Chapter Text
Saat gece üçü çoktan geçmişti.
Teoman eve girdiğinde ilk iş Hakan'la Şebnem'in odasına yöneldi.
Saatlerdir Bodrum sokaklarında dolaşıyordu. Nereye gittiğini, ne kadar yürüdüğünü bilmiyordu. Telefonuna bakmamıştı. Kim aramış, kim mesaj atmış, umurunda değildi. Sadece yürümüştü.
Şimdi ise buradaydı. Hakan'la konuşacaktı. Bu kez sonuna kadar.
Şebnem'in odada yalnız olduğunu görünce, Hakan'ı bulmak için ikinci kata çıkıp çalışma odasının kapısını açtı. Oda boştu. Tam geri dönecekken verandadan gelen sesi duydu.
Hakan telefonda konuşuyordu.
- Tamam. Siz gerekeni yapın.
Bir süre karşı tarafı dinledi.
- Hayır. Kimsenin bizden şüphelenmesini istemiyorum. Dikkatli olun yeter.
Telefonu kapattı.
- Senin yüzünden.
Hakan arkasını döndü.
Teoman'ı görünce kaşlarını çattı. Birkaç saniye boyunca ona baktı. Gözleri saatlerdir ağlamaktan şişmişti, yüzü solgundu.
- Saatin kaç olduğunun farkında mısın?
Teoman cevap vermedi.
- Senin yüzünden öldü.
Hakan'ın yüzündeki ifade değişti.
- Ne saçmalıyorsun sen?
- Abim senin yüzünden öldü.
Kısa bir sessizlik oldu.
- Aras mı?
Teoman güldü.
Hakan kaşlarını çattı.
- Ne var?
- İnanamıyorum.
- Neye?
- Hâlâ rol yapıyorsun.
Hakan'ın yüzü sertleşti.
- Ne dediğinin farkında değilsin.
- Aras mı? - Teoman onun sesini taklit etti. - Gerçekten mi? Kimden bahsettiğimi anlamadın mı?
- Aras'a ne olmuş?
Teoman'ın gülümsemesi kayboldu. Bir anlığına gözlerinin önüne kıyı geldi. Kalabalık. Deniz'in ağlamaktan titreyen sesi. Ve Aras.
Onu sudan çıkardıklarında başı yana düşmüştü. Saçlarından hâlâ su akıyordu. Teoman uzun süre yüzüne bakmış, gözlerini açmasını beklemişti. Açmamıştı.
Görüntüyü zihninden uzaklaştırdı.
- Öldü.
Hakan sustu.
- Nasıl?
- Kes şunu.
- Neyi?
- Rol yapmayı!
Teoman'ın sesi yükseldi.
- Sen mi bilmiyorsun? Bu şehirde olan her şeyden haberin var. İnsanların nereye gittiğini, kiminle konuştuğunu bile biliyorsun. Şimdi bana bunu bilmediğini mi söyleyeceksin?
- Bilmiyordum.
Teoman başını iki yana salladı.
- Tabii.
- Nasıl olmuş?
- Yeter!
Hakan etrafa baktı.
- Sesini alçalt. Herkesi uyandıracaksın.
- Umurumda değil.
- Teoman.
- Bana Teoman deme.
Hakan birkaç saniye ona baktı.
Teoman'ın nefesi titredi.
- Ben seni dinledim.
- Ne?
- Bana 'Abinin yaşamasını istiyorsan sus' dedin.
Hakan'ın yüzü gerildi.
- Şimdi bunun sırası değil.
- Tam da sırası.
Teoman ona doğru bir adım attı.
- Her gün gözümün önündeydi. Beni arıyordu, - sesi giderek kısılıyordu. - Ben kim olduğumu biliyordum ve hiçbir şey söylemedim, - yutkundu. - Yaşasın diye.
Hakan sessizce onu izliyordu.
Teoman'ın gözleri doldu.
- Ama öldü.
Bu iki kelimeyi söylemek beklediğinden daha zordu. Başını eğdi.
- Ben sussam da... O yine öldü.
- Buradaki tek suçlu sensin.
Teoman yavaşça başını kaldırdı.
- Ne?
- Duydun beni, - Hakan'ın sesi sakindi.
- Ne demek istiyorsun?
Hakan kısa bir nefes verdi.
- Beni suçlamak daha kolay tabii.
Teoman'ın yüzü gerildi.
- Sen neden bahsediyorsun?
