerce düşünmeye başladığında duygularını fark etmeye başlar. Ufacık bir hayale tutunmanın ne gibi bir sorunu olabilir ki?

Notes:

Öncelikle okurken dinleyebileceğiniz iki şarkı var.
1. ismi Marigolds - andrea bejar
2. ise Olmayacak Bir Hayal - Cem Özkan
ki zaten isminden de anlaşıldığı üzere. Ayrıca kontrol etmedim, yani büyük ihtimalle hatalarım olacaktır. Şimdiden kusuruma bakmayınız. Hepinize iyi okumalar diliyorum.

(See the end of the work for more notes.)

Work Text:

 

Kutay hiçbir zaman öncelikleri olan birisi değildi. İyi bir okula gidiyordu. Anne babası yanındaydı. Notları iyiydi. Teo hariç. Bir şekilde her seferinde Teoman’a öncelik veriyordu. Bir şekilde hep Teo için oradaydı. Ellerini kanlar içinde gördüğünde aklına onu korumak dışında bir şey gelmemişti. O güzel boncuk gözleriyle ona bakmış ve Aras’ı bıçakladığını söylemişti. Kutay daha bir şey diyemeden Şebnem Hanım gelmişti bile. Şebnem Hanım ona hala yardım etmek isteyip istemediğini sorduğunda aklındaki tek düşünce Teoman’ı korumaktı. Ne pahasına olursa olsun Teoman’ı korumalıydı. Bu yüzden bir an olsun gözünü kırpmadı ve evet, dedi. Yardım etmek istiyorum.

Böylelikle ilk defa hapse girmişti ve bu ona düşünmesi için koca bir gece vermişti. Hayatı boyunca tek düşüncesi Teoman’ı korumaktı. Onun mutlu olmasını istiyordu. Peki, bunu neden istiyordu? Çocuk için hapse girecekti neredeyse. Belki de cezaevine gönderilirdi. Şebnem hanıma yardım etmek istediğini söyleyen oydu neticede. Neden onu çıkartmak için uğraşacaklardı ki.

Peki ya Teo? Yokluğunu fark eder miydi? Belki umurunda bile olmazdı. Öylesine biriydi. Şık giyindiğinde kıyafetini göstermek istediği tek kişiydi ama onun için oyuncaktan fazlası olduğundan şüpheliydi. Sadece şık kıyafetini göstermek istemişti. Sonucunda ise tekmeyi yemişti.

Kafasını duvara yasladı, nezaretten çıkana kadar tek yaptığı bunları düşünmekti. Çıktığında ise emin olduğu tek bir şey vardı. Duyguları. Olmaması gereken kişiye olan duyguları.  

Teoman’nın ondan hoşlanmayacağından emindi. Ne bu dünyada ne da farklı bir dünyada. Belki de bu yüzden Aras’a olan takıntısı sadece canını sıkmakla kalmıyor kalbini de kırıyordu. Aras gibi değildi ya da çoğu zaman ona diklenmiyordu. Belki de diklenmediği için dikkatini dahi çekmiyordu.

Aras’a neden bu kadar taktığını sorduğunda abine bırak demişti. Abine bırak. Kutay aklına geldikçe gülüyordu. Abi ve Teo?

Kutay Teo’nun Aras’a hoş geldin partisi düzenlediğinde ondan hoşlandığından emin olmuştu. Ondan hoşlanıyordu ve bu yüzden onun dikkatini çekmek için her şeyi yapabilirdi. Onun için hoş geldin partisi yapmak dahil. Dalga geçer gibi yanına gelmiş ve kavga etmeyin demişti. Sadece kalbi kırık hissediyordu. Kalbinde koca bir boşluk vardı. Acıyordu. Tek yapabildiği sessizce köşesinde beklemek ve Teo ona ihtiyaç duyduğunda orada olmaktı.