- Gerçekten benim yüzümden mi sustuğunu düşünüyorsun?
- Sen bana...
- Ben ne söylersem söyleyeyim, isteseydin giderdin.
Teoman'ın çenesi kasıldı.
- Kapa çeneni.
Hakan devam etti.
- Gider, karşısına çıkar, "Ben Demir'im" derdin.
- Kapa çeneni dedim.
- Ama yapmadın.
Teoman'ın elleri yumruk oldu.
- Çünkü korktun, - Hakan ona biraz daha yaklaştı. - Benden de değil, - sesi sakindi. - Aras'tan korktun.
Teoman dondu.
Hakan bunu gördü. Ve devam etti.
- Ya seni istemezse diye korktun.
- Sus.
- Gerçeği öğrenince yüzüne bile bakmazsa diye.
- Sus dedim.
- Çünkü sen de biliyordun.
Teoman'ın nefesi hızlandı.
Hakan'ın bakışında küçümseyen bir ifade belirdi.
- Aras'a senin gibi bir kardeş lazım değildi.
Teoman'ın yüzündeki bütün ifade silindi.
Hakan bir adım daha yaklaştı.
- Yıllardır kafasında başka bir Demir var. Küçükken kaybettiği kardeşi. Onu arıyor.
Teoman hiçbir şey söylemedi.
- Sence seni bulunca ne olacaktı?
- Yeter.
- Sana sarılıp eve mi götürecekti?
- Yeter dedim.
- Şu hâline bak. Kendi hatalarının faturasını başkalarına kesmeye çalışıyorsun.
Teoman gözlerini kaçırmadı ama Hakan'ın söylediği her kelime içine işliyordu.
'Eğer Demir sen olsaydın, arkama bile bakmadan çekip giderdim'
- Aras'ın aradığı kişi sen değildin.
- Kes sesini.
- Ve sen de bunu çok iyi biliyordun.
- KES SESİNİ!
Teoman onu itti.
Hakan bir adım geriye gitti.
Teoman'ın elleri titriyordu.
- Ben buraya seninle bunu konuşmaya gelmedim.
- Konuşacak bir şey yok zaten, odana git.
- Hayır, var!
Teoman gözyaşlarını sertçe sildi.
- Son günlerde iyi değildi.
Hakan sustu.
- Deniz söyledi. Kardeşinin öldüğünü öğrenmiş, - bir an durdu. Sonra Hakan'ın yüzüne baktı. - Benim öldüğümü.
Sessizlik.
Teoman bunu saatlerdir düşünüyordu. Ama şimdi ilk kez yüksek sesle söyleyince bir şey yerine oturdu. Bu işte bir gariplik vardı.
- Kim söyledi ona?
- Ben nereden bileyim?
Teoman cevap vermedi. Bakışları Hakan'ın elindeki telefona kaydı. Az önce duyduğu konuşma aklına geldi.
'Kimsenin bizden şüphelenmesini istemiyorum'
Başını kaldırdı.
- Sen yaptın.
- Neyi?
- Onu kandıran sendin.
Hakan'ın yüzü değişmedi.
- Ben Aras'a hiçbir şey söylemedim.
Teoman birkaç saniye boyunca ona baktı. Sonra yavaşça başını salladı.
- Hayır, - yüzünde acı bir gülümseme belirdi. - Tabii ki kendin söylemedin.
Hakan'ın çenesi kasıldı.
- Birilerini ayarladın.
- Saçmalıyorsun.
- Beni aramaktan vazgeçsin diye yaptın.
- Teoman...
- Sen yaptın!
Hakan ona doğru bir adım attı.
- Yeter artık.
- Sen yaptın!
- Ben kimseyi öldürmedim!
- Onu sen öldürdün!
- Kendi kendine denize atlayan birinden beni sorumlu tutamazsın!
Teoman anında sustu. Hakan'ın yüzündeki öfke de aynı anda kayboldu. Ama çok geçti.
Teoman ona baktı.
- Ne dedin?
Hakan cevap vermedi.
- Ben sana nasıl öldüğünü söylemedim.
Sessizlik.
Teoman'ın kalbi hızlandı.
- Bilmiyordun.
Hakan bakışlarını kaçırmadı.
- Az önce hiçbir şey bilmediğini söyledin.
- Teoman...
Teoman'ın yüzünde alaycı bir gülümseme belirdi.
- Artık yalan konusunda pek başarılı değilsin ha, Hakan Akkaya.