Teoman ona Aras’ın kardeşi gibi davrandığını söylediğinde kafası sadece karışmıştı. Çünkü neden hoşlandığın birinin kardeşi gibi davranırdın ki. O günü Kutay Aras’a dik dik bakmakla geçirmişti. İşin daha ilginç yanı ise Teoman’ın ona gecenin bir yarısı nerdeyse ağlayarak gelmesi ve ona Aras’ın gerçekten kardeşi olabileceğini söylemesiydi. Kutay daha ne tür saçmalıklar olabilir dedikçe hayatında saçmalıklar artmaya başlıyordu ve artık sabrı kalmamıştı. O gün Teo’nun yatağında yatmasına izin verdi. Sessizce sarışın adamı izledi. Yavaşça saçlarını okşadı. Belinde onu sıkı sıkı tutan ellere sanki can kurtarma yeleğiymişçesine sıkı sıkı sarıldı. İlk defa Teo’nun saçlarını okşadı. İlk defa onunla yeni bir sabaha uyanmanın nasıl olacağını hayal etti. İlk defa o pembe dudaklardan sabah öpücükleri çalmanın nasıl hissettireceğini düşündü. Tabi ki daha önce Teoman’ı öpmeyi hayal etmişti. Hayal ettiği şey sadece öpmek değildi elbette ama güne Teoman ile başlamak, onun uykulu bir şekilde yatağında olması ve saçlarının darmadağınık olması… Kutay bu bir lütuf olurdu. Hayatı boyunca istediği tek rüyanın gerçekleşmesiydi. Ertesi gün sanki önceki günlerden farksız bir günmüş gibi Teo onunla dalga geçti, güldü, eğlendi ve gitti. Kutay dün gece yatağında yatan ve beline sarılarak uyuyan adamı hayal edip etmediğini düşünmeye çalıştı. Bütün her şeyi kafasında kurmuş olamazdı. Çünkü hem kalp kırıcı hem de kalbini sımsıcak yapacak bir anı hayal etmiş olması imkansızdı.

Sonraki günlerde her şey aynıydı. Teo ve Aras arasında sessiz konuşmalar devam ediyordu. Leyla bazen konuşmalarına dahil oluyor ama üçü dışında biri olaya dahil olmak istediğinde sessizleşiyorlar ve havadan sudan konuşuyormuş gibi yapıyorlardı. Kutay sessizce sinirlenmek dışında bir şey yapamıyordu. Bunu hak ettiğini düşünüyordu ama Teo’nun gözünde hak etmediğinden emindi. Konuştukları her neyse onunla paylaşacak kadar güvenmiyordu. Sadece canı acıyordu. Sessizce iç çekip kendi işine bakmaya devam etti. Onun suçunu üstlenmeye bile razı hazırdı ama üçünün bildiği bir sırra layık görülmüyor olmak…

Günler birbiri ardına yavaşça geçerken Teo ve Deniz’in yakınlaşmalarını izledi. Şebnem Hanım ve Hakan Bey zaten ayrıydı. Teo nasıl olduğunu bilmediği şekilde çoktan kabullenmişti. Başlangıçta kıza sadece nefret kusmasını izlemişti. Aynı Aras gibiydi ama daha şiddetliydi. Ne olduğunu anlayamadan zaten bir anda çıkmaya başladıklarını söylediler. Kutay sessizce kendine acımak dışında bir şey yapamadı. Ne yapabilirdi ki? Teo’nun kolundan tutup ona aşık olduğunu mu söyleyecekti? Belki sonra dudaklarından da öperdi. Kutay kendi kendine güldü. Bütün bunlar büyük bir şaka olmalıydı.

Önündeki havuzdan gözlerini gökyüzüne çevirdi. Derin bir nefes aldı ve elindeki bira şişesine sıkı sıkı sarıldı. Kafasını dağıtmak istiyordu ve bunun içinde Akkayaların evinin bahçesine oturmayı seçmişti. Şebnem Hanım onu görse ailesini kovmaya kalkardı. Bir şey yanağına değdiğinde hafifçe titredi ve geri doğru çekti kendini. Kendine alaylı bir gülüşle bakan Teo’yu gördüğünde dudaklarını büzdü. Şişeye biraz daha sarılırken bakışlarını gökyüzüne çevirdi. Bir süre sessizlik içinde durdular. Kutay sessizliğe daha fazla dayanamadığını fark ettiğinde bakışlarını Teoman’a çevirdi. Sarışın çocuk dizlerini kendine çekmiş, kafasını ise dizlerine yaslamış ona bakıyordu. Kutay’ın kalbi sürat koşusuna çıkmış bir şekilde atmaya başladı. Bir elini kalbine koydu ve boğazını temizlerken bakışlarını kaçırdı. Kim arkadaşına bu kadar güzel bakardı ki?

Sessizliğin içinde ufak bir kıkırtı yankılandığında bakışlarını sarışına çevirdi. Yüzünde somurtkan bir ifade vardı. “Komik olan ne var?”