- Yeter.
- O olay gerçekten intiharmıydı? Yoksa bunda da mı senin parmağın var?!
Hakan ona tiksinerek baktı.
- Sen gerçekten aklını kaybetmişsin.
Arkasını dönmeye çalıştığı anda Teoman kolundan yakaladı.
- Haddini aşma!
- BANA CEVAP VERECEKSİN!
Hakan kolunu sertçe kurtardı.
- Kendine gel!
Teoman birkaç saniye boyunca ona baktı. Sonra sanki içinde kalan son şüphe de yok oldu.
- Sen yaptın. Ya da birine yaptırdın. Fark etmez!
- Saçmalamayı bırak.
- Baştan beri bunu planlıyordun. Gerçeği öğrenince, yakandan yapışır diye korktun! Onu bilerek ölüme ittin!
Teoman'ın gözlerinden yaşlar süzüldü.
- Seni mahvedeceğim.
Hakan kaşlarını çattı.
- Ne?
- Yaptığın herşeyin hesabını vereceksin!
Teoman üzerine yürüdü.
- O benim abimdi!
Hakan onu omuzlarından yakaladı.
- Yeter! Kendine gel artık!
Teoman ellerini üzerinden attı.
- Her şeyi anlatacağım.
Hakan'ın yüzündeki ifade değişti.
Teoman bunu gördü.
- Karına, Leyla'ya, polise. Herkese.
- Ne söylediğinin farkında değilsin.
- Gayet iyi farkındayım.
- Teoman...
- Ben Teoman değilim!
Hakan kolundan yakalayıp onu sarstı.
- Kes sesini, biri duyacak!
Teoman kolunu kurtarmaya çalıştı.
- Duysunlar! Her şeyi anlatacağım. Kim olduğumu, bana yıllardır ne yaptığınızı, abimi nasıl kandırdığınızı...
Hakan daha sıkı tuttu.
- Hiç bir şey söylemeyeceksin!
Teoman yüzüne baktı. Haftalardır ilk kez içindeki korkudan eser yoktu.
- Ne yapacaksın? - dudaklarında acı bir gülümseme belirdi. - Abimi öldürmekle mi tehdit edeceksin?
Hakan'ın yüzü gerildi.
- Öldü zaten, - sesi kırıldı. - Artık beni susturamazsın.
Adam birkaç saniye boyunca ona baktı. Sonra kolunu bıraktı.
- Odana in.
Teoman kaşlarını çattı.
- Ne?
- Duydun beni. Odana. Hemen.
Teoman bir an ona baktı. Sonra gülmeye başladı.
Hakan'ın yüzü gerildi.
- Ne gülüyorsun?
Teoman cevap vermeye çalıştı ama yapamadı. Gülüşü giderek kontrolden çıkıyordu. Elini ağzına götürdü, başını eğdi. Gözlerinden yaşlar akmaya başladı.
- İnanamıyorum...
- Kes şunu.
- Sen gerçekten... - nefes almaya çalıştı. - Gerçekten hâlâ bana emir verebileceğini sanıyorsun.
Hakan ona doğru bir adım attı.
- Kendine gel.
Teoman'ın gülüşü bir anda kesildi.
- Bence gayet kendimdeyim.
- Hiç öyle görünmüyorsun.
- Belki de delirdim, - başını hafifçe yana eğdi. Gözlerinin içi kıpkırmızıydı. - Ne dersin - Hakan'ın yüzüne baktı. - Belki beni delirttiniz.
- Saçmalama.
- Yıllarca uğraştınız sonuçta. Bir yerde işe yaraması gerekiyordu.
- Yeter.
- Yeter mi?
Teoman yine güldü.
- Daha başlamadım bile.
Hakan'ın çenesi kasıldı.
- Odana git dedim.
- Gitmiyorum.
- Beni zorlama.
- Ne yapacaksın?
Hakan sustu.
Teoman kollarını iki yana açtı.
- Hadi.
- Teoman.
- Vursana.
Hakan'ın bakışları sertleşti.
- Hadi! - Teoman'ın sesi yükseldi. - Ne bekliyorsun?
- Haddini aşma.
- Hangi haddimi? - bir anda üzerine yürüdü. - Oğlun olmadığımı öğrendiğim hâlde sana baba demeye devam etmem mi gerekiyordu? Önünde başımı eğmem mi gerekiyordu? Sen ne dersen onu yapmam mı gerekiyordu?