“Sen varsın ya işte, beni güldürmek dışında bir işin mi var?”

Kutay dudağını büzerek önüne döndü. Şişeyi yavaşça aralarındaki küçük masaya koydu ve dizlerini kendine çekti. Teo’nun yaptığı gibi başını dizine koydu ve sessizce diğer adama baktı.

Teo onun bu hareketini dudaklarında hafif bir gülümseme ile izliyordu. Gözleri kısa bir süre dudaklarında oyalandıktan sonra Teo’nun gözlerine çevirdi.

Bu gözler, bu tarif edilemez güzel gözler. İstemsizce iç çekti ve gözlerini kapattı.

“Neden Deniz?”

Kelimeler ağzından çıktığı anda içten içe sövdü kendine. Neden miydi gerçekten? Aralarındaki sessizlik uzadıkça Kutay üşümeye başladığını hissetti. Gözlerini açtığında Teo’nun buz gibi bakışlarını görme fikri canını yakıyordu. Bir şekilde az önce ona sıcacık bakan Teo’nun görüntüsünü zihninde tutmaya devam etmek istiyordu.

Karşısından bir iç çekiş geldiğinde gözlerini açtı. Teo çenesini dizlerine yaslamış boş bir bakışla gökyüzüne bakıyordu.

Kutay sessizce sarışına bakmaya devam etti. İçinden bir ses soruyu tekrarlamaması gerektiğini söylüyordu. Bu sefer onu dinlemek istemiyordu. Belki de biranın getirdiği cesaret yüzündendi belki de artık böyle hissetmekten yorulmuş ve sıkılmıştı.

“Teoman,” dedi fısıldayarak. Diğerinin bakışları ona döndüğünde duraksadı. Bu bakışları kaybetmeye değer miydi? “Neden Deniz?”

“Oradaydı,” dedi Teoman kısık bir sesle. Sanki içlerinden birinin ses tonu yükselse bu anı sonsuza dek kaybedeceklermiş gibi hissediyordu.

“Oradaydım.”

Teoman kafasını salladı. “Hep oradaydın ve hep orada olacaksın.”

Söylenmemiş amalar Kutay’ın boğazında düğümlenirken sessizce akmaya hazırlanan gözyaşlarını durdurmaya çalıştı. Sessiz ve sakin nefesler almaya çalıştı. Yanında duran birasına uzandı ve şişeyi kafasına dikti. Bakışları bulanıktı, gözyaşları durmaksızın akıyordu. Yüzünü ellerine gömdü. Sessizce içini çekerek ağladı. Eğer kız olsaydı her şey daha kolay olur muydu? Eğer… Neden şimdi olamıyordu ki?

Ensesinde ve bileğinde hissettiği ellerle gözlerini açtı. Görüşü hala bulanıktı ama karşısında duran Teoman’ı seçebiliyordu. Teoman sessizce kollarını etrafına doladı. Kutay yüzünü Teoman’ın omzuna gömerken gözyaşlarının kıyafetini ıslatmasını umursamamıştı. Gülmek istedi, eğer Aras öncesi Teoman olsaydı onunla dalga geçer ve çoktan ilişkilerini bitirirdi. Bu Teoman ise başını omzuna yaslamasına ve ağlamasına izin vermişti. Aslında bir şekilde bu Teoman’ı daha çok seviyordu. Büyümüştü, farkına varamadan hepsi büyümüştü.

Ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordu ama dizlerinin sızlamasını düşündüğünde yeterince uzun zaman olmalıydı. Yavaşça başını Teoman’ın omzundan kaldırdı. Ensesindeki el tutuşunu sıkılaştırırken geri çekilmesine engel oldu.

Çok yakın, diye düşündü Kutay. Çok fazla yakın, hafifçe öne eğilse yüzleri birbirine değebilecek kadar yakın. Titrek bir nefes aldı Kutay. Burnu hafifçe Teoman’ın burnuna sürttüğünde istemsizce titredi. Teoman’ın gözleri dudaklarına kayarken fark etmeden nefesini tutmaya başladı.

“Bir kez,” fısıldadı Teoman. “Sadece bir kez, kimsenin bilmesine gerek yok.”

Kutay kalbinin bunu kaldırıp kaldıracağından emin değildi. Hiçbir şey söylemedi. Gözlerini kapattı ve sessizce bekledi. Bir kırkırtı duyduğunda huysuz bir şekilde geri çekilmeye hazırlanıyordu ama tam o anda dudaklarında hafif bir baskı hissetti. Dudaklarını yavaşça hareket ettirdi. Ensesindeki el ense saçlarını tutarken hafifçe okşuyordu. Teoman başını hafifçe geri çekmeye kalktığında Kutay ağzıyla onu kovaladı. Ayrılmak istemiyordu. Biraz daha o sıcak dudakları tadabilmek ve hissedebilmek istiyordu. Ancak kısa bir süre sonra nefes almak için geri çekilmek zorunda kaldı. Gözleri kapalı bir şekilde alnını Teo’nun alnına yasladı ve yüzüne vuran sıcak nefeslerin keyfini çıkardı.

Gözlerini açmaya korkuyordu. Eğer gözlerini açarsa Teo’nun sarhoşluğun bir getirisi olduğu için ortadan kaybolacağını düşünüyordu. Bir eli Teoman’ın omzunda diğer eli ise omzundaydı. Kıyafetinin ucunu sıkı sıkı tutuyor ve gerçek olduğundan emin olmaya çalışıyordu. Ensesindeki el hafifçe kaybolduğunda korkuyla gözlerini açtı ve diğerinin belini daha sıkı tuttu. Ancak Teoman’ın bakışları duraksamasına ve ellerini yavaşça geri çekmesine neden olmuştu.

Soğuktu, tahmin ettiğinden bile daha soğuk bakışları vardı. Az önceki sıcaklığı hayal edip etmediğini düşünmeye başladı.

“Bu asla yaşanmadı,” dedi Teoman hafifçe oturduğu yerden doğrulurken ve arkasına bakmadan yürümeye başladı. Kutay’ın tek yapabildiği onu izlemekti. Elleri dudaklarında diğer adamın gidişini izliyor ve gerçekten her şeyi hayal edip etmediğini anlamaya çalışıyordu.

Sonraki gün Leyla onu uyandırmıştı. Oturduğu yerde sızmış kalmıştı. Sessizce teşekkür edip evine gitti ve 1 hafta boyunca kimseyle konuşmadı. Dudaklarındaki hayalet nereye giderse gitsin onunla birlikte gidiyordu. Ancak bir haftanın sonunda kendi kendine kafayı yemenin yardımcı olmayacağına karar verdi ve Teoman’ı aradı. Konuşması gerekiyordu, Teoman’ın aklındaki sorulara yanıt vermesi gerekiyordu.

Teoman ne aramalarına ne de mesajlarına geri döndü. En sonunda pes edecekken aklına gelen fikir ile üstünü değiştirdi. Neticede hala daha aynı okulda okuyorlardı.

Ders bitine kadar okulun bahçesine oturmuş Teoman’ın çıkmasını bekledi. Ancak Deniz ile kol kola okuldan çıkması doğru bir karar verip vermediğini sorgulamasına neden olmuştu. Onu öptükten sonra hiçbir şey olmamış gibi yapıp Deniz’in yanında durabilir miydi? Kutay kendine alayla güldü.

Omzunda hissettiği elle istemsizce titrerken bakışlarını elin sahibine çevirdi. Leyla ve Aras yan yana durmuş ona bakıyorlardı. Birkaç kez ona ulaşmaya çalışmışlar ve başarılı olamamışlardı.

“Naber?” dedi Leyla yanına otururken. Teoman ve Deniz ise tam karşısında duruyordu. Başını salladı. “İyiyim, biraz hastaydım.”

“Senin için endişelendik. Teoman bilir diye düşünmüştük aslında ama o da bilmediğini söyledi.”

Kutay başını salladı ve bakışlarını Teoman’a çevirdi. Hiç ona ulaşmayı denememişti ki, nasıl bilsin. Yanağını kaşırken diğerlerine ufak bir bakış attı. “Aslında, bende Teoman’la önemli bir meseleyi konuşmak için gelmiştim. İki dakika kardeşini senden çalmam gerekiyor Aras.”

Aras gülerek elini salladı. “Eh, bir kardeşim diğer kardeşimi alıp beni dışlıyor. Kırılmalı mıyım?”

Kutay kardeş kelimesine yüzünü buruştururken yüzüne alaycı bir gülümseme yerleştirdi. “Merak etme, benimle ilgili özel bir mesele ve onun bilebileceğini düşünüyorum. Sonra görüşürüz millet.”

Diğerlerine söz hakkı bırakmadan elini sallayarak Teoman’a doğru yürümeye başladı. Diğer adamın kolundan tuttuğu gibi sürüklerken diğerinin alaycı kahkahasını duyuyordu.