Hakan parmağını yüzüne doğru kaldırdı.
- Ben olmasaydım bugün nerede olurdun, haberin var mı senin?
Teoman'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
- Abimin yanında.
Hakan sustu.
- Ailemin yanında.
- Hangi ailenin?
Teoman'ın bakışları değişti.
Hakan acımasızca devam etti.
- Çoktan ölmüş anne ve babanla mı?
- Kapa çeneni.
- Yoksa seni bulduğunda bıçakladığın abin mi?
Teoman yumruklarını sıktı.
- Kapa çeneni dedim.
- Gerçeği kaldıramıyorsun.
- KES SESİNİ!
Teoman yumruğunu savurdu. Hakan son anda geri çekildi. Yumruk yüzüne tam oturmadı, çenesinin kenarına değdi. Bir an ikisi de durdu. Hakan yavaşça başını çevirdi. Teoman ağır ağır nefes alıyordu.
Sonra Hakan'ın yüzündeki ifade değişti. Tokat Teoman'ın yüzünde patladı. Ardından yakasından tuttu.
- Sen kime el kaldırıyorsun?!
Teoman'ın sırtı duvara çarptı.
- Bırak beni!
- Yıllardır senin pisliklerini temizliyorum! - Hakan onu tekrar duvara itti. - Başımıza açmadığın bela kalmadı!
- Ben mi?! - yakasını tutan elleri çekmeye çalıştı. - Ben mi sizin hayatınızı mahvettim?!
- Evet, sen! - Hakan'ın sesi artık bütün eve yayılacak kadar yüksekti. - Geldiğin günden beri!
Çocuk bir an durdu.
Hakan'ın nefesi hızlanmıştı. Yıllardır içinde tuttuğu nefret yüzüne çıkmış gibiydi.
- Sana katlandım. Yaptığın her şeye katlandım. Ailem için!
Teoman'ın dudakları titredi. Sonra güldü.
- Ailen.
Hakan onu sertçe sarstı.
- Gülme!
Ama Teoman durmadı.
- Senin ailen... - gözlerinden yaşlar akarken gülüyordu. - Senin şu mükemmel ailen.
- Kes sesini!
- Uğruna benim hayatımı mahv ettiğin ailen.
Hakan onu yeniden duvara itti.
Teoman'ın başı sertçe geriye çarptı ama bu kez acıyı umursamadı.
- Sus!
- SUSMUYORUM LAN! - diye bağırdı. - Bir daha susmayacağım! Anladın mı?! Bir daha senin için hiçbir şey yapmayacağım!
Hakan onu bırakıp geriye itti.
- Defol odana!
Teoman sendeledi. Sonra doğruldu.
- Hayır.
- Teoman...
- Benim adım Demir! — diye bağırdı. - Ve bunu herkes öğrenecek! — derin bir nefes aldı ve Hakan'ın yüzüne baktı. — Şimdi aşağı ineceğim, Şebnem'i uyandıracağım.
Hakan'ın bakışları değişti.
- Sakın.
Teoman bunu gördü ve gülümsedi.
- Sonra Leyla'yı.
- Sana sakın dedim.
- Sonra polisi arayacağım.
Teoman arkasını döndü.
Hakan kolundan yakaladı.
- Hiçbir yere gitmiyorsun.
Teoman dönüp bütün gücüyle onu itti.
- ÇEK ELİNİ ÜZERİMDEN!
Hakan geriye sendeledi.
Teoman kapıya yöneldi.
- Şebnem!
Adam bir anda arkasından yetişip ağzını kapattı.
Teoman çırpınmaya başladı.
- Kes sesini!
Teoman dirseğini geriye savurdu. Hakan'ın karnına çarptı.
Hakan küfrederek onu bıraktı.
- ŞEBNEM!
Teoman ikinci kez bağırmaya çalışırken Hakan onu yakalayıp verandaya doğru savurdu.
Teoman dengesini zor toparladı.
- Seni mahvedeceğim!
Artık ağlıyordu. Bağırıyor, nefesi kesiliyor ama duramıyordu.
- Her şeyi anlatacağım! Her şeyi! Seni hapse attıracağım! Yemin ederim, seni...
Hakan'ın yumruğu yüzüne indi. Çocuk yere düştü. Bir an hareketsiz kaldı.
Hakan ağır ağır nefes alıyordu.
- Yeter artık.
Teoman avuçlarını zemine dayadı. Sonra gülmeye başladı.
Hakan ona baktı.
Teoman dudağının kenarındaki kanı eliyle sildi. Parmaklarına baktı ve yeniden güldü.
- Bu kadar mı? - Teoman ayağa kalkmaya çalıştı. - Korkuyorsun.
Hakan'ın yüzü gerildi.
Teoman güçlükle doğruldu.
- Benden korkuyorsun.
- Ben senden mi korkacağım?
- Evet, - Teoman ona doğru sendeleyerek bir adım attı. - Çünkü artık kontrol edemiyorsun.
Hakan sustu.
Teoman yüzüne baktı ve ilk kez bundan zevk aldı.
- Ne oldu Hakan Akkaya? - bir adım daha. - Para işe yaramıyor mu?
Hakan'ın elleri yumruk oldu.
- Tehdit de işe yaramıyor.
- Kes sesini.
- Dövüyorsun, - omuz silkti. - O da işe yaramıyor.
- Sus.
Teoman gülümsedi.
- Ne yapacaksın şimdi? - Hakan'ın gözlerinin içine baktı. - Beni öldürecek misin?
Sessizlik.
Teoman'ın gülümsemesi yavaşça kayboldu.
- Hadi.
Hakan kıpırdamadı.
- Öldür.
- Ne söylediğinin farkında değilsin.
- ÖLDÜR!
Teoman bütün gücüyle onu itti.
- Zaten başka ne yapabiliyorsun?!
Hakan'ın yüzündeki son kontrol de kayboldu.
Teoman bunu gördü. Ama geri çekilmedi, tam tersine yaklaştı.
- Hadi!
Hakan bir anda boğazından yakaladı. Teoman'ın sesi kesildi. İlk anda şaşırdı. Sonra Hakan'ın parmakları sıkıldı. Teoman iki eliyle bileğini yakaladı.
- Bı...
Hakan onu verandanın duvarına bastırdı. Teoman'ın başı arkaya çarptı.
- Yıllardır hayatımı zehirledin.
Teoman'ın gözleri büyüdü.
Hakan'ın yüzünde artık öfkeden başka hiçbir şey yoktu.
- Sana bir hayat verdim.
Parmakları biraz daha sıkıldı.
Teoman nefes almaya çalıştı. Olmadı.
- Bir aile verdim.
Teoman Hakan'ın kolunu tırmaladı.
- Bir isim verdim, - Hakan dişlerini sıktı. - Ama hiçbir şey yetmedi sana.
Teoman'ın yüzü kızarmaya başlamıştı. Ayakları zeminde kaydı.
Hakan onu bırakmadı.
- Her şeyi mahvettin.
Teoman artık onu duymakta zorlanıyordu. Kulaklarında uğultu vardı. Göğsü refleksle nefes almaya çalışıyor ama hava gelmiyordu. Hakan'ın bileğini tutan parmakları yavaşça güçsüzleşmeye başladı. Ve ancak o zaman anladı. Bu kez durmayacaktı. Hakan gerçekten onu öldürüyordu.
Teoman'ın gözlerinden yaşlar süzüldü. Garip olan, korkmuyordu. Belki de gerçekten kaybedecek hiçbir şeyi kalmadığı içindi. Belki de birkaç saat önce kıyıda bıraktığı son şey korkusuydu. Gözlerinin önündeki görüntü kararmaya başladı.
Sonra Aras'ı gördü. Denizdeki hâli değildi. Yaşıyordu. Sınıfta sırasında oturuyordu. Bir şey söylüyordu. Teoman sesini duyamadı.
Hakan'ın parmakları hâlâ boğazındaydı. Ama artık onları da neredeyse hissetmiyordu.
"Ne kadar aptaldım..."
Aras yanı başındaydı. Sadece birkaç kelime söylemesi gerekiyordu. Belki her şey farklı olurdu. Belki olmazdı. Artık bunu asla öğrenemeyecekti.
Teoman'ın eli Hakan'ın kolundan düştü. Gözleri yarı kapandı.
"Keşke..."
"Tek bir şans"
"Sadece bir tane daha"
"Aras'ı yeniden görebilseydim"
"Her şeyi en başından yaşayabilseydim"
"Bu kez korkmazdım, susmazdım, ona zarar vermezdim"
"Her şeyi değiştirirdim"
Hakan'ın yüzü karanlığın içinde kayboldu. Son düşündüğü şey abisiydi. Sonra hiçbir şey kalmadı.