Okulun dışına doğru yürürlerken Teoman kolunu Kutay’ın elinden çekti ve kendi başına yürüyebileceği ile ilgili bir şeyler söyle. Kutay için o kısım biraz bulanıktı. Hayatını mahvetmek ve hiçbir şey olmamış gibi davranmak arasında seçim yapmak üzereydi. Hangisini seçerse seçsin içinden bir ses hayatının içine sıçacağını söylüyordu. Sahil kenarına geldiklerinde hızla banka oturdu ve derin bir nefes aldı. “Öpüştük mü?”

“Hayır, öpüşmedik.” Teoman’ın bakışları dümdüz önünden bir an olsun ayrılmıyordu. Kutay gülmek, ağlamak ve Teoman’ın ağzını burnunu kırmak arasında gidip geliyor, inanamaz bakışlarla Teoman’a bakıyordu. “Herhalde çok fazla erkek öpüşüp öpüşmediğinizi soruyor? Dümdüz öpüşmediğimizi iddia ettiğine göre.”

Teoman sinirle ona döndü ve yakasından yapıştı. “Doğru konuş lan”

“Gerçekten öpüştük,” dedi Kutay ona gülerek bakarken. Sarışının yutkunmasını izliyor ve ürkek bakışlarının buza dönüşmesini izliyordu. Gülüşü yavaşça soldu.

Yakasındaki elini çekti ve ayağa kalktı. Gömleğini silkelerken bir an olsun ona bakmamıştı. “Başka bir şey var mıydı? Deniz beni bekliyor.”

Deniz, elbette.

Kısa süren sessizliğin ardından konuştu Kutay. “Hiç şansımız var mıydı?”

Teoman ona alaycı bir yüzle baktı. “Olmayan bir şeyin şansıda olmaz.”

Kutay sessizce Teoman’a baktı. Belki demişti içten içe, belki bir şansı vardır. Ama o kelimeleri söylerken yüzündeki o soğuk ve kendinden emin ifade yeterince anlatıyordu. Ayağa kalktı ve Teoman’ın karşısına geçti.

“O zaman sanırım vedalaşmamızın zamanı geldi Teo.” Elini uzattı ve sarışının sıkmasını bekledi. Teoman çatık kaşlarla bir eline bir yüzüne bakıyordu. Kutay ona kırık bir gülümseme sundu. “Okul değiştiriyorum. İzmir’de akrabaların yanına gidiyorum.”

“Neden-” diye sessizce sordu Teoman ama kelimelerin devamı ağzından çıkmadı. Kutay cümlesini devam etmeyeceğini fark ettiğinde omzunu silkti. “Sence neden?”

Elini indirdi ve o gece Teoman’ın yaptığı gibi bir kez olsun arkasına bakmadan dönüp gitti. Eve gittiğinde ilk işi ailesine planını anlatmak ve ikna etmekti. Zaten babasının böyle bir planı olduğunu hep biliyordu ancak hep bir şekilde gitmek istemediğini söylüyordu. Sadece bir hafta içinde herkesle vedalaştı ve sessizce çıkıp gitti. Sanki birbirlerinin hayatlarının hiç parçası değillermiş gibi, hiç tanışmamışlar ve hiçbir şeyi paylaşmamışlar gibi.

Notes:

PS: Ben bunun devamı olacak 2. bir fic yazacağım. Teoman.'ın bakış açısından olacak ama yıllar sonrada geçecek hikaye. Ancak ne zaman yazarım ve atarım gerçekten bilmiyorum. Bu hikayeyi de zaten işten zaman buldukça yazdım. O yüzden çok hızlı olmasını bekleyin istemiyorum. Ayrıca yazarları şu iki şarkıyla edit yapmaya davet ediyorum. Twitter'da paylaşırsanız ben her türlü görürüm. SADECE O EDİTİ YAPIN!!!!

Just to save me - Jake Etheridge Aras ve Teoman ama bu şarkı bir şekilde Kutay&Teoman da olabilir yazarsam. Kutay'ın Teoman'ı dolapta bulup kurtardığı ama Aras'ında orada olduğu bi fic düşünün. Evet, şu an sadece düşünüyorum bende.

I'm sorry - Bruce Maginnis & Braden Evans (tabi ki revenged Love ostu yani Teoman ve Kutay)

Series this work belongs to: